Süreli kefalette kefil, sürenin sonunda borcundan kurtulur. IV. Süreli olmayan kefalette
Temel Hukuk Kavramları ve Normlar
Temel Hukuk Kavramları ve Normlar konusunda nasıl sorular çıkıyor?
Bu konuya hazırlanırken İSGKOÇ'ta çözebileceğin soru sayısı: 66 — zorluk dağılımı kolay 19, orta 28, zor 19.
Sorular en çok şu kalıplarla kuruluyor: Genel Bilgi (8), Olumsuz Kalıp (1), Sayısal Limit (1).
Bu konudaki seviyemi ölç11/6/2022 7456 Geçici
Sosyal hayatın düzen içerisinde akıp gidebilmesi için kurallara ihtiyacı vardır. Kural dediğimizde, düzen dediğimizde ilk akla gelen hukuk kurallarıdır. Ancak sosyal hayatta düzen sağlayan başka kurallar da mevcuttur. Bu kurallar:
Sosyal hayat içerisinde insanların başkalarına ya da kendilerine karşı nasıl davranılması gerektiğini düzenleyen kurallardır. Objektif ve subjektif olarak ikiye ayrılır.
Olaylar karşısında toplumun çoğunluğunun yöneldiği ortak davranışlardır. Görgü kurallarının diğer adı adabımuaşeret kurallarıdır.
Allah tarafından peygamberler ve kitaplar aracılığıyla gönderilen kurallardır. Uhrevi ve dünyevi olarak ikiye ayrılır.
Gelenek göreneklerdir. Devamlı ve tekrarlanan kurallar örf-âdet kuralı hâline gelmiştir.
Toplum düzenini sağlayan, devlet gücüyle desteklenen kurallardır. Diğer kurallardan farkı yaptırımının maddi olmasıdır.
Toplumsal hayatta kişilerin diğer kişilerle, kişilerin bireylerle olan ilişkilerini düzenleyen maddi yaptırımlı kurallar bütünüdür.
Kişilerin haklarını korumak ve güvence altına almak
Toplumsal düzeni korumak
Toplumda barışı sağlamak
Toplumdaki yeni değişikliklere cevap vermek
Yoksul duruma düşecek olan alt soy, üst soy ve eşe yapılan yardım.
Sosyal hayatı düzenleyen kurallara uyulmadığında karşılaşılan tepkidir.
Sosyal hayatı düzenleyen kurallara uyulmadığında karşılaşılan tepki aşağıdakilerden hangisidir?
Maddi yaptırım, hukuk kurallarına uyulmadığında karşılaşılan tepkilerdir. Maddi yaptırımda devlet otoritesi vardır. Bu yüzden daha caydırıcı ve etkilidir. Maddi yaptırım türleri şunlardır:
Suçun yaptırımıdır. Suç varsa ceza vardır. Suçun türüne göre uygulanacak cezalar da farklılık gösterir.
Hukuka aykırı idari işlemlerin yetkili makamlarca kaldırılmasıdır.
Şekil veya hukuka aykırı işlemler geçersiz sayılır.
📌 Yokluk: Kurucu unsur eksik
⚖️ Mutlak Butlan: Emredici kurala aykırı
⚖️ Nisbi Butlan: İrade sakatlığı
🔹 Tek Taraflı Bağlamazlık: Tamamlayıcı unsur eksik
Borç ödenmediğinde devlet zoruyla tahsil / yerine getirme.
👶 Çocuğun polis zoruyla alınması
🪖 Asker kaçağının alınması
🏠 Yıkım kararı sonrası boşaltma
Haksız fiil sonrası zararın giderilmesi.
Manevi Yaptırım ile Karşılaştırma
Aynı eylem farklı kurallara göre değerlendirilebilir.
Bir işlemin hukukun aradığı emredici unsurlara uygun olmaması, ahlak ve kamu düzenine aykırı olması o işlemi butlana tabi kılar. Butlan, mutlak ve nisbi olmak üzere ikiye ayrılır.
Hukukun aradığı şekil şartına ya da hukukun kendisine aykırı işlemler geçersiz sayılır. Yokluk, butlan ve tek taraflı bağlamazlık olarak üçe ayrılır.
Hukukun bir işlem için öngördüğü ana kurucu unsurlara uyulmadan, şekil şartı dikkate alınmadan gerçekleşen işlemler yokluk hâlindedir.
Emredici hususlara aykırılık vardır.
İlgili olan herkes dava açabilir.
İrade sakatlığı (hata, hile, ikrah – tehdit) ile yapılan işlemdir.
Gerekli kurucu unsurların bulunmasına rağmen hukuki sonucun doğması için tamamlayıcı bir unsur sonradan gerçekleşmelidir. Aksi hâlde işlem tek taraflı bağlamaz.
Gazetede hakkında çıkan asılsız haber ile satışları düşen ve itibarı zedelenen bir firma, gazeteye hem maddi hem de manevi tazminat davası açabilir.
Hukuk kurallarına aykırı olarak yapılan idari işlemlerin yetkili mahkemelerce ortadan kaldırılmasına iptal denir. İptal davası, idare mahkemesinde açılır ve idari yargı yoluna tabidir.
İdarenin işlemlerine karşı açılan davalar iptal davası ve tam yargı davası olmak üzere ikiye ayrılır.
Hukuk kuralları, emredici (bağlayıcı) ve yedek (tamamlayıcı/yorumlayıcı) olmak üzere iki ana gruba ayrılır. Emredici kurallar değiştirilemezken, yedek kurallar tarafların aksini kararlaştırabileceği kurallardır.
İdari işlemin hukuka aykırılığı nedeniyle iptali için açılan davadır. Görevli mahkeme: İdare Mahkemesi. Yargı yolu: İdari yargı.
İdari işlem veya eylem nedeniyle zarar gören kişinin, uğradığı maddi ve manevi zararın tazmini için açtığı davadır.
Tarafların aksini kararlaştıramayacağı, değiştirilemez kurallardır. Kamu düzeni, genel ahlak ve zayıfları koruma amacıyla konulurlar.
Tarafların sözleşmede belirtmediği veya öngöremediği hususları tamamlayan kurallardır. Aksine hüküm konulabilir.
Tarafların iradelerini yorumlamaya yardımcı olan kurallardır. Sözleşmede açıkça düzenlenmemiş konularda yol gösterir.
Tarafların sözleşmede belirtmediği, söylemediği veya kararlaştırmadığı hususları tamamlayan kurallardır. Eksik bir ifadeyi doldurur.
Eksik bir hüküm yoktur; ancak belirtilen husus yeterince açık değildir. Tarafların iradesini yorumlamaya ihtiyaç duyulur.
Bir kavramın ne olduğunu açıklayan kurallardır. Genellikle “-dır, -dir” ekleriyle biter ve “Nedir?” sorusuna anlamlı cevap verir.
“Evlilik, resmî evlendirme memuru önünde yapılmalıdır.” cümlesi tanımlayıcı değil, emredicidir. Çünkü “yapılmalıdır” bir zorunluluk bildirir, “nedir?” sorusuna cevap vermez.
📜 Mevzu Hukuk: Yürürlükte, yazılı (Yetkili makamlarca konulur). Örn: 1982 Anayasası
📜 Pozitif Hukuk: Yürürlükte, yazılı + yazısız. Örn: 1982 Anayasası
✨ İdeal Hukuk: Olması gereken (Doğal/Tabii hukuk). Örn: Sakız yasağı (olması istenen)
⏳ Tarih Hukuk: Geçmişte yürürlükte olan. Örn: 1961 Anayasası
📌 Özet Tablo: Mevzu = Yazılı kaynak | Pozitif = Yazılı + Yazısız kaynak | İdeal = Olması gereken | Tarih = Geçmişte yürürlükte olan
Hukuk kaynakları; Yazılı Kaynaklar, Yazısız Kaynaklar ve Yardımcı Kaynaklar olmak üzere üçe ayrılır. Ayrıca Normlar Hiyerarşisi ve Boşluk Türleri de hukukun uygulanmasında temel kavramlardır.
Hukukun temel yazılı metinleridir. Başlıca yazılı kaynaklar şunlardır:
Uluslararası Ant. (Antlaşmalar)
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi
Doktrin (Bilimsel görüş)
Örf ve âdetin hukuka konu olabilmesi için üç unsur taşıması gerekir:
Maddi unsur: Devamlılık, tekrarlanma
Manevi unsur: Genel inanış
Hukuki unsur: Maddi yaptırım
İçtihad Birleştirme Kararı: Mahkemelerin aynı konu için verdiği farklı kararların yüksek mahkeme tarafından tek bir kararda birleştirilmesidir. Bu kararlar bağlayıcıdır.
Normlar Hiyerarşisi (NORMALİYERARŞİSİ):
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi
1) Hukuk Boşluğu: Yazılı ve yazısız kaynakta (pozitif hukukta) somut olaya uygulanacak bir hüküm bulunmaması durumunda hâkimin hukuk yaratarak doldurduğu boşluktur.
2) Kanun Boşluğu: Sadece yazılı kaynakta somut olaya uygulanacak hüküm bulunmamasıdır.
Önemli Uyarı: Örf ve âdetin hukuka konu olan ceza hukukunda hâkimleri yazılı kaynaklar bağlar.
Kanun boşlukları Kural İçi, Açık (Gerçek) ve Örtülü (Gerçek olmayan) boşluk olarak ayrılır. Hukuk dalları ise Kamu Hukuku, Karma Hukuk ve Özel Hukuk olarak sınıflandırılır.
Kanun koyucu tarafından bilerek, isteyerek bırakılan boşluk türüdür. Hâkim takdir yetkisini kullanır.
Bu boşluğun nedenleri:
Kanun koyucunun imhalıdır (ihmalkâr) tutumu
Sonradan yapılan değişiklikler
Gerçek boşluk (Açıktı Boşluk): Kanunda somut olaya uygulanacak hiçbir hüküm yoktur.
Gerçek olmayan boşluk (Örtülü Boşluk): Kanunda hukuki olaylara ilişkin uygulanacak hüküm bulunmasına rağmen, bu hükmün yetersiz ya da adaletsiz bir durum yaratacağı düşünülüyorsa oluşan boşluktur.
Yargılama Hukuku (Usul)
Devletler Genel Hukuku (Umumi)
Fikrî ve Sanat Eserleri Hukuku
8) Ticari İşletme Hukuku
9) Deniz Ticaret Hukuku
11) Kıymetli Evraklar Hukuku
13) Devletler Özel Hukuku
14) Yabancılar Hukuku
15) Uyrukluk / Vatanlaşık
16) Kanunlar İhtifali
Kamu hukukunun önemli alt dalları Vergi Hukuku ve Ceza Hukuku'dur. Aşağıda bu iki dalın temel kavramları, ilkeleri ve suçun unsurları detaylı olarak açıklanmıştır.
Vergi: Devletin gerçek ya da tüzel kişilerden zorla ve karşılıksız aldığı ekonomik değerdir.
Konulara Göre Vergi Türleri:
Gelir Üzerinden Alınan Vergiler Gelir Vergisi Kurumlar Vergisi
Harcamalar Üzerinden Alınan Vergiler KDV ÖTV Banka ve Sigorta
Servet Üzerinden Alınan Vergiler Emlak Vergisi Veraset ve İntikal Vergisi Motorlu Taşıtlar Vergisi
Veraset ve İntikal Vergisi
Motorlu Taşıtlar Vergisi
Genellik İlkesi: Herkesden vergi alınması
Adalet İlkesi: Herkesin mali gücüne göre vergi ödemesi
Kanunlilik İlkesi: Vergilerin kanunla konulup kaldırılması
Devletin Elde Ettiği Diğer Gelirler:
Resim: İzin karşılığı
Harç: Kamu hizmeti karşılığı
Şerefiye: İmar, iskân, bayındırlık karşılığı
Fiil: İşlenen suç, suçun konusu, eylem
Müdür: Fiilden zarar gören
İhtiyaç bağı (nedenle ilgili): Neden-sonuç ilişkisi
Kanunlilik: Suç ve cezalar ancak kanun ile konulabilir. Yürütmenin düzenleyici işlemleri ile ceza konulamaz.
İhmal: Yaptırması gereken bir şeyin yaptırmaması ya da yaptırmaması gereken bir şeyin yaptırması
Suçun manevi unsuru Kast ve Taksir ile açıklanır. Ayrıca suç ve cezaya ilişkin Anayasal ilkeler, İdare Hukuku, Anayasa Hukuku ve İnsan Hukuku (İcra/İflas) bu bölümde ele alınmıştır.
Kast: Bilerek, isteyerek suç işlemek
Taksil: Bilmeden, istemeden suç işlemek
Suç ve Cezaya İlişkin Anayasal İlkeler:
Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.
Kimseye suçu işlediği zaman ve kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanuna konur.
Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılmaz.
Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.
Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.
Ceza sorumluluğu şahsidir.
Hiç kimse sadece sözleşmeden doğan yükümlülüğü yerine getirmemesinden dolayı özgürlükten alıkonulamaz.
Ölüm cezası ve genel müsadere cezası verilemez.
3) İdare Hukuku Kamu kurum ve kuruluşları ile bu kuruluşların birbirleriyle ve bireylerle olan ilişkilerini içeren kamu hukuku dalıdır.
4) Anayasa Hukuku Devletin şeklini, yapısını, organlarını ve kişilerin temel hak ve hürriyetlerini düzenleyen hukuk dalıdır. Anayasa hukukunun kaynağı 1982 yılında yürürlüğe giren T.C. Anayasası'dır.
Mahkeme kararlarının devlet zoruyla yerine getirilmesini sağlayan ve bu konudaki kuralları ile borçlanan, zamanında ve rızaları ile yerine getirmeyen borçlulara karşı alacakların, devlet kuvvetinin yardımıyla alacaklıların elde etmesini düzenleyen hukuk dalıdır.
İcra hukuku zor kullanma yetkisini sadece devlete tanımıştır.
Kişilerin iflasları ise iflas hukukunda düzenlenmiştir.
İflas eden kişiye müflis, iflasa konu olan mallara ise iflas masası denir.
Bu bölümde Yargılama Hukuku (Usul), Devletler Genel Hukuku ve Özel Hukuk alt dallarından Medeni Hukuk ile Kişiler Hukuku detaylı olarak ele alınmıştır.
Mahkemelerin yargı görevini yerine getirirken uyguladıkları yol ve yöntemlerle ilgili hukuk kuralları yargılama hukuku içinde yer alır.
Yargılama hukuku, ceza yargılama hukuku, medeni yargılama hukuku ve idari yargılama hukuku gibi alt bölümlere ayrılır.
Ceza yargılama hukuku, ceza davalarında uygulanır.
Medeni yargılama hukuku, hukuk davalarında uygulanır.
İdari yargılama hukuku, idari davalarda uygulanır.
Devletler ve devlet ile o devletin vatandaşı olmayan kişilerin konularını içeren kamu hukuku alt alanıdır.
Uluslararası hukukun kaynakları:
Uluslararası antlaşmalar
Uluslararası geleneksel kurallar
Hukukun genel ilkeleri
Özel hukukun en geniş kapsamlı alt dalıdır.
Kişinin doğumundan ölümüne kadar geçen özel hukuk ilişkisinden doğan bütün konuları düzenler.
Medeni hukukun bölümleri:
Medeni hukukun bölümleri dörde ayrılır: kişiler hukuku, aile hukuku, miras hukuku, eşya hukuku
Kişiler hukukunun konuları: kişi, kişi türleri, kişiliğin başlangıcı ve sona ermesi, kişi ehliyetleri, kişi hakları, hekimlik kişiler hukukunun konusuna girer.
Gerçek kişiliğin Başlangıç Anı: Sağ ve tam doğumdur.
Sağ doğum ile bebeğin nefes alması ifade edilir.
Tam doğum ile bebeğin anne karnından ayrılması ifade edilir.
Tam doğum ile kastedilen bebeğin vücut bütünlüğü değildir.
Hak ve borçlara sahip olabilme ehliyetidir.
Hak ehliyeti, sağ ve tam doğmak koşulu ile bebeğin anne rahminden ayrıldığı andır.
Hak ehliyeti pasif bir ehliyettir. Herkes sahiptir.
Hak ve borçları kullanabilme ehliyetidir.
Fiil ehliyeti aktif bir ehliyettir. Herkes sahip değildir.
1) Ayırt Etme Gücüne Sahip Olmak
Makul hareket edebilme yeteneğidir. İyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırt edebilme yeteneğidir.
Ayırt etme gücünün varlığını engelleyen hâller:
Erginlik, yaşın gerektirdiği sorumlu davranışlarda bulunmaktır.
a) Normal erginlik 18 yaşını doldurulması ile kazanılır.
Evlenme yoluyla erginlik: 17 yaşını doldurulması (ailenin izni ile)
Kendi isteğiyle erginlik: 16 yaşını doldurulması (mahkemenin izni ile)
c) Mahkeme kararıyla erginlik 15 yaşını dolduran bir çocuğun, kendi isteği, çocuğun menfaati, ailenin rızası, mahkemenin onayı ile mümkündür.
Mahkeme kararıyla ergin kılınan kişi evlenemez.
Mahkeme kararı ile erginlik yaş büyütme değildir.
Akıl zayıflığı yaşamak
Kıtlı yaşam tarzı sergilemek
Sarhoşluğa tutum izlemek
Alkol ya da madde bağımlısı olmak
Bir yıl veya üzeri hapis cezası almış olmak
Fiil ehliyeti türleri dört tanedir: Tam Ehliyetliler, Sınırlı Ehliyetsizler, Tam Ehliyetsizler ve Sınırlı Ehliyetliler. Aşağıda her bir tür, tanımı ve ayırt edici özellikleriyle birlikte verilmiştir.
Kıyının rızası ile kısıtlılık, yaşlılık, sakatlık, deneyimsizlik, ağır hastalıktır.
Ayırt etme gücüne sahip
Kısıtlı olmayan kişilerdir.
Fiil ehliyetleri vardır.
Hukuki işlem yapar ve sorumlulukları taşır.
Ayırt etme gücüne sahip
Ergin olmayan veya ergin ama haklarında kısıtlılık kararı bulunan kişilerdir.
Yasal temsilcisinin izni olsa bile aşağıdaki eylemleri yapamazlar:
Ayırt etme gücü bulunmayan kişilerdir.
Fiil ehliyetleri yoktur.
Ayırt etme gücüne sahip
Kendisine yasal danışman atanmış kişilerdir.
Not: Verilen metinde yukarıdaki dört ehliyet türü (Tam Ehliyetliler, Sınırlı Ehliyetsizler, Tam Ehliyetsizler, Sınırlı Ehliyetliler) defalarca tekrarlanmıştır. Yukarıda her bir tür tek bir kere açıklanmış, tüm özgün ifadeler ve uyarılar (vakıf, bağış, kefil yasağı gibi) aynen korunmuştur.
Gaiplik, kişinin ölüm tehlikesi içinde kaybolması veya uzun süre kendisinden haber alınamaması durumunda, mahkeme kararıyla kişiliğinin sona erdirilmesidir. Aşağıda gaipliğin türleri, şartları, hüküm ve sonuçları ile kişiler arası hak ve iyi niyet kavramları açıklanmıştır.
Hukukta iki şekilde kaybolma vardır.
1) Ölümüne daha güde bakılacak bir tehlike ilgisine kaybolma:
Miras: 5 yıl (teminatlı)
2) Kişinin kendisinden uzun zamandır haber alınmaması
Miras: 1,5 yıl (teminatlı)
Uzun zamandır haber alınmaması
Galpık Kararının Hüküm ve Sonuçları
Galpık kararı, o kişinin ölmüş olduğuna ilişkin karine oluşturur.
Galpık kararı, verildiği tarihten itibaren değil, geriye dönük olarak güvenli olmasına olası gözle bakılacak bir durumda kaybolduğu veya ondan en son haber alındığı tarihten itibaren hükümlerini doğurur.
Galpıkte evlilik kendiliğinden sona ermez, güvenli eşi evliliğin düşmesi için ayrıca dava açmalıdır.
Galbin mirası teminat karşılığında mirasçılara teslim edilir.
Hukuk düzeni tarafından kişilere sağlanmış menfaatlerdir.
Hakkın kazanılmasında: İyi niyet (Subjektif iyi niyet)
Hakkın kullanılmasında: Dürüstlük Kuralları (Objektif iyi niyet)
Denizden tutulan balık
Copte bulunan sahipiz elbise
Satış ☐ Satın alınan ev
Hukuki Olay: Hukuk düzeni tarafından kendisine sonuç bağlanan olaylar.
Özet: İntihar teşebbüsü
Hukuki fiilde irade aranır. Kendi irademiz ile yaptığımız eylemler bize hak kazandırır ya da kaybettirir.
Özet: Satım sözleşmesi
Hukuki işlemde birden fazla irade vardır. Hukuki işlem olması için karşılıklı irade açıklaması dışında, hukuki bir sonuç da doğurması gerekir.
Özet: İrade olup olmamasına bakılmaksızın ☐ Hukuki olay (İrade aranmaz.)
Özet: İnsan iradesinin ürünü eylemler ☐ Hukuki fiil (İrade aranır.)
Özet: Birden fazla kişinin irade açıklaması ☐ Hukuki işlem (Birden fazla irade)
Haktan, özel haklar ve kamu haktan olmak üzere ikiye ayrılır. Özel haktan dört bölümde incelenebilir:
1) Niteliklerine Göre Özel Haktan
Mutlak haktan: Herkese karşı ileri sürülebilen haktan dır.
Mülkiyet haktan: Velayet, vesayet haktan...
2) İnsan Hakları: Belli kişilere karşı ileri sürülebilen haktan dır. Önceden kişilere karşı ileri sürülemez.
Alacaklı hakkı, nefaka hakkı
Özel haklar; konularına, devredilebilirliklerine ve hukuki etkilerine göre sınıflandırılır. Ayrıca haklar, kişinin kendi eliyle veya devlet eliyle korunur.
Parayla ölçülebilen bütün haklardır.
Kılıflı insan, resmi, maddi ve manevi vazıf bütünlüğü üzerindeki haklarıdır.
Devredilebilen haklar:
Hukuki bir sözleşme ya da miras yolu ile değiştirebilen haklardır.
Devredilemeyen haklar:
Hukuki bir sözleşme ya da miras yolu ile değiştirmesi mümkün olmayan haklardır.
Yenilik doğurucu haklar (İnşal hakları): Kullanılması ile yeni bir hukuksal ilişki yaratan (kurucu yönelik doğurucu), mevcut bir durumun değiştirilen (değiştirici yönelik doğurucu) ve mevcut bir durumu ortadan kaldıran (bozucu yönelik doğurucu) haklardır.
a) Meşru maddalara (Haklı savunma): Kişinin kendisi ya da yakınlaşmanın onayı veya malum tehlikeden korumak için giriştiği maddafadır. Meşru maddalarda saldırının ya da tehlikenin devam ediyor olması gerekir.
b) Zaruret hâlî (zetrar hâlî): Bir kimsenin kendisinin ya da yakınlaşmanın onayı ya da malum tehlikeden korumak için olayla ilgisi olmayan açıdan kişinin malına zarar vermesi
c) Kurvet kullanma: Bir hakkı elde etmek için veya o hakkı saldırına karşı korumak için hak sahibinin kullandığı güçtür.
Hakların devlet eliyle korunması (talep ve dava), tüzel kişilik (kamu/özel), tüzel kişiliğin başlangıç ve sona erme şekilleri ile kişiler arası hısımlık (kan ve soy bağı) bu bölümde açıklanmıştır.
a) Talep hakkı: Hakların idareden talep edilmesi
b) Dava hakkı: Talep hakkının mahkeme önünde kullanılmasıdır.
Kamu Hukukunda Tüzel Kişi
Kişi Toplulukları: İl Özel İdaresi, Belediye, Köy
Mal Toplulukları: TRT, Üniversite, YÖK
Özel Hukukta Tüzel Kişi
Kişi Toplulukları: Dernek, Şirket, Sendika
Mal Toplulukları: Vakıf
Bildirim sistemi: Kurucuların iradelerini açıkladıkları an.
İzin alanları: Devletin ilgili tüzel kişilik için izin alınmasıdır.
Tescil: Tüzel kişiliğin doğabilmesi için resmî sicil tescil andır.
Amaçın gerçekleştirmiş olma,
Olağan genel kurul toplantısını üst üste iki kez yapmaması,
Yönetim kuruluna oluşturmaması,
Aciz hile düşmesi (borçları ödeyemeyecek hile gelmesi, kendiliğinden sona erme.)
Tüzel kişinin kurucularının ya da mahkeme tarafından ortadan kaldırılmasıdır.
Hukuka, ahlaka ve adaba aykırı hareket etmek mahkeme kararıyla fesih sebebidir.
Gerçek kişiler arasında kan bağı ya da sözleşmeden doğan yakınlık ilişkisidir.
Üstsoy kan hısımlığı: Bizi doğrudan, anne, babayı, büyük anne, büyük baba...
Altsoy kan hısımlığı: Bizden arayenler. Çocuklar, torunlar...
Yan sohşamlığı: Bir diğerinden gelmeyip ortak kökten gelenler arasındaki hususluk. Kardeş, teyze, amca, yeğen...
Aile hukuku, medeni hukukun aileye ilişkin konuları düzenleyen alt dalıdır. Nişanlanma, evlenme, boşanma, velayet, soybağı, mal rejimleri ve hısımlık gibi konular bu kapsamda yer alır.
Nişanlarına, evlilik, başvurma, velayet, soybağı aile hukukunun konulandırır.
Aileye ilişkin konularla ilgilenen, medeni hukukun kapsamı içinde yer alan bir hukuk dalıdır.
Aile hukukunun başlıca konuları:
Evlenmenin koşulları ve hükümleri
Başlanmanın koşulları ve sonuçları
D seçeneği soybağı, aile hukukunun konusuna gitmektedir. Hısımlık, kişiler hukukunun konusuna girerken soybağı, aile hukuku'nun konusuna girer.
Nişanlarına: Evlenme vaadiyle olur. Nişanlarına, yasal temsilcilerinin nişanlılık rızası olmadıkça kaçığa veya kısıtlıya bağlanmaz.
Evlenme: Tarafından evlilik birliği oluşturmak için yaptıkları hukuki işlemdir.
Evlenme Ehliyetinin Koşulları
Olağan evlenme yaşı: 17 yaşının doldurulması (Ailenin izni ile mümkündür.)
Hısımlıkta derece bulunurken gerçekleşen doğumlar sayılır. Her doğum bir derecedir. Yukarıdaki örnekte hala verilmiştir. Ayge halsı ile aynı ortak kökten gelmez. Hala varsa baba vardır. Babadan Ayge ve uluşsız. Haledan da Esra'ya ulaşır. 4 doğum gerçekleşmiştir. Aynı ortak kökten gelenler birbirine yan soydur (kardeşimiz ve kardeş çocukları, amca hala, dayı, teyze). Soru kökünde (veylikten bahsetmediği için tam kan olacaktır.
Kısa Yol: 1. derece: Anne, baba, çocuk
2. derece: Büyük anne, büyük baba, kardeş, tonun
3. derece: Amca, hala, dayı, teyze, yedan
Özel hukukun önemli alt dallarından Miras Hukuku, Eşya Hukuku ve Borçlar Hukuku bu bölümde ele alınmıştır. Ayrıca borç ilişkisinin unsurları ve temel ilkeler açıklanmıştır.
Oluşturduğu evlenme yapı: 16 yaşının doldurulması (Mahkeme izni ile mümkündür.)
Sağır ve dilsizlerde bu yaşlara +3 eklenir.
Bir kişinin ölmesi durumunda para ile oluşabilecek hak ve borçların, malvarlığının kimlere ne oranda ne şekilde geçeceğini düzenleyen hukuk dalıdır.
Muris: Ölen, miras bırakan kişi
Tereke: Mirasa konu olan hak ve borçlar
Mirasçı: Terekeyi kabul eden kişi
Yasal Mirasçılar: Kan hısımlığı, eş, evlatlık, devlet
Taşınır ve taşınmaz mallar konu olan medeni hukuk alt dalıdır.
Kişiler arasındaki borç ilişkisini düzenleyen özel hukuk alt dalıdır.
Öğrenci kişi aleyhine borç kurulamaması
Sözleşmelerde hava (karşılık)
Borçların yerleşim yerinde ifa
Borçlu – Alacaklı = Edim
Borçlu: Alacaklı tarafına edimi yerine getirmek zorunda olan taraf
Alacaklı: Borçlu tarafına edimin yerine getirilmesini isteme hakkına sahip olan taraf
Edim: Borca konu olan unsur/davranış
Bir şeyi vermek, yapmak ya da yapmamak şeklinde ortaya çıkar.
Edim konusu ahlaka, adaba, hukuka aykırı olamaz.
Borçlar; hukuki işlem, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme olmak üzere üç kaynaktan doğar. Ayrıca irade ile irade açıklaması arasındaki uygunsuzluklar (muvazaa, irade bozukluğu) ve borç ilişkisinde ispat yükü (inkâr, itiraz, def'i) bu bölümde ele alınmıştır.
Borcun Kaynakları Hukuki İşlem √ Haksız Fiil √ Sebepsiz Zenginleşme
Hukuki bir sonuç doğurmak üzere tarafların karşılıklı yaptıkları irade açıklamasına sözleşme denir.
İcap: Teklif: İrade açıklamalarından önce yapılan icap denir.
Süreli İcap: İcap belli bir süre ile sınırlıysa buna süreli icap denir.
Süresiz İcap: Teklif belli bir süre ile sınırlanmamışsa buna süresiz icap denir.
Kabul: İcaba verilen olumlu yanıtlardır.
Hukuka aykırı fiil – Haksız fiil – Zarar – Tazminat
Bir kimsenin mal varlığında haklı bir sebep olmadan diğer tarafın mal varlığı aleyhine çoğalmasıdır. Sebepsiz zenginleşmede taraflardan biri haklı bir sebep olmadan zenginleşirken diğer taraf aynı oranda fakirleşir. Sebepsiz zenginleşmede borç iadedir.
a) Muvazaa (Gizli İşlem): İrade ile irade açıklaması arasında bilerek isteyerek yapılan uygunsuzluklardır.
Mutlak muvazaa: Satış Nisbi muvazaa: Bağışlama
b) İrade Bozukluğu: Bir kimsenin iradesi ile irade açıklaması arasında bilinmeden, istemeden oluşan uygunsuzluk.
İkrah (Tehdit, korkutma)
Gabin (Bir kimsenin cahilliğinden, tecrübesizliğinden yararlanma)
Borç ilişkisinde İspat Yükü
İnkâr: Borçlu tarafın borcun doğmadığını ileri sürmesi.
İtiraz: Borcun kabul edilmekle beraber sonuçların farklı olduğunun ileri sürülmesi.
Defi: Borcun ve sonuçlarının kabul edilip mevcut bir nedenden dolayı ödemekten kaçınma.
Borçlar; ifa, tecdit, ibra, takas, birleşme ve kusursuz imkânsızlık gibi nedenlerle sona erer. Aşağıda her bir sona erme nedeni, tanımı ve örnekleriyle birlikte açıklanmıştır.
İfa: Borcun yerine getirilmesidir.
Tecdit (Yenileme): Yeni bir borçla mevcut bir borcun sona erdirilmesi.
İbra: Alacaklının alacağından vazgeçmesi, borçlunun da bunu kabul etmesidir.
Takas: İki kişi, karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş diğer edimleri birbirine borçlu oldukları takdirde, her iki borç muaccel (vadesi gelmiş) ise her biri alacağını borcuyla takas edebilir.
Birleşme: Alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide birleşmesiyle borç sona erer. Ancak, üçüncü kişilerin alacak üzerinde önceden mevcut olan hakları birleşmeden etkilenmez.
Kusursuz İmkânsızlık: Borcun ifasının mümkün olmamasıdır. İfa borçlunun kusuru dışında imkânsız hâle gelmiştir (doğal afet).
Ticari İşletme Hukuku: Ticari işletmenin tanımı, kuruluşu, yönetimi gibi hususları inceler.
Tacir: Bir işletmeyi kısmen dahi olsa işleten gerçek ya da tüzel kişidir.
Esnaf: Ancak kendi geçimini sağlayacak gelir elde eden, beden gücü ile çalışan, bilfiil işinin başında olan gerçek kişi.
Kıymetli evraklar: Bono, poliçe, çek, hisse senedi, tahvil, konşimento gibi emre, nama ve hamile senetleri inceleyen hukuk dalıdır.
Sigorta: İleride doğabilecek risklere karşı alınan tedbirlerdir.
Şirketler Hukuku: Şirketleri ve bu şirketlerin işleyişini inceleyen hukuk dalıdır.
Deniz Ticareti Hukuku: Deniz yoluyla yapılan ticaret ilişkilerini inceleyen ticaret hukuku alt dalıdır.
Vatandaşlık: Gerçek kişileri devlete bağlayan bağdır.
Uyrukluk (Tabiiyet): Kişileri ve şeyleri devlete bağlayan hukuki ve siyasi bağdır. Kişilerle kastedilen gerçek ve tüzel kişi, şeylerle kastedilen gemi ve uçaklardır.
Yabancılar Hukuku: Bir ülkede bulunup o ülkenin vatandaşı olmayanlara yabancı denir. Yabancıların hangi haklardan yararlanacağı konularına yabancılar hukuku bakar.
Kanunlar Çatışması: Yabancı unsurları taşıyan özel hukuk ilişkilerinde ortaya çıkan anlaşmazlığın çözümünde hangi ülkenin kanunlarının geçerli olacağı ve hangi ülkenin mahkemesinin yetkili olacağı konularına bakar.
Anayasa'nın ilk dört maddesi, devletin temel niteliklerini ve değiştirilemez hükümlerini belirler. Bu maddeler değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.
Bayrağı: Beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Milli marşı: "İstiklal Marşı"dır.
Başkenti: Ankara'dır.
Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
Anayasa'nın 5 ila 9. maddeleri, devletin temel amaç ve görevlerini, egemenliğin kaynağını, yasama, yürütme ve yargı yetkilerini düzenler. Bu maddeler devletin işleyişinin temel taşlarıdır.
Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.
Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.
Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.
Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.
Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.
Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.
Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
Anayasa'nın 17 ila 40. maddeleri, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, koruma mekanizmalarını ve bu hakların sınırlanma koşullarını düzenler. Aşağıda her madde ayrı bir kartta sunulmuştur.
Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.
Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.
Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
Şekil ve şartları kanunda gösterilen; mahkeme kararı, kanuni yükümlülük, küçük ıslahı, akıl hastası vb. tedbirler dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak hakim kararıyla tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir.
Yakalanan veya tutuklanan kişiye sebepler derhal yazılı veya sözlü bildirilir. En geç 48 saat (toplu suçlarda 4 gün) içinde hakim önüne çıkarılır. Yakınlarına derhal bildirilir.
Tutuklanan kişiler makul sürede yargılanma ve serbest bırakılma isteme hakkına sahiptir. Hürriyeti kısıtlanan kişi, yetkili yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.
Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç önleme, genel sağlık, genel ahlak veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle, usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı 24 saat içinde hakim onayına sunulur, hakim 48 saat içinde kararını açıklar, aksi halde el koyma kalkar.
Kişisel verilerin korunması: Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Kişisel veriler ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir.
Kimsenin konutuna dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç önleme, genel sağlık, genel ahlak veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle, usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve eşyaya el konulamaz. Yetkili merciin kararı 24 saat içinde hakim onayına sunulur, hakim 48 saat içinde kararını açıklar, aksi halde el koyma kalkar.
Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç önleme, genel sağlık, genel ahlak veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle, usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı 24 saat içinde hakim onayına sunulur, hakim 48 saat içinde kararını açıklar, aksi halde karar kalkar. İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.
Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.
Yerleşme hürriyeti suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak amacıyla kanunla sınırlanabilir.
Seyahat hürriyeti suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek amacıyla kanunla sınırlanabilir.
Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hakim kararına bağlı olarak sınırlanabilir.
Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından yoksun bırakılamaz.
Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
14. madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir.
Kimse ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.
Din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretimde zorunludur. Bunun dışındaki din eğitimi kişilerin isteğine, küçüklerde kanuni temsilcinin talebine bağlıdır.
Kimse, din kurallarını Devlet düzenine dayanak yapamaz, dini veya din duygularını istismar edemez.
Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.
Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet, Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.
Bu hürriyetler, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri, Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı, başkalarının şöhret veya hakları, özel ve aile hayatı, meslek sırları veya yargılama görevinin gereği gibi amaçlarla sınırlanabilir.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, yayımı engellememek kaydıyla, sınırlama sayılmaz. Şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.
Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.
Yayma hakkı, Anayasanın 1, 2 ve 3. maddelerinin değiştirilmesini sağlamak amacıyla kullanılamaz.
Bu madde, yabancı yayınların ülkeye girmesi ve dağıtımının kanunla düzenlenmesine engel değildir.
Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat şartına bağlanamaz.
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.
Basın hürriyetinin sınırlanmasında 26 ve 27. maddeler uygulanır.
Devletin güvenliğini, bütünlüğünü tehdit eden veya suça teşvik eden yayınlardan sorumluluk doğar. Dağıtım, hakim kararıyla; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yetkili merciin emriyle önlenebilir. Yetkili merci kararını 24 saat içinde hakime bildirir, hakim 48 saat içinde onaylamazsa karar hükümsüz kalır.
Yargılama görevi nedeniyle hakim kararıyla yayım yasağı konabilir.
Süreli veya süresiz yayınlar, hakim kararıyla veya yetkili merciin emriyle toplatılabilir. Toplatma kararı 24 saat içinde hakime bildirilir, 48 saat içinde onaylanmazsa hükümsüz kalır.
Suç soruşturma veya kovuşturması sebebiyle zapt ve müsaderede genel hükümler uygulanır.
Süreli yayınlar, Anayasa'ya aykırı yayımlardan mahkum olma halinde mahkeme kararıyla geçici olarak kapatılabilir.
Süreli veya süresiz yayın önceden izin alma ve mali teminat şartına bağlanamaz.
Süreli yayın çıkarabilmek için kanunun gösterdiği bilgi ve belgelerin yetkili mercie verilmesi yeterlidir. Aykırılık halinde yetkili merci, yayının durdurulması için mahkemeye başvurur.
Süreli yayınların çıkarılması, yayım şartları, mali kaynakları ve gazetecilik mesleği ile ilgili esaslar kanunla düzenlenir. Kanun, haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayımlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcı şartlar koyamaz.
Süreli yayınlar, Devlet ve diğer kamu tüzel kişilerinin araç ve imkanlarından eşitlik esasına göre yararlanır.
Kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve eklentileri ile basın araçları, suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemez veya işletilmekten alıkonulamaz.
Kişiler ve siyasi partiler, kamu tüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme ve yayım araçlarından yararlanma hakkına sahiptir. Bu yararlanmanın şartları ve usulleri kanunla düzenlenir.
Kanun, millî güvenlik, kamu düzeni, genel ahlak ve sağlığın korunması sebepleri dışında, halkın bu araçlarla haber almasını, düşünce ve kanaatlere ulaşmasını ve kamuoyunun serbestçe oluşmasını engelleyici kayıtlar koyamaz.
Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır ve kanunla düzenlenir.
Düzeltme ve cevap yayımlanmazsa, yayımlanmasının gerekip gerekmediğine hakim tarafından ilgilinin müracaat tarihinden itibaren en geç 7 gün içinde karar verilir.
Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir.
Hiç kimse bir derneğe üye olmaya ve dernekte üye kalmaya zorlanamaz.
Dernek kurma hürriyeti, millî güvenlik, kamu düzeni, suç önleme, genel sağlık, genel ahlak ve başkalarının hürriyetlerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir.
Dernekler, kanunun öngördüğü hallerde hakim kararıyla kapatılabilir veya faaliyetten alıkonulabilir. Ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç önleme veya yakalama gerektiren hallerde gecikmede sakınca varsa, kanunla bir merci derneği faaliyetten men edebilir. Bu karar 24 saat içinde hakim onayına sunulur, hakim 48 saat içinde kararını açıklar, aksi halde idari karar kalkar.
Bu hükümler, Silahlı Kuvvetler ve kolluk kuvvetleri mensuplarına ve görevlerinin gerektirdiği ölçüde Devlet memurlarına kanunla sınırlamalar getirilmesine engel değildir. Vakıflar hakkında da uygulanır.
Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.
Bu hak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç önleme, genel sağlık, genel ahlak veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.
Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.
Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.
Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.
Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.
Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkumiyetinin sonuçları konusunda da aynı kural uygulanır.
Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.
Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.
Ceza sorumluluğu şahsidir.
Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.
Ölüm cezası ve genel müsadere cezası verilemez.
İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz. Silahlı Kuvvetlerin iç düzeni bakımından kanunla istisnalar getirilebilir.
Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye verilemez.
Kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı, bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret davalarında, sanık, isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir.
Bunun dışındaki hallerde ispat isteminin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikayetçinin ispata razı olmasına bağlıdır.
Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.
Kişinin, Resmî görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.
Anayasa'nın 41 ila 65. maddeleri, sosyal ve ekonomik hayata ilişkin temel hakları, ödevleri ve Devletin bu alandaki yükümlülüklerini düzenler. Aşağıda her madde ayrı bir kartta sunulmuştur.
Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.
Devlet, ailenin huzur ve refahı ile ananın ve çocukların korunması, aile planlamasının öğretimi ve uygulanması için gerekli tedbirleri alır.
Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.
Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.
Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.
Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.
Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.
Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz.
İlköğretim kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır.
Özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esaslar, Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenlenir.
Devlet, maddi imkanlardan yoksun başarılı öğrencilere burs ve diğer yardımları yapar, özel eğitime ihtiyacı olanları topluma kazandıracak tedbirleri alır.
Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür. Bu faaliyetler engellenemez.
Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Yabancı diller kanunla düzenlenir. Milletlerarası andlaşma hükümleri saklıdır.
Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.
Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.
Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunla düzenlenir.
Devlet, toprağın verimli işletilmesini korumak ve geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemek ve topraksız veya yeter toprağı bulunmayan çiftçiye toprak sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri alır.
Kanun, bu amaçla değişik tarım bölgeleri ve çeşitlerine göre toprağın genişliğini tespit edebilir.
Bu amaçla dağıtılan topraklar bölünemez, miras hükümleri dışında başkalarına devredilemez ve ancak dağıtılan çiftçilerle mirasçıları tarafından işletilebilir.
Bu şartların kaybı halinde, dağıtılan toprağın Devletçe geri alınmasına ilişkin esaslar kanunla düzenlenir.
Devlet, tarım arazileri ile çayır ve mer'aların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır.
Devlet, bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi ve gerçek değerlerinin üreticinin eline geçmesi için gereken tedbirleri alır.
Devlet ve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malları kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.
Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir.
Ancak, tarım reformu, büyük enerji ve sulama projeleri, iskân projeleri, yeni ormanlar yetiştirme, kıyı koruma ve turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla gösterilir. Taksitle ödeme halinde süre 5 yılı aşamaz, taksitler eşit olarak ödenir.
Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanların bedeli her halde peşin ödenir.
Taksitlendirmelerde ve ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz uygulanır.
Kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüsler, kamu yararının zorunlu kıldığı hallerde devletleştirilebilir. Devletleştirme gerçek karşılığı üzerinden yapılır.
Devletin, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve usuller kanunla gösterilir.
Devlet, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceği veya devredilebileceği kanunla belirlenir.
Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.
Devlet, özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır.
Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.
Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.
Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz.
Küçükler ve kadınlar ile bedeni ve ruhi yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar.
Dinlenmek, çalışanların hakkıdır. Ücretli hafta ve bayram tatili ile ücretli yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir.
Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir.
Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz.
Sendika kurma hakkı, millî güvenlik, kamu düzeni, suç önleme, genel sağlık, genel ahlak ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir.
Sendika kurma hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.
İşçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırları gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak kanunla düzenlenir.
Sendika ve üst kuruluşlarının tüzükleri, yönetim ve işleyişleri, Cumhuriyetin temel niteliklerine ve demokrasi esaslarına aykırı olamaz.
Bu madde hükümleri, sendikal faaliyetlerin serbestçe yürütülmesine ilişkin esasları düzenler.
(Not: Kullanıcı tarafından sağlanan metinde 52. madde içeriği yer almamaktadır. Anayasa metninde sendikal faaliyetlere ilişkin düzenlemeler bu maddede yer alır.)
İşçiler ve işverenler, karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek amacıyla toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahiptirler.
Toplu iş sözleşmesinin nasıl yapılacağı kanunla düzenlenir.
Memurlar ve diğer kamu görevlileri, toplu sözleşme yapma hakkına sahiptirler.
Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna başvurabilir. Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararları kesindir ve toplu sözleşme hükmündedir.
Toplu sözleşme hakkının kapsamı, istisnaları, toplu sözleşmeden yararlanacaklar, yapılma şekli, usulü ve yürürlüğü, emeklilere yansıtılması, Hakem Kurulunun teşkili, çalışma usul ve esasları ile diğer hususlar kanunla düzenlenir.
Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında, uyuşmazlık çıkması halinde işçiler grev hakkına sahiptirler.
Bu hakkın kullanılmasının ve işverenin lokavta başvurmasının usul ve şartları ile kapsam ve istisnaları kanunla düzenlenir.
Grev hakkı ve lokavt iyiniyet kurallarına aykırı tarzda, toplum zararına ve milli serveti tahrip edecek şekilde kullanılamaz.
Grev ve lokavtın yasaklanabileceği veya ertelenebileceği haller ve işyerleri kanunla düzenlenir.
Grev ve lokavtın yasaklandığı hallerde veya ertelendiği durumlarda, ertelemenin sonunda uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulunca çözülür. Taraflar anlaşarak da Yüksek Hakem Kuruluna başvurabilir. Yüksek Hakem Kurulunun kararları kesindir ve toplu iş sözleşmesi hükmündedir.
Yüksek hakem kurulunun kuruluş ve görevleri kanunla düzenlenir.
Greve katılmayanların işyerinde çalışmaları, greve katılanlar tarafından hiç bir şekilde engellenemez.
Ücret emeğin karşılığıdır.
Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır.
Asgarî ücretin tespitinde çalışanların geçim şartları ile ülkenin ekonomik durumu da göz önünde bulundurulur.
Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.
Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.
Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.
Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.
Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir.
Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır, ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler.
Devlet, istiklal ve Cumhuriyetimizin emanet edildiği gençlerin müsbet ilmin ışığında, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmayı amaç edinen görüşlere karşı yetişme ve gelişmelerini sağlayıcı tedbirleri alır.
Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır.
Devlet, her yaştaki Türk vatandaşlarının beden ve ruh sağlığını geliştirecek tedbirleri alır, sporun kitlelere yayılmasını teşvik eder. Devlet başarılı sporcuyu korur.
Spor federasyonlarının spor faaliyetlerinin yönetimine ve disiplinine ilişkin kararlarına karşı ancak zorunlu tahkim yoluna başvurulabilir. Tahkim kurulu kararları kesin olup bu kararlara karşı hiçbir yargı merciine başvurulamaz.
Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.
Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.
Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malül ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar.
Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır.
Yaşlılar, Devletçe korunur. Yaşlılara Devlet yardımı ve sağlanacak diğer haklar ve kolaylıklar kanunla düzenlenir.
Devlet, korunmaya muhtaç çocukların topluma kazandırılması için her türlü tedbiri alır. Bu amaçlarla gerekli teşkilat ve tesisleri kurar veya kurdurur.
Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gereken tedbirleri alır.
Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır.
Bu varlıklar ve değerlerden özel mülkiyet konusu olanlara getirilecek sınırlamalar ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımlar ve tanınacak muafiyetler kanunla düzenlenir.
Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır.
Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir.
Anayasa'nın 66 ila 74. maddeleri, vatandaşlık, seçme ve seçilme hakları, siyasi partiler, kamu hizmetlerine girme, vatan hizmeti, vergi ödevi ve dilekçe hakkı gibi siyasi hak ve ödevleri düzenler.
Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.
Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür.
Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir.
Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz.
Vatandaşlıktan çıkarma ile ilgili karar ve işlemlere karşı yargı yolu kapatılamaz.
Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.
Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır. Yurt dışındaki vatandaşlar için kanun uygulanabilir tedbirleri belirler.
18 yaşını dolduran her Türk vatandaşı seçme ve halkoylamasına katılma haklarına sahiptir.
Silah altındaki er ve erbaşlar, askeri öğrenciler, taksirli suçlar hariç ceza infaz kurumlarındaki hükümlüler oy kullanamaz. Ceza infaz kurumlarında oy kullanma tedbirleri Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenir.
Seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenir. Seçim kanunlarındaki değişiklikler yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.
Vatandaşlar, siyasi parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve partilerden ayrılma hakkına sahiptir. Parti üyesi olabilmek için 18 yaşını doldurmuş olmak gerekir.
Siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içerisinde faaliyetlerini sürdürürler.
Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü savunamaz; suç işlenmesini teşvik edemez.
Hakimler, savcılar, yüksek yargı mensupları, memur statüsündeki kamu görevlileri, işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri, Silahlı Kuvvetler mensupları ile yükseköğretim öncesi öğrencileri siyasi partilere üye olamazlar.
Yüksek öğretim elemanlarının siyasi partilere üye olmaları kanunla düzenlenir. Kanun, bu elemanların merkez organlar dışında parti görevi almalarına cevaz veremez. Yüksek öğretim öğrencilerinin üyeliğine ilişkin esaslar kanunla düzenlenir.
Devlet, siyasi partilere yeterli düzeyde ve hakça mali yardım yapar. Partilere yapılacak yardım, üye aidatı ve bağışların esasları kanunla düzenlenir.
Siyasi partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur. Bu ilkelerin uygulanması kanunla düzenlenir.
Siyasi partiler ticari faaliyetlere girişemezler. Gelir ve giderlerinin amaçlarına uygun olması gerekir. Anayasa Mahkemesi, partilerin mal edinimleri, gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunu denetler, Sayıştay'dan yardım alır. Kararları kesindir.
Siyasi partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesi'nce kesin olarak karara bağlanır.
Tüzük ve programın 68/4'e aykırı olması halinde temelli kapatma kararı verilir. Eylemlerden ötürü kapatma, partinin bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin tespiti halinde karar verilir.
Anayasa Mahkemesi, kapatma yerine Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakma kararı verebilir. Temelli kapatılan parti bir başka ad altında kurulamaz. Kapatmaya sebep olan üyeler 5 yıl süreyle başka partide kurucu, üye, yönetici olamazlar.
Yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyruklu olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alan siyasi partiler temelli olarak kapatılır.
Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir.
Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.
Kamu hizmetine girenlerin mal bildiriminde bulunmaları ve bu bildirimlerin tekrarlanma süreleri kanunla düzenlenir. Yasama ve yürütme organlarında görev alanlar, bundan istisna edilemez.
Vatan hizmeti, her Türkün hakkı ve ödevidir.
Bu hizmetin Silahlı Kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir.
Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.
Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.
Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.
Muafiyet, istisna ve indirimlerle oranlarına ilişkin hükümlerde, kanunun belirttiği sınırlar içinde değişiklik yapma yetkisi Cumhurbaşkanına verilebilir.
Vatandaşlar ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye'de ikamet eden yabancılar, kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında, yetkili makamlara ve TBMM'ye yazı ile başvurma hakkına sahiptir.
Kendileriyle ilgili başvurmaların sonucu gecikmeksizin, dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir.
Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.
TBMM Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.
Kamu Başdenetçisi TBMM tarafından gizli oyla 4 yıl için seçilir. İlk iki oylamada üye tamsayısının 2/3'ü, üçüncü oylamada salt çoğunluk aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır; dördüncü oylamada en fazla oy alan aday seçilir.
Bu hakların kullanılma biçimi, Kamu Denetçiliği Kurumunun kuruluşu, görevi, çalışması, inceleme sonucunda yapacağı işlemler ile Kamu Başdenetçisi ve kamu denetçilerinin nitelikleri, seçimi ve özlük haklarına ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.
Kişinin Hakları ve Ödevleri Md.17-40 Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler Md.41-65 Siyasi Haklar ve Ödevler Md.66-74 🏛️ Kamu Baş Denetçisi (Ombudsman) Md.74
I. Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı
II. Zorla çalıştırma yasağı
III. Kişi hürriyeti ve güvenliği
IV. Özel hayatın gizliliği ve korunması
V. Yerleşme ve seyahat hürriyeti
VI. Din ve vicdan hürriyeti
VII. Düşünce ve kanaat hürriyeti
VIII. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti
IX. Bilim ve sanat hürriyeti
X. Basın ve yayımla ilgili hükümler
XI. Toplantı hak ve hürriyetleri
XIII. Hakların korunması ile ilgili hükümler
XV. Temel hak ve hürriyetlerin korunması
I. Ailenin korunması ve çocuk hakları
II. Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi
IV. Çalışma ve sözleşme hürriyeti
V. Çalışma ile ilgili hükümler
VI. Toplu iş sözleşmesi, grev hakkı ve lokavt
VII. Ücrette adalet sağlanması
VIII. Sağlık, çevre ve konut
X. Sosyal güvenlik hakları
XI. Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması
XII. Sanatın ve sanatçının korunması
XIII. Devletin iktisadi ve sosyal ödevlerinin sınırları
II. Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları
III. Siyasi partilerle ilgili hükümler
IV. Kamu hizmetlerine girme hakkı
VII. Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı
Türkiye Büyük Millet Meclisi genel oyla seçilen
genel oy ile seçilirler.
Askerlikle ilişiği olmamak
Kamu hizmetinden yasaklı olmamak
1 yıl veya daha fazla hapis cezası (taksirli hariç)
TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri 5 yılda bir aynı günde yapılır.
Süresi biten milletvekili yeniden seçilebilir.
Cumhurbaşkanlığı seçiminde ilk oylamada çoğunluk sağlanamazsa ikinci oylama yapılır.
Boşalma halinde ara seçim yapılır.
Her seçim döneminde bir defa ara seçim yapılabilir.
Genel seçimden 30 ay geçmedikçe ara seçim yapılamaz.
Boşalan üyelik sayısı %5'i bulursa, 3 ay içinde ara seçim yapılır.
Genel seçime 1 yıl kala ara seçim yapılamaz.
Seçimler, yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır.
Seçimin düzen içinde yönetimini ve dürüstlüğünü sağlamak
Seçim süresince ve sonrasında yolsuzlukları, şikayet ve itirazları incelemek ve kesin karara bağlamak
TBMM üyelerinin ve Cumhurbaşkanlığı seçim tutanaklarını kabul etmek
YSK kararlarına karşı başka bir mercie başvurulamaz
6 üye Yargıtay Genel Kurulu'ndan, 5 üye Danıştay Genel Kurulu'ndan seçilir.
Seçim: üye tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oy ile.
Seçilen üyeler, salt çoğunluk ve gizli oyla aralarından başkan ve başkanvekili seçer.
Yedek üyeler, Yargıtay ve Danıştay'dan seçilen asil üyeler arasından ad çekme ile belirlenir. (Başkan ve Başkanvekili ad çekmeye girmez.)
Devlet, kamu tüzel kişileri, bağlı kuruluşlar, kamu katılımlı teşebbüsler, kamu yararına dernekler, vergi muafiyetli vakıflar, meslek kuruluşları, sendikalar ve üst kuruluşlarının yönetim ve denetim kurullarında görev alamazlar.
Bu kuruluşlarda vekil olamazlar.
Herhangi bir taahhüt işini doğrudan veya dolaylı olarak kabul edemezler.
Temsilcilik ve hakemlik yapamazlar.
Yürütme organının teklif, inha, atama veya onamasına bağlı resmî veya özel herhangi bir işle görevlendirilemezler.
Üyelikle bağdaşmayan diğer görev ve işler kanunla düzenlenir.
Meclis çalışmalarındaki oy, söz ve düşüncelerden dolayı sorumlu tutulamazlar. (Ancak, Divan teklifi ve Meclis kararı ile bu kaldırılabilir.)
Suç işlediği ileri sürülen milletvekili, Meclis kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz.
İstisnalar (bu koruma dışıdır): Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali, Seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasa'nın 14. maddesindeki durumlar.
Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali,
Seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasa'nın 14. maddesindeki durumlar.
İstisna hallerde yetkili makam, durumu hemen ve doğrudan doğruya TBMM'ye bildirmek zorundadır.
Siyasi parti gruplarınca dokunulmazlıkla ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.
Başkanlık Divanı tespiti → Genel Kurul kararı ile düşer.
Kesin mahkeme kararının Genel Kurula bildirilmesi ile düşer.
Komisyon raporu üzerine Genel Kurul gizli oyla karar verir.
1 ay içinde toplam 5 birleşim günü katılmayana, Başkanlık Divanı tespiti ile Genel Kurul üye tamsayısının salt çoğunluğu (301) ile karar verir.
Md.84/1, 84/3 veya 84/4'e göre düşme veya dokunulmazlığın kaldırılması kararı alınması.
Karar tarihinden itibaren 7 gün içinde başvuru.
Başvuru mercii: Anayasa Mahkemesi.
Mahkeme, 15 gün içinde kesin karar verir.
İlgili milletvekili veya bir başka milletvekili iptal isteminde bulunabilir.
Ödenek: En yüksek Devlet memurunun aldığı miktarı aşamaz.
Yolluk: Ödenek miktarının yarısını aşamaz.
T.C. Emekli Sandığı ile ilgilendirilirler.
Üyeliği sona erenlerin isteği halinde ilgileri devam eder.
Ödenek/yolluklar, Emekli Sandığı'ndan alınan aylığın kesilmesini gerektirmez.
Ödenek ve yollukların en çok 3 aylık kısmı önceden ödenebilir.
Kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak
Bütçe ve kesinhesap kanun tekliflerini görüşmek ve kabul etmek
Para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek
Milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak
3/5 çoğunlukla genel ve özel af ilânına karar vermek
Anayasa'nın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmek
Kanun teklif etmeye milletvekilleri yetkilidir.
Kanun tekliflerinin Mecliste görüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir.
Kabul edilen kanunları 15 gün içinde yayımlar.
Uygun bulmadığı kanunları gerekçesiyle birlikte 15 gün içinde geri gönderir.
Kısmen uygun bulmama halinde Meclis sadece uygun bulunmayan maddeleri görüşür.
Bütçe kanunları bu hükme tabi değildir.
Geri gönderilen kanun üye tamsayısının salt çoğunluğu (301) ile aynen kabul edilirse yayımlanır.
Değişiklik yapılırsa Cumhurbaşkanı tekrar geri gönderebilir.
Yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, TBMM'nin bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.
Süresi 1 yılı aşmayan,
Devlet Maliyesi'ne yük getirmeyen,
Kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmayan andlaşmalar yayımlanma ile yürürlüğe konabilir.
Bu andlaşmalar yayımlarından itibaren 2 ay içinde TBMM'nin bilgisine sunulur.
Milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile
Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticari, teknik veya idari andlaşmalar TBMM onayı zorunlu değildir.
Ancak, bu tür andlaşmalar yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz.
Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmalar, 1. fıkra hükmüne tabidir (TBMM onayı zorunludur).
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir.
Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.
⭐ ÖNEMLİ Temel hak ve özgürlüklere ilişkin andlaşmalarla kanunlar çatışırsa, milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.
Savaş hali ilanı (milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde)
Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi
Yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına izin verme
Koşullar: TBMM tatilde veya ara vermede iken,
Ülkenin ani bir silahlı saldırıya uğraması,
Bu sebeple silahlı kuvvet kullanılmasına derhal karar verilmesinin kaçınılmaz olması.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, her yıl Ekim ayının ilk günü kendiliğinden toplanır.
Meclis, bir yasama yılında en çok 3 ay tatil yapabilir.
Ara verme veya tatil sırasında Cumhurbaşkanınca toplantıya çağrılır.
Meclis Başkanı da doğrudan doğruya veya üyelerin beşte birinin yazılı istemi üzerine Meclisi toplantıya çağırır.
Ara verme veya tatil sırasında toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisinde, öncelikle bu toplantıyı gerektiren konu görüşülmeden ara verme veya tatile devam edilemez.
Divan: Meclis Başkanı, Başkanvekilleri, Katip üyeler, İdare Amirleri.
📌 Parti gruplarının üye sayısı oranında kurulur. Parti grupları Başkanlığa aday gösteremez.
Bir yasama döneminde 2 seçim yapılır.
İlk seçilenlerin görev süresi: 2 yıl
İkinci devre: o yasama döneminin sonuna kadar devam eder.
Adaylar, toplantıdan itibaren 5 gün içinde bildirilir.
1. ve 2. oylama: 2/3 çoğunluk
3. oylama: salt çoğunluk
4. oylama: en çok oy alan aday başkan seçilir.
Seçim 5 gün içinde tamamlanır.
Başkanvekillerinin, Katip Üyelerin ve İdare Amirlerinin adedi, seçim nisabı, oylama sayısı ve usulleri, Meclis İçtüzüğünde belirlenir.
Başkan ve Başkanvekilleri, üyesi olduğu partinin Meclis içi/dışı faaliyetlerine katılamaz.
Görevleri dışında Meclis tartışmalarına katılamaz.
Başkan ve oturumu yöneten Başkanvekili oy kullanamaz.
TBMM, çalışmalarını kendi yaptığı içtüzük hükümlerine göre yürütür.
İçtüzük, parti gruplarının Meclis faaliyetlerine üye sayısı oranında katılımını sağlar.
Siyasi parti grupları, en az 20 üyeden oluşur.
Meclis bina, tesis, eklenti ve arazisinde kolluk ve yönetim hizmetleri Meclis Başkanlığı eliyle yürütülür.
Emniyet ve diğer kolluk hizmetleri için yeterli kuvvet, ilgili makamlarca Meclis Başkanlığına tahsis edilir.
TBMM, yapacağı seçimler dahil bütün işlerinde üye tamsayısının en az 1/3'ü ile toplanır.
Anayasada başkaca hüküm yoksa, toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir.
⚠️ Karar yeter sayısı, üye tamsayısının 1/4 + 1'inden az olamaz.
Genel Kurul görüşmeleri açıktır.
Tutanak Dergisi'nde tam olarak yayımlanır.
İçtüzük hükümlerine göre kapalı oturum yapılabilir.
Bu oturumlardaki görüşmelerin yayımı TBMM kararına bağlıdır.
Açık görüşmelerin, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisce başkaca bir karar alınmadıkça, her türlü vasıta ile yayımı serbesttir.
TBMM; Meclis araştırması, genel görüşme, Meclis soruşturması ve yazılı soru yollarıyla bilgi edinme ve denetleme yetkisini kullanır.
Belli bir konuda bilgi edinmek için yapılan incelemeden ibarettir.
Toplumu ve Devlet faaliyetlerini ilgilendiren belli bir konunun TBMM Genel Kurulunda görüşülmesidir.
Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar hakkında 106. maddenin 5., 6. ve 7. fıkraları uyarınca yapılan soruşturmadan ibarettir.
Milletvekillerinin, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlara yazılı olarak soru sormalarından ibarettir. Cevaplanma süresi: 15 gün.
Meclis araştırması, genel görüşme ve yazılı soru önergelerinin verilme şekli, içeriği ve kapsamı ile araştırma usulleri, Meclis İçtüzüğü ile düzenlenir.
Yükseköğrenim yapmış,
Milletvekili seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından,
Doğrudan halk tarafından seçilir.
En fazla 2 defa seçilebilir.
Siyasi parti grupları
Son genel seçimlerde %5 oy alan partiler (tek başına veya birlikte)
Cumhurbaşkanı seçilen milletvekilinin TBMM üyeliği sona erer.
1. oylama: Geçerli oyların salt çoğunluğu ile seçilir.
Çoğunluk sağlanamazsa, takip eden pazar günü 2. oylama yapılır.
2. oylamaya en çok oy almış 2 aday katılır. Çoğunluğu alan seçilir.
Bir aday çekilirse, sıradaki aday ikame edilir.
Tek aday kalırsa referandum şeklinde yapılır.
Aday salt çoğunluk alamazsa, Cumhurbaşkanı seçimi yenilenir.
Seçim tamamlanamazsa, mevcut Cumhurbaşkanı göreve devam eder.
Diğer usul ve esaslar kanunla düzenlenir.
Devletin başıdır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir.
Devlet başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin eder.
Yasama yılının ilk günü TBMM'de açılış konuşması yapar. Ülkenin iç ve dış siyaseti hakkında Meclise mesaj verir.
Kanunları yayımlar, tekrar görüşülmek üzere geri gönderir, Anayasa Mahkemesinde iptal davası açar.
Cumhurbaşkanı yardımcıları ile bakanları atar ve görevlerine son verir. Üst kademe kamu yöneticilerini atar/görevine son verir, atama usul ve esaslarını Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenler.
Yabancı devletlere temsilciler gönderir, Türkiye'ye gönderilecek yabancı temsilcileri kabul eder.
Milletlerarası andlaşmaları onaylar ve yayımlar.
Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunar.
Milli güvenlik politikalarını belirler ve gerekli tedbirleri alır. TBMM adına Başkomutanlığı temsil eder. TSK'nın kullanılmasına karar verir.
Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarını hafifletir veya kaldırır.
Yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir.
Kararname ile düzenlenemez:
Temel haklar, kişi hakları ve ödevleri (Anayasa 2. kısım 1. ve 2. bölüm)
Siyasi haklar ve ödevler (4. bölüm)
Kanunla düzenlenmesi öngörülen konular
Kanunda açıkça düzenlenen konular
Kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkarabilir.
Kararnameler ve yönetmelikler, yayımlandıkları gün yürürlüğe girer (aksi belirtilmedikçe).
Ayrıca Anayasada ve kanunlarda verilen seçme ve atama görevleri ile diğer görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır.
📖 Açıklama: Anayasa'nın 8. maddesine göre: “Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı tarafından Anayasa ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.” Yargı organları (Anayasa Mahkemesi) yürütme görevi yapmaz; TBMM ise yasama organıdır. Bu nedenle yürütme yetkisi sadece Cumhurbaşkanı'na aittir. Doğru cevap A) Yalnız I'dir.
Suç işlediği iddiasıyla TBMM üye tamsayısının salt çoğunluğu (301) ile önerge verilir.
Meclis, önergeyi en geç 1 ay içinde görüşür.
Soruşturma açılmasına üye tamsayısının 3/5'i (360) ile gizli oyla karar verir.
Partilerin güçleri oranında 3 katı aday göstermesi, ad çekme ile kurulacak 15 kişilik komisyon.
Komisyon raporunu 2 ay içinde Başkanlığa sunar.
Bitirilemezse 1 ay yeni ve kesin süre verilir.
Rapor dağıtıldıktan 10 gün sonra Genel Kurulda görüşülür.
TBMM üye tamsayısının 2/3'ü (400) ile gizli oyla Yüce Divan'a sevk kararı alır.
Yüce Divan yargılaması 3 ay içinde tamamlanır.
Tamamlanamazsa bir defaya mahsus 3 ay ek süre verilir.
Soruşturma açılan Cumhurbaşkanı seçim kararı alamaz.
Seçilmeye engel suçtan mahkûm edilirse görevi sona erer.
Görevde bulunduğu sürede işlediği iddia edilen suçlar için görevi bittikten sonra da bu madde hükmü uygulanır.
Cumhurbaşkanı, bir veya daha fazla Cumhurbaşkanı yardımcısı atayabilir.
Makam boşalırsa 45 gün içinde seçim yapılır.
Yenisi seçilene kadar Cumhurbaşkanı yardımcısı vekâlet eder ve yetkileri kullanır.
Seçime 1 yıl veya daha az kalmışsa TBMM seçimi de yenilenir.
1 yıldan fazla kalmışsa seçilen, seçim tarihine kadar görevine devam eder.
Kalan süreyi tamamlayan için dönemden sayılmaz.
Hastalık, yurt dışı vb. geçici ayrılmalarda Cumhurbaşkanı yardımcısı vekâlet eder ve yetkileri kullanır.
Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olanlar arasından Cumhurbaşkanı tarafından atanır ve görevden alınır.
81. maddede yazılı şekilde TBMM önünde andiçerler.
TBMM üyesi atanırsa üyelikleri sona erer.
Soruşturma önerge: TBMM üye tamsayısının salt çoğunluğu (301)
Meclis önergeyi en geç 1 ay içinde görüşür.
Soruşturma kararı: 3/5 (360) gizli oy
Komisyon: 15 kişilik, ad çekme ile, süre: 2 ay (kesin 1 ay)
Rapor: dağıtım 10 gün, görüşme 10 gün
Yüce Divan sevki: 2/3 (400) gizli oy
Yüce Divan yargılaması: 3 ay (ek süre: 3 ay, bir defaya mahsus)
Görevle ilgili suçlar için görev bittikten sonra da soruşturma usulü uygulanır.
Yüce Divan'da seçilmeye engel suçtan mahkûm edilen görevi sona erer.
Görevle ilgili olmayan suçlarda yasama dokunulmazlığı hükümlerinden yararlanır.
Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.
İdarenin hukuka uygunluğunun, düzenli ve verimli şekilde yürütülmesinin ve geliştirilmesinin sağlanması amacıyla, Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak kurulan Devlet Denetleme Kurulu.
Cumhurbaşkanının isteği üzerine:
Tüm kamu kurum ve kuruluşları
Sermayesinin yarısından fazlasına kamu kurumlarının katıldığı kuruluşlar
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları
Her düzeydeki işçi ve işveren meslek kuruluşları
Kamuya yararlı dernekler ile vakıflar
Yargı organları, Devlet Denetleme Kurulunun görev alanı dışındadır.
Başkan — Cumhurbaşkanınca atanır.
Üyeler — Cumhurbaşkanınca atanır.
TBMM, üye tamsayısının 3/5 (360) çoğunluğuyla seçimlerin yenilenmesine karar verebilir.
Cumhurbaşkanının seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde, TBMM genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.
Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.
Seçimlerin birlikte yenilenmesine karar verilen Meclisin ve Cumhurbaşkanının yetki ve görevleri, yeni Meclisin ve Cumhurbaşkanının göreve başlamasına kadar devam eder.
Bu şekilde seçilen Meclis ve Cumhurbaşkanının görev süreleri de 5 yıldır.
Başkomutanlık, TBMM'nin manevi varlığından ayrılamaz ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur.
Milli güvenlik ve Silahlı Kuvvetlerin hazırlanmasından TBMM'ye karşı Cumhurbaşkanı sorumludur.
Cumhurbaşkanınca atanan Genelkurmay Başkanı, Silahlı Kuvvetlerin komutanı olup, savaşta Başkomutanlık görevlerini Cumhurbaşkanlığı namına yerine getirir.
Başkan: Cumhurbaşkanı Üyeler: Cumhurbaşkanı yardımcıları, Adalet, Milli Savunma, İçişleri, Dışişleri Bakanları, Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava kuvvetleri komutanları.
Gündemin özelliğine göre ilgili bakan ve kişiler çağrılıp görüşleri alınabilir.
Milli güvenlik siyaseti ile ilgili tavsiye kararları ve görüşlerini Cumhurbaşkanına bildirir.
Gündem: Cumhurbaşkanı yardımcıları ve Genelkurmay Başkanının önerileri dikkate alınarak Cumhurbaşkanınca düzenlenir.
Cumhurbaşkanı katılamazsa Cumhurbaşkanı yardımcısı başkanlık eder.
Genel Sekreterlik teşkilat ve görevleri Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.
Cumhurbaşkanı; savaş, savaşı gerektirecek durum, seferberlik, ayaklanma, kalkışma, şiddet hareketleri, afet, salgın, ekonomik bunalım hallerinde yurdun tamamında veya bir bölgesinde, süresi 6 ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir.
Karar, verildiği gün Resmî Gazetede yayımlanır ve aynı gün TBMM'nin onayına sunulur.
TBMM tatilde ise derhal toplantıya çağrılır.
Meclis; süreyi kısaltabilir, uzatabilir veya kaldırabilir.
Cumhurbaşkanının talebiyle TBMM her defasında 4 ayı geçmemek üzere süreyi uzatabilir. Savaş hallerinde 4 aylık süre aranmaz.
Olağanüstü hallerde yükümlülükler, temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması/durdurulması kanunla düzenlenir.
Cumhurbaşkanı, OHAL'in gerekli kıldığı konularda 104/17'deki sınırlamalara tabi olmaksızın kararname çıkarabilir.
Kararnameler kanun hükmündedir, Resmi Gazete'de yayımlanır, aynı gün Meclis onayına sunulur.
Savaş ve mücbir sebepler hariç, OHAL kararnameleri 3 ay içinde TBMM'de görüşülür. Aksi halde kendiliğinden yürürlükten kalkar.
İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.
İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır.
Kamu tüzelkişiliği, kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulur.
Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler.
Hangi yönetmeliklerin Resmî Gazetede yayımlanacağı kanunda belirtilir.
İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.
Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde tahkim yolu öngörülebilir.
Milletlerarası tahkime ancak yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir.
Terfi işlemleri ve kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç,
Her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır.
İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar.
Hukuka uygunluk denetimi ile sınırlıdır.
Yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz.
Yürütme görevini kısıtlayacak, idari işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak karar verilemez.
Telafisi güç veya imkânsız zarar doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir.
Kanun, olağanüstü hallerde, seferberlik ve savaş halinde, ayrıca milli güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık nedenleriyle yürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabilir.
İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.
Türkiye, merkezi idare kuruluşu bakımından, coğrafya durumuna, ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre, illere; iller de diğer kademeli bölümlere ayırılır.
İllerin idaresi yetki genişliği esasına dayanır.
Kamu hizmetlerinin görülmesinde verim ve uyum sağlamak amacıyla,
Birden çok ili içine alan merkezi idare teşkilatı kurulabilir.
Bu teşkilatın görev ve yetkileri kanunla düzenlenir.
Mahalli idareler; il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileridir.
Mahalli idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir.
Mahalli idarelerin seçimleri, 67. maddedeki esaslara göre 5 yılda bir yapılır.
Kanun, büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri getirebilir.
Seçilmiş organların sıfatlarının kazanılması/kaybedilmesinde yargı yolu.
Görevle ilgili suç sebebiyle soruşturma/kovuşturma açılan organ veya üyeleri, İçişleri Bakanı geçici tedbir olarak kesin hükme kadar uzaklaştırabilir.
Merkezi idare, mahalli idareler üzerinde idari vesayet yetkisine sahiptir.
Amaçlar: idarenin bütünlüğü, kamu görevlerinde birlik, toplum yararı, mahalli ihtiyaçlar.
Vesayet, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde kullanılır.
Mahalli idareler, Cumhurbaşkanının izni ile kendi aralarında birlik kurabilir.
Birliklerin görev, yetki, maliye ve kolluk işleri kanunla düzenlenir.
Bu idarelere, görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanır.
Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.
Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hak ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.
📌 Mali ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.
Üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları, kanunla özel olarak düzenlenir.
Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.
Savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları mensupları için de aynı kural geçerlidir.
Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.
Yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla,
ancak idare aleyhine açılabilir.
İşledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması,
Kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idari merciin iznine bağlıdır.
Üniversiteler Devlet tarafından kanunla kurulur. Kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahiptir.
Vakıflar tarafından, kazanç amacına yönelik olmamak şartıyla, Devletin gözetim ve denetimine tabi yükseköğretim kurumları kurulabilir.
Kanun, üniversitelerin ülke sathına dengeli bir biçimde yayılmasını gözetir.
Üniversiteler, öğretim üyeleri ve yardımcıları serbestçe araştırma ve yayın yapabilir.
⚠️ Ancak, Devletin varlığı, bağımsızlığı, milletin ve ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği aleyhinde faaliyet serbestliği vermez.
Üniversiteler Devletin gözetimi ve denetimi altında olup, güvenlik hizmetleri Devletçe sağlanır.
Rektörler Cumhurbaşkanınca, dekanlar ise Yükseköğretim Kurulunca seçilir ve atanır.
Üniversite yönetim ve denetim organları ile öğretim elemanları, YÖK veya üniversite organları dışındaki makamlarca görevlerinden uzaklaştırılamazlar.
Üniversite bütçeleri YÖK tarafından tetkik ve onaylanır, Milli Eğitim Bakanlığına sunulur ve merkezi yönetim bütçesi esaslarına göre işleme tabi tutulur.
Kuruluş, organlar, işleyiş, seçimler, görev, yetki ve sorumluluklar
Devletin gözetim ve denetim usulleri
Öğretim elemanlarının görevleri, unvanları, atama, yükselme, emeklilik
Öğretim düzeyleri ve süreleri, yükseköğretime giriş, harçlar
Disiplin ve ceza işleri, mali işler, özlük hakları
Yukarıdaki tüm hususlar kanunla düzenlenir.
Vakıf üniversiteleri, mali ve idari konuları dışındaki akademik çalışmalar, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden Devlet üniversiteleri için geçerli hükümlere tabidir.
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) kurulur.
Amaçlar: öğretimi planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek, yönlendirmek; kaynakların etkili kullanımını sağlamak; öğretim elemanı yetiştirme planlaması.
YÖK üyeleri: Üniversiteler tarafından seçilen adaylar arasından Cumhurbaşkanınca atanan üyeler ve Cumhurbaşkanınca doğrudan seçilen üyeler.
Rektörlük ve öğretim üyeliğinde başarılı hizmet yapmış profesörlere öncelik verilir.
Kurulun teşkilatı, görev, yetki, sorumluluk ve çalışma esasları kanunla düzenlenir.
Türk Silahlı Kuvvetleri ve emniyet teşkilatına bağlı yükseköğretim kurumları özel kanunlarının hükümlerine tabidir.
Radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek kanunla düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbesttir.
Üyeler, siyasi parti gruplarının üye sayısı oranında belirlenecek üye sayısının ikişer katı olarak gösterecekleri adaylar arasından, her siyasi parti grubuna düşen üye sayısı esas alınmak suretiyle TBMM Genel Kurulunca seçilir.
RTÜK'ün kuruluşu, görev ve yetkileri, üyelerinin nitelikleri, seçim usulleri ve görev süreleri kanunla düzenlenir.
Devletçe kamu tüzelkişiliği olarak kurulan tek radyo ve televizyon kurumu (TRT) ile
Kamu tüzelkişilerinden yardım gören haber ajanslarının (Anadolu Ajansı gibi)
Özerkliği ve yayınlarının tarafsızlığı esastır.
Amaç: Atatürkçü düşünce, Atatürk ilke ve inkılapları, Türk kültürü, Türk tarihi ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayınlar yapmak.
Atatürk'ün manevi himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Cumhurbaşkanının görevlendireceği bakana bağlı.
Bünyesinde: Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Atatürk Kültür Merkezi.
Kamu tüzel kişiliğine sahiptir.
Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu için Atatürk'ün vasiyetnamesinde belirtilen mali menfaatler saklı olup kendilerine tahsis edilir.
Kurumun; kuruluşu, organları, çalışma usulleri, özlük işleri ve kuruluşuna dahil kurumlar üzerindeki yetkileri kanunla düzenlenir.
Belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak,
Mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak,
Mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak,
Meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak,
Meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleridir.
Kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüslerinde asli ve sürekli görevlerde çalışanların meslek kuruluşlarına girme mecburiyeti aranmaz.
Bu meslek kuruluşları, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamazlar.
Bu meslek kuruluşları ve üst kuruluşları organlarının seçimlerinde siyasi partiler aday gösteremezler.
Bu meslek kuruluşları üzerinde Devletin idari ve mali denetimine ilişkin kurallar kanunla düzenlenir.
Amaç dışı faaliyet gösteren kuruluşların sorumlu organlarının görevine, mahkeme kararıyla son verilir ve yerlerine yenileri seçtirilir.
Ancak milli güvenlik, kamu düzeni, suç önleme veya yakalama gerektiren hallerde gecikmede sakınca varsa, kanunla bir merci faaliyetten men ile yetkilendirilebilir.
Bu merciin kararı, 24 saat içinde hakim onayına sunulur.
Hakim, kararını 48 saat içinde açıklar; aksi halde idari karar kendiliğinden yürürlükten kalkar.
Genel idare içinde yer alır.
Laiklik ilkesi doğrultusunda,
Bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak,
Milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek,
Özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.
Kamu görevlisi, üstünden aldığı emri yönetmelik, CBK, kanun veya Anayasa'ya aykırı görürse yerine getirmez ve bildirir.
Üstü ısrar eder ve yazılı emir verirse, emir yerine getirilir; getiren sorumlu olmaz.
Suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; getiren sorumluluktan kurtulamaz.
Askeri hizmetler ve acele hallerde kamu düzeni/güvenliği için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır.
Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.
Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.
Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya beyanda bulunulamaz.
Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır.
Bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.
Hakimler ve savcılar azlolunamaz.
Kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz.
Bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren suçtan hüküm giymiş olanlar,
Görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar,
Meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.
Hakimler ve savcılar adli ve idari yargı hakim ve savcıları olarak görev yaparlar. Bu görevler meslekten hakim ve savcılar eliyle yürütülür.
Hakimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.
Nitelikler, atanmalar, haklar, ödevler, aylık ve ödenekler, meslekte ilerleme, görev değişikliği, disiplin, soruşturma, yargılama, meslekten çıkarma, eğitim ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.
Hakimler ve savcılar 65 yaşını bitirinceye kadar hizmet görürler. Askeri hakimlerin yaş haddi kanunda gösterilir.
Hakimler ve savcılar, kanunda belirtilenlerden başka, Resmî ve özel hiçbir görev alamazlar.
Hakimler ve savcılar idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığına bağlıdırlar.
Adalet hizmetindeki idari görevlerde çalışanlar, hakimler ve savcılar hakkındaki hükümlere tabidir; hakimlere ve savcılara tanınan her türlü haktan yararlanırlar.
Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır.
Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir.
Küçüklerin yargılanması hakkında kanunla özel hükümler konulur.
Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.
Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.
Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.
Disiplin mahkemeleri dışında askerî mahkemeler kurulamaz.
Ancak savaş halinde, asker kişilerin görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli askerî mahkemeler kurulabilir.
Anayasa Mahkemesi 15 üyeden kurulur.
2 üye – Sayıştay Genel Kurulu (kendi başkan ve üyeleri arasından 3 aday gösterir)
1 üye – Baro başkanları (serbest avukatlar arasından 3 aday gösterir)
Seçim: GİZLİ OY ile TBMM Genel Kurulunda yapılır.
1. oylama: 2/3 (üye tam sayısı)
2. oylama: SALT ÇOĞUNLUK
2. oylamada çoğunluk sağlanamazsa, 3. oylama (en çok oy alan 2 aday arasından).
3 üye – Yargıtay Genel Kurulu (3 aday içinden)
2 üye – Danıştay Genel Kurulu (3 aday içinden)
3 üye – YÖK (yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarından, en az 2'si hukukçu olmak üzere, 3 aday içinden)
4 üye – Üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az 5 yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından.
Yargıtay, Danıştay, Sayıştay genel kurulları ve YÖK'ten aday göstermek için yapılacak seçimlerde, her boş üyelik için en fazla oy alan 3 kişi aday gösterilmiş sayılır.
Baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri 3 aday için de aynı usul uygulanır.
45 yaşını doldurmuş olmak kaydıyla:
Öğretim üyeleri: Profesör veya doçent unvanı
Avukatlar: En az 20 yıl fiilen avukatlık
Üst kademe yöneticileri: Yükseköğrenim + en az 20 yıl kamu hizmeti
1. sınıf hâkim ve savcılar: Adaylık dahil en az 20 yıl çalışmış olmak
Başkan ve 2 başkanvekili, üyeler arasından GİZLİ OY ve üye tam sayısının SALT ÇOĞUNLUK ile 4 YIL için seçilir. Yeniden seçilebilirler.
⚠️ Anayasa Mahkemesi üyeleri aslî görevleri dışında Resmî veya özel hiçbir görev alamazlar.
Üyeler 12 yıl için seçilirler.
Bir kimse iki defa Anayasa Mahkemesi üyesi seçilemez.
Üyeler 65 yaşını doldurunca emekliye ayrılırlar.
Zorunlu emeklilik yaşından önce görev süresi dolan üyelerin başka bir görevde çalışmaları ve özlük işleri kanunla düzenlenir.
Kendiliğinden sona erer: Hakimlik mesleğinden çıkarılmayı gerektiren bir suçtan hüküm giyme halinde.
Anayasa Mahkemesi kararıyla sona erer: Görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceğinin kesin olarak anlaşılması halinde, üye tamsayısının SALT ÇOĞUNLUK kararı ile.
Kanunlar, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ve TBMM İçtüzüğü – Anayasaya şekil ve esas bakımından uygunluğu denetler.
Bireysel başvuruları karara bağlar.
Anayasa değişiklikleri – sadece şekil bakımından inceler ve denetler.
🚫 İSTİSNA Olağanüstü hal ve savaş hallerinde çıkarılan CBK'ler için dava açılamaz.
Kanunlar: Son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı denetlenir.
Anayasa değişiklikleri: Teklif ve oylama çoğunluğu ile ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı.
Talep yetkisi: Cumhurbaşkanı veya TBMM üyelerinin BEŞTE BİRİ.
Süre: Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren 10 GÜN içinde dava açılabilir; def'i yoluyla ileri sürülemez.
Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden AİHS kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla başvurabilir.
Kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.
Kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.
Usul ve esaslar kanunla düzenlenir.
Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Cumhurbaşkanı yardımcıları, bakanlar
Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay Başkan ve üyeleri, Başsavcıları, Cumhuriyet Başsavcıvekili
HSK ve Sayıştay Başkan ve üyeleri
Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri Komutanları
Bu kişiler görevleriyle ilgili suçlardan Yüce Divan sıfatıyla yargılanırlar.
Savcılık görevi: Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili yapar.
Yeniden inceleme: Yüce Divan kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu yapılabilir; Genel Kurul kararları kesindir.
Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen diğer görevleri de yerine getirir.
Anayasa Mahkemesi iki bölüm ve Genel Kurul halinde çalışır.
Bölümler: Başkanvekili başkanlığında 4 üye.
Genel Kurul: Başkan veya başkanvekili başkanlığında 10 üye.
Kararlar SALT ÇOĞUNLUK ile alınır.
Bireysel başvurular için komisyonlar oluşturulabilir.
Genel Kurul: Siyasi parti davaları, iptal ve itiraz, Yüce Divan.
Bölümler: Bireysel başvurular.
Anayasa değişikliğinde iptal, siyasi parti kapatma veya Devlet yardımından yoksun bırakma için toplantıya katılan üyelerin 3/2 oy çokluğu şarttır.
Şekil bozukluğuna dayalı iptal davaları öncelikle incelenip karara bağlanır.
Kuruluş, yargılama usulleri, disiplin işleri kanunla düzenlenir.
Çalışma esasları, bölüm ve komisyon oluşumu İçtüzükle düzenlenir.
Yüce Divan davaları dışında dosya üzerinde inceler.
Bireysel başvurularda duruşma yapılmasına karar verilebilir.
Gerekli hallerde ilgilileri ve bilgisi olanları çağırabilir.
Siyasi parti kapatma davalarında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından sonra parti genel başkanının savunmasını dinler.
Kanunlar, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri, TBMM İçtüzüğü veya bunların belirli madde ve hükümlerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla doğrudan doğruya iptal davası açabilme hakkı:
TBMM'DE EN FAZLA ÜYEYE SAHİP 2 SİYASİ PARTİ GRUBU
ÜYE TAMSAYISININ EN AZ 1/5'İ TUTARINDAKİ ÜYELER
Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya CBK hükmünü Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa,
Anayasa Mahkemesinin kararına kadar davayı geri bırakır.
Mahkeme, Anayasaya aykırılık iddiasını ciddi görmezse bu iddia, temyiz merciince esas hükümle birlikte karara bağlanır.
Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelişinden başlamak üzere 5 AY içinde kararını verir ve açıklar.
Bu süre içinde karar verilmezse mahkeme davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırır.
Ancak Anayasa Mahkemesinin kararı esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır.
Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra
10 YIL geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz.
Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir.
İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.
Anayasa Mahkemesi bir kanun veya CBK'nin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez.
Kanun, CBK veya TBMM İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir.
Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak 1 YILI geçemez.
İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, TBMM, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar.
İPTAL KARARLARI GERİYE YÜRÜMEZ
Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır.
Kararlar yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.
Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.
Üyeler, birinci sınıf adli yargı hakim ve Cumhuriyet savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından seçilir.
Seçim: üye tamsayısının SALT ÇOĞUNLUK ve GİZLİ OY ile.
Birinci Başkan, birinci başkanvekilleri ve daire başkanları, kendi üyeleri arasından Yargıtay Genel Kurulu tarafından seçilir.
Seçim: üye tamsayısının SALT ÇOĞUNLUK ve GİZLİ OY ile.
Görev süresi: 4 YIL. Yeniden seçilebilirler.
Yargıtay Genel Kurulu, kendi üyeleri arasından 5'ER ADAY belirler (gizli oyla).
Cumhurbaşkanı bu adaylar arasından Cumhuriyet Başsavcısı ve Başsavcıvekilini seçer.
Görev süresi: 4 YIL. Yeniden seçilebilirler.
Yargıtay'ın kuruluşu, işleyişi, Başkan, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyeleri ile Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcıvekilinin nitelikleri ve seçim usulleri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.
Danıştay, idari mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.
Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri hakkında 2 AY içinde düşüncesini bildirmek,
İdari uyuşmazlıkları çözmek ve kanunla gösterilen diğer işleri yapmak.
4/3 üye: Birinci sınıf idari yargı hakim ve savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından HSK tarafından seçilir.
4/1 üye: Nitelikleri kanunda belirtilen görevliler arasından Cumhurbaşkanı tarafından seçilir.
Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri ve daire başkanları, kendi üyeleri arasından Danıştay Genel Kurulu tarafından seçilir.
Seçim: üye tamsayısının SALT ÇOĞUNLUK ve GİZLİ OY ile.
Görev süresi: 4 YIL. Yeniden seçilebilirler.
Danıştay'ın kuruluşu, işleyişi, Başkan, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ile üyelerinin nitelikleri ve seçim usulleri, idari yargının özelliği, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.
Uyuşmazlık Mahkemesi, adli ve idari yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını KESİN OLARAK çözümlemeye yetkilidir.
Kuruluşu, üyelerinin nitelikleri ve seçimleri ile işleyişi kanunla düzenlenir.
Bu mahkemenin Başkanlığını Anayasa Mahkemesince, kendi üyeleri arasından görevlendirilen üye yapar.
Diğer mahkemelerle Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesinin kararı esas alınır.
Kurul, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kurulur.
Kurul 13 üyeden oluşur; 2 daire halinde çalışır.
Başkan: Adalet Bakanı
Tabii üye: Adalet Bakanlığı Müsteşarı
Cumhurbaşkanı tarafından seçilenler: 3 üye – Adli yargı hakim ve savcıları arasından 1 üye – İdari yargı hakim ve savcıları arasından
3 üye – Adli yargı hakim ve savcıları arasından
1 üye – İdari yargı hakim ve savcıları arasından
TBMM tarafından seçilenler: 3 üye – Yargıtay üyeleri arasından 1 üye – Danıştay üyeleri arasından 3 üye – Yükseköğretim hukuk dalları öğretim üyeleri ile avukatlar arasından (en az 1 öğretim üyesi, en az 1 avukat)
3 üye – Yargıtay üyeleri arasından
1 üye – Danıştay üyeleri arasından
3 üye – Yükseköğretim hukuk dalları öğretim üyeleri ile avukatlar arasından (en az 1 öğretim üyesi, en az 1 avukat)
TBMM Seçim Usulü: Karma Komisyon her üyelik için 3 aday belirler Komisyon oylaması: 3/2 → olmazsa 5/3 → olmazsa ad çekme TBMM Genel Kurulu: 3/2 → olmazsa 5/3 → olmazsa ad çekme Seçim GİZLİ OY ile yapılır.
Karma Komisyon her üyelik için 3 aday belirler
Komisyon oylaması: 3/2 → olmazsa 5/3 → olmazsa ad çekme
TBMM Genel Kurulu: 3/2 → olmazsa 5/3 → olmazsa ad çekme
Seçim GİZLİ OY ile yapılır.
Süresi biten üyeler bir kez daha seçilebilir.
Seçim, görev süresinin dolmasından önceki 30 GÜN içinde yapılır.
Boşalma halinde, boşalmayı takip eden 30 GÜN içinde seçim yapılır.
Adalet Bakanı ve Müsteşar dışındaki üyeler, görev süresince kanunda belirlenenler dışında başka bir görev alamazlar.
Kurul Başkanı: Yönetim ve temsil yetkisi. Daire çalışmalarına katılamaz.
Kurul, kendi üyeleri arasından daire başkanlarını ve başkanvekili seçer.
Başkan, yetkilerinden bir kısmını başkanvekiline devredebilir.
Hakim ve savcıları mesleğe kabul, atama, nakil, geçici yetki, yükselme, birinci sınıfa ayırma
Kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme
Disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma
Mahkeme kaldırılması veya yargı çevresi değişikliği tekliflerini karara bağlama
Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevler
Denetleme ve soruşturma: Kurul müfettişleri veya daha kıdemli hakim/savcı tarafından yapılır.
Yetki: Daire teklifi + Kurul Başkanı oluru ile.
📌 Meslekten çıkarma cezası dışındaki kararlara karşı yargı mercilerine başvurulamaz.
Genel Sekreter: Birinci sınıf hakim/savcılar arasından Kurulun teklif ettiği 3 aday arasından Kurul Başkanı tarafından atanır.
Kurul müfettişleri ve Kurulda çalıştırılacak hakim/savcıları atama yetkisi Kurula aittir.
Adalet Bakanlığı merkez/bağlı kuruluşlarında çalıştırılacak hakim/savcılar, adalet müfettişleri ve iç denetçileri atama yetkisi Adalet Bakanına aittir.
Kurul üyelerinin seçimi, dairelerin oluşumu ve işbölümü, Kurul ve dairelerin görevleri, toplantı ve karar yeter sayıları, çalışma usul ve esasları, itirazlar, Genel Sekreterliğin kuruluş ve görevleri kanunla düzenlenir.
Sayıştay, merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir.
Karar düzeltilmesi: Sayıştayın kesin hükümleri hakkında ilgililer yazılı bildirim tarihinden itibaren 15 GÜN içinde bir kereye mahsus olmak üzere karar düzeltilmesi isteminde bulunabilirler.
⚠️ Bu kararlar dolayısıyla idari yargı yoluna başvurulamaz.
Vergi, benzeri mali yükümlülükler ve ödevler hakkında Danıştay ile Sayıştay kararları arasındaki uyuşmazlıklarda Danıştay kararları esas alınır.
Mahallî idarelerin hesap ve işlemlerinin denetimi ve kesin hükme bağlanması Sayıştay tarafından yapılır.
Sayıştayın kuruluşu, işleyişi, denetim usulleri, mensuplarının nitelikleri, atanmaları, ödev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri ve diğer özlük işleri, Başkan ve üyelerinin teminatı kanunla düzenlenir.
📊 Anayasa Madde 161 – Bütçe ve Kesin Hesap
Kamu idarelerinin ve kamu iktisadî teşebbüsleri dışındaki kamu tüzel kişilerinin harcamaları yıllık bütçelerle yapılır.
Malî yıl başlangıcı ile merkezi yönetim bütçesinin hazırlanması, uygulanması ve kontrolü ile yatırımlar veya bir yıldan fazla sürecek iş ve hizmetler için özel süre ve usuller kanunla düzenlenir.
Bütçe kanununa, bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamaz.
Cumhurbaşkanı bütçe kanun teklifini, malî yılbaşından en az 75 gün önce TBMM'ye sunar.
Bütçe teklifi Bütçe Komisyonu'nda görüşülür. Komisyonun 55 gün içinde kabul edeceği metin Genel Kurul'da görüşülür ve malî yılbaşına kadar karara bağlanır.
• Cumhurbaşkanı teklifi: 75 gün önce
• Bütçe Komisyonu: 55 gün içinde
• Genel Kurul: malî yılbaşına kadar
Örnekler: Yemek adabı, düğünde takı takmak, bayram ziyareti, kılık kıyafet, selamlaşma.
Askerin komutanını selamlaması hukuk kuralıdır.
Örnekler: Kına gecesi, gelin alma, bayramlaşma, düğün adetleri.
Örnek: Askerin komutanını selamlaması (hukuk kuralıdır), nafaka yükümlülüğü (ahlaktan hukuka dönüşmüştür).
Hukuk kurallarını diğer sosyal kurallardan ayıran tek fark, yaptırımının maddi olmasıdır.
Toplum ihtiyaçları gereği ahlak kuralları hukuk kuralına dönüşebilir. (Örn: Nafaka).
Örnek: Ahmet'in yoksul arkadaşına yardım etmemesi → ahlak/din kurallarına aykırı.
Mehmet'in yoksul annesine yardım etmemesi → ahlak/din + hukuk kurallarına aykırı.
Açıklama: Soru kökündeki "tepki" kelimesine dikkat! Kurallara uyulmadığında karşılaşılan tepkiye yaptırım (müeyyide) denir. Ceza sadece bir türdür.
Örnek: İhtiyacı olana yardım etmeyen kişiyi kınamak → manevi. Memura verilen kınama → maddi.
Örnek: İhtiyacı olana yardım etmeyeni kınamak.
Örnek: Memura verilen kınama cezası.
Örnek: • Kınamak → manevi • Disiplin cezası kınama → maddi.
Hukuk kurallarını diğerlerinden ayıran tek fark yaptırımının maddi olmasıdır.
Örnek: Resmî evlendirme memuru önünde yapılmayan evlilik (kurucu unsur eksik).
Örnek: Türk hukuk sistemine göre hemcins evlilik (kadın-kadın / erkek-erkek) – yokluk hâlindedir.
Örnek: Akıl hastasının evlenmesi (emredici kurala aykırı).
Örnek: Akıl hastasının evlenmesi (irade sakatlığı).
Örnek: 16 yaşındaki bir küçüğün babasının kredi kartı ile yaptığı alışveriş (tamamlayıcı unsur – veli onayı – eksiktir).
Soru köklerinde zarar değil de haksız fiil ya da sözleşmeye aykırılık varsa cevap tazminattır.
Örnek: Belediye meclisinin aldığı imar planı kararının iptali.
Örnek: Haksız yere görevden alınan memurun tazminat talebi.
Örnek: Evliliğin resmî memur önünde yapılması zorunluluğu (Medeni Kanun).
Örnek: İfa yeri belirtilmemişse, para borçlarında alacaklının ikametgâhı ifa yeri sayılır (Borçlar Kanunu).
Örnek: Sözleşmede “mal teslimi” denildiğinde, teslim yerinin satıcının işyeri olduğu kabul edilir.
Örnek: Kira sözleşmesinde “ay başı” denildiğinde, kastedilen ilgili ayın 1’idir.
Örnek: Medeni Kanun’a göre nişanlanma, evlilik vaadidir.
Uyarı: Karıştırmayın! “Evlilik, resmî evlendirme memuru önünde yapılmalıdır.” cümlesi tanımlayıcı değil, emredicidir. Çünkü “yapılmalıdır” bir zorunluluk bildirir, “nedir?” sorusuna cevap vermez. 📌 Püf Noktası: Tanımlayıcı kuralda “Nedir?” sorusuna kavramı karşılayan bir cevap almalısınız. ❗ "-malıdır" = Emredici.
Püf Noktası: Tanımlayıcı kuralda “Nedir?” sorusuna kavramı karşılayan bir cevap almalısınız.
Tablo: Mevzu = Yazılı kaynak | Pozitif = Yazılı + Yazısız kaynak | İdeal = Olması gereken | Tarih = Geçmişte yürürlükte olan.
Örnek (Kan Davası): Ahmet, kan davalısı Mehmet'i öldürmüş ve hâkim kan davası geleneğini ceza verirken dikkate almıştır. Kan davasında maddi ve manevi unsur vardır; ancak hukuki unsuru taşımaz.
Uyarı: Örf ve âdetin hukuka konu olan ceza hukukunda hâkimleri yazılı kaynaklar bağlar.
ÖZEL: Tazminat ile ilgili kanunda hükümler bulunmamakta olup miktar kısmı kanun koyucu tarafından hâkimin takdir yetkisini kullanması için bilerek, isteyerek boş bırakılmıştır.
Özellik: Hâkim burada hukuk yaratmak zorundadır, çünkü yazılı kural tamamen eksiktir.
Özellik: Hüküm vardır, ama uygulanması hakkaniyete aykırı sonuç doğurur.
GİRİŞ / ÖRNEK: Hastasına saatle bir ilaç vermesi gereken hemşire ilacı vermeyi unutarak hastasının ölümüne sebep olmuştur. Bu örnek kanunilik unsurunu tamamladı. Türk Ceza Kanunu'na göre bir kişinin ölümüne sebep olmak suçtur. Maddi unsur içinde icraya, manevi unsura ise takse gitmektedir.
İdare kuralı: İdare, kişi hizmetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir maliye uygulamaz. Silahlı kuvvetlerin iç düzeni açısından bu kurala kanunla istisnalar getirilebilir. Uluslararası Ceza Divanı'na taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye geri verilemez.
Sınav: Kamu adına dava açan kişi → Savcı.
Devletler arası + vatandaş olmayanlar.
Tam ve sağ doğan bebek birkaç saniye yaşayıp ölse dahi gerçek kişidir. Bu bilgi özellikle miras hukuku açısından önemlidir.
Sağ doğum = nefes, Tam doğum = ayrılma.
Örnek: Annesinin karnından sağ olarak ayrılan Ayşe birkaç saniye yaşayıp ölmüştür. Ayşe gerçek kişidir. Kendisinden önce ölen ve kendisine bırakılan dedesinin mirasına hak kazanır.
Örnek: 15 yaşını dolduran Ahmet'in ergin olmadığı gerekçesi ile katılımına bağlı bir müsabakaya mahkeme kararı ile ergin kılınıp katılmasının sağlanması.
Uyarı: Yaş küçüklüğü kısıtlanma sebebi değildir.
Yaş küçüklüğü kısıtlama sebebi değil.
Sınırlı Ehliyetsizler Ayırt etme gücüne sahip Ergin olmayan veya ergin ama haklarında kısıtlılık kararı bulunan kişilerdir. Yasal temsilcisinin izni olsa bile aşağıdaki eylemleri yapamazlar: Vakıf kurmak Bağış yapmak Kefil olmak 📌 Vakıf, bağış, kefil olmaz.
Verilen metinde yukarıdaki dört ehliyet türü (Tam Ehliyetliler, Sınırlı Ehliyetsizler, Tam Ehliyetsizler, Sınırlı Ehliyetliler) defalarca tekrarlanmıştır. Yukarıda her bir tür tek bir kere açıklanmış, tüm özgün ifadeler ve uyarılar (vakıf, bağış, kefil yasağı gibi) aynen korunmuştur.
Gaiplik Türleri & Süreler Hukukta iki şekilde kaybolma vardır. 1. Ölümüne daha güde bakılacak bir tehlike ilgisine kaybolma: Galpık kararı: 1 yıl Miras: 5 yıl (teminatlı) 2. Kişinin kendisinden uzun zamandır haber alınmaması Galpık kararı: 5 yıl Miras: 1,5 yıl (teminatlı) 📌 Galpık kararında görevli mahkeme: Sulh hukuk mahkemesidir. ⚖️ Sulh hukuk mahkemesi.
Galpık kararında görevli mahkeme: Sulh hukuk mahkemesidir.
Örnek: Avlanmak için ormana giden Mehmet, evine dönmesi gereken zamanda dönmemiş ve endişelenen eşi karakola götürür. Ormanda yapılan aramada Mehmet'in kişisel eşyalarına rastlanmıştır. Ölüm tehlikesi içinde kaybolan Mehmet için gerçek kişilik nasıl sona ermiştir?
Ölüm tehlikesi veya haber alınamama.
Karine oluşturur, geriye dönük etki.
Bilgisizlik (kazanmada) / Dürüstlük (kullanmada).
Sahipsiz Taşınır Sahiplenilir. Sahipsiz Taşınmaz: İşgal edilir.
Aslen (ilk elden) / Devren (başkasından).
Fiil (tek irade) / İşlem (çok irade).
Malvarlığı (parayla ölçülen) / Kişilik.
Gerçek kişi, gemi, uçak, tüzel kişi.
Cumhuriyet, egemenliğin millete ait olduğu devlet şeklidir.
Demokratik · Laik · Sosyal · Hukuk Devleti.
Bölünmez bütün · Türkçe · Ay yıldızlı bayrak · İstiklal Marşı · Ankara.
Değiştirilemez · Teklif edilemez · Anayasa'nın ilk 3 maddesi güvence altında.
Refah, huzur, mutluluk · Sosyal hukuk devleti.
Kayıtsız şartsız milletindir · Devredilemez.
Cumhurbaşkanı · Anayasa ve kanunlara uygun.
Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.
Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Herkes eşittir · Kadın-erkek eşitliği · Pozitif ayrımcılık mümkün · İmtiyaz yasak.
Bağlayıcıdır · Üstündür · Kanunlar aykırı olamaz.
Meşru müdafaa, yakalama, tutuklama, kaçış önleme, ayaklanma bastırma ve olağanüstü halde silah kullanma halleri bu hükmün dışındadır.
Hükümlü/tutuklu çalıştırmaları, olağanüstü hal hizmetleri, vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir çalışmaları zorla çalıştırma sayılmaz.
Hak: Herkes bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.
Yüz kızartıcı suçlardan hüküm giyenler affa uğramış olsalar bile seçilemez.
Hakimler, savcılar, yüksek yargı mensupları, öğretim elemanları, memurlar, askerler görevlerinden çekilmedikçe aday olamaz.
TBMM + Cumhurbaşkanlığı aynı gün · 5 yıl.
Savaş Seçimler 1 yıl ertelenebilir. Sebep ortadan kalkmazsa erteleme tekrarlanabilir.
Ara seçim Boşalma halinde ara seçim yapılır. Her seçim döneminde bir defa ara seçim yapılabilir. Genel seçimden 30 ay geçmedikçe ara seçim yapılamaz. Boşalan üyelik sayısı %5'i bulursa, 3 ay içinde ara seçim yapılır. Genel seçime 1 yıl kala ara seçim yapılamaz.
İl bazında özel durum Bir ilin veya seçim çevresinin TBMM'de üyesi kalmazsa, boşalmayı takip eden 90 gün sonraki ilk Pazar günü ara seçim yapılır. Bu durumda Anayasa'nın 127. maddesinin üçüncü fıkrası uygulanmaz.
Seçimler, yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır.
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Görevleri Seçimin düzen içinde yönetimini ve dürüstlüğünü sağlamak Seçim süresince ve sonrasında yolsuzlukları, şikayet ve itirazları incelemek ve kesin karara bağlamak TBMM üyelerinin ve Cumhurbaşkanlığı seçim tutanaklarını kabul etmek YSK kararlarına karşı başka bir mercie başvurulamaz.
YSK Oluşumu 7 ASİL 4 YEDEK 6 üye Yargıtay Genel Kurulu'ndan, 5 üye Danıştay Genel Kurulu'ndan seçilir. Seçim: üye tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oy ile. Seçilen üyeler, salt çoğunluk ve gizli oyla aralarından başkan ve başkanvekili seçer. Yedek üyeler, Yargıtay ve Danıştay'dan seçilen asil üyeler arasından ad çekme ile belirlenir. (Başkan ve Başkanvekili ad çekmeye girmez.).
Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların halkoyuna sunulması ve Cumhurbaşkanının seçimi işlemlerinde de aynı usul uygulanır.
Görev ve Temsil Yasağı Devlet, kamu tüzel kişileri, bağlı kuruluşlar, kamu katılımlı teşebbüsler, kamu yararına dernekler, vergi muafiyetli vakıflar, meslek kuruluşları, sendikalar ve üst kuruluşlarının yönetim ve denetim kurullarında görev alamazlar. Bu kuruluşlarda vekil olamazlar. Herhangi bir taahhüt işini doğrudan veya dolaylı olarak kabul edemezler. Temsilcilik ve hakemlik yapamazlar.
Yürütme Organına Bağlı Görev Yasağı Yürütme organının teklif, inha, atama veya onamasına bağlı resmî veya özel herhangi bir işle görevlendirilemezler.
Üyelikle bağdaşmayan diğer görev ve işler kanunla düzenlenir.
Meclis çalışmalarındaki oy, söz ve düşüncelerden dolayı sorumlu tutulamazlar. (Ancak, Divan teklifi ve Meclis kararı ile bu kaldırılabilir.).
Tutuklama ve Yargılama Koruması Suç işlediği ileri sürülen milletvekili, Meclis kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. İstisnalar (bu koruma dışıdır): Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali, Seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasa'nın 14. maddesindeki durumlar. İstisna hallerde yetkili makam, durumu hemen ve doğrudan doğruya TBMM'ye bildirmek zorundadır.
Verilmiş ceza hükmünün infazı, üyelik sıfatı sona erene kadar bırakılır; zamanaşımı işlemez. Tekrar seçilen milletvekili için soruşturma/kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.
Siyasi parti gruplarınca dokunulmazlıkla ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.
İstifa Başkanlık Divanı tespiti → Genel Kurul kararı ile düşer.
Kesin Hüküm / Kısıtlama Kesin mahkeme kararının Genel Kurula bildirilmesi ile düşer.
Bağdaşmayan Görevde Israr Komisyon raporu üzerine Genel Kurul gizli oyla karar verir.
Devamsızlık 1 ay içinde toplam 5 birleşim günü katılmayana, Başkanlık Divanı tespiti ile Genel Kurul üye tamsayısının salt çoğunluğu (301) ile karar verir.
Başvuru Koşulu Md.84/1, 84/3 veya 84/4'e göre düşme veya dokunulmazlığın kaldırılması kararı alınması.
⏳ Süre ve Merci Karar tarihinden itibaren 7 gün içinde başvuru. Başvuru mercii: Anayasa Mahkemesi. Mahkeme, 15 gün içinde kesin karar verir.
Başvuru Hakkı İlgili milletvekili veya bir başka milletvekili iptal isteminde bulunabilir.
Miktar Limitleri Ödenek: En yüksek Devlet memurunun aldığı miktarı aşamaz. Yolluk: Ödenek miktarının yarısını aşamaz.
Emeklilik T.C. Emekli Sandığı ile ilgilendirilirler. Üyeliği sona erenlerin isteği halinde ilgileri devam eder. Ödenek/yolluklar, Emekli Sandığı'ndan alınan aylığın kesilmesini gerektirmez.
Ön Ödeme Ödenek ve yollukların en çok 3 aylık kısmı önceden ödenebilir.
Kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak Bütçe ve kesinhesap kanun tekliflerini görüşmek ve kabul etmek Para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek Milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak 3/5 çoğunlukla genel ve özel af ilânına karar vermek Anayasa'nın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmek.
Teklif Yetkisi Kanun teklif etmeye milletvekilleri yetkilidir.
Görüşme Usulü Kanun tekliflerinin Mecliste görüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir.
Yayımlama Süresi Kabul edilen kanunları 15 gün içinde yayımlar.
↩️ Geri Gönderme Uygun bulmadığı kanunları gerekçesiyle birlikte 15 gün içinde geri gönderir. Kısmen uygun bulmama halinde Meclis sadece uygun bulunmayan maddeleri görüşür. Bütçe kanunları bu hükme tabi değildir.
Meclis Kararı Geri gönderilen kanun üye tamsayısının salt çoğunluğu (301) ile aynen kabul edilirse yayımlanır. Değişiklik yapılırsa Cumhurbaşkanı tekrar geri gönderebilir. Anayasa değişiklikleri saklıdır.
Onaylama Şartı Yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, TBMM'nin bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.
İstisnalar (Ekonomik, Ticari, Teknik) Süresi 1 yılı aşmayan, Devlet Maliyesi'ne yük getirmeyen, Kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmayan andlaşmalar yayımlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu andlaşmalar yayımlarından itibaren 2 ay içinde TBMM'nin bilgisine sunulur.
Uygulama Andlaşmaları Milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticari, teknik veya idari andlaşmalar TBMM onayı zorunlu değildir. Ancak, bu tür andlaşmalar yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz.
Kanun Değişikliği Getiren Andlaşmalar Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmalar, 1. fıkra hükmüne tabidir (TBMM onayı zorunludur).
Hukuki Statü ve Anayasa Mahkemesi Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. ⭐ ÖNEMLİ Temel hak ve özgürlüklere ilişkin andlaşmalarla kanunlar çatışırsa, milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.
FIKRA TBMM Yetkisi Savaş hali ilanı (milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde) Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi Yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına izin verme Bu yetki Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. İstisna: Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmalar veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışındadır.
Bu yetki Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.
İstisna: Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmalar veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışındadır.
FIKRA Olağanüstü Durumda Cumhurbaşkanı Yetkisi Koşullar: TBMM tatilde veya ara vermede iken, Ülkenin ani bir silahlı saldırıya uğraması, Bu sebeple silahlı kuvvet kullanılmasına derhal karar verilmesinin kaçınılmaz olması. Bu durumda Cumhurbaşkanı da Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verebilir. Bu yetki, TBMM'nin toplanmasını bekleme imkânı olmadığında kullanılır.
Bu durumda Cumhurbaşkanı da Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verebilir.
Bu yetki, TBMM'nin toplanmasını bekleme imkânı olmadığında kullanılır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, her yıl Ekim ayının ilk günü kendiliğinden toplanır.
Meclis, bir yasama yılında en çok 3 ay tatil yapabilir. Ara verme veya tatil sırasında Cumhurbaşkanınca toplantıya çağrılır. Meclis Başkanı da doğrudan doğruya veya üyelerin beşte birinin yazılı istemi üzerine Meclisi toplantıya çağırır.
Ara verme veya tatil sırasında toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisinde, öncelikle bu toplantıyı gerektiren konu görüşülmeden ara verme veya tatile devam edilemez.
Divan: Meclis Başkanı, Başkanvekilleri, Katip üyeler, İdare Amirleri. 📌 Parti gruplarının üye sayısı oranında kurulur. Parti grupları Başkanlığa aday gösteremez.
Parti gruplarının üye sayısı oranında kurulur. Parti grupları Başkanlığa aday gösteremez.
Bir yasama döneminde 2 seçim yapılır. İlk seçilenlerin görev süresi: 2 yıl İkinci devre: o yasama döneminin sonuna kadar devam eder.
Adaylar, toplantıdan itibaren 5 gün içinde bildirilir. Seçim gizli oyla. 1. ve 2. oylama: 2/3 çoğunluk 3. oylama: salt çoğunluk 4. oylama: en çok oy alan aday başkan seçilir. Seçim 5 gün içinde tamamlanır.
Başkanvekillerinin, Katip Üyelerin ve İdare Amirlerinin adedi, seçim nisabı, oylama sayısı ve usulleri, Meclis İçtüzüğünde belirlenir.
Başkan ve Başkanvekilleri, üyesi olduğu partinin Meclis içi/dışı faaliyetlerine katılamaz. Görevleri dışında Meclis tartışmalarına katılamaz. Başkan ve oturumu yöneten Başkanvekili oy kullanamaz.
İçtüzük TBMM, çalışmalarını kendi yaptığı içtüzük hükümlerine göre yürütür.
Siyasi Parti Grupları İçtüzük, parti gruplarının Meclis faaliyetlerine üye sayısı oranında katılımını sağlar. Siyasi parti grupları, en az 20 üyeden oluşur.
Kolluk İşleri Meclis bina, tesis, eklenti ve arazisinde kolluk ve yönetim hizmetleri Meclis Başkanlığı eliyle yürütülür. Emniyet ve diğer kolluk hizmetleri için yeterli kuvvet, ilgili makamlarca Meclis Başkanlığına tahsis edilir.
Toplantı Yeter Sayısı 1/3 (üye tamsayısının en az üçte biri) TBMM, yapacağı seçimler dahil bütün işlerinde üye tamsayısının en az 1/3'ü ile toplanır.
Karar Yeter Sayısı Anayasada başkaca hüküm yoksa, toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir. ⚠️ Karar yeter sayısı, üye tamsayısının 1/4 + 1'inden az olamaz. 600 üye için: 151 asgari karar sayısı.
Karar yeter sayısı, üye tamsayısının 1/4 + 1'inden az olamaz.
Açık Görüşmeler Genel Kurul görüşmeleri açıktır. Tutanak Dergisi'nde tam olarak yayımlanır.
Kapalı Oturumlar İçtüzük hükümlerine göre kapalı oturum yapılabilir. Bu oturumlardaki görüşmelerin yayımı TBMM kararına bağlıdır.
Yayım Serbestliği Açık görüşmelerin, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisce başkaca bir karar alınmadıkça, her türlü vasıta ile yayımı serbesttir.
Fıkra – Yetki TBMM; Meclis araştırması, genel görüşme, Meclis soruşturması ve yazılı soru yollarıyla bilgi edinme ve denetleme yetkisini kullanır.
Fıkra – Meclis araştırması Belli bir konuda bilgi edinmek için yapılan incelemeden ibarettir.
Fıkra – Genel görüşme Toplumu ve Devlet faaliyetlerini ilgilendiren belli bir konunun TBMM Genel Kurulunda görüşülmesidir.
Fıkra – Meclis soruşturması Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar hakkında 106. maddenin 5., 6. ve 7. fıkraları uyarınca yapılan soruşturmadan ibarettir.
Fıkra – Yazılı soru Milletvekillerinin, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlara yazılı olarak soru sormalarından ibarettir. Cevaplanma süresi: 15 gün.
Fıkra – İçtüzük Düzenlemesi Meclis araştırması, genel görüşme ve yazılı soru önergelerinin verilme şekli, içeriği ve kapsamı ile araştırma usulleri, Meclis İçtüzüğü ile düzenlenir.
Örnekler 500 katıldı → 251 karar yeter sayısı 280 katıldı → Salt çoğunluk (280/2.+1 =141 karar yeter sayısı için→ en az 151 180 katıldı → Salt çoğunluk 180/2.+1 =91 karar yeter sayısı için→ en az 151 * 600 üye tamsayısının 1/4 + 1 = 151 asgari karar sayısı).
280 katıldı → Salt çoğunluk 280/2.+1 =141 karar yeter sayısı için→ en az 151.
180 katıldı → Salt çoğunluk 180/2.+1 =91 karar yeter sayısı için→ en az 151.
Özel Kararlar Genel ve Özel Af İlanı 400 2/3. Yüce Divana Sevk Etme 400 2/3. Anayasa Değişikliği Teklifi 200 1/3. Anayasa Değişikliği 400 2/3..
Adaylık ve seçimi 40 yaşını doldurmuş, Yükseköğrenim yapmış, Milletvekili seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından, Doğrudan halk tarafından seçilir. Görev süresi: 5 yıl En fazla 2 defa seçilebilir.
Fıkra – Aday Gösterme Siyasi parti grupları Son genel seçimlerde %5 oy alan partiler (tek başına veya birlikte) En az 100.000 seçmen.
Fıkra – Milletvekilliğinin Sona Ermesi Cumhurbaşkanı seçilen milletvekilinin TBMM üyeliği sona erer.
Fıkra – Seçim Usulü 1. oylama: Geçerli oyların salt çoğunluğu ile seçilir. Çoğunluk sağlanamazsa, takip eden pazar günü 2. oylama yapılır. 2. oylamaya en çok oy almış 2 aday katılır. Çoğunluğu alan seçilir.
Fıkra – Aday Çekilme Durumu Bir aday çekilirse, sıradaki aday ikame edilir. Tek aday kalırsa referandum şeklinde yapılır. Aday salt çoğunluk alamazsa, Cumhurbaşkanı seçimi yenilenir.
7. Fıkra – Görevin Devamı ve Kanun Seçim tamamlanamazsa, mevcut Cumhurbaşkanı göreve devam eder. Diğer usul ve esaslar kanunla düzenlenir.
Devletin başıdır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir.
Devlet başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin eder.
Yasama yılının ilk günü TBMM'de açılış konuşması yapar. Ülkenin iç ve dış siyaseti hakkında Meclise mesaj verir.
Kanunları yayımlar, tekrar görüşülmek üzere geri gönderir, Anayasa Mahkemesinde iptal davası açar.
Cumhurbaşkanı yardımcıları ile bakanları atar ve görevlerine son verir. Üst kademe kamu yöneticilerini atar/görevine son verir, atama usul ve esaslarını Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenler.
Yabancı devletlere temsilciler gönderir, Türkiye'ye gönderilecek yabancı temsilcileri kabul eder.
Milletlerarası andlaşmaları onaylar ve yayımlar.
Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunar.
Milli güvenlik politikalarını belirler ve gerekli tedbirleri alır. TBMM adına Başkomutanlığı temsil eder. TSK'nın kullanılmasına karar verir.
Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarını hafifletir veya kaldırır.
Yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir.
Kararname ile düzenlenemez: Temel haklar, kişi hakları ve ödevleri (Anayasa 2. kısım 1. ve 2. bölüm) Siyasi haklar ve ödevler (4. bölüm) Kanunla düzenlenmesi öngörülen konular Kanunda açıkça düzenlenen konular ⚠️ Kararname ile kanun çatışırsa kanun hükümleri uygulanır. TBMM aynı konuda kanun çıkarırsa kararname hükümsüz kalır.
Kararname ile kanun çatışırsa kanun hükümleri uygulanır. TBMM aynı konuda kanun çıkarırsa kararname hükümsüz kalır.
Kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkarabilir.
Kararnameler ve yönetmelikler, yayımlandıkları gün yürürlüğe girer (aksi belirtilmedikçe).
Ayrıca Anayasada ve kanunlarda verilen seçme ve atama görevleri ile diğer görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır.
Fıkra – Soruşturma Açılması Suç işlediği iddiasıyla TBMM üye tamsayısının salt çoğunluğu (301) ile önerge verilir. Meclis, önergeyi en geç 1 ay içinde görüşür. Soruşturma açılmasına üye tamsayısının 3/5'i (360) ile gizli oyla karar verir.
Fıkra – Komisyon ve Süreler Partilerin güçleri oranında 3 katı aday göstermesi, ad çekme ile kurulacak 15 kişilik komisyon. Komisyon raporunu 2 ay içinde Başkanlığa sunar. Bitirilemezse 1 ay yeni ve kesin süre verilir.
Fıkra – Yüce Divan Sevki Rapor dağıtıldıktan 10 gün sonra Genel Kurulda görüşülür. TBMM üye tamsayısının 2/3'ü (400) ile gizli oyla Yüce Divan'a sevk kararı alır.
5. Fıkra – Yargılama ve Sonuçlar Yüce Divan yargılaması 3 ay içinde tamamlanır. Tamamlanamazsa bir defaya mahsus 3 ay ek süre verilir. Soruşturma açılan Cumhurbaşkanı seçim kararı alamaz. Seçilmeye engel suçtan mahkûm edilirse görevi sona erer.
Fıkra – Görev Sonrası Sorumluluk Görevde bulunduğu sürede işlediği iddia edilen suçlar için görevi bittikten sonra da bu madde hükmü uygulanır.
Fıkra – Atama ve Makam Boşalması Cumhurbaşkanı, bir veya daha fazla Cumhurbaşkanı yardımcısı atayabilir. Makam boşalırsa 45 gün içinde seçim yapılır. Yenisi seçilene kadar Cumhurbaşkanı yardımcısı vekâlet eder ve yetkileri kullanır. Seçime 1 yıl veya daha az kalmışsa TBMM seçimi de yenilenir. 1 yıldan fazla kalmışsa seçilen, seçim tarihine kadar görevine devam eder. Kalan süreyi tamamlayan için dönemden sayılmaz.
Fıkra – Geçici Ayrılma Hastalık, yurt dışı vb. geçici ayrılmalarda Cumhurbaşkanı yardımcısı vekâlet eder ve yetkileri kullanır.
Fıkra – Atanma, Andiçme ve Üyelik Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olanlar arasından Cumhurbaşkanı tarafından atanır ve görevden alınır. 81. maddede yazılı şekilde TBMM önünde andiçerler. TBMM üyesi atanırsa üyelikleri sona erer.
Fıkra – Soruşturma Usulü Soruşturma önerge: TBMM üye tamsayısının salt çoğunluğu (301) Meclis önergeyi en geç 1 ay içinde görüşür. Soruşturma kararı: 3/5 (360) gizli oy Komisyon: 15 kişilik, ad çekme ile, süre: 2 ay (kesin 1 ay) Rapor: dağıtım 10 gün, görüşme 10 gün Yüce Divan sevki: 2/3 (400) gizli oy Yüce Divan yargılaması: 3 ay (ek süre: 3 ay, bir defaya mahsus).
Fıkra – Görev Sonrası Sorumluluk Görevle ilgili suçlar için görev bittikten sonra da soruşturma usulü uygulanır.
Fıkra – Mahkumiyet Yüce Divan'da seçilmeye engel suçtan mahkûm edilen görevi sona erer.
Fıkra – Yasama Dokunulmazlığı Görevle ilgili olmayan suçlarda yasama dokunulmazlığı hükümlerinden yararlanır.
Fıkra – Bakanlıklar Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.
Kuruluş ve Amaç İdarenin hukuka uygunluğunun, düzenli ve verimli şekilde yürütülmesinin ve geliştirilmesinin sağlanması amacıyla, Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak kurulan Devlet Denetleme Kurulu.
Denetim Kapsamı Cumhurbaşkanının isteği üzerine: Tüm kamu kurum ve kuruluşları Sermayesinin yarısından fazlasına kamu kurumlarının katıldığı kuruluşlar Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları Her düzeydeki işçi ve işveren meslek kuruluşları Kamuya yararlı dernekler ile vakıflar.
Yapacağı İşler İdari soruşturma İnceleme Araştırma Denetleme.
Görev Alanı Dışı Yargı organları, Devlet Denetleme Kurulunun görev alanı dışındadır.
Atama Usulü Başkan — Cumhurbaşkanınca atanır. Üyeler — Cumhurbaşkanınca atanır.
Fıkra – TBMM Kararıyla Yenileme TBMM, üye tamsayısının 3/5 (360) çoğunluğuyla seçimlerin yenilenmesine karar verebilir. Bu halde TBMM genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.
Bu halde TBMM genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.
Fıkra – Cumhurbaşkanı Kararıyla Yenileme Cumhurbaşkanının seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde, TBMM genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.
Fıkra – İkinci Dönemde Adaylık Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.
Fıkra – Görevin Devamı Seçimlerin birlikte yenilenmesine karar verilen Meclisin ve Cumhurbaşkanının yetki ve görevleri, yeni Meclisin ve Cumhurbaşkanının göreve başlamasına kadar devam eder.
Fıkra – Görev Süresi Bu şekilde seçilen Meclis ve Cumhurbaşkanının görev süreleri de 5 yıldır.
Başkomutanlık ve Genelkurmay Başkanlığı Başkomutanlık, TBMM'nin manevi varlığından ayrılamaz ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur.
Sorumluluk Milli güvenlik ve Silahlı Kuvvetlerin hazırlanmasından TBMM'ye karşı Cumhurbaşkanı sorumludur.
Genelkurmay Başkanı Cumhurbaşkanınca atanan Genelkurmay Başkanı, Silahlı Kuvvetlerin komutanı olup, savaşta Başkomutanlık görevlerini Cumhurbaşkanlığı namına yerine getirir.
Kuruluş Başkan: Cumhurbaşkanı Üyeler: Cumhurbaşkanı yardımcıları, Adalet, Milli Savunma, İçişleri, Dışişleri Bakanları, Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava kuvvetleri komutanları.
Katılım Gündemin özelliğine göre ilgili bakan ve kişiler çağrılıp görüşleri alınabilir.
Tavsiye Kararları Milli güvenlik siyaseti ile ilgili tavsiye kararları ve görüşlerini Cumhurbaşkanına bildirir.
5. Gündem ve Başkanlık Gündem: Cumhurbaşkanı yardımcıları ve Genelkurmay Başkanının önerileri dikkate alınarak Cumhurbaşkanınca düzenlenir. Cumhurbaşkanı katılamazsa Cumhurbaşkanı yardımcısı başkanlık eder. Genel Sekreterlik teşkilat ve görevleri Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir.
Fıkra – İlan Halleri ve Süre Cumhurbaşkanı; savaş, savaşı gerektirecek durum, seferberlik, ayaklanma, kalkışma, şiddet hareketleri, afet, salgın, ekonomik bunalım hallerinde yurdun tamamında veya bir bölgesinde, süresi 6 ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir.
Fıkra – Resmi Gazete ve Onay Karar, verildiği gün Resmî Gazetede yayımlanır ve aynı gün TBMM'nin onayına sunulur.
Fıkra – Meclis Yetkisi TBMM tatilde ise derhal toplantıya çağrılır. Meclis; süreyi kısaltabilir, uzatabilir veya kaldırabilir.
Fıkra – Uzatma Cumhurbaşkanının talebiyle TBMM her defasında 4 ayı geçmemek üzere süreyi uzatabilir. Savaş hallerinde 4 aylık süre aranmaz.
Fıkra – Kanuni Düzenleme Olağanüstü hallerde yükümlülükler, temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması/durdurulması kanunla düzenlenir.
Fıkra – Kararname ve Yürürlük Cumhurbaşkanı, OHAL'in gerekli kıldığı konularda 104/17'deki sınırlamalara tabi olmaksızın kararname çıkarabilir. Kararnameler kanun hükmündedir, Resmi Gazete'de yayımlanır, aynı gün Meclis onayına sunulur. Savaş ve mücbir sebepler hariç, OHAL kararnameleri 3 ay içinde TBMM'de görüşülür. Aksi halde kendiliğinden yürürlükten kalkar.
İdarenin bütünlüğü ve kamu tüzelkişiliği İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.
Merkezden ve Yerinden Yönetim İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır.
Kamu Tüzelkişiliği Kamu tüzelkişiliği, kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulur.
Yönetmelik Çıkarma Yetkisi Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler.
Resmî Gazete Yayımı Hangi yönetmeliklerin Resmî Gazetede yayımlanacağı kanunda belirtilir.
Yargı Yolunun Açıklığı İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.
Tahkim Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde tahkim yolu öngörülebilir. Milletlerarası tahkime ancak yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir.
Yüksek Askerî Şûra Kararları Terfi işlemleri ve kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç, Her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır.
Dava Süresi İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar.
Yargı Yetkisinin Sınırı Hukuka uygunluk denetimi ile sınırlıdır. Yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz. Yürütme görevini kısıtlayacak, idari işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak karar verilemez.
Yürütmenin Durdurulması Koşulları Telafisi güç veya imkânsız zarar doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir.
Olağanüstü Hallerde Sınırlama Kanun, olağanüstü hallerde, seferberlik ve savaş halinde, ayrıca milli güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık nedenleriyle yürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabilir.
İdarenin Sorumluluğu İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.
Merkezi idare Türkiye, merkezi idare kuruluşu bakımından, coğrafya durumuna, ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre, illere; iller de diğer kademeli bölümlere ayırılır.
Yetki Genişliği Esası İllerin idaresi yetki genişliği esasına dayanır.
Çok İlli Teşkilat Kamu hizmetlerinin görülmesinde verim ve uyum sağlamak amacıyla, Birden çok ili içine alan merkezi idare teşkilatı kurulabilir. Bu teşkilatın görev ve yetkileri kanunla düzenlenir.
Fıkra – Tanım Mahalli idareler; il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileridir.
Fıkra – Kanunla Düzenleme Mahalli idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir.
Fıkra – Seçimler Mahalli idarelerin seçimleri, 67. maddedeki esaslara göre 5 yılda bir yapılır. Kanun, büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri getirebilir.
Fıkra – Denetim Seçilmiş organların sıfatlarının kazanılması/kaybedilmesinde yargı yolu. Görevle ilgili suç sebebiyle soruşturma/kovuşturma açılan organ veya üyeleri, İçişleri Bakanı geçici tedbir olarak kesin hükme kadar uzaklaştırabilir.
Fıkra – İdari Vesayet Merkezi idare, mahalli idareler üzerinde idari vesayet yetkisine sahiptir. Amaçlar: idarenin bütünlüğü, kamu görevlerinde birlik, toplum yararı, mahalli ihtiyaçlar. Vesayet, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde kullanılır.
Fıkra – Birlik Kurma ve Gelir Mahalli idareler, Cumhurbaşkanının izni ile kendi aralarında birlik kurabilir. Birliklerin görev, yetki, maliye ve kolluk işleri kanunla düzenlenir. Bu idarelere, görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanır.
Fıkra – Asli ve Sürekli Görevler Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.
Fıkra – Kanunla Düzenleme Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hak ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. 📌 Mali ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.
Mali ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.
Md.128/3 – Üst Kademe Yöneticileri Üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları, kanunla özel olarak düzenlenir.
Md.129/1 – Sadakat Yükümlülüğü Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.
Md.129/2 – Savunma Hakkı Savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları mensupları için de aynı kural geçerlidir.
Fıkra – Yargı Denetimi Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.
Fıkra – Tazminat Davaları Yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla, ancak idare aleyhine açılabilir.
Fıkra – Ceza Kovuşturması İzni İşledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, Kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idari merciin iznine bağlıdır. Silahlı Kuvvetler, hakimler ve savcılar saklıdır.
Fıkra – Devlet Üniversiteleri Üniversiteler Devlet tarafından kanunla kurulur. Kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahiptir.
Fıkra – Vakıf Üniversiteleri Vakıflar tarafından, kazanç amacına yönelik olmamak şartıyla, Devletin gözetim ve denetimine tabi yükseköğretim kurumları kurulabilir.
Fıkra – Dengeli Dağılım Kanun, üniversitelerin ülke sathına dengeli bir biçimde yayılmasını gözetir.
Fıkra – Bilimsel Özgürlük Üniversiteler, öğretim üyeleri ve yardımcıları serbestçe araştırma ve yayın yapabilir. ⚠️ Ancak, Devletin varlığı, bağımsızlığı, milletin ve ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği aleyhinde faaliyet serbestliği vermez.
Ancak, Devletin varlığı, bağımsızlığı, milletin ve ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği aleyhinde faaliyet serbestliği vermez.
Fıkra – Gözetim ve Güvenlik Üniversiteler Devletin gözetimi ve denetimi altında olup, güvenlik hizmetleri Devletçe sağlanır.
Fıkra – Rektör ve Dekan Atamaları Rektörler Cumhurbaşkanınca, dekanlar ise Yükseköğretim Kurulunca seçilir ve atanır.
Fıkra – Görevden Uzaklaştırma Yasağı Üniversite yönetim ve denetim organları ile öğretim elemanları, YÖK veya üniversite organları dışındaki makamlarca görevlerinden uzaklaştırılamazlar.
Fıkra – Bütçe İşlemleri Üniversite bütçeleri YÖK tarafından tetkik ve onaylanır, Milli Eğitim Bakanlığına sunulur ve merkezi yönetim bütçesi esaslarına göre işleme tabi tutulur.
Fıkra – Kanunla Düzenleme Kuruluş, organlar, işleyiş, seçimler, görev, yetki ve sorumluluklar Devletin gözetim ve denetim usulleri Öğretim elemanlarının görevleri, unvanları, atama, yükselme, emeklilik Öğretim düzeyleri ve süreleri, yükseköğretime giriş, harçlar Disiplin ve ceza işleri, mali işler, özlük hakları Yukarıdaki tüm hususlar kanunla düzenlenir.
Fıkra – Vakıf Üniversiteleri Vakıf üniversiteleri, mali ve idari konuları dışındaki akademik çalışmalar, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden Devlet üniversiteleri için geçerli hükümlere tabidir.
Yükseköğretim kurumlarından özel hükümlere tabi olanlar – Md.132 Türk Silahlı Kuvvetleri ve emniyet teşkilatına bağlı yükseköğretim kurumları özel kanunlarının hükümlerine tabidir.
Radyo ve Televizyon Serbestisi Radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek kanunla düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbesttir.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) 9 üyeden oluşur. Üyeler, siyasi parti gruplarının üye sayısı oranında belirlenecek üye sayısının ikişer katı olarak gösterecekleri adaylar arasından, her siyasi parti grubuna düşen üye sayısı esas alınmak suretiyle TBMM Genel Kurulunca seçilir. RTÜK'ün kuruluşu, görev ve yetkileri, üyelerinin nitelikleri, seçim usulleri ve görev süreleri kanunla düzenlenir.
Kamu Kurumu ve Haber Ajansları Devletçe kamu tüzelkişiliği olarak kurulan tek radyo ve televizyon kurumu (TRT) ile Kamu tüzelkişilerinden yardım gören haber ajanslarının (Anadolu Ajansı gibi) Özerkliği ve yayınlarının tarafsızlığı esastır.
Kuruluş ve Amaç Amaç: Atatürkçü düşünce, Atatürk ilke ve inkılapları, Türk kültürü, Türk tarihi ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayınlar yapmak. Atatürk'ün manevi himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Cumhurbaşkanının görevlendireceği bakana bağlı. Bünyesinde: Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Atatürk Kültür Merkezi. Kamu tüzel kişiliğine sahiptir.
Mali Menfaatler Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu için Atatürk'ün vasiyetnamesinde belirtilen mali menfaatler saklı olup kendilerine tahsis edilir.
Kanunla Düzenleme Kurumun; kuruluşu, organları, çalışma usulleri, özlük işleri ve kuruluşuna dahil kurumlar üzerindeki yetkileri kanunla düzenlenir.
Fıkra – Zorunluluk Aranmaz Kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüslerinde asli ve sürekli görevlerde çalışanların meslek kuruluşlarına girme mecburiyeti aranmaz.
Fıkra – Amaç Dışı Faaliyet Yasağı Bu meslek kuruluşları, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamazlar.
Fıkra – Siyasi Parti Yasağı Bu meslek kuruluşları ve üst kuruluşları organlarının seçimlerinde siyasi partiler aday gösteremezler.
Fıkra – Denetim Bu meslek kuruluşları üzerinde Devletin idari ve mali denetimine ilişkin kurallar kanunla düzenlenir.
Md.136 – Diyanet İşleri Başkanlığı Genel idare içinde yer alır. Laiklik ilkesi doğrultusunda, Bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak, Milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, Özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.
Md.137 – Kanunsuz Emir Kamu görevlisi, üstünden aldığı emri yönetmelik, CBK, kanun veya Anayasa'ya aykırı görürse yerine getirmez ve bildirir. Üstü ısrar eder ve yazılı emir verirse, emir yerine getirilir; getiren sorumlu olmaz. Suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; getiren sorumluluktan kurtulamaz. Askeri hizmetler ve acele hallerde kamu düzeni/güvenliği için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır.
Mahkemelerin bağımsızlığı Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.
Fıkra – Emir ve Talimat Yasağı Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.
Fıkra – Yasama Yasağı Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya beyanda bulunulamaz.
Fıkra – Kararlara Uyma Zorunluluğu Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.
Fıkra – Güvenceler Hakimler ve savcılar azlolunamaz. Kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz. Bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Fıkra – İstisnalar Meslekten çıkarılmayı gerektiren suçtan hüküm giymiş olanlar, Görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar, Meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.
Fıkra – Adli ve İdari Yargı Hakimler ve savcılar adli ve idari yargı hakim ve savcıları olarak görev yaparlar. Bu görevler meslekten hakim ve savcılar eliyle yürütülür.
Fıkra – Bağımsızlık ve Teminat Hakimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.
Fıkra – Kanunla Düzenleme Nitelikler, atanmalar, haklar, ödevler, aylık ve ödenekler, meslekte ilerleme, görev değişikliği, disiplin, soruşturma, yargılama, meslekten çıkarma, eğitim ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.
Fıkra – Yaş Haddi Hakimler ve savcılar 65 yaşını bitirinceye kadar hizmet görürler. Askeri hakimlerin yaş haddi kanunda gösterilir.
Fıkra – Görev Yasağı Hakimler ve savcılar, kanunda belirtilenlerden başka, Resmî ve özel hiçbir görev alamazlar.
7. Fıkra – Adalet Bakanlığı Bağlılığı Hakimler ve savcılar idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığına bağlıdırlar. Adalet hizmetindeki idari görevlerde çalışanlar, hakimler ve savcılar hakkındaki hükümlere tabidir; hakimlere ve savcılara tanınan her türlü haktan yararlanırlar.
Fıkra – Duruşmaların Açıklığı Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir.
Fıkra – Küçüklerin Yargılanması Küçüklerin yargılanması hakkında kanunla özel hükümler konulur.
Fıkra – Gerekçeli Karar Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.
Fıkra – Davaların Süratle Sonuçlandırılması Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.
Fıkra – Kanunla Düzenleme Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.
Fıkra – Askeri Mahkeme Yasağı ve İstisna Disiplin mahkemeleri dışında askerî mahkemeler kurulamaz. Ancak savaş halinde, asker kişilerin görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli askerî mahkemeler kurulabilir.
FIKRA Üye Sayısı Anayasa Mahkemesi 15 üyeden kurulur.
FIKRA TBMM Seçimi 2 üye – Sayıştay Genel Kurulu (kendi başkan ve üyeleri arasından 3 aday gösterir) 1 üye – Baro başkanları (serbest avukatlar arasından 3 aday gösterir) Seçim: GİZLİ OY ile TBMM Genel Kurulunda yapılır. 1. oylama: 2/3 (üye tam sayısı) 2. oylama: SALT ÇOĞUNLUK 2. oylamada çoğunluk sağlanamazsa, 3. oylama (en çok oy alan 2 aday arasından).
FIKRA Cumhurbaşkanı Seçimi 3 üye – Yargıtay Genel Kurulu (3 aday içinden) 2 üye – Danıştay Genel Kurulu (3 aday içinden) 3 üye – YÖK (yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarından, en az 2'si hukukçu olmak üzere, 3 aday içinden) 4 üye – Üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az 5 yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından.
FIKRA Aday Gösterme Usulü Yargıtay, Danıştay, Sayıştay genel kurulları ve YÖK'ten aday göstermek için yapılacak seçimlerde, her boş üyelik için en fazla oy alan 3 kişi aday gösterilmiş sayılır. Baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri 3 aday için de aynı usul uygulanır.
FIKRA Seçilme Nitelikleri 45 yaşını doldurmuş olmak kaydıyla: Öğretim üyeleri: Profesör veya doçent unvanı Avukatlar: En az 20 yıl fiilen avukatlık Üst kademe yöneticileri: Yükseköğrenim + en az 20 yıl kamu hizmeti 1. sınıf hâkim ve savcılar: Adaylık dahil en az 20 yıl çalışmış olmak.
7. FIKRA Başkan Seçimi ve Görev Yasağı Başkan ve 2 başkanvekili, üyeler arasından GİZLİ OY ve üye tam sayısının SALT ÇOĞUNLUK ile 4 YIL için seçilir. Yeniden seçilebilirler. ⚠️ Anayasa Mahkemesi üyeleri aslî görevleri dışında Resmî veya özel hiçbir görev alamazlar.
Anayasa Mahkemesi üyeleri aslî görevleri dışında Resmî veya özel hiçbir görev alamazlar.
FIKRA Görev Süresi Üyeler 12 yıl için seçilirler. Bir kimse iki defa Anayasa Mahkemesi üyesi seçilemez. Üyeler 65 yaşını doldurunca emekliye ayrılırlar. Zorunlu emeklilik yaşından önce görev süresi dolan üyelerin başka bir görevde çalışmaları ve özlük işleri kanunla düzenlenir.
FIKRA Denetim Yetkisi Kanunlar, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ve TBMM İçtüzüğü – Anayasaya şekil ve esas bakımından uygunluğu denetler. Bireysel başvuruları karara bağlar. Anayasa değişiklikleri – sadece şekil bakımından inceler ve denetler. 🚫 İSTİSNA Olağanüstü hal ve savaş hallerinde çıkarılan CBK'ler için dava açılamaz.
FIKRA Şekil Denetimi Kanunlar: Son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı denetlenir. Anayasa değişiklikleri: Teklif ve oylama çoğunluğu ile ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı. Talep yetkisi: Cumhurbaşkanı veya TBMM üyelerinin BEŞTE BİRİ. Süre: Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren 10 GÜN içinde dava açılabilir; def'i yoluyla ileri sürülemez.
FIKRA Bireysel Başvuru Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden AİHS kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla başvurabilir. Kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır. Kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz. Usul ve esaslar kanunla düzenlenir.
FIKRA Yüce Divan Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Cumhurbaşkanı yardımcıları, bakanlar Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay Başkan ve üyeleri, Başsavcıları, Cumhuriyet Başsavcıvekili HSK ve Sayıştay Başkan ve üyeleri Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri Komutanları Bu kişiler görevleriyle ilgili suçlardan Yüce Divan sıfatıyla yargılanırlar.
7. FIKRA Savcılık, Yeniden İnceleme, Diğer Görevler Savcılık görevi: Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili yapar. Yeniden inceleme: Yüce Divan kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu yapılabilir; Genel Kurul kararları kesindir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen diğer görevleri de yerine getirir.
FIKRA Çalışma Şekli Anayasa Mahkemesi iki bölüm ve Genel Kurul halinde çalışır. Bölümler: Başkanvekili başkanlığında 4 üye. Genel Kurul: Başkan veya başkanvekili başkanlığında 10 üye. Kararlar SALT ÇOĞUNLUK ile alınır. Bireysel başvurular için komisyonlar oluşturulabilir.
FIKRA Dava Türlerine Göre Mercii Genel Kurul: Siyasi parti davaları, iptal ve itiraz, Yüce Divan. Bölümler: Bireysel başvurular.
FIKRA Nitelikli Çoğunluk Anayasa değişikliğinde iptal, siyasi parti kapatma veya Devlet yardımından yoksun bırakma için toplantıya katılan üyelerin 3/2 oy çokluğu şarttır.
FIKRA Şekil Bozukluğu Şekil bozukluğuna dayalı iptal davaları öncelikle incelenip karara bağlanır.
FIKRA Kanun ve İçtüzük Kuruluş, yargılama usulleri, disiplin işleri kanunla düzenlenir. Çalışma esasları, bölüm ve komisyon oluşumu İçtüzükle düzenlenir.
FIKRA İnceleme Usulü Yüce Divan davaları dışında dosya üzerinde inceler. Bireysel başvurularda duruşma yapılmasına karar verilebilir. Gerekli hallerde ilgilileri ve bilgisi olanları çağırabilir. Siyasi parti kapatma davalarında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından sonra parti genel başkanının savunmasını dinler.
İPTAL DAVASI Doğrudan Doğruya İptal Hakkı Kanunlar, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri, TBMM İçtüzüğü veya bunların belirli madde ve hükümlerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla doğrudan doğruya iptal davası açabilme hakkı: CUMHURBAŞKANI TBMM'DE EN FAZLA ÜYEYE SAHİP 2 SİYASİ PARTİ GRUBU ÜYE TAMSAYISININ EN AZ 1/5'İ TUTARINDAKİ ÜYELER.
SÜRE Doğrudan Doğruya İptal Davası 60 GÜN İptali istenen kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya içtüzüğün Resmî Gazetede yayımlanmasından başlayarak 60 gün sonra düşer.
FIKRA Mahkemenin Başvurusu Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya CBK hükmünü Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin kararına kadar davayı geri bırakır.
FIKRA İddianın Ciddi Görülmemesi Mahkeme, Anayasaya aykırılık iddiasını ciddi görmezse bu iddia, temyiz merciince esas hükümle birlikte karara bağlanır.
FIKRA Anayasa Mahkemesinin Karar Süresi Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelişinden başlamak üzere 5 AY içinde kararını verir ve açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse mahkeme davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırır. Ancak Anayasa Mahkemesinin kararı esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır.
FIKRA On Yıl Kuralı Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra 10 YIL geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz.
FIKRA Kararların Kesinliği Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.
FIKRA Kanun Koyucu Gibi Hareket Edemez Anayasa Mahkemesi bir kanun veya CBK'nin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez.
FIKRA Yürürlükten Kalkma Kanun, CBK veya TBMM İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak 1 YILI geçemez.
FIKRA Erteleme Durumunda Meclis İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, TBMM, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar.
FIKRA Geriye Yürümezlik İPTAL KARARLARI GERİYE YÜRÜMEZ.
FIKRA Bağlayıcılık ve Yayım Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır. Kararlar yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar. Herkesi bağlar – Resmî Gazete ile yürürlük.
FIKRA Son İnceleme Mercii Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.
FIKRA Birinci Başkan ve Daire Başkanları Birinci Başkan, birinci başkanvekilleri ve daire başkanları, kendi üyeleri arasından Yargıtay Genel Kurulu tarafından seçilir. Seçim: üye tamsayısının SALT ÇOĞUNLUK ve GİZLİ OY ile. Görev süresi: 4 YIL. Yeniden seçilebilirler.
FIKRA Cumhuriyet Başsavcısı ve Başsavcıvekili Yargıtay Genel Kurulu, kendi üyeleri arasından 5'ER ADAY belirler (gizli oyla). Cumhurbaşkanı bu adaylar arasından Cumhuriyet Başsavcısı ve Başsavcıvekilini seçer. Görev süresi: 4 YIL. Yeniden seçilebilirler.
FIKRA Kanunla Düzenleme Yargıtay'ın kuruluşu, işleyişi, Başkan, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyeleri ile Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcıvekilinin nitelikleri ve seçim usulleri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.
FIKRA Son İnceleme Mercii Danıştay, idari mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.
FIKRA Görevleri Davaları görmek, Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri hakkında 2 AY içinde düşüncesini bildirmek, İdari uyuşmazlıkları çözmek ve kanunla gösterilen diğer işleri yapmak.
FIKRA Üye Seçimi 4/3 üye: Birinci sınıf idari yargı hakim ve savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından HSK tarafından seçilir. 4/1 üye: Nitelikleri kanunda belirtilen görevliler arasından Cumhurbaşkanı tarafından seçilir.
FIKRA Başkan, Başsavcı ve Daire Başkanları Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri ve daire başkanları, kendi üyeleri arasından Danıştay Genel Kurulu tarafından seçilir. Seçim: üye tamsayısının SALT ÇOĞUNLUK ve GİZLİ OY ile. Görev süresi: 4 YIL. Yeniden seçilebilirler.
FIKRA Kanunla Düzenleme Danıştay'ın kuruluşu, işleyişi, Başkan, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ile üyelerinin nitelikleri ve seçim usulleri, idari yargının özelliği, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.
FIKRA Yetki ve Kuruluş Uyuşmazlık Mahkemesi, adli ve idari yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını KESİN OLARAK çözümlemeye yetkilidir. Kuruluşu, üyelerinin nitelikleri ve seçimleri ile işleyişi kanunla düzenlenir. Bu mahkemenin Başkanlığını Anayasa Mahkemesince, kendi üyeleri arasından görevlendirilen üye yapar.
FIKRA Anayasa Mahkemesi ile Uyuşmazlık Diğer mahkemelerle Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesinin kararı esas alınır. Anayasa Mahkemesi kararı belirleyicidir.
Meslekten çıkarma cezası dışındaki kararlara karşı yargı mercilerine başvurulamaz.
Bu kararlar dolayısıyla idari yargı yoluna başvurulamaz.
FIKRA Vergi Uyuşmazlıkları Vergi, benzeri mali yükümlülükler ve ödevler hakkında Danıştay ile Sayıştay kararları arasındaki uyuşmazlıklarda Danıştay kararları esas alınır. 3. FIKRA Mahalli İdarelerin Denetimi Mahallî idarelerin hesap ve işlemlerinin denetimi ve kesin hükme bağlanması Sayıştay tarafından yapılır.
FIKRA Kanunla Düzenleme Sayıştayın kuruluşu, işleyişi, denetim usulleri, mensuplarının nitelikleri, atanmaları, ödev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri ve diğer özlük işleri, Başkan ve üyelerinin teminatı kanunla düzenlenir. Başkan ve üyelerin teminatı kanunla düzenlenir.
4) SUÇUN UNSURLARI
| Kanunlilik (Tipiklik) | Maddi (Hareket) | Manevi (Kusurluluk) |
|---|---|---|
| Kanunsuz suç ve ceza olmaz | İcra | İhmal | Kast | Taksir |
Borçlunun iflası sebebiyle asıl borç daha önce muaccel olsa bile, belirlenen vadeden önce kefile karşı takibat yapılamaz. Bütün kefalet türlerinde kefil, ayni güvence karşılığında hâkimden, mevcut rehinler paraya çevrilinceye ve borçlu aleyhine yapılan takip sonucunda kesin aciz belgesi alınıncaya veya konkordato kararına kadar kendisine karşı yöneltilen takibin durdurulmasına karar verilmesini isteyebilir. Asıl borcun muaccel olması, alacaklı veya borçlunun önceden süre içeren bildirimde bulunmasına bağlıysa, kefalet borcu için bu süre, bildirimin kefile yapıldığı tarihte işlemeye başlar. Yerleşim yeri yabancı bir ülkede olan borçlunun borcunu ödemesi, döviz işlemleri veya havale ile ilgili yasaklar gibi sebeplerle, o yabancı ülkenin yasal düzenlemeleri gereği imkânsız hâle gelmiş veya sınırlandırılmışsa, yerleşim yeri Türkiye’de olan kefil, takibe bu sebeple itiraz edebilir. c. Def’iler
İşçi, bir hizmet yılı içinde kendi kusuruyla toplam bir aydan daha uzun bir süreyle hizmeti yerine getirmediği takdirde işveren, çalışılmayan her tam ay için, yıllık ücretli izin süresinden bir gün indirim yapabilir. İşçi, bir hizmet yılı içinde kendi kusuru olmaksızın hastalık, kaza, yasal bir yükümlülüğün veya kamu görevinin yerine getirilmesi gibi kişiliğine bağlı sebeplerle en çok üç ay süreyle işgörme edimini yerine getiremediği takdirde, işveren yıllık ücretli izin süresinden indirim yapamaz. İşveren, gebelik ve doğum yapma sebebiyle işgörme edimini en çok üç ay süreyle yerine getiremeyen kadın işçinin yıllık ücretli izin süresinden indirim yapamaz. Hizmet veya toplu iş sözleşmeleriyle, işçinin aleyhine hüküm doğuracak şekilde, ikinci ve üçüncü fıkra hükümlerine aykırı düzenleme yapılamaz. c. Kullanılması
İşçiye belli işlerde aracılık yapması karşılığında işverence bir ücret ödeneceği kararlaştırılmışsa, aracılık yapılan işlemin üçüncü kişi ile geçerli olarak kurulmasıyla işçinin istem hakkı doğar. Borçların kısım kısım ifa edileceği sözleşmeler ile sigorta sözleşmelerinde, her kısma ilişkin ücret isteminin bu kısma ilişkin borcun muaccel olmasıyla veya yerine getirilmesiyle doğacağı yazılı olarak kararlaştırılabilir. İşçinin aracılığı suretiyle işveren ile üçüncü kişi arasında kurulan sözleşme, işveren tarafından kusuru olmaksızın ifa edilmezse veya üçüncü kişi borçlarını yerine getirmezse, ücret istemine yönelik hak sona erer. Sadece kısmi ifa hâlinde, ücretten orantılı olarak indirim yapılır. Sözleşmeyle işçiye, kendisine ödenecek aracılık ücretinin hesabını tutma yükümlülüğü getirilmemişse, işveren işçiye ücretin muaccel olduğu her dönem için, bu ücrete tabi işlemleri de içeren yazılı hesap vermekle yükümlüdür. Hesabı gözden geçirme ihtiyacı ortaya çıkarsa işveren, işçiye veya onun yerine, birlikte kararlaştırdıkları ya da hâkimin atadığı bilirkişiye bilgi vermek ve bilginin dayanağını oluşturan işletmeyle ilgili defter ve belgeleri onun incelemesine sunmak zorundadır. e. İkramiye
Vekilin, kendi adına ve vekâlet veren hesabına gördüğü işlerden doğan üçüncü kişilerdeki alacağı, vekâlet verenin vekile karşı bütün borçlarını ifa ettiği anda, kendiliğinden vekâlet verene geçer. Vekilin iflası hâlinde vekâlet veren, bu alacağın kendisine geçmiş olduğunu iflas masasına karşı da ileri sürebilir. Vekâlet veren, vekilin kendi adına ve vekâlet veren hesabına edinmiş olduğu taşınır eşyanın iflas masasından ayrılarak kendisine verilmesini isteyebilir. Vekilin sahip olduğu hapis hakkından iflas masası da yararlanır. III. Vekâlet verenin borçları
Müteselsil borçlulardan biri, alacaklıya karşı, ancak onunla kendi arasındaki kişisel ilişkilerden veya müteselsil borcun sebep ya da konusundan doğan def’i ve itirazları ileri sürebilir. Müteselsil borçlulardan biri ortak def’i ve itirazları ileri sürmezse, diğerlerine karşı sorumlu olur. c. Borçluların bireysel davranışı
Borçlu, alacağın devredildiği, devreden veya devralan tarafından kendisine bildirilmemişse, önceki alacaklıya; alacak birkaç kez devredilmişse, son devralan yerine önceki devralanlardan birine iyiniyetle ifada bulunarak borcundan kurtulur. 2. İfadan kaçınma ve tevdi
Saklama sözleşmesi, saklayanın, saklatanın kendisine bıraktığı bir taşınırı güvenli bir yerde koruma altına almayı üstlendiği sözleşmedir. Açıkça öngörüldüğü veya durum ve koşullar gerektirdiği takdirde, saklayan ücret isteyebilir. II. Saklatanın borçları
Yüklenicinin işe zamanında başlamaması veya sözleşme hükümlerine aykırı olarak işi geciktirmesi ya da işsahibine yüklenemeyecek bir sebeple ortaya çıkan gecikme yüzünden bütün tahminlere göre yüklenicinin işi kararlaştırılan zamanda bitiremeyeceği açıkça anlaşılırsa, işsahibi teslim için belirlenen günü beklemek zorunda olmaksızın sözleşmeden dönebilir. Meydana getirilmesi sırasında, eserin yüklenicinin kusuru yüzünden ayıplı veya sözleşmeye aykırı olarak meydana getirileceği açıkça görülüyorsa, işsahibi bunu önlemek üzere vereceği veya verdireceği uygun bir süre içinde yükleniciye, ayıbın veya aykırılığın giderilmesi; aksi takdirde hasar ve masrafları kendisine ait olmak üzere, onarımın veya işe devamın bir üçüncü kişiye verileceği konusunda ihtarda bulunabilir. 4. Ayıp sebebiyle sorumluluk a. Ayıbın belirlenmesi
Aksine anlaşma veya yerel âdet yoksa kiracı, kiralanan hayvanların uğradığı bir zarardan, bu zararın, korumada dikkat ve özen gösterildiği hâlde meydana gelmiş olduğunu ispat etmedikçe sorumludur. Kiracı, kendi kusuruyla sebebiyet vermediği olağanüstü koruma giderleri için kiraya verenden tazminat isteyebilir. Kiracı, önemli kazaları ya da hastalıkları gecikmeksizin kiraya verene bildirmekle yükümlüdür. III. Fesih
Borçlu değişmiş olsa bile, alacaklının borçlunun kişiliğine özgü olanlar dışındaki bağlı hakları saklı kalır. Bununla birlikte borcun güvencesi olarak rehin veren üçüncü kişinin ve kefilin sorumlulukları, ancak onların borcun üstlenilmesine yazılı olarak rıza göstermeleri hâlinde devam eder. II. Savunmalar
Beğenme koşuluyla satışta alıcı, satılanı kabul etmekte veya hiçbir sebep göstermeksizin geri vermekte serbesttir. Satılan, alıcının zilyetliğine geçmiş olsa bile, satılanın mülkiyeti, beğenme koşulunun gerçekleştiği ana kadar satıcıda kalır. III. Deneme veya gözden geçirme 1. Satıcının yanında
Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz. Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir. 3. Aykırı davranışların sonuçları
Birden çok kişi, aynı borca birlikte kefil oldukları takdirde, her biri kendi payı için adi kefil gibi, diğerlerinin payı için de kefile kefil gibi sorumlu olur. Borçluyla birlikte veya kendi aralarında müteselsil kefil olarak yükümlülük altına giren kefillerden her biri, borcun tamamından sorumlu olur. Ancak, bir kefil, kendisiyle birlikte daha önce veya aynı zamanda müteselsilen yükümlü bulunan ve Türkiye’de takip edilebilen bütün kefillere karşı takibe girişilmiş olmadıkça, kendi payından fazlasını ödemekten kaçınabilir. Bir kefil, bu hakkı, diğer kefillerin kendi paylarını ödemiş veya ayni güvence sağlamış olmaları durumunda da kullanabilir. Aksine anlaşmalar saklı kalmak kaydıyla, borcu ödeyen kefil, kendi paylarını daha önce ödememiş olmaları ölçüsünde, diğer kefillere karşı rücu hakkına sahiptir. Bu hak, borçluya rücudan önce de kullanılabilir. Alacaklı, kefilin aynı alacak için başka kişilerin de kefil olduğunu veya olacağını varsayarak kefalet ettiğini biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, bu varsayımın sonradan gerçekleşmemesi veya kefillerden birinin alacaklı tarafından kefalet borcundan kurtarılması ya da kefaletinin hükümsüz olduğuna karar verilmesi durumunda kefil, kefalet borcundan kurtulur. Birbirlerinden bağımsız olarak aynı borç için kefil olanlardan her biri, kefalet borcunun tamamından sorumlu olur. Ancak, borcu ödeyen kefil aksine anlaşma olmadıkça, diğerlerine toplam kefalet miktarındaki payı oranında rücu hakkına sahiptir. 4. Kefile kefil ve rücua kefil
İşçi işverenle birlikte ev düzeni içinde yaşıyorsa işveren, yeterli gıda ve uygun bir barınak sağlamakla yükümlüdür. İşçi, kusuru olmaksızın hastalık veya kaza gibi sebeplerle işgörme edimini yerine getiremezse işveren, sosyal sigortalar yardımlarından yararlanamayan, bir yıla kadar çalışmış işçinin bakımını ve tedavisini, iki hafta süreyle sağlamak zorundadır. İşçinin bir yılı aşan her hizmet yılı için söz konusu süre, dört haftayı aşmamak üzere ikişer gün artırılır. İşveren, işçinin gebeliğinde ve doğum yapması durumunda da aynı edimleri yerine getirmekle yükümlüdür. 3. Kişisel verilerin kullanılmasında
Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür. 2. Yapma ve yapmama borçlarında
Kira süresinin bitiminde kiracı, kiralananı, tutanağa geçirilmiş olan bütün eşyalarla birlikte ve bulundukları durumda geri vermekle yükümlüdür. Kiracı, iyi işletilme durumunda kaçınılabilecek olan değer eksiklikleri için tazminat ödemekle yükümlüdür. Kiracı, kiralanana göstermekle yükümlü olduğu özen çerçevesinde meydana gelen değer artışları için tazminat isteyemez. 2. Tutanağa geçirilmiş eşya
Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları, bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bu kural, bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır. Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılmamışsa, kira bedeli, bir önceki kira yılının 3 17/1/2019 tarihli ve 7161 sayılı Kanunun 56 ncı maddesiyle, bu maddenin birinci ve ikinci fıkrasında yer alan “üretici fiyat endeksindeki artış” ibareleri “tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim” şeklinde değiştirilmiştir. 4 17/1/2019 tarihli ve 7161 sayılı Kanunun 56 ncı maddesiyle , bu maddenin üçüncü fıkrasında yer alan “üretici fiyat endeksindeki artış” ibaresi “tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim” şeklinde değiştirilmiş ve maddenin dördüncü fıkrasına “kararlaştırılmışsa,” ibaresinden sonra gelmek üzere “20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun hükümleri saklı kalmak şartıyla,” ibaresi eklenmiştir. tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla hâkim tarafından, kiralananın durumu göz önüne alınarak hakkaniyete göre belirlenir. Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın, beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen kira sözleşmelerinde ve bundan sonraki her beş yılın sonunda, yeni kira yılında uygulanacak kira bedeli, hâkim tarafından tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranı, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri göz önünde tutularak hakkaniyete uygun biçimde belirlenir. Her beş yıldan sonraki kira yılında bu biçimde belirlenen kira bedeli, önceki fıkralarda yer alan ilkelere göre değiştirilebilir. Sözleşmede kira bedeli yabancı para olarak kararlaştırılmışsa 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun hükümleri saklı kalmak şartıyla, beş yıl geçmedikçe kira bedelinde değişiklik yapılamaz. Ancak, bu Kanunun, “Aşırı ifa güçlüğü” başlıklı 138 inci maddesi hükmü saklıdır. Beş yıl geçtikten sonra kira bedelinin belirlenmesinde, yabancı paranın değerindeki değişiklikler de göz önünde tutularak üçüncü fıkra hükmü uygulanır. III. Dava açma süresi ve kararın etkisi
Bakım alacaklısı, ölünceye kadar bakma sözleşmesi yüzünden kanuna göre nafaka yükümlüsü olduğu kişilere karşı yükümlülüğünü yerine getirme imkânını kaybediyorsa, bundan yoksun kalanlar sözleşmenin iptalini isteyebilirler. Hâkim, sözleşmenin iptali yerine, bakım borçlusunun ifa edeceği edimlerden mahsup edilmek üzere, bakım alacaklısının nafaka yükümlüsü olduğu kişilere nafaka ödemesine karar verebilir. Mirasçıların tenkis ve alacaklıların iptal davası açma hakları saklıdır. F. Sona ermesi I. Önel verilerek fesih
Adam çalıştıran, çalışanın, kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür. Adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse, sorumlu olmaz. Bir işletmede adam çalıştıran, işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe, o işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlüdür. Adam çalıştıran, ödediği tazminat için, zarar veren çalışana, ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu hakkına sahiptir. 2. Hayvan bulunduranın sorumluluğu a. Giderim yükümlülüğü
Satıcının zapttan sorumluluğu aşağıdaki hâllerde devam eder: 1. Alıcı, bir mahkeme kararı beklemeksizin üçüncü kişinin hakkını dürüstlük kurallarına uygun olarak tanımış ve satılanı ona vermişse. 2. Alıcı, üçüncü kişinin kendisine karşı dava açmasını beklemeden, satıcıyı satılan üzerindeki hak iddiasına ilişkin uyuşmazlığı dava yoluyla çözümlemesi, aksi takdirde tahkim yoluna başvuracağı konusunda gecikmeksizin uyarmış ve bundan sonuç alamadığı için tahkim yoluna başvurmuşsa. Satıcının sorumluluğu, alıcının satılanı üçüncü kişiye vermekle yükümlü olduğunu ispat etmesi durumunda da devam eder. 3. Alıcının hakları a. Tam zapt hâlinde
Havale, havale edenin havale alıcısına olan borcunun ifası amacıyla yapılıyorsa, bu borç ancak havale ödeyicisinin borcu ifa etmesiyle sona erer. Havaleyi kabul etmiş olan havale alıcısı, havale ödeyicisine başvurarak havalede belirlenen süre içinde alacağını elde edememişse, bu alacağı, havale edene karşı yeniden ileri sürebilir. Alacaklı olan havale alıcısı, havaleyi kabul etmek istemezse, durumu borçlu olan havale edene gecikmeksizin bildirmek zorundadır; bildirmezse bundan doğan zararı gidermekle yükümlü olur. II. Havale ödeyicisinin borcu
Kefil, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde, onun haklarına halef olur. Kefil, bu hakları asıl borç muaccel olunca kullanabilir. Kefil, aksi kararlaştırılmamışsa, rehin hakları ile aynı alacak için sağlanmış diğer güvencelerden sadece kefalet anında var olan veya bizzat asıl borçlu tarafından, sonradan özellikle bu alacak için verilmiş bulunanlara halef olur. Alacaklıya kısmen ifada bulunan kefil, rehin hakkının sadece bunu karşılayan kısmına halef olur. Alacaklının rehin konusu üzerinde geriye kalan alacak hakkı, kefilin rehin hakkından ön sırada gelir. Kefil ile asıl borçlu arasındaki hukuki ilişkiden doğan istem ve def’iler saklıdır. Bir alacağın güvencesini oluşturan rehin paraya çevrildiği veya borç rehin veren malik tarafından ödendiği takdirde malik, kefile karşı rücu hakkını, ancak kefil ile kendisi arasında böyle bir anlaşma varsa ya da rehin sonradan bir üçüncü kişi tarafından verilmişse kullanabilir. Kefilin rücu hakkına ilişkin zamanaşımı, kefilin alacaklıya ifada bulunduğu anda işlemeye başlar. Kefil, dava hakkı vermeyen veya yanılma ya da ehliyetsizlik sebebiyle asıl borçluyu bağlamayan bir borç için ödemede bulunduğu takdirde, asıl borçluya karşı rücu hakkına sahip değildir. Ancak, kefil zamanaşımına uğramış bir asıl borçtan sorumlu olmayı borçlunun vekili sıfatıyla üstlenmişse asıl borçlu, ona karşı vekâlet sözleşmesi hükümleri uyarınca sorumlu olur. c. Kefilin bildirim yükü
Ortaklığın borçları ödendikten ve ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazanç, ortaklar arasında paylaşılır. Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır. 3. Tasfiye usulü
Başlangıçta yaklaşık olarak belirlenen bedelin, işsahibinin kusuru olmaksızın aşırı ölçüde aşılacağı anlaşılırsa işsahibi, eser henüz tamamlanmadan veya tamamlandıktan sonra sözleşmeden dönebilir. Eser, işsahibinin arsası üzerine yapılıyorsa işsahibi, bedelden uygun bir miktarın indirilmesini isteyebileceği gibi, eser henüz tamamlanmamışsa, yükleniciyi işe devamdan alıkoyarak, tamamlanan kısım için hakkaniyete uygun bir bedel ödemek suretiyle sözleşmeyi feshedebilir. II. Eserin yok olması
Borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan kambiyo senetleri veya diğer kıymetli evrakı ya da ticari malları satmaya veya satın almaya yetkili kılınan komisyoncu, vekâlet veren tarafından aksine talimat verilmemişse, satın alacağı mal yerine kendi mallarını satabilir veya satacağı malı kendisi için satın alabilir. Bu hâllerde, komisyoncunun kendisiyle işlem yaptığı andaki değerler esas alınır; komisyoncunun, komisyon işlerinde alışılmış olan ücret ve giderlerini, bu hâllerde bile isteme hakkı vardır. Komisyoncu, bu tür bir işlemin yapıldığını aynı gün vekâlet verene bildirmek zorundadır. Diğer hâllerde satış hükümleri uygulanır. b. İşlemi kendisiyle yapmış sayılma
Devralan garanti ile yükümlü olan devredenden aşağıdaki istemlerde bulunabilir: 1. İfa ettiği karşı edimin faizi ile birlikte geri verilmesini. 2. Devrin sebep olduğu giderleri. 3. Borçluya karşı devraldığı alacağı elde etmek için yaptığı ve sonuçsuz girişimlerin yol açtığı giderleri. 4. Devreden kusursuzluğunu ispat etmedikçe uğradığı diğer zararlarını. C. Özel hükümlerin saklılığı
İşçi, işe zamanında başlamak, işi kararlaştırılan zamanda bitirmek ve çalışmanın sonucunu işverene teslim etmekle yükümlüdür. İş, işçinin kusuruyla ayıplı olarak görülmüşse işçi, giderilmesi mümkün olan ayıpları, masrafı kendisine ait olmak üzere gidermek zorundadır. 2. Malzeme ve iş araçları
Müteselsil alacaklılık, borçlunun, alacaklılardan her birine borcun tamamını isteme hakkını tanıdığı veya kanunun belirlediği durumlarda doğar. Borçlu, alacaklılardan birine yaptığı ifayla, bütün alacaklılara karşı borcundan kurtulmuş olur. Alacaklılardan birinin icraya veya mahkemeye başvurmuş olduğu kendisine bildirilmedikçe, borçlu onlardan dilediği birine ifada bulunabilir. Aksi kararlaştırılmadıkça veya alacaklılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, alacaklılardan her birinin edim üzerindeki hakları eşittir. Kendisine düşen paydan fazlasını elde eden alacaklı, bu fazlalığı payını alamamış olan diğer alacaklılara ödemekle yükümlüdür. İKİNCİ AYIRIM Koşullar A. Geciktirici koşul I. Genel olarak
Vekâletsiz işgören, her türlü ihmalinden sorumludur. Ancak, işgören bu işi, işsahibinin karşılaştığı zararı veya zarar tehlikesini gidermek üzere yapmışsa, sorumluluğu daha hafif olarak değerlendirilir. İşgören, işsahibinin açıkça veya örtülü olarak yasaklamış olmasına karşın bu işi yapmışsa ve işsahibinin yasaklaması da hukuka veya ahlaka aykırı değilse, beklenmedik hâlden de sorumlu olur. Ancak, işgören o işi yapmamış olsaydı bile, bu zararın beklenmedik hâl sonucunda gerçekleşeceğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur. III. İşgörenin ehliyetsizliği
Asıl borç ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği takdirde, rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçlar da sona ermiş olur. İşlemiş faizin ve ceza koşulunun ifasını isteme hakkı sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle saklı tutulmuş ise ya da durum ve koşullardan saklı tutulduğu anlaşılmaktaysa, bu faizler ve ceza koşulu istenebilir. Taşınmaz rehnine, kıymetli evraka ve konkordatoya ilişkin özel hükümler saklıdır. B. İbra
Kiraya veren, birlikte kiralanmış taşınır şeyler varsa bunlar da içinde olmak üzere, kiralananı, sözleşmenin amacına uygun biçimde kullanılmaya ve işletilmeye elverişli bir durumda kiracıya teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda bulundurmakla yükümlüdür. II. Esaslı onarımlar
Bakım alacaklısı, hakkını başkasına devredemez. Bakım borçlusunun iflası hâlinde bakım alacaklısı, borçlunun ödemekle yükümlü olduğu dönemsel gelirin elde edilebilmesi için ilgili sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken anapara değerine eşit bir parayı, iflas masasına alacak kaydettirme hakkını elde eder. Bakım alacaklısı, bu alacağını karşılamak üzere, üçüncü kişilerce borçluya karşı yürütülmekte olan hacze katılabilir. ONSEKİZİNCİ BÖLÜM Adi Ortaklık Sözleşmesi A. Tanımı
Hâkim, temerrüde düşen alıcının borçlarını ödeyeceği konusunda güvence vermesi ve satıcının da bu yeni düzenleme dolayısıyla herhangi bir zararının söz konusu olmaması koşuluyla, alıcıya ödeme kolaylıkları sağlayabilir ve satıcının satılanı geri almasını yasaklayabilir. 6. Yetkili mahkeme ve tahkim
Temsilciye yetki belgesi verilmişse, yetkinin sona ermesi durumunda temsilci, bu belgeyi temsil olunana geri vermekle veya hâkimin belirleyeceği yere bırakmakla yükümlüdür. Temsil olunan veya halefleri, temsilcinin belgeyi geri vermesi için gerekeni yapmazlarsa, bundan dolayı iyiniyetli üçüncü kişilerin zararını gidermekle yükümlüdürler. d. Yetkinin sona erdiğinin ileri sürülememesi
Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur. Bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletme olduğu kabul edilir. Özellikle, herhangi bir kanunda benzeri tehlikeler arzeden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğu öngörülmüşse, bu işletme de önemli ölçüde tehlike arzeden işletme sayılır. Belirli bir tehlike hâli için öngörülen özel sorumluluk hükümleri saklıdır. Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin bu tür faaliyetine hukuk düzenince izin verilmiş olsa bile, zarar görenler, bu işletmenin faaliyetinin sebep olduğu zararlarının uygun bir bedelle denkleştirilmesini isteyebilirler. C. Zamanaşımı I. Kural
(Değişik: 4/7/2012-6353/53 md.) Kiracının Türk Ticaret Kanununda tacir olarak sayılan kişiler ile özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişileri olduğu işyeri kiralarında, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 323, 325, 331, 340, 342, 343, 344, 346 ve 354 üncü maddeleri 1/7/2012 tarihinden itibaren 8 yıl süreyle uygulanmaz. Bu halde, kira sözleşmelerinde bu maddelerde belirtilmiş olan konulara ilişkin olarak sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümleri tatbik olunur. Kira sözleşmelerinde hüküm olmayan hallerde mülga Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır. 6098 SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN MEVZUATIN VEYA ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARININ YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHLERİNİ GÖSTERİR TABLO Değiştiren Kanunun/ KHK’nin veya İptal Eden Anayasa Mahkemesi Kararının Numarası 6098 Sayılı Kanunun Değişen veya İptal Edilen Maddeleri Yürürlüğe Giriş Tarihi 6111 15 1/7/2012 6217 İşlenemeyen Hüküm 14/4/2011 6353 İşlenemeyen Hüküm 12/7/2012 6455 584 11/4/2013 KHK/700 256, 407 24/6/2018 tarihinde birlikte yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının andiçerek göreve başladığı tarihte (9/7/2018) 7161 344 1/1/2019 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde 7409 Geçici
Alıcı bir veya daha çok ön ödemede temerrüde düşerse satıcı, ancak vadesi gelmiş olan ödemeleri isteyebilir. Bununla birlikte, toplam alacağın en az onda birini oluşturan ve birbirini izleyen iki ön ödemenin veya toplam alacağın en az dörtte birini oluşturan bir tek ön ödemenin ya da sonuncu ön ödemenin vadesi gelmişse satıcı, ayrıca alıcıya tanıyacağı bir aylık ödeme süresinin geçmesinden sonra sözleşmeden dönme hakkına sahip olur. Satıcı, ödeme süresi bir yıl veya daha az olan sözleşmeden dönerse, 260 ıncı maddenin ikinci fıkrası hükmü kıyas yoluyla uygulanır. Süresi bir yılı aşan sözleşmelerde satıcı, ancak 269 uncu maddenin ikinci fıkrasında öngörülen cayma parasını ve alıcıya ödenmesi gereken ortalama banka mevduat faizini aşan zararlarının giderilmesini isteyebilir. Bir yıldan daha uzun süreli sözleşmelerde temerrüde düşmüş olan alıcının malın devrini istemesi hâlinde satıcı, yasal anapara faizi ile birlikte, devir isteminden sonra malın değerinde oluşacak eksilmelerin giderilmesini isteyebilir. Ceza koşulu öngörülmüşse miktarı, satış bedelinin yüzde onunu geçemez. Satılanın devredilmiş olduğu hâllerde, dönme konusunda 260 ıncı maddenin birinci fıkrası hükmü uygulanır. 4. Uygulama alanının sınırlanması
Kira sözleşmesi, belirli ve belirli olmayan bir süre için yapılabilir. Kararlaştırılan sürenin geçmesiyle herhangi bir bildirim olmaksızın sona erecek kira sözleşmesi belirli sürelidir; diğer kira sözleşmeleri belirli olmayan bir süre için yapılmış sayılır. C. Kiraya verenin borçları I. Teslim borcu
Alıcı, satıcının taksitle satıştan doğan alacağı ile kendisinin satıcıdan olan alacağını takas etme hakkından önceden feragat edemez. Alacağın devredilmesi durumunda alıcının, satış bedeli alacağına ilişkin def’ileri sınırlanamaz ve ortadan kaldırılamaz. 1 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 190 ıncı maddesiyle bu fıkrada yer alan “Bakanlar Kurulu” ibaresi “Cumhurbaşkanı” şeklinde değiştirilmiştir. c. Satış bedelinin tamamen ödenmesi
Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur. b. Hayvan satışında
İşveren, pazarlamacıya sadece belirli bir miktardan veya bu miktarla birlikte komisyondan oluşan bir ücret ödemekle yükümlüdür. Ücretin tamamının veya önemli kısmının komisyondan oluşacağına ilişkin yazılı anlaşma, kararlaştırılan komisyonun, pazarlamacının faaliyetinin uygun karşılığını oluşturması koşuluyla geçerlidir. Deneme süresi için ödenecek ücret, serbestçe kararlaştırılabilir. Ancak, deneme süresi iki ayı geçemez. 2. Komisyon
Toptan, yarı toptan veya perakende satışlarla uğraşan ticari işletmelerin görevli veya hizmetlileri, o ticari işletme içinde, müşterilerin kolaylıkla görebilecekleri bir yerde ve kolayca okuyabilecekleri bir biçimde, yazıyla aksine duyuru yapılmış olmadıkça, aşağıdaki işlemler için yetkilidirler: 1. Ticari işletmenin alışılmış bütün satış işlemlerini yapmak. 2. Yetkili oldukları işlemler hakkında faturaları imzalamak. 3. Ticari işletmenin alışılmış işlemlerinden doğan borçların ifa edilmesine veya bunların hiç ya da gereği gibi ifa edilmemesine ilişkin ihtar veya diğer açıklamaları işletme sahibi adına yapmak; bu nitelikteki ihtar veya diğer açıklamaları, özellikle alışılmış işlem dolayısıyla teslim edilmiş mallara ilişkin ayıp bildirimlerini ticari işletme adına kabul etmek. Toptan, yarı toptan veya perakende satışlarla uğraşan ticari işletmelerin görevli veya hizmetlileri, kendilerine yazıyla yetki verilmiş olmadıkça, işletme dışında ve kasa görevlileri atanmışsa, işletme içinde satış bedellerini isteyip alamazlar. Bu kişiler, satış bedellerini almaya yetkili bulundukları hâllerde, faturaları kapatmaya veya makbuz vermeye de yetkilidirler. D. Rekabet yasağı
Ardiyeci, kararlaştırılmış veya alışılmış olan ardiye ücretini ve saklamadan doğmayan bakım, taşıma ve gümrük gibi bütün giderlerini isteyebilir. Bu giderler hemen; ardiye ücreti ise her üç ayda bir ve her hâlde malların tümünün veya bir bölümünün geri alınması sırasında ödenir. Ardiyeci, mallara zilyet bulunduğu veya eşyayı temsil eden herhangi bir senet vasıtasıyla onlar üzerinde tasarruf etme yetkisine sahip olduğu sürece, alacakları için bu mallar üzerinde hapis hakkına sahiptir. V. Malların geri verilmesi
Kiraya veren, gereksinim amacıyla kiralananın boşaltılmasını sağladığında, haklı sebep olmaksızın, kiralananı üç yıl geçmedikçe eski kiracısından başkasına kiralayamaz. Yeniden inşa ve imar amacıyla boşaltılması sağlanan taşınmazlar, eski hâli ile, haklı sebep olmaksızın üç yıl geçmedikçe başkasına kiralanamaz. Eski kiracının, yeniden inşa ve imarı gerçekleştirilen taşınmazları, yeni durumu ve yeni kira bedeli ile kiralama konusunda öncelik hakkı vardır. Bu hakkın, kiraya verenin yapacağı yazılı bildirimi izleyen bir ay içinde kullanılması gerekir; bu öncelik hakkı sona erdirilmedikçe, taşınmaz üç yıl geçmeden başkasına kiralanamaz. Kiraya veren, bu hükümlere aykırı davrandığı takdirde, eski kiracısına son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminat ödemekle yükümlüdür. 6. Kiracının ölümünde sözleşmenin sürdürülmesi
Dava veya def’i; mahkemenin yetkili veya görevli olmaması ya da düzeltilebilecek bir yanlışlık yapılması yahut vaktinden önce açılmış olması nedeniyle reddedilmiş olup da o arada zamanaşımı veya hak düşürücü süre dolmuşsa, alacaklı altmış günlük ek süre içinde haklarını kullanabilir. F. Taşınır rehni ile güvenceye bağlanmış alacakta
Bağışlayan, aşağıdaki durumlardan biri gerçekleşmişse, elden bağışlamayı veya yerine getirdiği bağışlama sözünü geri alabilir ve bağışlananın istem tarihindeki zenginleşmesi ölçüsünde, bağışlama konusunun geri verilmesini isteyebilir: 1. Bağışlanan, bağışlayana veya yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse. 2. Bağışlanan, bağışlayana veya onun ailesinden bir kimseye karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranmışsa. 3. Bağışlanan, yüklemeli bağışlamada haklı bir sebep olmaksızın yüklemeyi yerine getirmemişse. II. Bağışlama sözü vermenin geri alınması ve ifadan kaçınma
Taksitle satış, satıcının, satılan taşınırı alıcıya satış bedelinin ödenmesinden önce teslim etmeyi, alıcının da satış bedelini kısım kısım ödemeyi üstlendikleri satıştır. Taksitle satış sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz. Malın satıcının ticari faaliyeti kapsamında satılması hâlinde, sözleşmede aşağıdaki hususlar belirtilir: 1. Tarafların adı ve yerleşim yeri. 2. Satışın konusu. 3. Satılanın peşin satış bedeli. 4. Taksitle ödeme sebebiyle belirtilecek ilave bedel. 5. Toplam satış bedeli. 6. Alıcının nakden veya aynen üstlendiği diğer bütün edimler. 7. Peşinat ve taksitlerin tutarı ile vadesi ve ikiden az olmamak üzere taksit sayısı. 8. Alıcının yedi gün içinde sözleşme yapılması konusundaki irade açıklamasını geri alma hakkı. 9. Öngörülmüşse, mülkiyetin saklı tutulmasına veya satış bedeli alacağının devrine ilişkin anlaşma kayıtları. 10. Temerrüt veya vadenin ertelenmesi durumunda, yasal faiz oranının yüzde otuz fazlasını geçmemek üzere ödenecek faiz. 11. Sözleşmenin kurulduğu yer ve tarih. 2. Yasal temsilcinin rızası
Adi kefalette alacaklı, borçluya başvurmadıkça, kefili takip edemez; ancak, aşağıdaki hâllerde doğrudan doğruya kefile başvurabilir: 1. Borçlu aleyhine yapılan takibin sonucunda kesin aciz belgesi alınması. 2. Borçlu aleyhine Türkiye’de takibatın imkânsız hâle gelmesi veya önemli ölçüde güçleşmesi. 3. Borçlunun iflasına karar verilmesi. 4. Borçluya konkordato mehli verilmiş olması. Alacak, kefaletten önce veya kefalet sırasında rehinle de güvence altına alınmışsa, adi kefalette kefil, alacağın öncelikle rehin konusundan alınmasını isteyebilir. Ancak, borçlunun iflasına veya kendisine konkordato mehli verilmesine karar verilmişse, bu hüküm uygulanmaz. Sadece açığın kapatılması için kefil olunmuşsa, borçlu aleyhine yapılan takibin kesin aciz belgesi alınmasıyla sonuçlanması veya borçlu aleyhine Türkiye’de takibatın imkânsız hâle gelmesi ya da konkordatonun kesinleşmesi durumlarında, doğrudan doğruya kefile başvurulabilir. Sözleşmede, bu durumlarda alacaklının, önce asıl borçluya başvurmak zorunda olduğu kararlaştırılabilir. 2. Müteselsil kefalet
Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa durur: 1. Velayet süresince, çocukların ana ve babalarından olan alacakları için. 2. Vesayet süresince, vesayet altında bulunanların vasiden veya vesayet işlemleri sebebiyle Devletten olan alacakları için. 3. Evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için. 4. Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için. 5. Borçlu, alacak üzerinde intifa hakkına sahip olduğu sürece. 6. Alacağı, Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânının bulunmadığı sürece. 7. Alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleşmesinde, birleşmenin ileride geçmişe etkili olarak ortadan kalkması durumunda, bu durumun ortaya çıkmasına kadar geçecek sürece. Zamanaşımını durduran sebeplerin ortadan kalktığı günün bitiminde zamanaşımı işlemeye başlar veya durmadan önce başlamış olan işlemesini sürdürür. D. Zamanaşımının kesilmesi I. Sebepleri
Karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi, sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlıdır. Aksi takdirde, genel işlem koşulları yazılmamış sayılır. Sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan genel işlem koşulları da yazılmamış sayılır. 2. Yazılmamış sayılmanın sözleşmeye etkisi
Pazarlamacı, talimata uymamasını zorunlu kılan haklı bir sebep olmadıkça, kendisine verilen talimata uygun olarak müşterileri ziyaret etmekle yükümlüdür; işverenin izni olmadıkça, kendisi veya üçüncü kişiler hesabına işlem yapamaz, aracılık edemez. Pazarlamacı, işlem yapmaya yetkiliyse, talimatta öngörülen fiyatlara ve diğer işlem koşullarına uymak zorundadır; işveren razı olmadıkça, bunlarda değişiklik yapamaz. Pazarlamacı, pazarlama faaliyetleri ile ilgili olarak düzenli biçimde ayrıntılı bilgi vermek, aldığı siparişleri işverene derhâl ulaştırmak ve müşteri çevresini ilgilendiren önemli olayları bildirmekle yükümlüdür. II. Garanti
Borçlu, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını, birlikte yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür. Yardımcı kişilerin fiilinden doğan sorumluluk, önceden yapılan bir anlaşmayla tamamen veya kısmen kaldırılabilir. Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlu olmayacağına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. B. Borçlunun temerrüdü I. Koşulları
Ortaklık, aşağıdaki durumlarda sona erer: 1. Ortaklık sözleşmesinde öngörülen amacın gerçekleşmesi veya gerçekleşmesinin imkânsız duruma gelmesiyle. 2. Sözleşmede ortaklığın mirasçılarla sürdürülmesi konusunda bir hüküm yoksa, ortaklardan birinin ölmesiyle. 3. Sözleşmede ortaklığın devam edeceğine ilişkin bir hüküm yoksa, bir ortağın kısıtlanması, iflası veya tasfiyedeki payının cebrî icra yoluyla paraya çevrilmesiyle. 4. Bütün ortakların oybirliğiyle karar vermesiyle. 5. Ortaklık için kararlaştırılmış olan sürenin bitmesiyle. 6. Ortaklık sözleşmesinde feshi bildirme hakkı saklı tutulmuş veya ortaklık belirsiz bir süre için ya da ortaklardan birinin ömrü boyunca kurulmuşsa, bir ortağın fesih bildiriminde bulunmasıyla. 7. Haklı sebeplerin bulunması hâlinde, her zaman başkaca koşul aranmaksızın, fesih istemi üzerine mahkeme kararıyla. 2. Belirsiz süreli ortaklık
Çalıştırılan işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaktan o ay içinde ödenenlerin özel olarak açılan banka hesabına yatırılmak suretiyle ödenmesi hususunda; tabi olduğu vergi mükellefiyeti türü, işletme büyüklüğü, çalıştırdığı işçi sayısı, işyerinin bulunduğu il ve benzeri unsurları dikkate alarak iş sahiplerini zorunlu tutmaya, banka hesabına yatırılacak ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakın, brüt ya da kanuni kesintiler düşüldükten sonra kalan net miktar üzerinden olup olmayacağını belirlemeye Cumhurbaşkanlığı yetkilidir. Çalıştırdığı işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakını özel olarak açılan banka hesapları vasıtasıyla ödeme zorunluluğuna tabî tutulan iş sahipleri, işçilerinin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakını özel olarak açılan banka hesapları dışında ödeyemezler. Her ödeme döneminde, işçiye hesap pusulası verilir. İşçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaklarının özel olarak açılan banka hesabına yatırılmak suretiyle ödenmesine ilişkin diğer ûsul ve esaslar, anılan bakanlıklarca müştereken çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.5 İşveren, işçiden olan alacağı ile ücret borcunu işçinin rızası olmadıkça takas edemez. Ancak, işçinin kasten sebebiyet verdiği yargı kararıyla sabit bir zarardan doğan alacaklar, ücretin haczedilebilir kısmı kadar takas edilebilir. Ücretin işveren lehine kullanılacağına ilişkin anlaşmalar geçersizdir. 3. İşgörme ediminin ifasının engellenmesi hâlinde ücret a. İşverenin temerrüdü hâlinde
Yayım sözleşmesiyle eser sahibinin hakları, sözleşmenin ifasının gerektirdiği ölçüde ve süreyle yayımcıya geçer. Yayımlatan, yayımcıya karşı, sözleşmenin kurulduğu anda eseri yayımlatma hakkının bulunmamasından sorumlu olduğu gibi, eser korunmakta ise, telif hakkının olmamasından da sorumludur. Eserin tamamı veya bir bölümü yayımlanmak üzere başka bir yayımcıya bırakılmış ya da yayımlatanın bilgisi altında yayımlanmış ise yayımlatan, yayım sözleşmesinin yapılmasından önce, bunu karşı tarafa bildirmek zorundadır. II. Yayımlatanın tasarruf hakkı
Kiracı, kiraya verenden kiralanandaki ayıbın uygun bir sürede giderilmesini isteyebilir; bu sürede ayıp giderilmezse kiracı, ayıbı kiraya veren hesabına gidertebilir ve bundan doğan alacağını kira bedelinden indirebilir veya kiralananın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteyebilir. Ayıbın, kiralananın öngörülen kullanıma elverişliliğini ortadan kaldırması ya da önemli ölçüde engellemesi ve verilen sürede giderilmemesi hâlinde kiracı, sözleşmeyi feshedebilir. Kiraya veren, kiralanandaki ayıbı gidermek yerine, uygun bir süre içinde ayıpsız benzeriyle değiştirebilir. Kiraya veren, kiracıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek, onun seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir. c. Kira bedelinin indirilmesi
Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz. Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır. (Ek fıkra:16/7/2026-7589/18 md.) Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar nedeniyle, zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına haksız fiil veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten; zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilinemediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilir. (Ek fıkra:16/7/2026-7589/18 md.) Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplara bağlı tazminatlar için ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar ödenen bedel, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilir. d. Manevi tazminat
Belirsiz süreli hizmet sözleşmelerinin feshinden önce, durumun diğer tarafa bildirilmesi gerekir. Hizmet sözleşmesi; bildirimin diğer tarafa ulaşmasından başlayarak, hizmet süresi bir yıla kadar sürmüş olan işçi için iki hafta sonra; bir yıldan beş yıla kadar sürmüş işçi için dört hafta ve beş yıldan fazla sürmüş işçi için altı hafta sonra sona erer. Bu süreler kısaltılamaz; ancak sözleşmeyle artırılabilir. İşveren, fesih bildirim süresine ait ücreti peşin vermek suretiyle hizmet sözleşmesini feshedebilir. Fesih bildirim sürelerinin, her iki taraf için de aynı olması zorunludur; sözleşmede farklı süreler öngörülmüşse, her iki tarafa da en uzun olan fesih bildirim süresi uygulanır. Hizmet sözleşmesinin askıya alındığı hâllerde fesih bildirim süreleri işlemez. b. Deneme süresi içinde
Asıl borçlu, anaparanın veya yarım yıllık döneme ait faizin ödenmesinde ya da yıldan yıla yapılması öngörülen anapara ödemelerinde altı ay gecikirse, alacaklının durumu kefile bildirmesi gerekir. İstek hâlinde alacaklı, her zaman asıl borcun kapsamı hakkında kefile bilgi vermek zorundadır. Asıl borçlunun iflasına karar verilmiş veya borçlu konkordato istemişse alacaklı, alacağını kaydettirmek ve haklarının korunması için gerekeni yapmak zorundadır. Alacaklının, borçlunun iflas ettiğini veya borçluya konkordato mehli verildiğini öğrendiği anda, durumu kefile bildirmesi gerekir. Alacaklı, yukarıdaki fıkralarda öngörülen gereklerden birini yerine getirmezse, bundan dolayı kefilin uğradığı zarar miktarınca ona karşı haklarını kaybeder. 2. Kefil ile borçlu arasındaki ilişki a. Güvence verilmesini ve borçtan kurtarılmasını isteme hakkı
Borçlunun iflası sebebiyle olsa bile, borç muaccel olduğu takdirde kefil, alacaklıdan yapacağı ödemeyi kabul etmesini her zaman isteyebilir. Bir borca birden çok kişinin kefil olması durumunda alacaklı, kefillerden biri tarafından yapılacak kısmi ödemeyi, bunu öneren kefile düşen paydan az olmamak koşuluyla, kabul etmek zorundadır. Alacaklı haklı bir sebep olmaksızın ödemeyi kabul etmekten kaçınırsa, kefil borcundan kurtulur; birlikte müteselsil kefalette ise, kefillerin sorumluluğu kendilerine düşen pay miktarınca azalır. Alacaklının rızası varsa kefil, asıl borcu muaccel olmasından önce de ödeyebilir. Ancak, bu durumda kefil, asıl borçluya karşı rücu hakkını borcun muaccel olmasından önce kullanamaz. f. Bildirim, iflasta ve konkordatoda kayıt
Kefil, aşağıdaki durumlarda asıl borçludan güvence verilmesini ve borç muaccel olmuşsa, borçtan kurtarılmasını isteyebilir: 1. Asıl borçlu, kefile karşı üstlendiği yükümlülüklere, özellikle belli bir süre içinde kendisini borçtan kurtarma vaadine aykırı davranmışsa. 2. Asıl borçlu temerrüde düşmüşse veya yerleşim yerini diğer bir ülkeye nakletmesi yüzünden takibat önemli ölçüde güçleşmişse. 3. Asıl borçlunun mali durumunun kötüleşmesi, güvencelerin değer kaybetmesi veya borçlunun kusuru sonucunda kefil için mevcut tehlike, kefaletin yapıldığı tarihe göre önemli ölçüde artmışsa. b. Kefilin rücu hakkı
Borcu tamamen veya kısmen ödeyen kefil, durumu borçluya bildirmek zorundadır. Kefil, bu bildirimde bulunmazsa ve ödemeyi bilmeyen veya bilmesi gerekmeyen borçlu da alacaklıya ifada bulunursa, rücu hakkını kaybeder. Kefilin, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşmeden doğan dava hakkı saklıdır. D. Sona ermesi I. Kanun gereğince
Hangi sebeple olursa olsun, asıl borç sona erince, kefil de borcundan kurtulur. Borçlu ve kefil sıfatı aynı kişide birleşmiş olursa, alacaklı için kefaletten doğan özel yararlar saklı kalır. Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir. Kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir. II. Kefaletten dönme
Gelecekte doğacak bir borca kefalette, borçlunun borcun doğumundan önceki mali durumu, kefalet sözleşmesinin yapılmasından sonra önemli ölçüde bozulmuşsa veya mali durumunun, kefalet sırasında kefilin iyiniyetle varsaydığından çok daha kötü olduğu ortaya çıkmışsa, kefil alacaklıya yazılı bir bildirimde bulunarak, borç doğmadığı sürece her zaman kefalet sözleşmesinden dönebilir. Kefil, alacaklının kefalete güvenmesi sebebiyle uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür. III. Süreli kefalette
Süreli olmayan kefalette kefil, asıl borç muaccel olunca, adi kefalette her zaman ve müteselsil kefalette ise, kanunun öngördüğü hâllerde, alacaklıdan, bir ay içinde borçluya karşı dava ve takip haklarını kullanmasını, varsa rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe geçmesini ve ara vermeden takibe devam etmesini isteyebilir. Borç, alacaklının borçluya yapacağı bildirim sonucunda muaccel olacaksa kefil, kefalet sözleşmesinin kurulduğu tarihten bir yıl sonra alacaklıdan, bu bildirimi yapmasını ve borç bu suretle muaccel olunca, yukarıdaki fıkra hükümleri uyarınca takip ve dava haklarını kullanmasını isteyebilir. Alacaklı, kefilin bu istemlerini yerine getirmezse, kefil borcundan kurtulur. V. Çalışanlara kefalette
Çalışanlara süreli olmayan kefalette kefil, her üç yılda bir, ertesi yılın sonunda geçerli olmak üzere sözleşmeyi feshettiğini bildirebilir. E. Uygulama alanı
Kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanır. ONALTINCI BÖLÜM Kumar ve Bahis A. Alacağın dava ve takip edilememesi
Kumar ve bahisten doğan alacak hakkında dava açılamaz ve takip yapılamaz. Kumar veya bahis için bilerek verilen avanslar ve ödünç paralar ile kumar ve bahis niteliğinde oldukları takdirde, borsada işlem gören malların, yabancı paraların ve kıymetli evrakın fiyat farkı esası üzerine yapılan vadeli satışlar hakkında da aynı hüküm uygulanır. B. Borç senedi verme ve isteyerek ödeme
Düzenlenmesine kanun veya yetkili makamlarca izin verilmiş olmadıkça, piyango ve diğer şans oyunlarından doğan alacaklar hakkında dava açılamaz ve takip yapılamaz. İzin verilmemiş olan durumlarda, piyango ve diğer şans oyunları için de kumara ilişkin hükümler uygulanır. Yabancı ülkelerde kendi kurallarına uygun olarak düzenlenen piyango ve diğer şans oyunları, Türkiye’de yetkili makamlarca bunlara ait biletlerin satılmasına izin verilmiş olmadıkça, yasal korumadan yararlanamazlar. ONYEDİNCİ BÖLÜM Ömür Boyu Gelir ve Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmeleri BİRİNCİ AYIRIM Ömür Boyu Gelir Sözleşmesi A. Tanımı
Ömür boyu gelir sözleşmesi, gelir borçlusunun gelir alacaklısına, içlerinden birinin veya üçüncü bir kişinin ömrü boyunca belirli dönemsel edimlerde bulunmayı üstlendiği sözleşmedir. Sözleşme, aksine açık bir hüküm yoksa, gelir alacaklısının ömrü boyunca yapılmış sayılır. Gelir borçlusunun veya üçüncü bir kişinin ömrüyle sınırlı olarak bağlanmış olan gelir, aksi kararlaştırılmamışsa gelir alacaklısının mirasçılarına geçer. B. Şekli
Ömür boyu gelir sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz. C. Gelir alacaklısının hakları I. Hakkın kullanılması
Sözleşmeyle aksi kararlaştırılmamışsa gelir alacaklısı, haklarını başkasına devredebilir. İKİNCİ AYIRIM Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi A. Tanımı
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşmedir. Bakım borçlusu, bakım alacaklısı tarafından mirasçı atanmışsa, ölünceye kadar bakma sözleşmesine miras sözleşmesine ilişkin hükümler uygulanır. B. Şekli
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, mirasçı atanmasını içermese bile, miras sözleşmesi şeklinde yapılmadıkça geçerli olmaz. Sözleşme, Devletçe tanınmış bir bakım kurumu tarafından yetkili makamların belirlediği koşullara uyularak yapılmışsa, geçerliliği için yazılı şekil yeterlidir. C. Güvencesi
Bakım borçlusuna bir taşınmazını devretmiş olan bakım alacaklısı, haklarını güvence altına almak üzere, bu taşınmaz üzerinde satıcı gibi yasal ipotek hakkına sahiptir. D. Konusu
Bakım alacaklısı, sözleşmenin kurulmasıyla bakım borçlusunun aile topluluğuna katılmış olur. Bakım borçlusu, almış olduğu malların değerine ve bakım alacaklısının daha önce sahip olduğu sosyal durumuna göre hakkaniyetin gerektirdiği edimleri, bakım alacaklısına ifa etmekle yükümlüdür. Bakım borçlusu, bakım alacaklısına özellikle uygun gıda ve konut sağlamak, hastalığında gerekli özenle bakmak ve onu tedavi ettirmek zorundadır. Kabul ettikleri kişilere ölünceye kadar bakma amacıyla kurulmuş olan kurumların bakım borcunun kapsamı ve ifası, kendilerince hazırlanarak yetkili makamların onayından geçen genel düzenlemelerle belirlenir. Bu düzenlemeler, sözleşmenin içeriğinden sayılır. E. İptali ve tenkisi
Tarafların edimleri arasında önemli ölçüde oransızlık bulunur ve fazla alan taraf kendisine bağışta bulunulma amacı güdüldüğünü ispat edemezse diğer taraf, altı ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, sözleşmeyi her zaman feshedebilir. Bu oransızlığın tespitinde, ilgili sosyal güvenlik kurumunca, bakım borçlusuna verilenin değerine denk düşen anapara değeri ile bağlanacak irat arasındaki fark esas alınır. Sözleşmenin sona erdirilmesi anına kadar geçen sürede ifa edilmiş edimler, anapara ve faiziyle birlikte değerlendirilerek, denkleştirme sonucunda alacaklı çıkan tarafa geri verilir. II. Önel verilmeksizin fesih
Kumar oynayan veya bahse giren kişi tarafından imzalanmış adi borç veya kambiyo senedi üçüncü bir kişiye devredilmiş olsa bile, hiçbir kimse bunlara dayanarak dava açamaz ve takip yapamaz. Kıymetli evrakın iyiniyetli üçüncü kişilere sağladığı haklar saklıdır. Kumar ve bahis borcu için isteyerek yapılan ödemeler geri alınamaz. Ancak, kumar veya bahsin usulüne göre yürütülmesi beklenmedik olayla veya diğer tarafın fiiliyle engellenmişse ya da diğer taraf kumar veya bahse hile karıştırmışsa, isteyerek yapılan ödeme geri alınabilir. C. Piyango ve diğer şans oyunları
Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa ömür boyu gelir, her altı ayda bir ve peşin olarak ödenir. Gelirin süresi ömrüne bağlanmış olan kişi, peşin ödeme öngörülen dönemin sona ermesinden önce ölse bile, o döneme ait gelirin tamamı gelir borçlusu tarafından borçlanılmış sayılır. Gelir borçlusu iflas ederse, gelir alacaklısı, gelir borçlusunun yükümlü olduğu dönemsel gelirin elde edilebilmesi için ilgili sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken anaparaya denk düşen bir parayı iflas masasına kaydettirme hakkını elde eder. II. Devredilebilmesi
Sözleşmeden doğan borçlara aykırı davranılması sebebiyle sözleşmenin devamı çekilmez hâle gelir veya başkaca önemli sebepler sözleşmenin devamını imkânsız hâle getirir ya da aşırı ölçüde güçleştirirse, taraflardan her biri sözleşmeyi önel vermeksizin feshedebilir. Sözleşme bu sebeplerden birine dayanılarak feshedildiği takdirde kusurlu taraf, aldığı şeyi geri verir ve kusursuz tarafa, bu yüzden uğradığı zarara karşılık uygun bir tazminat ödemekle yükümlü olur. Hâkim, sözleşmenin önel verilmeksizin feshini yerinde bulabileceği gibi, taraflardan birinin istemiyle veya kendiliğinden, aile topluluğu içinde yaşamalarına son vererek, bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlayabilir. III. Bakım borçlusunun ölümü
Bakım borçlusu ölürse bakım alacaklısı, bir yıl içinde sözleşmenin feshini isteyebilir. Bu durumda bakım alacaklısı, bakım borçlusunun iflası hâlinde, iflas masasından isteyebileceği miktara eşit bir paranın kendisine ödenmesini, bakım borçlusunun mirasçılarından isteyebilir. G. Devredilemezlik, iflas ve haciz hâlinde istem
Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. Bir ortaklık, kanunla düzenlenmiş ortaklıkların ayırt edici niteliklerini taşımıyorsa, bu bölüm hükümlerine tabi adi ortaklık sayılır. B. Ortaklar arasındaki ilişki I. Katılım payı
Her ortak, para, alacak veya başka bir mal ya da emek olarak, ortaklığa bir katılım payı koymakla yükümlüdür. Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa katılım payları, ortaklığın amacının gerektirdiği önem ve nitelikte ve birbirine eşit olmak zorundadır. Bir ortağın katılım payı, bir şeyin kullandırılmasından oluşuyorsa kira sözleşmesindeki; bir şeyin mülkiyetinden oluşuyorsa satış sözleşmesindeki hasara, ayıptan ve zapttan sorumluluğa ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır. II. Kazanç ve zarar 1. Kazancın paylaşılması
Ortaklar, niteliği gereği ortaklığa ait olan bütün kazançları aralarında paylaşmakla yükümlüdürler. 2. Kazanç ve zarara katılma
Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir. Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder. Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir. III. Ortaklığın kararları
Ortaklığın kararları, bütün ortakların oybirliğiyle alınır. Sözleşmede kararların oy çokluğuyla alınacağı belirtilmişse çoğunluk, ortak sayısına göre belirlenir. IV. Ortaklığın yönetimi
Ortaklar, kendilerinin veya üçüncü kişilerin menfaatine olarak, ortaklığın amacını engelleyici veya zarar verici işleri yapamazlar. 2. Ortakların yaptıkları giderler ve işler
Ortaklardan birinin ortaklık işleri için yaptığı giderlerden veya üstlendiği borçlardan dolayı diğer ortaklar, ona karşı sorumlu olurlar; bu ortağın, yönetim işleri yüzünden doğrudan doğruya uğradığı zararlar ile ortaklığın yönetiminden kaynaklanan tehlikeler sonucunda doğan zararları, diğer ortaklar gidermekle yükümlüdürler. Ortaklığa avans olarak para veren ortak, verdiği günden başlamak üzere faiz isteyebilir. Yükümlü olmadığı hâlde ortaklık işleri için emek sarfetmiş olan bir ortak, hakkaniyetin gerektirdiği bir karşılık ödenmesini isteyebilir. 3. Özen borcu
Her ortak, ortaklık işlerinde kendi işlerinde olduğu ölçüde çaba ve özen göstermekle yükümlüdür. Her ortak, diğerlerine karşı, kendi kusuruyla verdiği zararları, başka işlerde ortaklığa sağladığı menfaatlerle mahsup ettirme hakkı olmaksızın gidermekle yükümlüdür. Ortaklık işlerini ücret karşılığı yürüten ortak, vekâlet hükümlerine göre sorumlu olur. VI. Yönetim yetkisinin kaldırılması ve sınırlanması
Ortaklık sözleşmesiyle ortaklardan birine verilen yönetim yetkisi, haklı bir sebep olmaksızın, diğer ortaklarca kaldırılamaz ve sınırlanamaz. Ortaklık sözleşmesinde yetkinin kaldırılamayacağına ilişkin bir hüküm bulunsa bile, haklı bir sebep varsa, diğer ortaklardan her biri yönetim yetkisini kaldırabilir. Haklı sebepler, özellikle yönetici ortağın görevini aşırı ölçüde ihmal etmesi veya iyi yönetim için gerekli olan yeteneği kaybetmesi durumlarında vardır. VII. Yönetici ortaklar ile diğer ortaklar arasındaki ilişki 1. Genel olarak
Yönetim, sözleşme veya kararla yalnızca bir veya birden çok ortağa ya da üçüncü bir kişiye bırakılmış olmadıkça, bütün ortaklar ortaklığı yönetme hakkına sahiptir. Ortaklık, ortakların tümü veya birkaçı tarafından yönetilmekte ise, bunlardan her biri, diğerleri katılmaksızın işlem yapabilir; ancak ortaklığı yönetmeye yetkili olan her ortak, tamamlanmasından önce işleme itiraz etmek suretiyle, bu işlemin yapılmasını engelleyebilir. Ortaklığa genel yetkili bir temsilci atanması ve ortaklığın olağan dışı işlerinin yürütülmesi için, bütün ortakların oybirliği gereklidir. Ancak, gecikmesinde sakınca olan hâllerde, bu konuda yönetici ortaklardan her biri yetkilidir. V. Ortaklar arasındaki sorumluluk 1. Rekabet yasağı
Yönetim yetkisi olmasa bile, her ortağın, ortaklığın işleyişi hakkında bilgi alma, defter ve kayıtlarını inceleme, bunlardan örnek alma ve mali durumu hakkında özet çıkarma hakkı vardır. Aksine sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. VIII. Ortaklar arasındaki ve ortaklık yapısındaki değişiklikler 1. Yeni ortak alımı ve alt katılım
Ortaklığa, yeni bir ortak alınması, bütün ortakların rızasına bağlıdır. Ortaklardan biri tek taraflı olarak bir üçüncü kişiyi ortaklıktaki payına ortak eder veya payını ona devrederse, bu üçüncü kişi ortak sıfatını kazanamaz. 2. Ortaklıktan çıkma ve çıkarılma a. Genel olarak
Bir ortağın fesih bildiriminde bulunması, kısıtlanması, iflası, tasfiyedeki payının cebrî icra yoluyla paraya çevrilmesi veya ölmesi hâlinde, sözleşmede ortaklığın diğer ortaklarla devam edeceğine ilişkin bir hüküm varsa, bu durumlardan biri gerçekleştiğinde, o ortak veya temsilcisi ya da ölen ortağın mirasçısı ortaklıktan çıkabilir veya diğer ortaklar tarafından yazılı olarak yapılacak bir bildirimle ortaklıktan çıkarılabilir. b. Ortaklık payının tasfiyesi
Ortaklık sıfatının sona erdiği tarihte, ortaklığın malvarlığı, borçlarını karşılamaya yetmezse, çıkan veya çıkarılan ortak, payına düşen borç tutarını, zarara katılmaya ilişkin düzenlemeler çerçevesinde diğer ortaklara ödemekle yükümlüdür. d. Tamamlanmamış işler
Kanunun bu bölümünde veya ortaklık sözleşmesinde aksine hüküm bulunmadıkça, yönetici ortaklar ile diğer ortaklar arasındaki ilişkiler, vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümlere tabidir. Ortaklığı yönetme yetkisi bulunmayan bir ortağın, ortaklığın işlerini görmesi veya bu yetkiye sahip ortağın yetkisini aşması hâllerinde, vekâletsiz işgörmeye ilişkin hükümler uygulanır. Yönetici ortaklar, yılda en az bir defa hesap vermek ve kazanç paylarını ortaklara ödemekle yükümlüdürler. Hesap döneminin uzatılmasına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Ortaklığı yönetenin ortaklardan birisi olmaması durumunda da aynı kural uygulanır. 2. Ortaklık işlerini inceleme
Çıkan veya çıkarılan ortak, ortak olduğu dönemde henüz sonuçlanmamış işlerden doğan kâra veya zarara katılır. Ortaklık sıfatı sona eren kişi, o hesap yılı sonu itibarıyla, tamamlanmış olan işler sebebiyle varsa ortaklıktan kendisine düşecek kâr payını; devam eden işler hakkında da gerekli bilgiyi isteyebilir. C. Ortakların üçüncü kişilerle ilişkisi I. Temsil
Kendi adına ve ortaklık hesabına bir üçüncü kişi ile işlemde bulunan ortak, bu kişiye karşı bizzat kendisi alacaklı ve borçlu olur. Ortaklardan biri, ortaklık veya bütün ortaklar adına bir üçüncü kişi ile işlem yaparsa, diğer ortaklar ancak temsile ilişkin hükümler uyarınca, bu kişinin alacaklısı veya borçlusu olurlar. Kendisine yönetim görevi verilen ortağın, ortaklığı veya bütün ortakları üçüncü kişilere karşı temsil etme yetkisi var sayılır. Ancak, temsil yetkisine sahip yönetici ortağın yapacağı önemli tasarruf işlemlerine ilişkin yetkinin, bütün ortakların oybirliğiyle verilmiş olması ve yetki belgesinde bu hususun açıkça belirtilmiş olması şarttır. II. Temsilin sonuçları
Ortaklık için edinilen veya ortaklığa devredilen şeyler, alacaklar ve ayni haklar, ortaklık sözleşmesi çerçevesinde elbirliği hâlinde bütün ortaklara ait olur. Ortaklık sözleşmesinde aksine bir hüküm bulunmadıkça, bir ortağın alacaklıları, haklarını ancak o ortağın tasfiyedeki payı üzerinde kullanabilirler. Ortaklar, birlikte veya bir temsilci aracılığı ile, bir üçüncü kişiye karşı, ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlendikleri borçlardan, aksi kararlaştırılmamışsa müteselsilen sorumlu olurlar. D. Ortaklığın sona ermesi I. Sona erme sebepleri 1. Genel olarak
Bir ortağın ortaklıktan çıkması veya çıkarılması durumunda payı, diğer ortaklara payları oranında kendiliğinden geçer. Diğer ortaklar, ortaklıktan çıkan veya çıkarılan ortağa, kullanımını ortaklığa bıraktığı eşyayı geri vermekle yükümlü oldukları gibi, kendisini ortaklığın muaccel borçlarından doğan müteselsil sorumluluktan kurtararak, ortak sıfatının sona erdiği tarihte ortaklık tasfiye edilmiş olsaydı ödenmesi gereken tasfiye payını ödemekle yükümlüdürler. Ortaklığın henüz muaccel olmayan borçları için diğer ortaklar, çıkan veya çıkarılan ortağı borçtan kurtarmak yerine, kendisine bir güvence verebilirler. Çıkan veya çıkarılan ortağın tasfiye payı, ortaklık sıfatının sona erdiği tarih itibarıyla, mali işlerde uzman bir kişiye hesaplattırılır. Tarafların uzman kişi üzerinde anlaşamamaları durumunda bu kişi, hâkim tarafından atanır. c. Malvarlığının yetersizliği
Ortaklık, belirsiz süre için veya ortaklardan birinin ömrü boyunca sürmek üzere kurulmuşsa, ortaklardan her biri, altı ay önceden fesih bildiriminde bulunabilir. Fesih bildirimi, dürüstlük kurallarına aykırı olarak ve özellikle uygun olmayan bir zamanda yapılamaz. Fesih bildirimi, ancak hesap yılı sonunda hüküm ifade eder. Sözleşmede öngörülmüş olan sürenin bitiminden sonra ortaklık, ortakların örtülü iradesiyle sürdürülürse, belirsiz süreli ortaklığa dönüşür. II. Sona ermenin ortaklığın yönetimine etkisi
Ortaklık, fesih bildiriminden başka bir yolla sona ererse, bir ortağın ortaklık işlerini yönetme konusundaki yetkisi, sona ermeyi öğrendiği veya durumun gerektirdiği özeni gösterseydi öğrenebileceği zamana kadar, kendisi hakkında devam eder. Ortaklık, ortaklardan birinin ölümüyle sona ererse, ölen ortağın mirasçısı, durumu hemen diğer ortaklara bildirmekle yükümlüdür. Mirasçı, gerekli önlemler alınıncaya kadar, ölen ortağın daha önce yürütmekte olduğu işlere, dürüstlük kuralları çerçevesinde devam eder. Diğer ortaklar da, geçici olarak, ortaklık işlerini aynı şekilde yürütmeye devam ederler. III. Tasfiye 1. Katılım payı için yapılacak işlem
Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz; ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir. Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır. 2. Kazanç ve zararın paylaşımı
(Ek:8/6/2022-7409/4 md.) Konut kiraları bakımından bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih ilâ 1/7/2023 (bu tarih dâhil) tarihleri arasında yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmalar, bir önceki kira yılına ait kira bedelinin yüzde yirmi beşini geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bir önceki kira yılının tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranının yüzde yirmi beşin altında kalması halinde değişim oranı geçerlidir. Bu kural, bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır. Bu oranları geçecek şekilde yapılan sözleşmeler, fazla miktar yönünden geçersizdir. Bu fıkra hükmü, 344 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hâkim tarafından verilecek kararlar bakımından da uygulanır.
Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür. Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir. Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri göz önünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır. Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır. IV. Üçüncü kişilere karşı sorumluluk
Ortaklığın sona ermesi, üçüncü kişilere karşı olan yükümlülükleri değiştirmez. Türk Medenî Kanunu ile ilişkisi
Bu Kanun, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun Beşinci Kitabı olup, onun tamamlayıcısıdır. Yürürlükten kaldırılan Kanun
22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.
(Ek: 14/7/2023-7456/23 md.) Konut kiraları bakımından 2/7/2023 ilâ 1/7/2024 (bu tarihler dâhil) tarihleri arasında yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmalar, bir önceki kira yılına ait kira bedelinin yüzde yirmi beşini geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bir önceki kira yılının tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranının yüzde yirmi beşin altında kalması halinde değişim oranı geçerlidir. Bu kural, bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır. Bu oranları geçecek şekilde yapılan sözleşmeler, fazla miktar yönünden geçersizdir. Bu fıkra hükmü, 344 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hâkim tarafından verilecek kararlar bakımından da uygulanır. Yürürlük
Bu Kanun 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girer. Yürütme
Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. 6098 SAYILI KANUNA İŞLENEMEYEN HÜKÜMLER 1- 31/3/2011 tarihli ve 6217 sayılı Kanunun hükmüdür:
Kabul için süre belirlenmeksizin hazır olmayan bir kişiye yapılan öneri, zamanında ve usulüne uygun olarak gönderilmiş bir yanıtın ulaşmasının beklenebileceği ana kadar, önereni bağlar. Öneren, önerisini zamanında ulaşmış sayabilir. Zamanında gönderilen kabul, önerene geç ulaşır ve öneren onunla bağlı olmak istemezse, durumu hemen kabul edene bildirmek zorundadır. 3. Örtülü kabul
Öneren, kanun veya işin özelliği ya da durumun gereği açık bir kabulü beklemek zorunda değilse, öneri uygun bir sürede reddedilmediği takdirde, sözleşme kurulmuş sayılır. 4. Ismarlanmayan şeyin gönderilmesi
15/7/2023 7589 55 31/7/2026
Ismarlanmamış bir şeyin gönderilmesi öneri sayılmaz. Bu şeyi alan kişi, onu geri göndermek veya saklamakla yükümlü değildir. 5. Bağlayıcı olmayan öneri ve herkese açık öneri
Öneren, önerisi ile bağlı olmama hakkının saklı olduğunu açıkça belirtirse veya işin özelliğinden ya da durumun gereğinden bağlanma niyetinde olmadığı anlaşılırsa, önerisi kendisini bağlamaz. Fiyatını göstererek mal sergilenmesi veya tarife, fiyat listesi ya da benzerlerinin gönderilmesi, aksi açıkça ve kolaylıkla anlaşılmadıkça öneri sayılır. 6. İlan yoluyla ödül sözü verme
Bir sonucun gerçekleşmesi karşılığında ödül vereceğini ilan yoluyla duyuran kimse, sözünü yerine getirmekle yükümlüdür. Ödül sözü veren, sonucun gerçekleşmesinden önce sözünden cayarsa veya sonucun gerçekleşmesini engellerse, dürüstlük kurallarına uygun olarak yapılan giderleri ödemekle yükümlüdür. Ancak, bir ya da birden çok kişiye ödenecek giderlerin toplamı, ödülün değerini aşamaz. Ödül sözü veren, giderlerinin ödenmesini isteyenlerin beklenen sonucu gerçekleştiremeyeceklerini ispat ederse, giderleri ödeme yükümlülüğünden kurtulur. 7. Önerinin ve kabulün geri alınması
Hazır olmayanlar arasında kurulan sözleşmeler, kabulün gönderildiği andan başlayarak hüküm doğurur. Açık bir kabulün gerekli olmadığı durumlarda, sözleşme önerinin ulaşma anından başlayarak hüküm doğurur. B. Sözleşmelerin şekli I. Genel kural
Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir. Kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil, kural olarak geçerlilik şeklidir. Öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm doğurmaz. II. Yazılı şekil 1. Yasal şekil a. Kapsamı
Kanunda yazılı şekilde yapılması öngörülen bir sözleşmenin değiştirilmesinde de yazılı şekle uyulması zorunludur. Ancak, sözleşme metniyle çelişmeyen tamamlayıcı yan hükümler bu kuralın dışındadır. Bu kural, yazılı şekil dışındaki geçerlilik şekilleri hakkında da uygulanır. b. Unsurları
Yazılı şekilde yapılması öngörülen sözleşmelerde borç altına girenlerin imzalarının bulunması zorunludur. Kanunda aksi öngörülmedikçe, imzalı bir mektup, asılları borç altına girenlerce imzalanmış telgraf, teyit edilmiş olmaları kaydıyla faks veya buna benzer iletişim araçları ya da güvenli elektronik imza ile gönderilip saklanabilen metinler de yazılı şekil yerine geçer. c. İmza
İmzanın, borç altına girenin el yazısıyla atılması zorunludur. Güvenli elektronik imza da, el yazısıyla atılmış imzanın bütün hukuki sonuçlarını doğurur. İmzanın el yazısı dışında bir araçla atılması, ancak örf ve âdetçe kabul edilen durumlarda ve özellikle çok sayıda çıkarılan kıymetli evrakın imzalanmasında yeterli sayılır. (Değişik fıkra: 13/2/2011-6111/213 md.) Görme engellilerin talepleri halinde imzalarında şahit aranır. Aksi takdirde görme engellilerin imzalarını el yazısı ile atmaları yeterlidir. d. İmza yerine geçen işaretler
Geri alma açıklaması, diğer tarafa öneriden önce veya aynı anda ulaşmış ya da daha sonra ulaşmakla birlikte diğer tarafça öneriden önce öğrenilmiş olursa, öneri yapılmamış sayılır. Bu kural, kabulün geri alınmasında da uygulanır. III. Hazır olmayanlar arasında kurulan sözleşmenin hüküm anı
Kanunda şekle bağlanmamış bir sözleşmenin taraflarca belirli bir şekilde yapılması kararlaştırılmışsa, belirlenen şekilde yapılmayan sözleşme tarafları bağlamaz. Herhangi bir belirleme olmaksızın yazılı şekil kararlaştırılmışsa, yasal yazılı şekle ilişkin hükümler uygulanır. C. Borç tanıması
Borcun sebebini içermemiş olsa bile borç tanıması geçerlidir. D. Sözleşmelerin yorumu, muvazaalı işlemler
Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz. E. Genel işlem koşulları I. Genel olarak
Genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir. Bu koşulların, sözleşme metninde veya ekinde yer alması, kapsamı, yazı türü ve şekli, nitelendirmede önem taşımaz. Aynı amaçla düzenlenen sözleşmelerin metinlerinin özdeş olmaması, bu sözleşmelerin içerdiği hükümlerin, genel işlem koşulu sayılmasını engellemez. Genel işlem koşulları içeren sözleşmeye veya ayrı bir sözleşmeye konulan bu koşulların her birinin tartışılarak kabul edildiğine ilişkin kayıtlar, tek başına, onları genel işlem koşulu olmaktan çıkarmaz. Genel işlem koşullarıyla ilgili hükümler, sundukları hizmetleri kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütmekte olan kişi ve kuruluşların hazırladıkları sözleşmelere de, niteliklerine bakılmaksızın uygulanır. II. Kapsamı 1. Yazılmamış sayılma
Sözleşmenin yazılmamış sayılan genel işlem koşulları dışındaki hükümleri geçerliliğini korur. Bu durumda düzenleyen, yazılmamış sayılan koşullar olmasaydı diğer hükümlerle sözleşmeyi yapmayacak olduğunu ileri süremez. III. Yorumlanması
Genel işlem koşullarında yer alan bir hüküm, açık ve anlaşılır değilse veya birden çok anlama geliyorsa, düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanır. IV. Değiştirme yasağı
Genel işlem koşullarının bulunduğu bir sözleşmede veya ayrı bir sözleşmede yer alan ve düzenleyene tek yanlı olarak karşı taraf aleyhine genel işlem koşulları içeren sözleşmenin bir hükmünü değiştirme ya da yeni düzenleme getirme yetkisi veren kayıtlar yazılmamış sayılır. V. İçerik denetimi
Genel işlem koşullarına, dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamaz. F. Sözleşmenin içeriği I. Sözleşme özgürlüğü
Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler. II. Kesin hükümsüzlük
Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur. III. Aşırı yararlanma
Bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmeler geçerlidir. Kanunlarda öngörülen istisnalar dışında, önsözleşmenin geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır. G. İrade bozuklukları I. Yanılma 1. Yanılmanın hükümleri
Sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf, sözleşme ile bağlı olmaz. 2. Yanılma hâlleri a. Açıklamada yanılma
İmza atamayanlar, imza yerine usulüne göre onaylanmış olması koşuluyla, parmak izi, el ile yapılmış bir işaret ya da mühür kullanabilirler. Kambiyo senetlerine ilişkin hükümler saklıdır. 2. İradi şekil
Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir. Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir. IV. Önsözleşme
Özellikle aşağıda sayılan yanılma hâlleri esaslıdır: 1. Yanılan, kurulmasını istediği sözleşmeden başka bir sözleşme için iradesini açıklamışsa. 2. Yanılan, istediğinden başka bir konu için iradesini açıklamışsa. 3. Yanılan, sözleşme yapma iradesini, gerçekte sözleşme yapmak istediği kişiden başkasına açıklamışsa. 4. Yanılan, sözleşmeyi yaparken belirli nitelikleri olan bir kişiyi dikkate almasına karşın başka bir kişi için iradesini açıklamışsa. 5. Yanılan, gerçekte üstlenmek istediğinden önemli ölçüde fazla bir edim için veya gerçekte istediğinden önemli ölçüde az bir karşı edim için iradesini açıklamışsa. Basit hesap yanlışlıkları sözleşmenin geçerliliğini etkilemez; bunların düzeltilmesi ile yetinilir. b. Saikte yanılma
Saikte yanılma, esaslı yanılma sayılmaz. Yanılanın, yanıldığı saiki sözleşmenin temeli sayması ve bunun da iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kurallarına uygun olması hâlinde yanılma esaslı sayılır. Ancak bu durumun karşı tarafça da bilinebilir olması gerekir. c. İletmede yanılma
Sözleşmenin kurulmasına yönelik iradenin haberci veya çevirmen gibi bir aracı ya da bir araç tarafından yanlış iletilmiş olması hâlinde de yanılma hükümleri uygulanır. 3. Yanılmada dürüstlük kuralları
Yanılan, yanıldığını dürüstlük kurallarına aykırı olarak ileri süremez. Özellikle diğer tarafın, sözleşmenin yanılanın kasdettiği anlamda kurulmasına razı olduğunu bildirmesi durumunda, sözleşme bu anlamda kurulmuş sayılır. 4. Yanılmada kusur
Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır. Aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz. H. Temsil I. Yetkili temsil 1. Genel olarak a. Temsilin hükmü
Yanılan, yanılmasında kusurlu ise, sözleşmenin hükümsüzlüğünden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Ancak, diğer taraf yanılmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, tazminat istenemez. Hâkim, hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda, ifadan beklenen yararı aşmamak kaydıyla, daha fazla tazminata hükmedebilir. II. Aldatma
Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir. Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir. III. Korkutma 1. Hükmü
Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir. Korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer taraf korkutmayı bilmiyorsa veya bilecek durumda değilse, sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa, diğer tarafa tazminat ödemekle yükümlüdür. 2. Koşulları
Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır. Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanın varlığı kabul edilir. IV. İrade bozukluğunun giderilmesi
Yetkili bir temsilci tarafından bir başkası adına ve hesabına yapılan hukuki işlemin sonuçları, doğrudan doğruya temsil olunanı bağlar. Temsilci, hukuki işlemi yaparken bu sıfatını bildirmezse, hukuki işlemin sonuçları kendisine ait olur. Ancak, karşı taraf bir temsil ilişkisinin varlığını durumdan çıkarıyor veya çıkarması gerekiyor ya da hukuki işlemi temsilci veya temsil olunandan biri ile yapması farksız ise, hukuki işlemin sonuçları doğrudan doğruya temsil olunana ait olur. Diğer durumlarda alacağın devri veya borcun üstlenilmesine ilişkin hükümler uygulanır. b. Temsil yetkisinin içeriği ve derecesi
Başkası adına ve hesabına temsil kamu hukukundan doğmuşsa, temsil yetkisinin içeriği ve derecesi bu konudaki yasal hükümlere; temsil hukuksal bir işlemden doğmuşsa, temsil yetkisinin içeriği ve derecesi o hukuksal işleme göre belirlenir. Temsil yetkisi üçüncü kişilere bildirilmişse temsil yetkisinin içeriği ve derecesi, bu bildirime göre belirlenir. 2. Hukuki işlemden doğan yetki a. Yetkinin sınırlanması ve geri alınması
Temsil olunan, hukuki bir işlemden doğan temsil yetkisini her zaman sınırlayabilir veya geri alabilir. Ancak, taraflar arasındaki hizmet, vekâlet veya ortaklık sözleşmeleri gibi hukuki ilişkilerden doğabilecek haklar saklıdır. Temsil olunan, bu hakkından önceden feragat edemez. Temsil olunan verdiği yetkiyi üçüncü kişilere açıkça veya dolaylı biçimde bildirmişse, bu yetkiyi tamamen veya kısmen geri aldığını onlara bildirmediği takdirde, yetkinin geri alındığını iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri süremez. b. Ölüm, ehliyetsizlik ve diğer durumlar
Hukuki işlemden doğan temsil yetkisi, aksi taraflarca kararlaştırılmadıkça veya işin özelliğinden anlaşılmadıkça, temsil olunanın veya temsilcinin ölümü, gaipliğine karar verilmesi, fiil ehliyetini kaybetmesi veya iflas etmesi durumlarında sona erer. Bu hüküm, bir tüzel kişiliğin sona ermesi durumunda da uygulanır. Tarafların karşılıklı kişisel hakları saklıdır. c. Yetki belgesinin geri verilmesi
Bir kimse yetkisi olmadığı hâlde temsilci olarak bir hukuki işlem yaparsa, bu işlem ancak onadığı takdirde temsil olunanı bağlar. Yetkisiz temsilcinin kendisiyle işlem yaptığı diğer taraf, temsil olunandan, uygun bir süre içinde bu hukuki işlemi onayıp onamayacağını bildirmesini isteyebilir. Bu süre içinde işlemin onanmaması durumunda, diğer taraf bu işlemle bağlı olmaktan kurtulur. 2. Onamama hâlinde
Temsil olunanın açık veya örtülü olarak hukuki işlemi onamaması hâlinde, bu işlemin geçersiz olmasından doğan zararın giderilmesi, yetkisiz temsilciden istenebilir. Ancak, yetkisiz temsilci, işlemin yapıldığı sırada karşı tarafın, kendisinin yetkisiz olduğunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat ederse, kendisinden zararın giderilmesi istenemez. Hakkaniyet gerektiriyorsa, kusurlu yetkisiz temsilciden diğer zararların giderilmesi de istenebilir. Sebepsiz zenginleşmeden doğan haklar saklıdır. III. Saklı hükümler
Ortaklık temsilcileri ile organlarının ve ticari vekillerin yetkisine ilişkin hükümler saklıdır. İKİNCİ AYIRIM Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri A. Sorumluluk I. Genel olarak
Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler. III. Tazminat 1. Belirlenmesi
Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler. Tazminatın irat biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür. 2. İndirilmesi
Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir. IV. Özel durumlar 1. Ölüm ve bedensel zarar a. Ölüm
Ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır: 1. Cenaze giderleri. 2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar. b. Bedensel zarar
Bedensel zararlar özellikle şunlardır: 1. Tedavi giderleri. 2. Kazanç kaybı. 3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar. c. Belirlenmesi
Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür. II. Zararın ve kusurun ispatı
Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir. 2. Haksız rekabet
Gerçek olmayan haberlerin yayılması veya bu tür ilanların yapılması ya da dürüstlük kurallarına aykırı diğer davranışlarda bulunulması yüzünden müşterileri azalan veya onları kaybetme tehlikesiyle karşılaşan kişi, bu davranışlara son verilmesini ve kusurun varlığı hâlinde zararının giderilmesini isteyebilir. Ticari işlere ait haksız rekabet hakkında Türk Ticaret Kanunu hükümleri saklıdır. 3. Kişilik hakkının zedelenmesi
Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir. 4. Ayırt etme gücünün geçici kaybı
Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir. 2. Müteselsil sorumluluk a. Dış ilişkide
Ayırt etme gücünü geçici olarak kaybeden kişi, bu sırada verdiği zararları gidermekle yükümlüdür. Ancak, ayırt etme gücünü kaybetmede kusuru olmadığını ispat ederse, sorumluluktan kurtulur. V. Sorumluluk sebeplerinin çokluğu 1. Sebeplerin yarışması
Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur. Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur. VI. Hukuka aykırılığı kaldıran hâller 1. Genel olarak
Kanunun verdiği yetkiye dayanan ve bu yetkinin sınırları içinde kalan bir fiil, zarara yol açsa bile, hukuka aykırı sayılmaz. Zarar görenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar, zarar verenin davranışının haklı savunma niteliği taşıması, yetkili kamu makamlarının müdahalesinin zamanında sağlanamayacak olması durumunda kişinin hakkını kendi gücüyle koruması veya zorunluluk hâllerinde de fiil, hukuka aykırı sayılmaz. 2. Sorumluluk
Haklı savunmada bulunan, saldıranın şahsına veya mallarına verdiği zarardan sorumlu tutulamaz. Kendisini veya başkasını açık ya da yakın bir zarar tehlikesinden korumak için diğer bir kişinin mallarına zarar verenin, bu zararı giderim yükümlülüğünü hâkim hakkaniyete göre belirler. Hakkını kendi gücüyle koruma durumunda kalan kişi, durum ve koşullara göre o sırada kolluk gücünün yardımını zamanında sağlayamayacak ise ve hakkının kayba uğramasını ya da kullanılmasının önemli ölçüde zorlaşmasını önleyecek başka bir yol da yoksa, verdiği zarardan sorumlu tutulamaz. B. Kusursuz sorumluluk I. Hakkaniyet sorumluluğu
Hakkaniyet gerektiriyorsa; hâkim, ayırt etme gücü bulunmayan kişinin verdiği zararın, tamamen veya kısmen giderilmesine karar verir. II. Özen sorumluluğu 1. Adam çalıştıranın sorumluluğu
Bir hayvanın bakımını ve yönetimini sürekli veya geçici olarak üstlenen kişi, hayvanın verdiği zararı gidermekle yükümlüdür. Hayvan bulunduran, bu zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse sorumlu olmaz. Hayvan, bir başkası veya bir başkasına ait hayvan tarafından ürkütülmüş olursa, hayvanı bulunduranın, bu kişilere rücu hakkı saklıdır. b. Alıkoyma hakkı
Bir kişinin hayvanı, başkasının taşınmazı üzerinde bir zarar verdiği takdirde, taşınmazın zilyedi, o hayvanı yakalayabilir, zararı giderilinceye kadar alıkoyabilir; hatta durum ve koşullar haklı gösteriyorsa hayvanı diğer yollarla etkisiz hâle getirebilir. Bu durumda, taşınmazın zilyedi derhâl hayvan sahibine bilgi vermek ve sahibini bilmiyorsa, onun bulunması için gerekli girişimleri yapmak zorundadır. 3. Yapı malikinin sorumluluğu a. Giderim yükümlülüğü
Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır. b. İç ilişkide
Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. İntifa ve oturma hakkı sahipleri de, binanın bakımındaki eksikliklerden doğan zararlardan, malikle birlikte müteselsilen sorumludurlar. Sorumluların, bu sebeplerle kendilerine karşı sorumlu olan diğer kişilere rücu hakkı saklıdır. b. Zarar tehlikesini önleme
Bir başkasına ait bina veya diğer yapı eserlerinden zarar görme tehlikesiyle karşılaşan kişi, bu tehlikenin giderilmesi için gerekli önlemlerin alınmasını hak sahiplerinden isteyebilir. Kişilerin ve malların korunması hakkındaki kamu hukuku kuralları saklıdır. III. Tehlike sorumluluğu ve denkleştirme
Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir. II. Rücu isteminde
Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz. II. Tazminat hükmünün değiştirilmesi
Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen kişi, durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır. Aksi takdirde zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlar. D. Yargılama I. Ceza hukuku ile ilişkisinde
Bedensel zararın kapsamı, karar verme sırasında tam olarak belirlenemiyorsa hâkim, kararın kesinleşmesinden başlayarak iki yıl içinde, tazminat hükmünü değiştirme yetkisini saklı tutabilir. III. Geçici ödemeler
Zarar gören, iddiasının haklılığını gösteren inandırıcı kanıtlar sunduğu ve ekonomik durumu da gerektirdiği takdirde hâkim, istem üzerine davalının zarar görene geçici ödeme yapmasına karar verebilir. Davalının yaptığı geçici ödemeler, hükmedilen tazminata mahsup edilir; tazminata hükmedilmezse hâkim, davacının aldığı geçici ödemeleri, yasal faizi ile birlikte geri vermesine karar verir. ÜÇÜNCÜ AYIRIM Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri A. Koşulları I. Genel olarak
Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur. II. Borçlanılmamış edimin ifası
Borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren kimse, bunu ancak, kendisini borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat ederse geri isteyebilir. Zamanaşımına uğramış bir borcun ifasından veya ahlaki bir ödevin yerine getirilmiş olmasından kaynaklanan zenginleşmeler geri istenemez. Borç olmadığı hâlde ödenmiş olan edimin geri istenmesine ilişkin diğer kanun hükümleri saklıdır. B. Geri vermenin kapsamı I. Zenginleşenin yükümlülüğü
Sebepsiz zenginleşen, zenginleşmenin geri istenmesi sırasında elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği kısmın dışında kalanı geri vermekle yükümlüdür. Zenginleşen, zenginleşmeyi iyiniyetli olmaksızın elden çıkarmışsa veya elden çıkarırken ileride geri vermek zorunda kalabileceğini hesaba katması gerekiyorsa, zenginleşmenin tamamını geri vermekle yükümlüdür. II. Giderleri isteme hakkı
Zenginleşen iyiniyetli ise, yaptığı zorunlu ve yararlı giderleri, geri verme isteminde bulunandan isteyebilir. Zenginleşen iyiniyetli değilse, zorunlu giderlerinin ve yararlı giderlerinden sadece geri verme zamanında mevcut olan değer artışının ödenmesini isteyebilir. Zenginleşen, iyiniyetli olup olmadığına bakılmaksızın, diğer giderlerinin ödenmesini isteyemez. Ancak, kendisine karşılık önerilmezse, o şey ile birleştirdiği ve zararsızca ayrılması mümkün bulunan eklemeleri geri vermeden önce ayırıp alabilir. C. Geri istenememe
Hukuka veya ahlaka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şey geri istenemez. Ancak, açılan davada hâkim, bu şeyin Devlete mal edilmesine karar verebilir. D. Zamanaşımı
Sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkı, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Zenginleşme, zenginleşenin bir alacak hakkı kazanması suretiyle gerçekleşmişse diğer taraf, istem hakkı zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcunu ifadan kaçınabilir. İKİNCİ BÖLÜM Borç İlişkisinin Hükümleri BİRİNCİ AYIRIM Borçların İfası A. Genel olarak I. Şahsen ifa zorunluluğunun olmaması
Borcun, bizzat borçlu tarafından ifa edilmesinde alacaklının menfaati bulunmadıkça borçlu, borcunu şahsen ifa etmekle yükümlü değildir. II. İfanın konusu 1. Kısmen ifa
Borcun tamamı belli ve muaccel ise, alacaklı kısmen ifayı reddedebilir. Alacaklı kısmen ifayı kabul ederse borçlu, borcun kendisi tarafından ikrar olunan kısmını ifadan kaçınamaz. 2. Bölünemeyen borç
Borcun ifası için bir ayın başlangıcı veya sonu belirlenmişse, bundan ayın birinci ve sonuncu günü; ayın ortası belirlenmişse, bundan da ayın onbeşinci günü anlaşılır. Borcun ifası için gün belirtilmeksizin sadece ay belirlenmişse, bundan o ayın son günü anlaşılır. 2. Diğer sürelerde vade
Bölünemeyen bir borcun birden çok alacaklısı varsa, alacaklılardan her biri, borcun alacaklıların tamamına ifasını isteyebilir. Borçlu, edimini alacaklıların hepsine birden ifa etmek zorundadır. Bölünemeyen borcun birden çok borçlusu varsa, borçlulardan her biri borcun tamamını ifa etmekle yükümlüdür. Durumun gereğinden aksi anlaşılmadıkça, ifada bulunan borçlu, alacaklıya halef olur ve diğer borçlulardan payları oranında alacağını isteyebilir. 3. Çeşit borcu
Çeşit borçlarında hukuki ilişkiden ve işin özelliğinden aksi anlaşılmadıkça, edimin seçimi borçluya aittir. Ancak borçlunun seçeceği edim, ortalama nitelikten daha düşük olamaz. 4. Seçimlik borç
Seçimlik borçlarda, hukuki ilişkiden ve işin özelliğinden aksi anlaşılmadıkça, edimlerden birinin seçimi borçluya aittir. 5. Faiz
Faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık faiz oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde elli fazlasını aşamaz. B. İfa yeri
Borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa, aşağıdaki hükümler uygulanır; 1. Para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde, 2. Parça borçları, sözleşmenin kurulduğu sırada borç konusunun bulunduğu yerde, 3. Bunların dışındaki bütün borçlar, doğumları sırasında borçlunun yerleşim yerinde, ifa edilir. Alacaklının yerleşim yerinde ifası gereken bir borcun doğumundan sonra alacaklının yerleşim yerini değiştirmesi sebebiyle ifa önemli ölçüde güçleşmişse borç, alacaklının önceki yerleşim yerinde ifa edilebilir. C. İfa zamanı I. Süreye bağlanmamış borç
İfa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça veya hukuki ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça her borç, doğumu anında muaccel olur. II. Süreye bağlı borç 1. Aya ilişkin sürelerde vade
Bir borcun veya taraflardan birine düşen herhangi bir yükümlülüğün sözleşmenin kurulmasından başlayarak belli bir sürenin sonunda ifası gerekiyorsa, ifa zamanı aşağıdaki biçimde belirlenir: 1. Gün olarak belirlenmiş süre, sözleşmenin kurulduğu gün sayılmaksızın, bu sürenin son günü dolmuş olur. Sekiz veya onbeş gün olarak belirlenmiş süre ise, bir veya iki haftayı değil, tam sekiz veya onbeş günü ifade eder. 2. Hafta olarak belirlenmiş süre, son haftanın sözleşmenin kurulduğu güne ismen uyan gününde dolmuş olur. 3. Ay olarak veya yıl, yarıyıl ve yılın dörtte biri gibi birden çok ayı içeren bir zaman olarak belirlenmiş süre, sözleşmenin kurulduğu gün ayın kaçıncı günü ise, son ayın bunu karşılayan gününde dolmuş olur. Son ayda bunu karşılayan gün yoksa süre, bu ayın son günü dolmuş sayılır. 4. Yarım aydan onbeş günlük süre anlaşılır. Bir veya birden çok ay ve yarım ay olarak belirlenmiş sürenin dolduğu gün, son aya onbeş gün eklenerek belirlenir. Bu kurallar, sürenin sözleşmenin kurulmasından başka bir andan işlemeye başladığı durumlarda da uygulanır. Borçlu, belirli bir süre içinde yerine getirilmesi gereken bir borcu, bu sürenin dolmasından önce ifa etmekle yükümlüdür. 3. Tatil günleri
İfa zamanı veya sürenin son günü, kanunlarda tatil olarak kabul edilen bir güne rastlarsa, kendiliğinden bu günü izleyen ve tatil olmayan ilk güne geçer. Aksine anlaşma geçerlidir. III. İş saatlerinde ifa
Süre uzatılmış ise yeni süre, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, önceki sürenin sona ermesini izleyen birinci günden başlar. V. Erken ifa
Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir. 2. İfa güçsüzlüğü
Sözleşmenin hükümlerinden veya özelliğinden ya da durumun gereğinden tarafların aksini kastettikleri anlaşılmadıkça borçlu, edimini sürenin sona ermesinden önce ifa edebilir. Ancak, kanun veya sözleşme ya da âdet gereği olmadıkça borçlu, erken ifada bulunması sebebiyle indirim yapamaz. VI. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde 1. İfada sıra
Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmede, taraflardan birinin borcunu ifada güçsüzlüğe düşmesi ve özellikle iflas etmesi ya da hakkındaki haciz işleminin sonuçsuz kalması sebebiyle diğer tarafın hakkı tehlikeye düşerse bu taraf, karşı edimin ifası güvence altına alınıncaya kadar kendi ediminin ifasından kaçınabilir. Hakkı tehlikeye düşen taraf, ayrıca uygun bir sürede istediği güvence verilmezse sözleşmeden dönebilir. D. Ödeme I. Ülke parası ile
Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir. II. Mahsup 1. Kısmen ödemede
Borçlu, faiz veya giderleri ödemede gecikmemiş ise, kısmen yaptığı ödemeyi ana borçtan düşme hakkına sahiptir. Aksine anlaşma yapılamaz. Alacaklı, alacağın bir kısmı için kefalet, rehin veya başka bir güvence almış ise, borçlu kısmen yaptığı ödemeyi, güvence altına alınan veya güvencesi daha iyi olan kısma mahsup etme hakkına sahip değildir. 2. Birden çok borçta a. Borçlu ve alacaklının bildirimine göre
Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur. Birden çok borcun vadesi aynı zamanda gelmişse, mahsup orantılı olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme, güvencesi en az olan borç için yapılmış sayılır. III. Makbuz ve senetlerin geri verilmesi 1. Borçlunun hakkı
Borcu ödeyen borçlu, bir makbuz ve borcun tamamı ödenmişse, buna ilişkin borç senedinin geri verilmesini veya iptalini isteyebilir. Borcun tamamı ödenmemiş veya borç senedi alacaklıya başkaca haklar da vermekte ise borçlu, ancak makbuz verilmesini ve ödemenin borç senedine işlenmesini isteyebilir. 2. Hükümleri
Faiz veya kira bedeli gibi dönemsel edimlerden biri için, alacaklı tarafından çekince belirtilmeksizin makbuz verilmişse, önceki dönemlere ait edimler de ifa edilmiş sayılır. Alacaklı anaparanın tamamı için makbuz vermişse, faizlerini de almış olduğu kabul edilir. Borç senedi borçluya geri verilmişse, borç sona ermiş sayılır. 3. Senedin geri verilememesi
Birden çok borcu bulunan borçlu, ödeme gününde bu borçlardan hangisini ödemek istediğini alacaklıya bildirebilir. Borçlu bildirimde bulunmazsa, yapılan ödeme, kendisi tarafından derhâl itiraz edilmiş olmadıkça, alacaklının makbuzda gösterdiği borç için yapılmış sayılır. b. Kanuna göre
Alacaklı, borç senedini kaybettiğini iddia ederse, borçlunun istemi üzerine, borcu ödeme sırasında, kendisine borç senedinin iptalini ve borcun sona ermiş olduğunu gösteren resmen düzenlenmiş veya usulüne göre onaylanmış bir belge vermek zorundadır. Kıymetli evrakın iptaline ilişkin hükümler saklıdır. E. Alacaklının temerrüdü I. Koşulları
Alacaklının temerrüde düşmesi durumunda borçlu, hasar ve giderleri alacaklıya ait olmak üzere, teslim edeceği şeyi tevdi ederek borcundan kurtulabilir. Tevdi yerini, ifa yerindeki hâkim belirler. Bununla birlikte ticari mallar, hâkim kararı olmadan da bir ardiyeye tevdi edilebilir. b. Satma hakkı
Sözleşmenin konusu olan şeyin niteliği veya işin özelliği tevdi edilmesine uygun düşmez veya teslim edilecek şey bozulabilir ya da bakımı, korunması veya tevdi edilmesi önemli bir gideri gerektirir ise, borçlu, alacaklıya önceden ihtarda bulunması koşuluyla, hâkimin izniyle onu açık artırma yoluyla sattırıp bedelini tevdi edebilir. Teslim edilecek şey, borsada kayıtlıysa veya piyasa fiyatı varsa ya da yapılacak gidere oranla değeri az ise, satışın açık artırma yoluyla yapılması zorunlu olmadığı gibi, hâkim, önceden ihtarda bulunma koşulunu aramaksızın satışa izin verebilir. c. Tevdi konusunu geri alma
Alacaklı, tevdi edilen şeyi kabul ettiğini açıklamış veya tevdi bir rehnin ortadan kaldırılması sonucunu doğurmuş olmadıkça borçlu, tevdi edilen şeyi geri alabilir. Tevdi edilen şey geri alındığı anda alacak, bütün yan haklarıyla birlikte varlığını sürdürür. 2. Diğer edimlerde
Borcun konusu bir şeyin teslimini gerektirmiyorsa, alacaklının temerrüdü hâlinde borçlu, borçlunun temerrüdüne ilişkin hükümlere göre sözleşmeden dönebilir. F. Diğer ifa engelleri
Borçlunun kusuru olmaksızın, alacağın kime ait olduğunda veya alacaklının kimliğinde duraksama sebebiyle ya da alacaklıdan kaynaklanan diğer kişisel bir sebeple borç, alacaklıya veya temsilcisine ifa edilemezse borçlu, alacaklının temerrüdünde olduğu gibi, tevdi ya da sözleşmeden dönme hakkını kullanabilir. İKİNCİ AYIRIM Borçların İfa Edilmemesinin Sonuçları A. Borcun ifa edilmemesi I. Giderim borcu 1. Genel olarak
Yapma borcu, borçlu tarafından ifa edilmediği takdirde alacaklı, masrafı borçluya ait olmak üzere edimin kendisi veya başkası tarafından ifasına izin verilmesini isteyebilir; her türlü giderim isteme hakkı saklıdır. Yapmama borcuna aykırı davranan borçlu, bu aykırı davranışının doğurduğu zararı gidermekle yükümlüdür. Alacaklı, ayrıca borca aykırı durumun ortadan kaldırılmasını veya bu konuda masrafı borçluya ait olmak üzere kendisinin yetkili kılınmasını isteyebilir. II. Sorumluluğun ve giderim borcunun kapsamı 1. Genel olarak
Borçlu, genel olarak her türlü kusurdan sorumludur. Borçlunun sorumluluğunun kapsamı, işin özel niteliğine göre belirlenir. İş özellikle borçlu için bir yarar sağlamıyorsa, sorumluluk daha hafif olarak değerlendirilir. Haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler, kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanır. 2. Sorumsuzluk anlaşması
Borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Borçlunun alacaklı ile hizmet sözleşmesinden kaynaklanan herhangi bir borç sebebiyle sorumlu olmayacağına ilişkin olarak önceden yaptığı her türlü anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. 3. Yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk
Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır. II. Hükümleri 1. Genel olarak a. Gecikme tazminatı
Yapma veya verme edimi gereği gibi kendisine önerilen alacaklı, haklı bir sebep olmaksızın onu kabulden veya borçlunun borcunu ifa edebilmesi için kendisi tarafından yapılması gereken hazırlık fiillerini yapmaktan kaçınırsa, temerrüde düşmüş olur. Alacaklı, müteselsil borçlulardan birine karşı temerrüde düşerse, diğerlerine karşı da temerrüde düşmüş olur. II. Hükümleri 1. Bir şeyin teslimine ilişkin edimlerde a. Tevdi hakkı
Temerrüde düşen borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat etmedikçe, borcun geç ifasından dolayı alacaklının uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür. b. Beklenmedik hâlden sorumluluk
Temerrüde düşen borçlu, beklenmedik hâl sebebiyle doğacak zarardan sorumludur. Borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını veya borcunu zamanında ifa etmiş olsaydı bile beklenmedik hâlin ifa konusu şeye zarar vereceğini ispat ederek bu sorumluluktan kurtulabilir. 2. Temerrüt faizi a. Genel olarak
Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur. b. Faizlerde, iratlarda ve bağışlamada temerrüt faizi
Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder. 4. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde a. Süre verilmesi
Faiz veya irat borcunu ya da bağışladığı bir miktar parayı ödemekte temerrüde düşen borçlu, icra takibine girişildiği veya dava açıldığı günden başlayarak, temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür. Buna aykırı olarak yapılan anlaşmalar, ceza koşulu hükümlerine tabi olur. Temerrüt faizine, ayrıca temerrüt faizi yürütülemez. 3. Aşkın zarar
Alacaklıya ifada bulunan üçüncü kişi, aşağıdaki hâllerde ifası ölçüsünde alacaklının haklarına halef olur: 1. Başkasının borcu için rehnedilen bir şeyi rehinden kurtardığı ve bu şey üzerinde mülkiyet veya başka bir ayni hakkı bulunduğu takdirde. 2. Alacaklıya ifada bulunan üçüncü kişinin ona halef olacağı, borçlu tarafından ifadan önce alacaklıya bildirildiği takdirde. Diğer halefiyet hâllerine ilişkin kanun hükümleri saklıdır. B. Üçüncü kişinin fiilini üstlenme
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, taraflardan biri temerrüde düştüğü takdirde diğeri, borcun ifa edilmesi için uygun bir süre verebilir veya uygun bir süre verilmesini hâkimden isteyebilir. b. Süre verilmesini gerektirmeyen durumlar
Aşağıdaki durumlarda süre verilmesine gerek yoktur: 1. Borçlunun içinde bulunduğu durumdan veya tutumundan süre verilmesinin etkisiz olacağı anlaşılıyorsa. 2. Borçlunun temerrüdü sonucunda borcun ifası alacaklı için yararsız kalmışsa. 3. Borcun ifasının, belirli bir zamanda veya belirli bir süre içinde gerçekleşmemesi üzerine, ifanın artık kabul edilmeyeceği sözleşmeden anlaşılıyorsa. c. Seçimlik haklar
Temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde, borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz konusu ise alacaklı, her zaman borcun ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat isteme hakkına sahiptir. Alacaklı, ayrıca borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir. Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar, karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler. Bu durumda borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat edemezse alacaklı, sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir. d. Sürekli edimli sözleşmelerde
İfasına başlanmış sürekli edimli sözleşmelerde, borçlunun temerrüdü hâlinde alacaklı, ifa ve gecikme tazminatı isteyebileceği gibi, sözleşmeyi feshederek, sözleşmenin süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir. ÜÇÜNCÜ AYIRIM Borç İlişkilerinin Üçüncü Kişilere Etkisi A. Alacaklıya halef olma
Üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı üstlenen, bu fiilin gerçekleşmemesinden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Belirli bir süre için yapılan üstlenmede, sürenin bitimine kadar üstlenene edimini ifa etmesi için yazılı olarak başvurulmaması hâlinde, üstlenenin sorumluluğunun sona ereceği kararlaştırılabilir. C. Üçüncü kişi yararına sözleşme I. Genel olarak
Kendi adına sözleşme yapan kişi, sözleşmeye üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü koydurmuşsa, edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebilir. Üçüncü kişi veya üçüncü kişiye halef olanlar da, tarafların amacına veya örf ve âdete uygun düştüğü takdirde edimin ifasını isteyebilirler. Bu durumda, üçüncü kişi veya ona halef olanlar bu hakkı kullanmak istediklerini borçluya bildirdikten sonra, alacaklı borçluyu ibra edemeyeceği gibi, borcun nitelik ve kapsamını da değiştiremez. II. Sorumluluk sigortalarında
Başkasını çalıştıran kişi, çalıştırdığı kişiye karşı hukuki sorumluluğunu güvence altına almak üzere sigorta yaptırmışsa, sigortadan doğan haklar doğrudan doğruya çalışana ait olur. Ancak, çalışana ödenecek sigorta tazminatı, genel hükümlere göre ödenecek tazminattan indirilir. Diğer hukuki sorumluluk sigortalarına ilişkin kanun hükümleri saklıdır. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Borçların ve Borç İlişkilerinin Sona Ermesi, Zamanaşımı BİRİNCİ AYIRIM Sona Erme Hâlleri A. Asıl borca bağlı hak ve borçların sona ermesi
Yeni bir borçla mevcut bir borcun sona erdirilmesi, ancak tarafların bu yöndeki açık iradesi ile olur. Özellikle mevcut borç için kambiyo taahhüdünde bulunulması veya yeni bir alacak senedi ya da yeni bir kefalet senedi düzenlenmesi, tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça yenileme sayılmaz. II. Cari hesaplarda
Çeşitli kalemlerin bir cari hesaba sadece kaydedilmiş olması, borcun yenilenmiş olduğu anlamına gelmez. Ancak, hesabın kesilmiş ve hesap sonucu diğer tarafça kabul edilmiş olması durumunda, borç yenilenmiş olur. Kalemlerden birinin güvencesi varsa, aksi kararlaştırılmadıkça, hesap kesilip sonucun kabul edilmiş olması, güvenceyi sona erdirmez. D. Birleşme
Alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide birleşmesiyle borç sona erer. Ancak, üçüncü kişilerin alacak üzerinde önceden mevcut olan hakları birleşmeden etkilenmez. Birleşme geçmişe etkili olarak ortadan kalkarsa, borç varlığını sürdürür. Taşınmaz rehni ve kıymetli evraka ilişkin özel hükümler saklıdır. E. İfa imkânsızlığı I. Genel olarak
Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır. F. Takas I. Koşulları 1. Genel olarak
İki kişi, karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş diğer edimleri birbirine borçlu oldukları takdirde, her iki borç muaccel ise her biri alacağını borcuyla takas edebilir. Alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri sürülebilir. Zamanaşımına uğramış bir alacağın takası, ancak takas edilebileceği anda henüz zamanaşımına uğramamış olması koşuluyla ileri sürülebilir. 2. Kefalet hâlinde
Asıl borçlunun takası ileri sürme hakkı bulundukça, kefili de alacaklıya ifada bulunmaktan kaçınabilir. 3. Üçüncü kişi yararına sözleşme hâlinde
Borçlunun iflası hâlinde alacaklılar, muaccel olmasalar bile, alacaklarını, müflise olan borçları ile takas edebilirler. II. Hükümleri
Takas, ancak borçlunun takas iradesini alacaklıya bildirmesiyle gerçekleşir. Bu durumda her iki borç, takas edilebilecekleri anda daha az olan borç tutarınca sona erer. Cari hesapla ilgili ticarete ilişkin özel teamüller saklıdır. III. Alacaklının rızasıyla takas edilebilir alacaklar
Aşağıdaki alacaklar takas haklarının doğumundan sonra, ancak alacaklıların rızasıyla takas edilebilir: 1. Tevdi edilmiş eşyanın geri verilmesine veya bedeline ilişkin alacaklar. 2. Haksız olarak alınmış veya aldatma sonucunda alıkonulmuş eşyanın geri verilmesine veya bedeline ilişkin alacaklar. 3. Nafaka ve işçi ücreti gibi, borçlunun ve ailesinin bakımı için zorunlu olup, özel niteliği gereği, doğrudan alacaklıya verilmesi gereken alacaklar. IV. Takastan feragat
Borçlu, takas hakkından önceden de feragat edebilir. İKİNCİ AYIRIM Zamanaşımı A. Süreler I. On yıllık zamanaşımı
Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. II. Beş yıllık zamanaşımı
Üçüncü kişi yararına borçlanan kişi, bu borcu ile sözleşmenin diğer tarafından olan alacağını takas edemez. 4. Borçlunun iflası hâlinde
Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır. Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür. II. Kısmi ifa imkânsızlığı
Bu ayırımda belirlenen zamanaşımı süreleri, sözleşmeyle değiştirilemez. IV. Zamanaşımının başlangıcı 1. Genel olarak
Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Alacağın muaccel olmasının bir bildirime bağlı olduğu hâllerde, zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden işlemeye başlar. 2. Dönemsel edimlerde
Ömür boyunca gelir ve benzeri dönemsel edimlerde, alacağın tamamı için zamanaşımı, ifa edilmemiş ilk dönemsel edimin muaccel olduğu günde işlemeye başlar. Alacağın tamamı zamanaşımına uğramışsa, ifa edilmemiş dönemsel edimler de zamanaşımına uğramış olur. V. Sürelerin hesaplanması
Süreler hesaplanırken zamanaşımının başladığı gün sayılmaz ve zamanaşımı ancak sürenin son günü de hak kullanılmaksızın geçince gerçekleşmiş olur. Zamanaşımı sürelerinin hesaplanmasında da, borçların ifasındaki sürelerin hesaplanmasına ilişkin hükümler uygulanır. B. Bağlı alacaklarda zamanaşımı
Asıl alacak zamanaşımına uğrayınca, ona bağlı faiz ve diğer alacaklar da zamanaşımına uğramış olur. C. Zamanaşımının durması
Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı kesilir: 1. Borçlu borcu ikrar etmişse, özellikle faiz ödemiş veya kısmen ifada bulunmuşsa ya da rehin vermiş veya kefil göstermişse. 2. Alacaklı, dava veya def’i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflas masasına başvurmuşsa. II. Birlikte borçlulara etkisi
Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur. Zamanaşımı asıl borçluya karşı kesilince, kefile karşı da kesilmiş olur. Zamanaşımı kefile karşı kesilince, asıl borçluya karşı kesilmiş olmaz. III. Yeni sürenin başlaması 1. Borcun ikrar edilmesi veya karara bağlanması hâlinde
Zamanaşımının kesilmesiyle, yeni bir süre işlemeye başlar. Borç bir senetle ikrar edilmiş veya bir mahkeme ya da hakem kararına bağlanmış ise, yeni süre her zaman on yıldır. 2. Alacaklının fiili hâlinde
Bir dava veya def’i yoluyla kesilmiş olan zamanaşımı, dava süresince tarafların yargılamaya ilişkin her işleminden veya hâkimin her kararından sonra yeniden işlemeye başlar. Zamanaşımı, icra takibiyle kesilmişse, alacağın takibine ilişkin her işlemden sonra yeniden işlemeye başlar. Zamanaşımı, iflas masasına başvurma sebebiyle kesilmişse, iflasa ilişkin hükümlere göre alacağın yeniden istenmesi imkânının doğumundan itibaren yeniden işlemeye başlar. E. Davanın reddinde ek süre
Alacağın bir taşınır rehniyle güvenceye bağlanmış olması, bu alacak için zamanaşımının işlemesine engel olmaz; bununla birlikte alacaklının, hakkını rehinden alma yetkisi devam eder. G. Zamanaşımından feragat
Zamanaşımından önceden feragat edilemez. Müteselsil borçlulardan birinin feragat etmiş olması, diğerlerine karşı ileri sürülemez. Bölünemez bir borcun borçlularından birinin feragat etmiş olması durumunda da aynı hüküm uygulanır. Asıl borçlunun feragati de kefile karşı ileri sürülemez. H. İleri sürülmesi
Zamanaşımı ileri sürülmedikçe, hâkim bunu kendiliğinden göz önüne alamaz. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Borç İlişkilerinde Özel Durumlar BİRİNCİ AYIRIM Teselsül A. Müteselsil borçluluk I. Doğuşu
Aşağıdaki alacaklar için beş yıllık zamanaşımı uygulanır: 1. Kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi diğer dönemsel edimler. 2. Otel, motel, pansiyon ve tatil köyü gibi yerlerdeki konaklama bedelleri ile lokanta ve benzeri yerlerdeki yeme içme bedelleri. 3. Küçük sanat işlerinden ve küçük çapta perakende satışlardan doğan alacaklar. 4. Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar. 5. Vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden, ticari simsarlık ücreti alacağı dışında, simsarlık sözleşmesinden doğan alacaklar. 6. Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar. III. Sürelerin kesinliği
Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar. Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil borçluluk ancak kanunda öngörülen hâllerde doğar. II. Dış ilişki 1. Hükümleri a. Borçluların sorumluluğu
Alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir. Borçluların sorumluluğu, borcun tamamı ödeninceye kadar devam eder. b. Borçluların savunmaları
Kanun veya sözleşme ile aksi belirlenmedikçe, borçlulardan biri kendi davranışıyla diğer borçluların durumunu ağırlaştıramaz. 2. Borcun sona ermesi
Borçlulardan biri, ifa veya takasla borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmişse, bu oranda diğer borçluları da borçtan kurtarmış olur. Borçlulardan biri, alacaklıya ifada bulunmaksızın borçtan kurtulmuşsa, diğer borçlular bundan, ancak durumun veya borcun niteliğinin elverdiği ölçüde yararlanabilirler. Alacaklının borçlulardan biriyle yaptığı ibra sözleşmesi, diğer borçluları da ibra edilen borçlunun iç ilişkideki borca katılma payı oranında borçtan kurtarır. III. İç ilişki 1. Paylaşım
Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır. Bu durumda borçlu, her bir borçluya ancak payı oranında rücu edebilir. Borçlulardan birinden alınamayan miktarı, diğer borçlular eşit olarak üstlenmekle yükümlüdürler. 2. Alacaklıya halef olma
Diğerlerine rücu hakkına sahip olan borçlulardan her biri, ifa ettiği miktar oranında alacaklının haklarına halef olur. Alacaklı diğerlerinin zararına olarak borçlulardan birinin durumunu iyileştirirse, bunun sonuçlarına katlanır. B. Müteselsil alacaklılık
Bir sözleşmenin hüküm ifade etmesi, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmeyen bir olguya bırakılmışsa, sözleşme geciktirici koşula bağlanmış olur. Aksi kararlaştırılmamışsa, geciktirici koşula bağlı sözleşme, ancak koşulun gerçekleştiği andan başlayarak hüküm ifade eder. II. Koşulun askıda olduğu sıradaki durum
Koşul gerçekleşinceye kadar borçlu, borcun gereği gibi ifasını engelleyecek her türlü davranıştan kaçınmakla yükümlüdür. Koşula bağlı hakkı tehlikeye düşürülen alacaklı, alacağı koşula bağlı olmayan alacaklıların haklarını korumak üzere başvurabilecekleri önlemleri alabilir. Koşulun gerçekleşmesinden önce yapılan tasarruflar, koşulun hükümlerini zedelediği oranda geçersiz olur. III. Koşul gerçekleşinceye kadar elde edilen yararlar
Borcun konusunu oluşturan şey, koşulun gerçekleşmesinden önce kendisine verilen alacaklı, koşul gerçekleşirse, koşulun gerçekleşmesine kadar elde ettiği yararların sahibi olur. Koşul gerçekleşmezse alacaklı, elde ettiği yararları geri vermekle yükümlüdür. B. Bozucu koşul
Sona ermesi önceden gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmeyen bir olguya bırakılan sözleşme, bozucu koşula bağlanmış olur. Bozucu koşula bağlanmış sözleşmenin hükümleri, koşulun gerçekleştiği anda ortadan kalkar. Aksi kararlaştırılmadıkça veya işin niteliğinden anlaşılmadıkça sona erme, geçmişe etkili olmaz. C. Ortak hükümler I. Koşulun gerçekleşmesi
Taraflardan biri, koşulun gerçekleşmesine dürüstlük kurallarına aykırı olarak engel olursa, koşul gerçekleşmiş sayılır. Taraflardan biri, koşulun gerçekleşmesini dürüstlük kurallarına aykırı biçimde sağlarsa, koşul gerçekleşmemiş sayılır. III. Yasak koşullar
Bir koşul, hukuka veya ahlaka aykırı bir yapma veya yapmama fiilini sağlamak amacıyla konulmuşsa, bu koşula bağlı hukuki işlem kesin olarak hükümsüzdür. ÜÇÜNCÜ AYIRIM Bağlanma Parası, Cayma Parası ve Ceza Koşulu A. Bağlanma parası
Sözleşme yapılırken bir kimsenin vermiş olduğu bir miktar para, cayma parası olarak değil sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilmiş sayılır. Aksine sözleşme veya yerel âdet olmadıkça, bağlanma parası esas alacaktan düşülür. B. Cayma parası
Koşul, taraflardan birinin bizzat yerine getirmesi gerekli bir davranış değilse, o tarafın ölümü hâlinde mirasçısı onun yerine geçebilir. II. Dürüstlük kurallarına aykırı engelleme
Cayma parası kararlaştırılmışsa, taraflardan her biri sözleşmeden caymaya yetkili sayılır; bu durumda parayı vermiş olan cayarsa verdiğini bırakır; almış olan cayarsa aldığının iki katını geri verir. C. Ceza koşulu I. Alacaklının hakları 1. Cezanın sözleşmenin ifası ile ilişkisi
Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir. Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir. Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat etme hakkı saklıdır. 2. Ceza ile zarar arasındaki ilişki
Ceza koşuluna ilişkin hükümler, dönme durumunda ifa edilmiş olan kısmın alacaklıya kalacağını öngören sözleşmelere de uygulanır. Taksitle satışa ilişkin hükümler saklıdır. II. Cezanın miktarı, geçersizliği ve indirilmesi
Taraflar, cezanın miktarını serbestçe belirleyebilirler. Asıl borç herhangi bir sebeple geçersiz ise veya aksi kararlaştırılmadıkça sonradan borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple imkânsız hâle gelmişse, cezanın ifası istenemez. Ceza koşulunun geçersiz olması veya borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple sonradan imkânsız hâle gelmesi, asıl borcun geçerliliğini etkilemez. Hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir. BEŞİNCİ BÖLÜM Borç İlişkilerinde Taraf Değişiklikleri BİRİNCİ AYIRIM Alacağın Devri A. Koşulları I. İradi devir 1. Genel olarak
Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir. Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez. 2. Şekli
Alacağın devri kanun veya mahkeme kararı gereğince gerçekleşmişse, bu devir özel bir şekle ve önceki alacaklının rızasını açıklamasına gerek olmaksızın, üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir. B. Devrin hükümleri I. Borçlunun durumu 1. İyiniyetle yapılan ifa
Kime ait olduğu çekişmeli bulunan bir alacağın borçlusu, ifadan kaçınabilir ve alacağın konusunu hâkim tarafından belirlenen yere tevdi etmekle borçtan kurtulur. Borçlu, alacağın çekişmeli olduğunu bildiği hâlde ifada bulunursa, bundan doğacak sonuçlardan sorumlu olur. Dava konusu olan çekişme mahkemece henüz sonuca bağlanmamış ve borç da muaccel ise, taraflardan her biri borçluyu, edimi tevdi etmeye zorlayabilir. 3. Borçluya ait savunmalar
Borçlu, devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları, devralana karşı da ileri sürebilir. Borçlu, devri öğrendiği anda muaccel olmayan alacağını, devredilen alacaktan önce veya onunla aynı anda muaccel olması koşuluyla borcu ile takas edebilir. II. Öncelik hakları ve bağlı hakların geçişi
Alacağın devri ile devredenin kişiliğine özgü olanlar dışındaki öncelik hakları ve bağlı haklar da devralana geçer. Asıl alacakla birlikte işlemiş faizler de devredilmiş sayılır. III. Senet ve belgelerin teslimi ve bilgi verilmesi
Devreden, devralana alacak senedi ile elinde bulunan ispatla ilgili diğer belgeleri teslim etmek ve alacağını ileri sürebilmesi için gerekli bilgileri vermekle yükümlüdür. IV. Garanti 1. Genel olarak
Alacak, bir edim karşılığında devredilmişse devreden, devir sırasında alacağın varlığını ve borçlunun ödeme gücüne sahip olduğunu garanti etmiş olur. Alacak bir edim karşılığı olmaksızın devredilmiş ya da kanun gereğince başkasına geçmişse, devreden veya önceki alacaklı, alacağın varlığından ve borçlunun ödeme gücünden sorumlu değildir. 2. İfaya yönelik devir
Alacaklı, alacağını borcu ifaya yönelik olarak devretmekle birlikte borca mahsup edilecek miktarı belirlememişse devralan, ancak borçludan aldığı veya gereken özeni gösterseydi alabilecek olduğu miktarı, kendi alacağına mahsup etmek zorundadır. 3. Sorumluluğun kapsamı
Borçlu ile iç üstlenme sözleşmesi yapan kişi, borcu bizzat ifa ederek veya alacaklının rızasıyla borcu üstlenerek, borçluyu borcundan kurtarma yükümlülüğü altına girmiş olur. Borçlu, iç üstlenme sözleşmesinden doğan borçlarını ifa etmedikçe, diğer taraftan yükümlülüğünü yerine getirmesini isteyemez. Borçlu, borcundan kurtarılmamışsa, diğer taraftan güvence isteyebilir. B. Dış üstlenme sözleşmesi I. Öneri ve kabul
Alacaklı hiçbir zarara uğramamış olsa bile, kararlaştırılan cezanın ifası gerekir. Alacaklının uğradığı zarar kararlaştırılan ceza tutarını aşıyorsa alacaklı, borçlunun kusuru bulunduğunu ispat etmedikçe aşan miktarı isteyemez. 3. Kısmi ifanın yanması
Borçlunun yerine yenisinin geçmesi ve borcundan kurtarılması, borcu üstlenen ile alacaklı arasında yapılacak sözleşmeyle olur. İç üstlenme sözleşmesinin, üstlenen veya onun izni ile borçlu tarafından alacaklıya bildirilmesi, dış üstlenme sözleşmesinin yapılmasına ilişkin öneri anlamına gelir. Alacaklının kabulü açık veya örtülü olabilir. Alacaklı, çekince ileri sürmeksizin üstlenenin ifasını kabul eder veya onun borçlu sıfatı ile yaptığı diğer herhangi bir işleme rıza gösterirse, borcun üstlenilmesini kabul etmiş sayılır. II. Önerinin bağlayıcılığı
Borcun üstlenilmesine ilişkin öneri alacaklı tarafından her zaman kabul edilebilir. Ancak, üstlenen veya önceki borçlu, kabul için bir süre koyabilir. Alacaklı bu sürenin bitimine kadar susarsa, öneri reddedilmiş sayılır. Önerinin alacaklı tarafından kabul edilmesinden önce yeni bir iç üstlenme sözleşmesi yapılır ve bu ikinci üstlenmeye ilişkin olarak alacaklıya öneride bulunulursa, ilk öneride bulunan, önerisi ile bağlı olmaktan kurtulur. C. Borçlunun değişmesinin sonuçları I. Bağlı hak ve borçlar
Üstlenilen borca ilişkin savunmaları ileri sürme hakkı, yeni borçluya geçer. Dış üstlenme sözleşmesinden aksi anlaşılmadıkça yeni borçlu, alacaklıya karşı önceki borçlunun ileri sürebileceği kişisel savunmalarda bulunamaz. Yeni borçlu, iç üstlenme sözleşmesinden kaynaklanan savunmaları alacaklıya karşı ileri süremez. D. Sözleşmenin hükümsüzlüğü
Dış üstlenme sözleşmesi hükümsüz hâle gelirse, iyiniyetli üçüncü kişilerin hakları saklı kalmak üzere, eski borç bütün bağlı borçlarıyla birlikte varlığını sürdürür. Bundan başka, borcu üstlenen üstlenme sözleşmesinin hükümsüz hâle gelmesinde ve alacaklının zarara uğramasında kendisine bir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alacaklı, önceden sağlanmış güvenceyi yitirmesi yüzünden veya başka herhangi bir sebeple uğradığı zararın giderilmesini üstlenenden isteyebilir. E. Borca katılma
Bir malvarlığını veya bir işletmeyi aktif ve pasifleri ile birlikte devralan, bunu alacaklılara bildirdiği veya ticari işletmeler için Ticaret Sicili Gazetesinde, diğerleri için Türkiye genelinde dağıtımı yapılan gazetelerden birinde yayımlanacak ilanla duyurduğu tarihten başlayarak, onlara karşı malvarlığındaki veya işletmedeki borçlardan sorumlu olur. Bununla birlikte, iki yıl süreyle önceki borçlu da devralanla birlikte müteselsil borçlu olarak sorumlu kalır. Bu süre, muaccel borçlar için, bildirme veya duyuru tarihinden; daha sonra muaccel olacak borçlar için ise, muacceliyet tarihinden işlemeye başlar. Borçların bu yoldan üstlenilmesinin sonuçları, dış üstlenme sözleşmesinden doğan sonuçlarla özdeştir. Bildirme veya ilanla duyurma yükümlülüğü devralan tarafından yerine getirilmedikçe, ikinci fıkrada öngörülen iki yıllık süre işlemeye başlamaz. G. İşletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi
Mirasın paylaşılması ve rehinli taşınmazların devri konusundaki borcun üstlenilmesine ilişkin özel hükümler saklıdır. ÜÇÜNCÜ AYIRIM Sözleşmenin Devri ve Sözleşmeye Katılma A. Sözleşmenin devri
Sözleşmenin devri, sözleşmeyi devralan ile devreden ve sözleşmede kalan taraf arasında yapılan ve devredenin bu sözleşmeden doğan taraf olma sıfatı ile birlikte bütün hak ve borçlarını devralana geçiren bir anlaşmadır. Sözleşmeyi devralan ile devreden arasında yapılan ve sözleşmede kalan diğer tarafça önceden verilen izne dayanan veya sonradan onaylanan anlaşma da, sözleşmenin devri hükümlerine tabidir. Sözleşmenin devrinin geçerliliği, devredilen sözleşmenin şekline bağlıdır. Kanundan doğan halefiyet hâlleri ile diğer özel hükümler saklıdır. B. Sözleşmeye katılma
Sözleşmeye katılma, mevcut bir sözleşmeye taraflardan birinin yanında yer almak üzere, katılan ile bu sözleşmenin tarafları arasında yapılan ve katılanın, yanında yer aldığı tarafla birlikte, onun hak ve borçlarına sahip olması sonucunu doğuran bir anlaşmadır. Anlaşmada aksi kararlaştırılmamışsa, sözleşmeye katılan ile yanında yer aldığı taraf, sözleşmenin diğer tarafına karşı müteselsilen alacaklı ve borçlu olurlar. Sözleşmeye katılmanın geçerliliği, katılma konusu sözleşmenin şekline bağlıdır. İKİNCİ KISIM Özel Borç İlişkileri BİRİNCİ BÖLÜM Satış Sözleşmesi BİRİNCİ AYIRIM Genel Hükümler A. Tanımı ve hükümleri
Satış sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir. Sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça veya aksine bir âdet bulunmadıkça, satıcı ve alıcı borçlarını aynı anda ifa etmekle yükümlüdürler. Durum ve koşullara göre belirlenmesi mümkün olan bedel, kararlaştırılmış bedel hükmündedir. B. Yarar ve hasar
Bir işletme, başka bir işletme ile aktif ve pasiflerin karşılıklı olarak devralınması ya da birinin diğerine katılması yoluyla birleştirilirse, her iki işletmenin alacaklıları, bir malvarlığının devralınmasından doğan haklara sahip olup, bütün alacaklarını yeni işletmeden alabilirler. Bir tek kişiye ait olup da, kollektif veya komandit ortaklık hâline dönüştürülen bir işletmenin borçları hakkında da aynı hüküm uygulanır. H. Özel hükümlerin saklılığı
Kanundan, durumun gereğinden veya sözleşmede öngörülen özel koşullardan doğan ayrık hâller dışında, satılanın yarar ve hasarı; taşınır satışlarında zilyetliğin devri, taşınmaz satışlarında ise tescil anına kadar satıcıya aittir. Taşınır satışlarında, alıcının satılanın zilyetliğini devralmada temerrüde düşmesi durumunda zilyetliğin devri gerçekleşmişçesine satılanın yarar ve hasarı alıcıya geçer. Satıcı alıcının isteği üzerine satılanı ifa yerinden başka bir yere gönderirse, yarar ve hasar, satılanın taşıyıcıya teslim edildiği anda alıcıya geçer. İKİNCİ AYIRIM Taşınır Satışı A. Konusu
Taşınır satışı, Türk Medenî Kanunu uyarınca taşınmaz sayılanlar dışında kalan ve diğer kanunlarda taşınır olarak belirtilen şeylerin satışıdır. Ürünler, bir yapının yıkıntıları ve taş ocağından çıkarılacak taşlar gibi, taşınmazdan ayrıldıktan sonra mülkiyeti devredilecek bütünleyici parçaların satılması da taşınır satışıdır. B. Satıcının borçları I. Zilyetliğin devri 1. Kural
Satıcı, satılanın mülkiyetini geçirmek amacıyla, zilyetliğini alıcıya devretmekle yükümlüdür. 2. Devir ve taşıma giderleri
Aksine sözleşme veya âdet yoksa, ölçme ve tartma gibi devir giderleri satıcıya, satılanı devralmak üzere yapılan giderler ve satılanın ifa yerinden başka yere taşınması gerektiğinde, taşıma giderleri alıcıya aittir. Gidersiz devir kararlaştırılmışsa, satıcı taşıma giderlerini üstlenmiş sayılır. Liman ve gümrük giderleri olmaksızın devir kararlaştırılmışsa satıcı, dış satım, transit ve dış alım vergilerini üstlenmiş sayılır; ancak satılanın alıcı tarafından devralındığı sırada ödenmiş olan tüketim vergilerini üstlenmiş sayılmaz. 3. Satıcının temerrüdü a. Kural ve ayrık durum
Borcunu ifa etmeyen satıcı, alıcının bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür. Satıcı borcunu ifa etmezse alıcı, satış bedeli ile kendisine devredilmeyen satılanın yerine, bir başkasını satın almak için dürüstlük kurallarına uygun olarak ödediği bedel arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir. Satılan, borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan mallardan ise alıcı, onun yerine bir başkasını satın alma zorunda olmaksızın, satış bedeli ile belirlenmiş ifa günündeki piyasa fiyatı arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir. II. Zapttan sorumluluk 1. Konusu
Satış sözleşmesinin kurulduğu sırada var olan bir hak dolayısıyla, satılanın tamamı veya bir kısmı bir üçüncü kişi tarafından alıcının elinden alınırsa satıcı, bundan dolayı alıcıya karşı sorumlu olur. Alıcı, elinden alınma tehlikesini sözleşmenin kurulduğu sırada biliyor idiyse satıcı, ayrıca üstlenmiş olmadıkça bundan dolayı sorumlu olmaz. Satıcı, üçüncü kişinin hakkını gizlemişse, sorumluluğunu kaldırma veya sınırlama konusunda yapılmış olan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. 2. Yargılama usulü a. Davanın bildirimi
Satılanın elinden alınması tehlikesi ile karşılaşan alıcı, kendisine karşı açılan davayı satıcıya bildirdiği zaman satıcı, durumun gereğine göre ve yargılama usulü uyarınca ya alıcının yanında davaya katılmak ya da alıcı yerine geçerek üçüncü kişiye karşı davayı takip etmek ve savunmak zorundadır. Bildirme, davaya katılmaya ve savunmaya elverişli bir zamanda yapılmışsa, alıcının aleyhinde verilen hüküm, onun ağır kusuru yüzünden verildiği ispat edilmedikçe, satıcı için de sonuç doğurur. Dava, kendisine yüklenilemeyen sebeplerden dolayı satıcıya bildirilmemişse satıcı, zamanında bildirilmiş olsaydı daha elverişli bir hüküm elde edilebileceğini ispatladığı ölçüde sorumluluktan kurtulur. b. Mahkeme kararı olmaksızın satılanı verme
Satıcının temerrüdü hâlinde, borçlunun temerrüdüne ilişkin genel hükümler uygulanır. Zilyetliğin devri için belirli bir süre konulmuş olan ticari satışlarda, satıcı temerrüde düşerse alıcının, devir isteminden vazgeçerek borcun ifa edilmemesinden doğan zararının giderilmesini istediği kabul edilir. Alıcı, satılanın devredilmesini isteme niyetinde ise, belirlenen sürenin bitiminde bunu satıcıya hemen bildirmek zorundadır. b. Giderim borcu ve kapsamı
Satılanın tamamı alıcının elinden alınmışsa, satış sözleşmesi kendiliğinden sona ermiş sayılır ve alıcı satıcıdan aşağıdaki istemlerde bulunabilir: 1. Satılandan elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünlerin değeri indirilerek, ödemiş olduğu satış bedelinin faizi ile birlikte geri verilmesini. 2. Satılanı elinden alan üçüncü kişiden isteyemeyeceği giderleri. 3. Davayı satıcıya bildirmekle kaçınılabilecek olanlar dışında kalan bütün yargılama giderleri ile yargılama dışındaki giderleri. 4. Satılanın tamamen elinden alınması yüzünden doğrudan doğruya uğradığı diğer zararları. Satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alıcının satılanın elinden alınması yüzünden uğramış olduğu diğer zararları da gidermekle yükümlüdür. b. Kısmi zapt hâlinde
Satılanın bir kısmı elinden alınmış veya satılan sınırlı ayni bir hakla yüklenmişse alıcı, sadece bu yüzden uğradığı zararın giderilmesini isteyebilir. Ancak alıcının, satılandaki bu durumu bilseydi onu satın almayacağı durum ve koşullardan anlaşılıyorsa, alıcı hâkimden sözleşmenin sona ermesine karar vermesini isteyebilir. Bu durumda alıcı, satılanın elinde kalmış olan kısmını o zamana kadar elde etmiş olduğu yararlarla birlikte, satıcıya geri vermekle yükümlüdür. III. Ayıptan sorumluluk 1. Konusu a. Genel olarak
Hayvan satışında satıcı, yazılı olarak üstlenmedikçe veya ağır kusuru olmadıkça ayıptan sorumlu olmaz. 2. Sorumsuzluk anlaşması
Satıcı satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, ayıptan sorumluluğunu kaldıran veya sınırlayan her anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. 3. Alıcının bildiği ayıplar
Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse sorumlu olur. 4. Gözden geçirme ve satıcıya bildirme a. Genel olarak
Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır. Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır. b. Hayvan satışında
Hayvan satışında satıcının sorumlu olacağı süre yazılı olarak belirlenmemiş ve ayıp da hayvanın gebeliğine ilişkin değilse satıcı, ancak ayıbın devrin yapıldığı veya alıcının devralmada temerrüdünün gerçekleştiği günden başlayarak dokuz gün içinde kendisine bildirilmesi ve ayrıca, hayvanın bilirkişilerce gözden geçirilmesinin aynı süre içinde yetkili makamdan istenmesi hâlinde sorumlu olur. 5. Satıcının ağır kusurunun sonuçları
Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz. Satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplar bakımından da aynı hüküm geçerlidir. 6. Satılanın başka yerden gönderilmesi
Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir: 1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme. 2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme. 3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme. 4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme. Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir. Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir. Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir. b. Satılanın yok olması veya ağır biçimde zarara uğraması
Başka yerden gönderilen satılanın ayıplı olduğunu ileri süren alıcı, bulunduğu yerde satıcının temsilcisi yoksa, satılanın korunması için gerekli önlemleri geçici olarak almakla yükümlüdür. Alıcı, ayıplı olduğunu ileri sürdüğü satılanın korunması için gerekli önlemleri almaksızın onu satıcıya geri gönderemez. Alıcı, satılanın durumunu gecikmeksizin usulüne göre tespit ettirmekle yükümlüdür. Bunu yaptırmazsa, ileri sürdüğü ayıbın, satılanın kendisine ulaştığı zamanda var olduğunu ispat yükü alıcıya düşer. Satılanın kısa zamanda bozulma tehlikesi varsa, alıcı onu bulunduğu yerdeki mahkeme aracılığıyla sattırmaya yetkili, hatta satıcının yararı gerektiriyorsa sattırmakla yükümlüdür. Alıcı, durumu satıcıya en kısa zamanda bildirmezse, bundan doğan zarardan sorumlu olur. 7. Alıcının seçimlik hakları a. Genel olarak
Alıcıya ayıplı olarak devredilmiş olan satılanın ayıptan, beklenmedik hâlden veya mücbir sebepten dolayı yok olması veya ağır biçimde zarara uğraması, alıcının sözleşmeden dönme hakkını kullanmasını engellemez. Bu durumda alıcı, satılandan elinde ne kalmışsa onu geri vermekle yükümlüdür. Satılan alıcıya yüklenebilen bir sebep yüzünden yok olmuşsa veya alıcı onu başkasına devretmişse ya da biçimini değiştirmişse alıcı, ancak değerindeki eksiklik karşılığının satış bedelinden indirilmesini isteyebilir. 8. Dönmenin sonuçları a. Genel olarak
Birden çok mal veya birden çok parçadan oluşan bir mal, birlikte satılmış olup da bunlardan bazıları ayıplı çıkarsa, dönme hakkı bunlardan ancak ayıplı çıkanlar için kullanılabilir. Ancak, alıcıya veya satıcıya önemli bir zarar vermeksizin ayıplı parçanın diğerinden ayrılmasına imkân yoksa, dönme hakkının satılanın tamamını kapsaması zorunludur. Satılanın aslı için satıştan dönülmesi, ayrı satış bedeli gösterilerek satılmış olsalar bile, eklentilerini de kapsar; fakat eklentiler için dönme, satılanın aslını kapsamaz. 9. Zamanaşımı
Satıcı daha uzun bir süre için üstlenmiş olmadıkça, satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Alıcının satılanın kendisine devrinden başlayarak iki yıl içinde bildirdiği ayıptan doğan def’i hakkı, bu sürenin geçmiş olmasıyla ortadan kalkmaz. Satıcı, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, iki yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamaz. C. Alıcının borçları I. Satış bedelinin ödenmesi ve satılanın devralınması
Alıcı, satış sözleşmesinde kararlaştırılmış olduğu biçimde satış bedelini ödemek ve kendisine sunulan satılanı devralmakla yükümlüdür. Aksine yerel âdet veya anlaşma yoksa, satılanın hemen devralınması gereklidir. II. Satış bedelinin belirlenmesi
Aksine sözleşme yoksa, satılan alıcının zilyetliğine girince satış bedeli muaccel olur. Faiz istenebileceği konusunda bir teamül varsa veya alıcı maldan ürün ya da diğer verimler elde etme imkânına sahip ise ya da belirli günün geçmesiyle temerrüdün gerçekleşmesi durumunda, ayrıca bir ihtara gerek olmaksızın satış bedeline faiz istenebilir. IV. Alıcının temerrüdü 1. Satıcının dönme hakkı
Satılanın, ancak satış bedeli ödendikten sonra veya ödenme anında devredilmesi gereken durumlarda alıcı temerrüde düşerse satıcı, herhangi bir işlem gerekmeksizin satıştan dönebilir. Bu hakkını kullanmak isteyen satıcı, durumu gecikmeksizin alıcıya bildirmek zorundadır. Satılanın zilyetliği satış bedeli ödenmeden alıcıya devredilmişse, alıcının temerrüdü sebebiyle satıcının dönme hakkını kullanarak satılanı geri alması, bu hakkın sözleşmede açıkça saklı tutulmasına bağlıdır. 2. Zararın hesaplanması ve giderimi
Satış sözleşmesinden dönen alıcı, satılanı, ondan elde ettiği yararları ile birlikte satıcıya geri vermekle yükümlüdür. Buna karşılık alıcı da, satıcıdan aşağıdaki istemlerde bulunabilir: 1. Ödemiş olduğu satış bedelinin, faiziyle birlikte geri verilmesi. 2. Satılanın tamamen zaptında olduğu gibi, yargılama giderleri ile satılan için yapmış olduğu giderlerin ödenmesi. 3. Ayıplı maldan doğan doğrudan zararının giderilmesi. Satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alıcının diğer zararlarını da gidermekle yükümlüdür. b. Birden çok mal satışında
Borcunu ifa etmeyen alıcı, satıcının bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür. Satıcı, satış bedelini ödemede temerrüde düşmüş olan alıcıdan, bu bedel ile satılanın başkasına dürüstlük kurallarına uygun olarak satışından elde ettiği bedel arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir. Satılan, borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan mallardan ise satıcı, böyle bir satışa gerek kalmaksızın alıcıdan, satış bedeli ile malın belirlenmiş ödeme günündeki fiyatı arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir. ÜÇÜNCÜ AYIRIM Taşınmaz Satışı ve Satış İlişkisi Doğuran Haklar A. Şekil
Taşınmaz satışının geçerli olabilmesi için, sözleşmenin resmî şekilde düzenlenmesi şarttır. Taşınmaz satışı vaadi, geri alım ve alım sözleşmeleri, resmî şekilde düzenlenmedikçe geçerli olmaz. Önalım sözleşmesinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır. B. Satış ilişkisi doğuran haklar I. Süresi ve şerhi
Alıcı, satış bedelini belirtmeksizin, malı alacağını kesin olarak bildirmişse satış, ifa yeri ve zamanındaki ortalama piyasa fiyatı üzerinden yapılmış sayılır. Satış bedeli, satılanın ağırlığına göre hesaplanıyorsa, darası indirilir. Bazı ticari malların satışında, daralı ağırlıktan miktar olarak ya da yüzde hesabıyla bir indirim yapılmasına veya bedelin, daralı ağırlık üzerinden belirlenmesine ilişkin ticari teamüller saklıdır. III. Satış bedelinin muacceliyeti ve faizi
Aksine anlaşma olmadıkça, sözleşmeden doğan önalım, alım ve geri alım hakları devredilemez, ancak miras yoluyla geçer. Bu hakların devredilebileceği sözleşmeyle kararlaştırılmışsa, devir işlemi hakkın kurulması için öngörülen şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz. III. Önalım hakkı 1. İleri sürülmesi
Önalım hakkı, taşınmazın satışı ya da ekonomik bakımdan satışa eşdeğer her türlü işlemin yapılması hâllerinde kullanılabilir. Taşınmazın, mirasın paylaşımında mirasçılardan birine özgülenmesi, cebrî artırma yoluyla satışı ve kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi ve bunlara benzer amaçlarla edinilmesi hâllerinde önalım hakkı kullanılamaz. 2. Koşulları ve hükümleri
Satıcı veya alıcı, satış sözleşmesinin yapıldığını ve içeriğini önalım hakkı sahibine noter aracılığıyla bildirmek zorundadır. Önalım hakkı kullanıldıktan sonra satış sözleşmesi ortadan kaldırılırsa ya da alıcının şahsından kaynaklanan sebeplerle onaylanmazsa, bu durum önalım hakkı sahibine karşı ileri sürülemez. Önalım hakkını kuran sözleşmede aksi öngörülmemişse, önalım hakkı sahibi taşınmazı, satıcının üçüncü kişiyle kararlaştırdığı satışa ilişkin koşullarla kazanır. Ekonomik bakımdan satışa eşdeğer işlemlerde de yukarıdaki hükümler uygulanır. 3. Kullanılması ve hükümleri
Sözleşmeden doğan önalım hakkını kullanmak isteyen hak sahibi, bu hak şerhedilmiş ve taşınmazın mülkiyeti alıcı adına tescil edilmişse alıcıya; aksi takdirde satıcıya karşı, satışın veya ekonomik bakımdan satışa eşdeğer başka bir işlemin kendisine bildirildiği tarihten başlayarak üç ay ve her hâlde satışın yapılmasından başlayarak iki yıl içinde dava açmak zorundadır. C. Taşınmaz satışı I. Koşullu satış ve mülkiyetin saklı tutulması
Bir taşınmazın koşula bağlı satışında, koşul gerçekleşmedikçe tapu siciline tescil yapılamaz. Taşınmaz satışında mülkiyeti saklı tutma koşulu da tescil edilemez. II. Sorumluluk
Satılanın tescilden sonraki bir zamanda alıcı tarafından teslim alınması için sözleşmeyle bir süre belirlenmişse, onun yarar ve hasarı, alıcıya teslimle geçer. Bu hüküm, alıcının satılanı teslim almada temerrüde düşmesi durumunda da uygulanır. Bu sözleşmenin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır. IV. Taşınır satışına ilişkin kuralların uygulanması
Taşınır satışına ilişkin kurallar, kıyas yoluyla taşınmaz satışında da uygulanır. DÖRDÜNCÜ AYIRIM Bazı Satış Türleri A. Örnek üzerine satış I. Tanımı
Örnek üzerine satış, tarafların sözleşmenin konusu olan malın alıcıya veya üçüncü bir kişiye bırakılan bir örneğe ya da tespit ettikleri bir mala uygun olması üzerinde anlaşmalarıyla yapılan satıştır. II. İspat yükü
Örnek üzerine satışta kendisine örnek verilen taraf, elindeki örneğin kendisine verilmiş örnek olduğunu ispat yükü altında olmayıp, örneğin biçimi değişmiş olsa bile, bu değişiklik gözden geçirmenin zorunlu bir sonucu ise, alıcının iddiası doğru sayılır. Ancak, karşı tarafın her hâlde bunun aksini ispat hakkı vardır. Örnek, alıcının elindeyken bozulmuş veya yok olmuşsa, kusuru olmasa bile, satılanın örneğe uygun olmadığını ispat yükü alıcıya düşer. B. Beğenme koşuluyla satış I. Tanımı
Beğenme koşuluyla satış, alıcının satılanı deneyerek veya gözden geçirerek beğenmesi koşuluyla yapılan satıştır. II. Hükümleri
Deneme veya gözden geçirme satıcının yanında yapılmak gerekip de alıcı, satılanı sözleşme veya âdete göre gerekli süre içinde kabul edip etmediğini açıklamazsa, satıcı sözleşmeyle bağlılıktan kurtulur. Böyle bir süre belirlenmemişse, satıcı uygun bir süre geçtikten sonra, satılanı kabul edip etmediğini bildirmesi için alıcıya ihtarda bulunabilir; bu ihtara hemen cevap verilmezse satıcı, sözleşmeyle bağlılıktan kurtulur. 2. Alıcının yanında
Satılan, denenmeksizin veya gözden geçirilmeksizin alıcıya verilmişse, sözleşme veya âdete göre gereken süre içinde veya böyle bir süre yoksa, satıcının ihtarı üzerine alıcı, satılanı beğenmediğini hemen bildirmez veya onu geri vermezse, beğenme koşulu gerçekleşmiş olur. Alıcının, herhangi bir çekince belirtmeksizin satış bedelinin tamamını veya bir kısmını ödemesiyle ya da satılanı deneme veya gözden geçirme amacını aşacak biçimde kullanmasıyla da beğenme koşulu gerçekleşmiş olur. C. Kısmi ödemeli satışlar I. Taksitle satış 1. Tanımı, şekli ve içeriği
Aksine sözleşme olmadıkça, satılan taşınmaz, satış sözleşmesinde yazılı yüzölçümü tutarını kapsamıyorsa satıcı, eksiği için alıcıya tazminat ödemekle yükümlüdür. Satılan taşınmaz, resmî bir ölçüme dayanılarak tapu siciline yazılmış olan yüzölçümü tutarını içermiyorsa satıcı, özellikle üstlenmiş olmadıkça tazminat ile yükümlü değildir. Bir yapının ayıplı olmasından doğan davalar, mülkiyetin geçmesinden başlayarak beş yılın ve satıcının ağır kusuru varsa yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. III. Yarar ve hasar
Önalım, geri alım ve alım hakları en çok on yıllık süre için kararlaştırılabilir ve kanunlarda belirlenen süreyle tapu siciline şerh edilebilir. II. Devredilmesi ve miras yoluyla geçmesi
Ayırt etme gücüne sahip bir küçük veya kısıtlı tarafından yapılmış olan taksitle satış sözleşmesinin geçerliliği, yasal temsilcinin yazılı rızasına bağlıdır. Bu durumda rızanın, en geç sözleşmenin kurulduğu anda verilmiş olması gerekir. 3. Sözleşmenin hüküm ve sonuçlarını doğurması ve geri alma açıklaması
Taksitle satış sözleşmesi, alıcı bakımından, taraflarca imzalanmış sözleşmenin bir nüshasının eline geçmesinden yedi gün sonra hüküm ve sonuçlarını doğurur. Alıcı, bu süre içinde irade açıklamasını geri aldığını satıcıya yazılı olarak bildirebilir. Bu haktan önceden feragat edilemez. Geri alma bildiriminin sürenin son gününde postaya verilmiş olması, sonuç doğurması için yeterlidir. Satıcı geri alma süresi içinde malı alıcıya devretmişse alıcı, malı ancak olağan bir gözden geçirmenin gerektirdiği ölçüde kullanabilir; aksi takdirde sözleşme hüküm ve sonuçlarını doğurmuş olur. Alıcının geri alma hakkını kullanması hâlinde, kendisinden cayma parası istenemez. 4. Tarafların hak ve borçları a. Peşinatı ödeme borcu ve sözleşmenin süresi
Alıcı, peşin satış bedelinin en az onda birini en geç teslim anında peşin olarak, satış bedelinin geri kalan kısmını da sözleşmenin kurulmasını izleyen üç yıl içinde ödemekle yükümlüdür. Cumhurbaşkanı, satılanın türüne göre peşinat miktarı ile yasal ödeme sürelerini yarıya kadar indirebileceği gibi, iki katına kadar çıkartabilir.1 Kanunda belirlenen asgari peşinatı tamamen almaksızın, satılanı alıcıya devreden satıcı, peşinatın ödenmeyen kısmı üzerinde istem hakkını kaybeder. Peşinattan vazgeçilmesi karşılığında, satış bedelinde yapılacak artırma hükümsüzdür. b. Alıcının def’ileri
Taksit borcu kambiyo senedine bağlanmış olmadıkça, alıcı satış bedelinin kalan kısmını her zaman bir defada ödeyerek borcundan kurtulabilir. Bu durumda, peşin satış bedeline ilave edilen bedelin ödenmemiş taksitlere isabet eden kısmı, yarısından az olmamak üzere ödeme süresinin kısaltılmasına uygun olarak indirilir. 5. Alıcının temerrüdü a. Satıcının seçimlik hakkı
Alıcı peşinatı ödemede temerrüde düşerse satıcı, sadece peşinatı isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir. Alıcı taksitleri ödemede temerrüde düşerse satıcı, muaccel olmuş taksitlerin veya geri kalan satış bedelinin tamamının bir defada ödenmesini isteyebilir ya da sözleşmeden dönebilir. Satıcının geri kalan satış bedelinin tamamını isteyebilmesi veya sözleşmeden dönebilmesi, ancak bu hakkı açık biçimde saklı tutmuş olmasına ve alıcının kararlaştırılan satış bedelinin en az onda birini oluşturan ve birbirini izleyen en az iki taksidi veya en az dörtte birini oluşturan bir taksidi ya da en son taksidi ödemede temerrüde düşmüş olmasına bağlıdır. Ancak, satıcının dönme dolayısıyla isteyebileceği miktar, ödenmiş olan taksitler tutarına eşit veya daha fazla ise satıcı sözleşmeden dönemez. Satıcı, satış bedelinin geri kalan kısmının tamamen ödenmesini isteme veya sözleşmeden dönme haklarını kullanmadan önce, alıcıya en az onbeş günlük bir süre tanımak zorundadır. b. Sözleşmeden dönme
Satıcı, alıcının taksitleri ödemede temerrüde düşmesi sebebiyle satılanın alıcıya devrinden sonra sözleşmeden dönerse, her iki taraf aldığını geri vermekle yükümlüdür. Satıcı, ayrıca hakkaniyete uygun bir kullanım bedeli ve satılanın olağandışı kullanılması sebebiyle değerinin azalması hâlinde tazminat da isteyebilir. Ancak satıcı, sözleşme zamanında ifa edilmiş olsaydı elde edecek olduğundan fazlasını isteyemez. Satıcı, alıcının peşinatı ödemede temerrüde düşmesi yüzünden satılanın devrinden önce sözleşmeden dönerse, alıcıdan sadece ödenmeyen peşinat üzerinden, sözleşmeden döndüğü tarihe kadar işleyecek yasal faiz ile sözleşmenin kurulmasından sonra, satılanın uğramış olduğu değer kaybı sebebiyle tazminat isteyebilir. Ceza koşulu kararlaştırılmışsa, peşin satış bedelinin yüzde onunu aşamaz. c. Hâkimin müdahalesi
Taksitle satışa ilişkin hükümler, aynı ekonomik amaçla yapılan işlemlere de uygulanır. Bir taşınırı edinme amacıyla yapılan ödünç sözleşmelerinde satıcının, mülkiyeti saklı tutma kaydı ile birlikte veya bundan bağımsız olarak satış bedeli alacağını ödünç verene devretmesi veya satıcı ile ödünç verenin başka surette anlaşarak, alıcının satış bedelini daha sonra taksitler hâlinde ödemek üzere malın teslimini sağlamaları durumunda, taksitle satışa ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır. Ödünç sözleşmesinde, taksitle satış sözleşmelerine konulması zorunlu olan hususların yer alması şarttır. Ancak, bunlardan peşin satış bedeli ile toplam satış bedeli yerine, ödünç alınan miktar ile ödünç verene ödenecek toplam ödünç miktarı gösterilir. Peşin satışla bağlantılı taksitle ödünç sözleşmelerinde, ödünç verene, yasal asgari peşinatın ödenmiş ve peşin satış bedelinin ödünç sözleşmesinin yapılması sırasında herhangi bir ilave yapılmaksızın tamamen karşılanmış olması hâlinde, taksitle satışa ilişkin hükümler uygulanmaz. Alıcının tacir sıfatıyla hareket ettiği veya malın bir ticari işletmenin ihtiyacı için ya da meslekî amaçlarla satın alınması durumunda, taksitle satışa ilişkin hükümlerden sadece 259 uncu maddenin ikinci fıkrası, 260 ıncı maddenin birinci fıkrası ve 261 inci maddesi hükümleri uygulanır. II. Ön ödemeli taksitle satış 1. Tanımı, şekli ve içeriği
Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde alıcı, ödemeleri sözleşmede belirtilen bir bankada kendi adına açılacak gelir getiren bir tasarruf veya yatırım hesabına yatırmakla yükümlüdür. Banka, her iki tarafın çıkarlarını gözetmek zorundadır. Açılan hesaptan her iki tarafın rızasıyla ödeme yapılabilir. Bu rıza önceden verilemez. Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde alıcı, satılanın devrine kadar 269 uncu madde uyarınca sözleşmeden cayarsa satıcı, bu hesap üzerindeki bütün haklarını kaybeder. b. Alıcının malın devrini isteme hakkı
Alıcı satış bedelinin tamamını ödedikten sonra, her zaman malın kendisine devredilmesini isteyebilir. Ancak, satıcı malı başkasından sağlayarak devredecek ise alıcı, bunun için kendisine uygun bir süre tanımak zorundadır. Satıcının malı alıcıya devredebilmesi için, taksitle satışa ilişkin koşullara uyulması gerekir. Alıcı birden çok şey satın almış veya seçim hakkını saklı tutmuş ise, satılanın kısım kısım devredilmesini, ancak 256 ncı maddede öngörülen asgari peşinatı ödedikten sonra isteyebilir. Satılanın eşya topluluğu oluşturduğu hâllerde bu istemde bulunulamaz. Satış bedelinin tamamen ödenmemesi hâlinde, satıcıdan satılanı kısmen devretmesi, ancak geri kalan kısmın yüzde onunun kendisine güvence olarak bırakılması koşuluyla istenebilir. c. Satış bedelinin ödenmesi
Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde satış bedelinin, satılanın devri anında tamamen ödenmiş olması gerekir. Satılanın devredilmesini isteyen alıcı, hesabındaki bakiyeden, satış bedelinin en çok üçte birlik kısmını satıcı lehine serbest bırakabilir. Ancak, sözleşmenin kuruluşu sırasında buna ilişkin taahhütte bulunulamaz. d. Satış bedelinin belirlenmesi
Satıcının sözleşmenin kurulduğu sırada belirlenen toplam satış bedeline ek bir bedel isteme hakkını saklı tutan bütün kayıtlar geçersizdir. Ödenecek toplam satış bedeli sözleşmede belirlenmiş olmakla birlikte, devredilecek eşya önceden belirlenmemiş ve satıcı tarafından bu eşyayı seçme hakkı alıcıya tanınmış ise satıcı, peşin satıştaki olağan bedelleri göz önünde tutmak suretiyle alıcının yapacağı seçime tam olarak uymakla yükümlüdür. Buna aykırı anlaşmalar, ancak alıcının yararına olduğu ölçüde geçerlidir. 3. Sözleşmenin sona ermesi a. Cayma hakkı
Ön ödemeli taksitle satış, alıcının taşınır bir malın satış bedelini önceden kısım kısım ödemeyi, satıcının da bedelin tamamen ödenmesinden sonra satılanı alıcıya devretmeyi üstlendikleri satıştır. Ön ödemeli taksitle satış sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz. Sözleşmede aşağıdaki hususlar belirtilir: 1. Tarafların adı ve yerleşim yeri. 2. Satışın konusu. 3. Toplam satış bedeli. 4. Taksitlerin sayısı, tutarı, vadesi ve sözleşmenin süresi. 5. Taksitleri kabule yetkili banka. 6. Alıcıya karşı üstlenilen faiz miktarı. 7. Alıcının yedi gün içinde sözleşme yapılması konusundaki irade açıklamasını geri alma hakkı. 8. Alıcının sözleşmeden cayma hakkı ve bu sebeple ödeyeceği cayma parası. 9. Sözleşmenin kurulduğu yer ve tarih. 2. Tarafların hak ve borçları a. Ödemelerin güvenceye bağlanması
Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde alıcı, malın devrine kadar her zaman sözleşmeden cayabilir. Sözleşmeden cayma hâlinde alıcı tarafından ödenmesi öngörülen cayma parası, durumun özelliğine ve sözleşmenin kurulması ile cayma arasında geçen süreye bakılarak belirlenir. Ancak, bu miktar satıcının toplam alacağının yüzde ikisinden az ve yüzde beşinden fazla olamaz. Alıcı, yapmış olduğu ödemelerin cayma parasını aşan kısmının, getirileri ile birlikte kendisine geri verilmesini isteyebilir. Alıcının ölmesi veya kazanç elde etmekten sürekli olarak yoksun kalması sebebiyle ön ödemeleri yapamayacak duruma düşmesi ya da sözleşmenin yerine olağan koşullarla yapılacak bir taksitle satış sözleşmesinin konulmasına ilişkin önerisinin satıcı tarafından kabul edilmemesi yüzünden sözleşmeden cayılmış olursa, cayma parası istenemez. b. Sözleşmenin süresi
Ön ödemeleri ifa borcu, beş yılın geçmesiyle sona erer. Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde alıcı, sekiz yıl geçtiği hâlde satılanın devri isteminde bulunmazsa, satıcı kendisini uyararak üç aylık süre tanır. Alıcı bu süre içinde kayıtsız kalırsa satıcı, alıcıya sözleşmeden cayma hâlinde tanınan haklara sahip olur. c. Alıcının temerrüdü
Taksitle satışa ilişkin hükümlerden yasal temsilcinin rızasına, sözleşmenin hüküm ve sonuçlarını doğurmasına ve geri alma açıklamasına, alıcının def’ilerine, satıcının alacağının devrine, hâkim tarafından sağlanan ödeme kolaylıklarına ve yetkili mahkeme ile tahkime ilişkin olanlar, ön ödemeli taksitle satışa da uygulanır. Satılanı devir süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan taksitle satışta alıcı, satılanın devrinden önce ödemeleri yapmakla yükümlü ise, ön ödemeli taksitle satışa ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır. D. Açık artırma yoluyla satış I. Tanımı
Açık artırma yoluyla satış; yeri, zamanı ve koşulları önceden belirlenerek, hazır olanlar arasından en yüksek bedeli öneren ile yapılan satıştır. II. Kurulması
Satıcı artırma koşullarında aksi yönde bir irade açıklamasında bulunmamışsa, herkesin katılabileceği isteğe bağlı açık artırmalarda satış sözleşmesi, artırmayı yönetenin en yüksek bedeli öneren kişiye ihale etmesiyle kurulmuş olur. Cebrî artırma yoluyla satış, artırmayı yöneten memurun en yüksek bedeli öneren kişiye ihale etmesiyle kurulmuş olur. III. Hükümleri 1. Artırmaya katılanın bağlandığı an a. Genel olarak
Artırmaya katılan kişi, satış için konulmuş olan koşullar çerçevesinde önerisiyle bağlıdır. Aksine bir koşul yoksa, öneride bulunanın bağlılığı, kendisinden daha yüksek bir öneri yapılmasıyla sona erer veya daha yüksek öneri olup olmadığının sorulması üzerine böyle bir önerinin olmadığının anlaşılması hâlinde, önerisinin hemen kabul edilmemesiyle ortadan kalkar. b. Taşınmazın açık artırma yoluyla satışında
Taşınmazın açık artırma yoluyla satışında, ihalenin veya reddinin artırmadan hemen sonra yapılması gerekir. Öneride bulunanın bağlılığının artırmadan sonra da devam edeceğini öngören koşul geçersizdir. Ancak, bu kural cebrî artırmalarda ve ihalenin bir kamu görevlisince onaylanması gerektiği durumlarda uygulanmaz. 2. Ödemenin peşin olması gereği
Artırma koşullarında aksi kararlaştırılmamışsa, ihale bedelinin peşin ödenmesi gerekir. İhale bedeli peşin olarak veya artırma koşulları uyarınca ödenmezse satıcı, satıştan hemen dönebilir. 3. Mülkiyetin geçmesi
Artırmada taşınır bir mal alan kişi, onun mülkiyetini ihale anında kazanır. Artırmadan alınan taşınmazın mülkiyeti, ancak tapu siciline tescille alıcıya geçer. Artırma görevlisi, satış tutanağında gösterilen taşınmazın alıcı adına tescilini hemen tapu idaresine bildirir. Cebrî artırma sonucunda yapılan ihalelerde mülkiyetin geçmesine ilişkin özel hükümler saklıdır. İsteğe bağlı özel artırmalarda mülkiyetin geçmesi genel hükümlere tabidir. 4. Zapttan ve ayıptan sorumluluk
Cebrî artırmalarda zapttan ve ayıptan sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanmaz. Artırmadan mal alan kişi, o mala, tapu siciline veya satış koşullarına ya da kanuna göre belirli olan durumu, hakları ve yükleri ile birlikte malik olur. İsteğe bağlı açık artırmalarda satıcı, satılanın zaptından ve ayıplarından sorumludur. Ancak, aldatma durumu dışında, artırma koşullarında açıkça belirtip duyurmak suretiyle bu sorumluluktan kurtulabilir. IV. Artırmanın iptali
Hukuka veya ahlaka aykırı yollara başvurularak ihalenin gerçekleştirilmesi sağlanmışsa her ilgili, iptal sebebini öğrendiği günden başlayarak on gün ve her hâlde ihale tarihini izleyen bir yıl içinde ihalenin iptalini mahkemeden isteyebilir. Cebrî artırmalar hakkında özel hükümler saklıdır. İKİNCİ BÖLÜM Mal Değişim Sözleşmesi A. Tanımı
Mal değişim sözleşmesi, taraflardan birinin diğer tarafa bir veya birden çok şeyin zilyetlik ve mülkiyetini, diğer tarafın da karşı edim olarak başka bir veya birden çok şeyin zilyetlik ve mülkiyetini devretmeyi üstlendiği sözleşmedir. B. Tabi olduğu hükümler
Satış sözleşmesinin zapttan ve ayıptan sorumluluğa ilişkin hükümleri uygun düştüğü ölçüde, mal değişim sözleşmesine de uygulanır. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Bağışlama Sözleşmesi A. Tanımı
Bağışlama sözleşmesi, bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak bir kazandırma yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Henüz edinilmemiş olan bir haktan feragat etmek veya bir mirası reddetmek, bağışlama değildir. Ahlaki bir ödevin yerine getirilmesi de bağışlama sayılmaz. B. Bağışlama ehliyeti I. Bağışlayan için
Fiil ehliyetine sahip olan herkes, eşler arasındaki mal rejiminden veya miras hukukundan doğan sınırlamalar saklı kalmak üzere, bağışlama yapabilir. Bağışlamayı izleyen bir yıl içinde başlatılmış bir yargılama sonucunda bağışlayanın, savurganlığı yüzünden kısıtlanmasına karar verilirse, o bağışlama mahkemece iptal edilebilir. II. Bağışlanan için
Fiil ehliyeti bulunmayan kişi ayırt etme gücüne sahipse, bağışlamayı kabul edebilir. Ancak, bağışlananın yasal temsilcisi bu kişinin bağışlamayı kabulünü yasaklar veya bağışlanılan şeyin geri verilmesini emrederse, bağışlama ortadan kalkar. C. Kurulması I. Bağışlama sözü verme
Bağışlama sözü vermenin geçerliliği, bu sözleşmenin yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır. Bir taşınmazın veya taşınmaz üzerindeki ayni bir hakkın bağışlanması sözü vermenin geçerliliği, ancak resmî şekilde yapılmış olmasına bağlıdır. Şekle uyulmaması sebebiyle geçersiz olan bağışlama sözü verme, bağışlayan tarafından yerine getirildiğinde, elden bağışlama hükmündedir. Ancak, geçerliliği resmî şekle bağlanmış olan bağışlamalarda bu hüküm uygulanmaz. II. Elden bağışlama
Satış sözleşmesine ilişkin hükümler, mal değişim sözleşmesine de uygulanır; buna göre taraflardan her biri, vermeyi üstlendiği şey bakımından satıcı, kendisine verilmesi üstlenilen şey bakımından alıcı durumundadır. C. Zapttan ve ayıptan sorumluluk
Elden bağışlama, bağışlayanın bir taşınırını bağışlanana teslim etmesiyle kurulmuş olur. III. Koşullu bağışlama
Bağışlama, bir koşula bağlanarak yapılabilir. Yerine getirilmesi bağışlayanın ölümüne bağlı olan bağışlamada, vasiyete ilişkin hükümler uygulanır. IV. Yüklemeli bağışlama
Bağışlayan bağışlamasına yüklemeler koyabilir. Bağışlayan, sözleşme gereğince bağışlanan tarafından kabul edilmiş olan yüklemelerin yerine getirilmesini isteyebilir. Kamu yararına olarak bağışlamaya konulmuş olan bir yüklemenin yerine getirilmesini isteme yetkisi, bağışlayanın ölümünden sonra, ilgili kamu kurumuna geçer. Bağışlama konusunun değeri, yüklemenin yerine getirilmesi masraflarını karşılamaz ve aşan kısım kendisine ödenmezse bağışlanan, yüklemeyi yerine getirmekten kaçınabilir. V. Bağışlayana dönme koşullu bağışlama
Bağışlayan, bağışlananın kendisinden önce ölmesi durumunda, bağışlama konusunun kendisine dönmesi koşulunu koyabilir. Bağışlama konusu, taşınmaza veya taşınmaz üzerindeki bir ayni hakka ilişkin ise, bağışlayana dönme koşulu tapu siciline şerh verilebilir. VI. Bağışlama önerisinin geri alınması
Bir kimse başkasına bağışlamayı önerdiği bir malı, başka mallarından fiilen ayırmış olsa bile, bağışlananın kabulüne kadar, bağışlama önerisini geri alabilir. D. Bağışlayanın sorumluluğu
Bağışlayan, bağışlamadan doğan zarardan bu zarara ağır kusuruyla sebep olmadıkça, bağışlanana karşı sorumlu değildir. Bağışlayan, bağışlanılan şey veya alacak hakkında ayrıca garanti sözü vermişse, bununla sorumlu olur. E. Bağışlamanın ortadan kalkması I. Bağışlamanın geri alınması
Bağışlama sözü veren, aşağıdaki durumlarda sözünü geri alabilir ve onu ifadan kaçınabilir: 1. Elden bağışlanılan bir malın geri verilmesini isteyebileceği sebeplerden biri varsa. 2. Mali durumu, sonradan sözün yerine getirilmesini kendisi için olağanüstü ağır kılacak ölçüde değişmişse. 3. Bağışlama sözü verdikten sonra, kendisi için yeni aile yükümlülükleri doğmuş veya bu yükümlülükleri önemli ölçüde ağırlaşmışsa. Bağışlama sözü verenin borcunu ödeme güçsüzlüğü belirlenir veya iflasına karar verilirse, ifa yükümlülüğü ortadan kalkar. III. Geri alma hakkının süresi ve mirasçılara geçmesi
Bağışlayan, geri alma sebebini öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde bağışlamayı geri alabilir. Bağışlayan bir yıllık süre dolmadan ölürse, geri alma hakkı mirasçılarına geçer ve mirasçıları bu sürenin sona ermesine kadar bu hakkı kullanabilirler. Bağışlayan, sağlığında geri alma sebebini öğrenememişse, mirasçıları, ölümünden başlayarak bir yıl içinde bağışlamayı geri alma hakkını kullanabilirler. Bağışlanan, bağışlayanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldürür veya onun geri alma hakkını kullanmasını engellerse, mirasçıları bağışlamayı geri alabilirler. IV. Bağışlayanın ölümü
Aksi kararlaştırılmamışsa, dönemsel edimleri içeren bağışlama, bağışlayanın ölümüyle sona erer. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Kira Sözleşmesi BİRİNCİ AYIRIM Genel Hükümler A. Tanımı
Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. B. Kira süresi
Kiraya veren, kiralananı kararlaştırılan tarihte, sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli bir durumda teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda bulundurmakla yükümlüdür. Bu hüküm, konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı aleyhine değiştirilemez; diğer kira sözleşmelerinde ise, kiracı aleyhine genel işlem koşulları yoluyla bu hükme aykırı düzenleme yapılamaz. II. Vergi ve benzeri yükümlülüklere katlanma borcu
Kiralananla ilgili zorunlu sigorta, vergi ve benzeri yükümlülüklere, aksi kararlaştırılmamış veya kanunda öngörülmemiş ise, kiraya veren katlanır. III. Yan giderlere katlanma borcu
Kiraya veren, kiralananın kullanımıyla ilgili olmak üzere, kendisi veya üçüncü kişi tarafından yapılan yan giderlere katlanmakla yükümlüdür. IV. Kiraya verenin kiralananın ayıplarından sorumluluğu 1. Kiralananın teslim anındaki ayıplarından sorumluluk
Kiralananın önemli ayıplarla teslimi hâlinde kiracı, borçlunun temerrüdüne veya kiraya verenin kiralananın sonradan ayıplı duruma gelmesinden doğan sorumluluğuna ilişkin hükümlere başvurabilir. Kiralananın önemli olmayan ayıplarla tesliminde ise kiracı, kiralananda sonradan ortaya çıkan ayıplardan dolayı kiraya verenin sorumluluğuna ilişkin hükümlere başvurabilir. 2. Kiralananın sonradan ayıplı hâle gelmesinden sorumluluk a. Genel olarak
Kiralanan sonradan ayıplı duruma gelirse kiracı, kiraya verenden ayıpların giderilmesini veya kira bedelinden ayıpla orantılı bir indirim yapılmasını ya da zararının giderilmesini isteyebilir. Ancak, zararın giderilmesi istemi diğer seçimlik hakların kullanılmasını önlemez. Önemli ayıp durumunda kiracının sözleşmeyi fesih hakkı saklıdır. b. Ayıbın giderilmesini isteme ve fesih
Kiracı, kiralananın kullanımını etkileyen ayıpların varlığı hâlinde, bu ayıpların kiraya veren tarafından öğrenilmesinden ayıbın giderilmesine kadar geçen süre için, kira bedelinden ayıpla orantılı bir indirim yapılmasını isteyebilir. d. Zararın giderimi
Kiraya veren, kusuru olmadığını ispat etmedikçe, kiralananın ayıplı olmasından doğan zararları kiracıya ödemekle yükümlüdür. V. Üçüncü kişinin ileri sürdüğü haklar sebebiyle sorumluluk 1. Zapttan sorumluluk
Bir üçüncü kişinin kiralananda kiracının hakkıyla bağdaşmayan bir hak ileri sürmesi durumunda kiraya veren, kiracının bildirimi üzerine davayı üstlenmek ve kiracının uğradığı her türlü zararı gidermekle yükümlüdür. 2. Üçüncü kişinin sözleşmenin kurulmasından sonra üstün hak sahibi olması a. Kiralananın el değiştirmesi
Sözleşmenin kurulmasından sonra kiralanan herhangi bir sebeple el değiştirirse, yeni malik kira sözleşmesinin tarafı olur. Kamulaştırmaya ilişkin hükümler saklıdır. b. Üçüncü kişinin sınırlı ayni hak sahibi olması
Sözleşmenin kurulmasından sonra üçüncü bir kişi, kiralanan üzerinde kiracının hakkını etkileyen bir ayni hak sahibi olursa, kiralananın el değiştirmesiyle ilgili hükümler kıyas yoluyla uygulanır. c. Tapu siciline şerh
Taşınmaz kiralarında, sözleşmeyle kiracının kiracılık hakkının tapu siciline şerhi kararlaştırılabilir. D. Kiracının borçları I. Kira bedelini ödeme borcu 1. Genel olarak
Kiracı, kira bedelini ödemekle yükümlüdür. 2. İfa zamanı
Kiracı, aksine sözleşme ve yerel âdet olmadıkça, kira bedelini ve gerekiyorsa yan giderleri, her ayın sonunda ve en geç kira süresinin bitiminde ödemekle yükümlüdür. 3. Kiracının temerrüdü
Kiracı, kiralananın tesliminden sonra muaccel olan kira bedelini veya yan gideri ödeme borcunu ifa etmezse, kiraya veren kiracıya yazılı olarak bir süre verip, bu sürede de ifa etmeme durumunda, sözleşmeyi feshedeceğini bildirebilir. Kiracıya verilecek süre en az on gün, konut ve çatılı işyeri kiralarında ise en az otuz gündür. Bu süre, kiracıya yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlar. II. Özenle kullanma ve komşulara saygı gösterme borcu
Kiracı, kiralananı, sözleşmeye uygun olarak özenle kullanmak ve kiralananın bulunduğu taşınmazda oturan kişiler ile komşulara gerekli saygıyı göstermekle yükümlüdür. Kiracının bu yükümlülüğüne aykırı davranması durumunda kiraya veren, konut ve çatılı işyeri kirasında, en az otuz gün süre vererek, aykırılığın giderilmesi, aksi takdirde sözleşmeyi feshedeceği konusunda yazılı bir ihtarda bulunur. Diğer kira ilişkilerinde ise, kiraya veren, kiracıya önceden bir ihtarda bulunmaksızın, yazılı bir bildirimle sözleşmeyi hemen feshedebilir. Konut ve çatılı işyeri kirasında, kiracının kiralanana kasten ağır bir zarar vermesi, kiracıya verilecek sürenin yararsız olacağının anlaşılması veya kiracının bu yükümlülüğe aykırı davranışının kiraya veren veya aynı taşınmazda oturan kişiler ile komşular bakımından çekilmez olması durumlarında kiraya veren, yazılı bir bildirimle sözleşmeyi hemen feshedebilir. III. Temizlik ve bakım giderlerini ödeme borcu
Kiracı, kiralananın olağan kullanımı için gerekli temizlik ve bakım giderlerini ödemekle yükümlüdür. Bu konuda yerel âdete de bakılır. IV. Ayıpları kiraya verene bildirme borcu
Kiracı, kendisinin gidermekle yükümlü olmadığı ayıpları kiraya verene gecikmeksizin bildirmekle yükümlüdür; aksi takdirde bundan doğan zarardan sorumludur. V. Ayıpların giderilmesine ve kiralananın gösterilmesine katlanma borcu
Kiraya veren, kiralananda, kira sözleşmesinin feshini gerektirmeyen ve kiracıdan katlanması beklenebilecek olan yenilik ve değişiklikler yapabilir. Bu yenilik ve değişikliklerin yapılması sırasında kiraya veren, kiracının menfaatlerini gözetmekle yükümlüdür. Kiracının, kira bedelinin indirilmesine ve zararının giderilmesine ilişkin hakları saklıdır. 2. Kiracı tarafından
Kiracı, kiraya verenin yazılı rızasıyla kiralananda yenilik ve değişiklikler yapabilir. Yenilik ve değişikliklere rıza gösteren kiraya veren, yazılı olarak kararlaştırılmış olmadıkça, kiralananın eski durumuyla geri verilmesini isteyemez. Kiracı, aksine yazılı bir anlaşma yoksa, kiraya verenin rızasıyla yaptığı yenilik ve değişiklikler sebebiyle kiralananda ortaya çıkan değer artışının karşılığını isteyemez. II. Alt kira ve kullanım hakkının devri
Kiracı, kiraya verene zarar verecek bir değişikliğe yol açmamak koşuluyla, kiralananı tamamen veya kısmen başkasına kiraya verebileceği gibi, kullanım hakkını da başkasına devredebilir. Kiracı, konut ve çatılı işyeri kiralarında, kiraya verenin yazılı rızası olmadıkça, kiralananı başkasına kiralayamayacağı gibi, kullanım hakkını da devredemez. Alt kiracı, kiralananı kiracıya tanınandan başka biçimde kullandığı takdirde kiracı, kiraya verene karşı sorumlu olur. Bu durumda kiraya veren, kiracısına karşı sahip olduğu hakları alt kiracıya veya kullanım hakkını devralana karşı da kullanabilir. III. Kira ilişkisinin devri 2
Kiracı, kiraya verenin yazılı rızasını almadıkça, kira ilişkisini başkasına devredemez. Kiraya veren, işyeri kiralarında haklı sebep olmadıkça bu rızayı vermekten kaçınamaz. 2 Bu madde 1/7/2012 tarihinden itibaren 8 yıl süreyle uygulanmaz. Bu halde, kira sözleşmelerinde bu maddelerde belirtilmiş olan konulara ilişkin olarak sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümleri tatbik olunur. Kira sözleşmelerinde hüküm olmayan hallerde mülga Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır. Kiraya verenin yazılı rızasıyla kira ilişkisi kendisine devredilen kişi, kira sözleşmesinde kiracının yerine geçer ve devreden kiracı, kiraya verene karşı borçlarından kurtulur. İşyeri kiralarında devreden kiracı, kira sözleşmesinin bitimine kadar ve en fazla iki yıl süreyle devralanla birlikte müteselsilen sorumlu olur. IV. Kiralananın kullanılmaması 1. Genel olarak
Kiracı, kiralananın ayıplarının giderilmesine ya da zararların önlenmesine yönelik çalışmalara katlanmakla yükümlüdür. Kiracı, bakım, satış ya da sonraki kiralama için zorunlu olduğu ölçüde, kiraya verenin ve onun belirlediği üçüncü kişinin kiralananı gezip görmesine izin vermekle yükümlüdür. Kiraya veren, çalışmaları ve kiralananın gezilip görüleceğini uygun bir süre önce kiracıya bildirmek ve bunların yapıldığı sırada kiracının yararlarını göz önünde tutmak zorundadır. Kiracının kira bedelinin indirilmesine ve zararının giderilmesine ilişkin hakları saklıdır. E. Özel durumlar I. Kiralananda yenilik ve değişiklik yapılması 1. Kiraya veren tarafından
Kullanıma elverişli bulundurulduğu sürece kiralanan, kiracının kendisinden kaynaklanan bir sebeple kullanılmasa veya sınırlı olarak kullanılsa bile kiracı, kira bedelini ödemekle yükümlüdür. Bu durumda, kiraya verenin yapmaktan kurtulduğu giderler kira bedelinden indirilir. 2. Kiralananın sözleşmenin bitiminden önce geri verilmesi2
Kiracı, sözleşme süresine veya fesih dönemine uymaksızın kiralananı geri verdiği takdirde, kira sözleşmesinden doğan borçları, kiralananın benzer koşullarla kiraya verilebileceği makul bir süre için devam eder. Kiracının bu sürenin geçmesinden önce kiraya verenden kabul etmesi beklenebilecek, ödeme gücüne sahip ve kira ilişkisini devralmaya hazır yeni bir kiracı bulması hâlinde, kiracının kira sözleşmesinden doğan borçları sona erer. Kiraya veren, yapmaktan kurtulduğu giderler ile kiralananı başka biçimde kullanmakla elde ettiği veya elde etmekten kasten kaçındığı yararları kira bedelinden indirmekle yükümlüdür. V. Takastan feragat yasağı
Kiracı ve kiraya veren, kira sözleşmesinden doğan alacaklarını takas etme hakkından önceden feragat edemezler. F. Sözleşmenin sona ermesi I. Sürenin geçmesi
Açık veya örtülü biçimde bir süre belirlenmişse, kira sözleşmesi bu sürenin sonunda kendiliğinden sona erer. Taraflar, bu durumda, açık bir anlaşma olmaksızın kira ilişkisini sürdürürlerse, kira sözleşmesi belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür. II. Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde fesih bildirimi 1. Genel olarak
Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde taraflardan her biri, daha uzun bir fesih bildirim süresi veya başka bir fesih dönemi kararlaştırılmış olmadıkça, yasal fesih dönemlerine ve fesih bildirim sürelerine uyarak sözleşmeyi feshedebilir. Fesih dönemlerinin hesabında, kira sözleşmesinin başlangıç tarihi esas alınır. Sözleşmede veya kanunda belirtilen fesih dönemine veya bildirim süresine uyulmamışsa, bildirim bir sonraki fesih dönemi için geçerli olur. 2. Taşınmaz ve taşınır yapı kiralarında
Kiracı kiralananı ne durumda teslim almışsa, kira sözleşmesinin bitiminde o durumda geri vermekle yükümlüdür. Ancak, kiracı sözleşmeye uygun kullanma dolayısıyla kiralananda meydana gelen eskimelerden ve bozulmalardan sorumlu değildir. Kiracının, sözleşmenin sona ermesi hâlinde, sözleşmeye aykırı kullanmadan doğacak zararları giderme dışında, başkaca bir tazminat ödeyeceğini önceden taahhüt etmesine ilişkin anlaşmalar geçersizdir. II. Kiralananın gözden geçirilmesi ve kiracıya bildirme
Taraflardan her biri, bir taşınmaza veya taşınır bir yapıya ilişkin kira sözleşmesini yerel âdette belirlenen kira döneminin sonu için veya böyle bir âdetin bulunmaması durumunda, altı aylık kira döneminin sonu için, üç aylık fesih bildirim süresine uyarak feshedebilir. 3. Taşınır kiralarında
Taraflardan her biri, bir taşınıra ilişkin kira sözleşmesini üç gün önceden yapılacak fesih bildirim süresine uyarak her zaman feshedebilir. Kiraya verenin meslekî faaliyeti gereği kiraya verdiği ve kiracının da özel kullanımına yarayan taşınır bir malın kiracısı, kira sözleşmesini, üç aylık kira dönemi sonu için en az bir ay önceden yapacağı bir fesih bildirimiyle sona erdirebilir. Bu durumda kiraya verenin, zararının giderilmesini isteme hakkı yoktur. III. Olağanüstü fesih 1. Önemli sebepler2
Kiracı, kiralananın tesliminden sonra iflas ederse kiraya veren, işleyecek kira bedelleri için güvence verilmesini isteyebilir. Kiraya veren, güvence verilmesi için kiracı ve iflas masasına yazılı olarak uygun bir süre verir. Bu süre içinde kendisine güvence verilmezse kiraya veren, sözleşmeyi herhangi bir fesih bildirim süresine uymaksızın hemen feshedebilir. 3. Kiracının ölümü
Kiraya veren, geri verme sırasında kiralananın durumunu gözden geçirmek ve kiracının sorumlu olduğu eksiklikleri ve ayıpları ona hemen yazılı olarak bildirmek zorundadır. Bu bildirim yapılmazsa, kiracı her türlü sorumluluktan kurtulur. Ancak, teslim alma sırasında olağan incelemeyle belirlenemeyecek olan eksikliklerin ve ayıpların varlığı hâlinde, kiracının sorumluluğu devam eder. Kiraya veren, bu tür eksiklikleri ve ayıpları belirlediğinde, kiracıya hemen yazılı olarak bildirmek zorundadır. H. Kiraya verenin hapis hakkı I. Konusu
Taşınmaz kiralarında kiraya veren, işlemiş bir yıllık ve işlemekte olan altı aylık kira bedelinin güvencesi olmak üzere, kiralananda bulunan ve kiralananın döşenmesine veya kullanılmasına yarayan taşınırlar üzerinde hapis hakkına sahiptir. Kiraya verenin hapis hakkı, alt kiracının asıl kiracıya olan kira borcunu aşmamak üzere, alt kiracının kiralanana getirdiği aynı nitelikteki taşınırları da kapsar. Hapis hakkı, kiracının haczedilemeyen malları üzerinde kullanılamaz. II. Üçüncü kişilere ait olan eşya
Üçüncü kişilerin, kiraya verenin kiracıya ait olmadığını bildiği veya bilmesi gerektiği eşya ile çalınmış, kaybolmuş veya başka bir biçimde malikinin elinden iradesi dışında çıkmış eşya üzerindeki hakları, kiraya verenin hapis hakkından önce gelir. Kiraya veren, kiracı tarafından kiralanana getirilmiş olan taşınırların kiracının mülkiyetinde olmadığını kira sözleşmesi devam ederken öğrendiği hâlde, sözleşmeyi en yakın fesih döneminin sonu için feshetmezse, bu eşya üzerindeki hapis hakkını kaybeder. III. Hakkın kullanılması
Kiracı, taşınmak veya kiralananda bulunan taşınırları başka bir yere taşımak istediği takdirde, kiraya veren, alacağını güvence altına almasını sağlayacak miktardaki taşınırı, sulh hâkiminin veya icra müdürünün kararıyla alıkoyabilir. Alıkoyma kararının konusu olan eşya, gizlice veya zorla götürülürse, götürülmelerinden başlayarak on gün içinde kolluk gücünün yardımıyla kiralanana geri getirilir. İKİNCİ AYIRIM Konut ve Çatılı İşyeri Kiraları A. Uygulama alanı
Konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmenin kurulması ya da sürdürülmesi, kiracının yararı olmaksızın, kiralananın kullanımıyla doğrudan ilişkisi olmayan bir borç altına girmesine bağlanmışsa, kirayla bağlantılı sözleşme geçersizdir. C. Kullanma giderleri
Kiracı, konut ve çatılı işyeri kiralarında, sözleşmede aksi öngörülmemişse veya aksine yerel âdet yoksa, ısıtma, aydınlatma ve su gibi kullanma giderlerine katlanmakla yükümlüdür. Giderlere katlanan taraf, bu giderleri ispat edici belgelerin birer örneğini, istem üzerine diğer tarafa vermek zorundadır. D. Kiracının güvence vermesi2
Konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmeyle kiracıya güvence verme borcu getirilmişse, bu güvence üç aylık kira bedelini aşamaz. Güvence olarak para veya kıymetli evrak verilmesi kararlaştırılmışsa kiracı, kiraya verenin onayı olmaksızın çekilmemek üzere, parayı vadeli bir tasarruf hesabına yatırır, kıymetli evrakı ise bir bankaya depo eder. Banka, güvenceleri ancak iki tarafın rızasıyla veya icra takibinin kesinleşmesiyle ya da kesinleşmiş mahkeme kararına dayanarak geri verebilir. Kiraya veren, kira sözleşmesinin sona ermesini izleyen üç ay içinde kiracıya karşı kira sözleşmesiyle ilgili bir dava açtığını veya icra ya da iflas yoluyla takibe giriştiğini bankaya yazılı olarak bildirmemişse banka, kiracının istemi üzerine güvenceyi geri vermekle yükümlüdür. E. Kira bedeli I. Genel olarak2
Kira sözleşmelerinde kira bedelinin belirlenmesi dışında, kiracı aleyhine değişiklik yapılamaz. II. Belirlenmesi234
Kira bedelinin belirlenmesine ilişkin dava her zaman açılabilir. Ancak, bu dava, yeni dönemin başlangıcından en geç otuz gün önceki bir tarihte açıldığı ya da kiraya veren tarafından bu süre içinde kira bedelinin artırılacağına ilişkin olarak kiracıya yazılı bildirimde bulunulmuş olması koşuluyla, izleyen yeni kira dönemi sonuna kadar açıldığı takdirde, mahkemece belirlenecek kira bedeli, bu yeni kira döneminin başlangıcından itibaren kiracıyı bağlar. Sözleşmede yeni kira döneminde kira bedelinin artırılacağına ilişkin bir hüküm varsa, yeni kira döneminin sonuna kadar açılacak davada mahkemece belirlenecek kira bedeli de, bu yeni dönemin başlangıcından itibaren geçerli olur. IV. Kiracı aleyhine düzenleme yasağı2
Konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı, belirli süreli sözleşmelerin süresinin bitiminden en az onbeş gün önce bildirimde bulunmadıkça, sözleşme aynı koşullarla bir yıl için uzatılmış sayılır. Kiraya veren, sözleşme süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez. Ancak, on yıllık uzama süresi sonunda kiraya veren, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeye son verebilir. Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde, kiracı her zaman, kiraya veren ise kiranın başlangıcından on yıl geçtikten sonra, genel hükümlere göre fesih bildirimiyle sözleşmeyi sona erdirebilirler. Genel hükümlere göre fesih hakkının kullanılabileceği durumlarda, kiraya veren veya kiracı sözleşmeyi sona erdirebilir. 2. Bildirimin geçerliliği a. Şekil
Kiracıya, kira bedeli ve yan giderler dışında başka bir ödeme yükümlülüğü getirilemez. Özellikle, kira bedelinin zamanında ödenmemesi hâlinde ceza koşulu ödeneceğine veya sonraki kira bedellerinin muaccel olacağına ilişkin anlaşmalar geçersizdir. F. Konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmenin sona ermesi I. Bildirim yoluyla 1. Genel olarak
Konut ve çatılı işyeri kiralarına ilişkin hükümler, bunlarla birlikte kullanımı kiracıya bırakılan eşya hakkında da uygulanır. Ancak bu hükümler, niteliği gereği geçici kullanıma özgülenmiş taşınmazların altı ay ve daha kısa süreyle kiralanmalarında uygulanmaz. Kamu kurum ve kuruluşlarının, hangi usul ve esaslar içinde olursa olsun yaptıkları bütün kira sözleşmelerine de bu hükümler uygulanır. B. Bağlantılı sözleşme2
Konut ve çatılı işyeri kiralarında fesih bildiriminin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır. b. Aile konutu
Aile konutu olarak kullanılmak üzere kiralanan taşınmazlarda kiracı, eşinin açık rızası olmadıkça kira sözleşmesini feshedemez. Bu rızanın alınması mümkün olmazsa veya eş haklı sebep olmaksızın rızasını vermekten kaçınırsa kiracı, hâkimden bu konuda bir karar vermesini isteyebilir. Kiracı olmayan eşin, kiraya verene bildirimde bulunarak kira sözleşmesinin tarafı sıfatını kazanması hâlinde kiraya veren, fesih bildirimi ile fesih ihtarına bağlı bir ödeme süresini kiracıya ve eşine ayrı ayrı bildirmek zorundadır. II. Dava yoluyla 1. Kiraya verenden kaynaklanan sebeplerle a. Gereksinim, yeniden inşa ve imar
Kiralananı sonradan edinen kişi, onu kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut veya işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmek koşuluyla, kira sözleşmesini altı ay sonra açacağı bir davayla sona erdirebilir. Kiralananı sonradan edinen kişi, dilerse gereksinim sebebiyle sözleşmeyi sona erdirme hakkını, sözleşme süresinin bitiminden başlayarak bir ay içinde açacağı dava yoluyla da kullanabilir. 2. Kiracıdan kaynaklanan sebeplerle
Kiracı, kiralananın teslim edilmesinden sonra, kiraya verene karşı, kiralananı belli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak üstlendiği hâlde boşaltmamışsa kiraya veren, kira sözleşmesini bu tarihten başlayarak bir ay içinde icraya başvurmak veya dava açmak suretiyle sona erdirebilir. Kiracı, bir yıldan kısa süreli kira sözleşmelerinde kira süresi içinde; bir yıl ve daha uzun süreli kira sözleşmelerinde ise bir kira yılı veya bir kira yılını aşan süre içinde kira bedelini ödemediği için kendisine yazılı olarak iki haklı ihtarda bulunulmasına sebep olmuşsa kiraya veren, kira süresinin ve bir yıldan uzun süreli kiralarda ihtarların yapıldığı kira yılının bitiminden başlayarak bir ay içinde, dava yoluyla kira sözleşmesini sona erdirebilir. Kiracının veya birlikte yaşadığı eşinin aynı ilçe veya belde belediye sınırları içinde oturmaya elverişli bir konutu bulunması durumunda kiraya veren, kira sözleşmesinin kurulması sırasında bunu bilmiyorsa, sözleşmenin bitiminden başlayarak bir ay içinde sözleşmeyi dava yoluyla sona erdirebilir. 3. Dava süresinin uzaması
Kiraya veren, en geç davanın açılması için öngörülen sürede dava açacağını kiracıya yazılı olarak bildirmişse, dava açma süresi bir kira yılı için uzamış sayılır. 4. Dava sebeplerinin sınırlılığı2
Dava yoluyla kira sözleşmesinin sona erdirilmesine ilişkin hükümler, kiracı aleyhine değiştirilemez. 5. Yeniden kiralama yasağı
Ölen kiracının ortakları veya bu ortakların aynı meslek ve sanatı yürüten mirasçıları ve ölen kiracı ile birlikte aynı konutta oturanlar, sözleşmeye ve kanun hükümlerine uydukları sürece, taraf olarak kira sözleşmesini sürdürebilirler. ÜÇÜNCÜ AYIRIM Ürün Kirası A. Tanımı
Ürün kirası kiraya verenin, kiracıya, ürün veren bir şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı üstlendiği sözleşmedir. Ürüne katılmalı kira, kira bedelinin devşirilecek ürünün belli bir oranı olarak kararlaştırıldığı ürün kirasıdır. Bu oran sözleşmeyle kararlaştırılmamışsa, yerel âdete göre belirlenir. B. Genel hükümlerin uygulanması
Bu ayırımda ürün kirasına ilişkin özel hüküm bulunmadıkça, kira sözleşmesine ilişkin genel hükümler uygulanır. C. Tutanak düzenleme
Kira sözleşmesi, araç ve gereçleri, hayvanları, devredilen eşyayı veya stoklanmış malları da içeriyorsa taraflar, bunların değerlerini birlikte takdir ederek iki nüsha düzenleyecekleri tutanağa geçirip imzalayarak, birbirlerine vermekle yükümlüdürler. D. Kiraya verenin borçları I. Teslim borcu
Kiraya veren, kira sözleşmesini; 1. Kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, 2. Kiralananın yeniden inşası veya imarı amacıyla esaslı onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekli ve bu işler sırasında kiralananın kullanımı imkânsız ise, belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde açacağı dava ile sona erdirebilir. b. Yeni malikin gereksinimi
Kiraya veren, kira süresi içinde yapılması zorunlu olan esaslı onarımları, kiracı tarafından bildirilir bildirilmez, gideri kendisine ait olmak üzere yapmakla yükümlüdür. E. Kiracının borçları I. Kira bedelini ve yan giderleri ödeme borcu 1. Genel olarak
Kiracı, sözleşmede aksine bir hüküm veya yerel âdet olmadıkça, kira bedelini ve yan giderleri her kira yılının ve en geç kira süresinin sonunda ödemekle yükümlüdür. Kiracı, kiralananın tesliminden sonra vadesi gelmiş kira bedelini veya yan giderleri ödemezse kiraya veren, kiracıya yazılı olarak en az altmış günlük bir önel verip, bu önel içinde ödememesi durumunda sözleşmeyi feshedeceğini bildirebilir. 2. Olağanüstü durumlarda kira bedelinden indirim
Tarımsal bir taşınmazın her zamanki verimi, olağanüstü felaket veya doğal olaylar yüzünden önemli ölçüde azalırsa kiracı, kira bedelinden orantılı bir miktarın indirilmesini isteyebilir. Bu haktan başlangıçta feragat, ancak kira bedelinin belirlenmesi sırasında bu gibi durumların meydana gelmesi olasılığı göz önünde tutulmuş veya doğan zarar bir sigorta ile karşılanmış ise, geçerli olur. II. Kiralananı kullanma ve işletme borcu
Kiracı, kiralananı özgülendiği amaca uygun ve iyi bir biçimde işletmekle, özellikle ürün vermeye elverişli bir durumda bulundurmakla yükümlüdür. Kiracı, kiraya verenin izni olmaksızın, kiralananın işletme usulünü, kira süresinin bitiminden sonra etkisi görülebilecek biçimde değiştiremez. III. Bakım borcu
Kiracı, kiralananın bakımını gereği gibi sağlamakla yükümlüdür. Kiracı, yerel âdete uygun olarak küçük onarımları yapmak, bozulan veya kullanılmayla yok olan düşük değerli araç ve gereçlerin yerine yenilerini koymak zorundadır. F. Alt kira ve kullanım hakkını devir yasağı
Belirli süreli kira sözleşmesi, sürenin bitiminde kendiliğinden sona erer. Ancak, tarafların örtülü olarak sözleşmeyi sürdürmeleri hâlinde, aksi kararlaştırılmadıkça, kira sözleşmesi birer yıl için yenilenmiş sayılır. Yenilenen kira sözleşmesi yasal bildirim süresine uyularak, her kira yılının sonu için feshedilebilir. 2. Fesih bildirimi
Belirsiz süreli sözleşmede, fesih bildirim süresi sözleşme veya yerel âdetle belirlenmemişse, en az altı aylık bir bildirim süresine uyulmak koşuluyla, taraflardan her biri sözleşmeyi feshedebilir. Aksine bir anlaşma yoksa, tarımsal taşınmazlara ilişkin ürün kiralarında yerel âdetçe uygulanan bahar veya güz mevsimleri için; diğer ürün kiralarında ise herhangi bir zaman için fesih bildirimi yapılabilir. 3. Olağanüstü fesih a. Önemli sebepler
Taraflardan biri, kira ilişkisinin devamını kendisi için çekilmez hâle getiren önemli sebeplerin varlığı durumunda, sözleşmeyi yasal fesih bildirim süresine uyarak her zaman feshedebilir. Hâkim, durum ve koşulları göz önünde tutarak, olağanüstü fesih bildiriminin parasal sonuçlarını karara bağlar. b. Kiracının iflası
Kiracının iflası hâlinde sözleşme, iflasın açıldığı anda, kendiliğinden sona erer. Ancak, kiraya veren, işlemekte olan kira ve tutanağa geçirilen eşya için yeterli güvence verildiği takdirde, sözleşmeyi kira yılının sonuna kadar sürdürmekle yükümlüdür. c. Kiracının ölümü
Kiracının ölümü hâlinde, onun mirasçıları ve kiraya veren, altı aylık yasal fesih bildirim sürelerine uymak koşuluyla, sözleşmeyi feshedebilirler. II. Sona ermenin sonuçları 1. Geri verme
Kiralanan teslim edilirken tutanağa geçirilmiş olan eşyalara değer biçilmişse kiracı, kira sözleşmesi sona erince, bunları özdeş tür ve değerde olmak üzere geri vermekle veya değer eksikliklerini gidermekle yükümlüdür. Kiracı, kiraya verenin kusurunu ya da mücbir sebebin varlığını ispat ederek geri vermekten veya tazminat ödemekten kurtulabilir. Kiracı, kendisinin yaptığı masraflardan veya emeğinden doğan değer artışı için tazminat isteyebilir. 3. Ürün ve yetişme giderleri
Tarımsal bir taşınmazın kiracısı, kira sözleşmesinin sona erdiği anda henüz devşirilmemiş ürünler üzerinde bir hak ileri süremez. Ancak kiracı, ürünün yetişmesi için yapmış olduğu tarım giderlerinin hâkim tarafından belirlenecek miktarını, kiraya verenden tazminat olarak isteyebilir ve bu tazminat işlemiş kiralardan indirilir. 4. Saman, gübre ve benzerleri
Kiralananı geri veren kiracı, düzenli bir işletmenin gerektirdiği oranda, son yılın samanlarını, hayvan yataklarını, kuru ot ve gübrelerini kiralananda bırakmakla yükümlüdür. Kiracı, almış olduğundan daha fazlasını bırakıyorsa, bıraktığı fazlalık için tazminat isteme hakkına sahiptir; aldığından daha az bırakıyorsa, eksikleri tamamlamak veya değer eksikliğini gidermekle yükümlüdür. H. Hayvan kirası I. Konusu
Kiracı, kiraya verenin rızası olmaksızın kiralananı başkasına kiraya veremeyeceği gibi, kullanım ve işletme hakkını da başkasına devredemez. Ancak kiracı, kiralananda bulunan bazı yerleri, kiraya veren için zarar doğuracak bir değişikliği gerektirmemek koşuluyla kiraya verebilir. Kiracının, başkasıyla yaptığı bu kira sözleşmelerine, alt kiraya ilişkin kurallar, kıyas yoluyla uygulanır. G. Sözleşmenin sona ermesi I. Sona erme sebepleri 1. Sürenin geçmesi
Tarımsal bir taşınmazın kirasıyla bağlantılı olmayan geviş getirici hayvanların kirasında, aksine anlaşma veya yerel âdet yoksa, kiralanan hayvanların kira süresi içindeki bütün ürünleri kiracının olur. Kiracı, kiralanan hayvanları beslemek, onlara iyi bakmak ve kiraya verene para veya hayvanlardan elde ettiği ürünün belli bir payını ödemekle yükümlüdür. II. Sorumluluk
Aksine anlaşma veya yerel âdet yoksa, belirsiz bir süre için yapılan sözleşmeyi, taraflardan her biri, dilediği zaman feshedebilir. Ancak, fesih dürüstlük kurallarına aykırı ve uygun olmayan bir zamanda yapılamaz. BEŞİNCİ BÖLÜM Ödünç Sözleşmeleri BİRİNCİ AYIRIM Kullanım Ödüncü A. Tanımı
Kullanım ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin bir şeyin karşılıksız olarak kullanılmasını ödünç alana bırakmayı ve ödünç alanın da o şeyi kullandıktan sonra geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir. B. Hükümleri I. Ödünç alanın kullanım hakkı
Ödünç alan, ödünç konusunu ancak sözleşmede kararlaştırılan şekilde, sözleşmede hüküm yoksa niteliğine veya özgülendiği amaca göre kullanabilir. Ödünç alan, ödünç konusunu başkasına kullandıramaz. Ödünç alan, bu hükümlere aykırı davrandığı durumlarda, beklenmedik hâllerden doğan zararlardan da sorumludur. Ancak, bu hükümlere uymuş olsaydı bile zararın doğacağını ispat ederse sorumluluktan kurtulur. II. Bakım ve koruma giderleri
Ödünç alan, ödünç konusunun olağan bakım ve koruma giderlerini karşılamakla yükümlüdür. Ödünç alan, ödünç verenin yararına yapmak zorunda kaldığı olağanüstü giderlerin ödenmesini isteyebilir. III. Müteselsil sorumluluk
Kullanma için belirli bir süre öngörülmemişse, ödünç alanın, ödünç konusunu sözleşme uyarınca kullanmış olmasıyla veya kullanabilecek kadar bir zaman geçmesiyle sözleşme sona erer. Ödünç alan, ödünç konusunu sözleşmeye aykırı olarak kullanır, onu bozar veya kullanmak için başka bir kimseye verirse ya da önceden bilinmeyen bir durum yüzünden ödünç verenin ivedi gereksinimi ortaya çıkarsa, ödünç veren o şeyi daha önce geri isteyebilir. II. Amacı belirlenmemiş kullanmada
Ödünç konusu, kullanım süresi ve hangi amaçla kullanılacağı belirlenmeden verilmişse, ödünç veren onu dilediği zaman geri isteyebilir. III. Ödünç alanın ölümü
Kullanım ödüncü sözleşmesi, ödünç alanın ölmesiyle kendiliğinden sona erer. İKİNCİ AYIRIM Tüketim Ödüncü A. Tanımı
Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir. B. Hükümleri I. Faiz 1. Genel olarak
Ticari olmayan tüketim ödüncü sözleşmesinde, taraflarca kararlaştırılmış olmadıkça faiz istenemez. Ticari tüketim ödüncü sözleşmesinde, taraflarca kararlaştırılmamış olsa bile faiz istenebilir. 2. Faize ilişkin özel kurallar
Ödünç alanın, ödünç konusunun teslimine ve ödünç verenin de bu şeyin teslim alınmasına ilişkin istemleri, diğer tarafın bu konuda temerrüde düşmesinden başlayarak altı ayın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. III. Ödünç alanın ödeme güçsüzlüğü
Ödünç alan, ödünç sözleşmesinin kurulmasından sonra ödeme güçsüzlüğüne düşerse ödünç veren, ödünç konusunun tesliminden kaçınabilir. Ödünç veren, ödünç alanın sözleşmenin kurulmasından önce ödeme güçsüzlüğüne düşmüş olduğunu daha sonra öğrenmişse, aynı hakka sahiptir. C. Para yerine verilen şeyler
Ödünç alana, sözleşmede kararlaştırılan para yerine, kıymetli evrak veya ticari mallar verilirse, borcun tutarı, bunların teslim zamanı ve yerindeki borsa ya da piyasa değeri üzerinden hesaplanır; aksine yapılan sözleşme geçersizdir. D. Geri verme zamanı
Ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir. ALTINCI BÖLÜM Hizmet Sözleşmeleri BİRİNCİ AYIRIM Genel Hizmet Sözleşmesi A. Tanımı
Hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle işgörmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. İşçinin işverene bir hizmeti kısmi süreli olarak düzenli biçimde yerine getirmeyi üstlendiği sözleşmeler de hizmet sözleşmesidir. Genel hizmet sözleşmesine ilişkin hükümler, kıyas yoluyla çıraklık sözleşmesine de uygulanır; özel kanun hükümleri saklıdır. B. Kurulması
Bir şeyi birlikte ödünç alanlar, ondan müteselsilen sorumlu olurlar. C. Sona ermesi I. Amacı belirlenmiş kullanmada
Tüketim ödüncü sözleşmesinde faiz oranı belirlenmemişse, kural olarak ödünç alma zamanında ve yerinde o tür ödünçlerde geçerli olan faiz oranı uygulanır. Sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, belirlenen faiz, yıllık olarak ödenir. Faizin anaparaya eklenerek birlikte yeniden faiz yürütülmesi kararlaştırılamaz. II. Zamanaşımı
TÜRK BORÇLAR KANUNU Kanun Numarası : 6098 Kabul Tarihi : 11/1/2011 Yayımlandığı Resmî Gazete : Tarih : 4/2/2011 Sayı : 27836 Yayımlandığı Düstur : Tertip : 5 Cilt : 50 BİRİNCİ KISIM Genel Hükümler BİRİNCİ BÖLÜM Borç İlişkisinin Kaynakları BİRİNCİ AYIRIM Sözleşmeden Doğan Borç İlişkileri A. Sözleşmenin kurulması I. İrade açıklaması 1. Genel olarak
Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur. İrade açıklaması, açık veya örtülü olabilir. 2. İkinci derecedeki noktalar
Taraflar sözleşmenin esaslı noktalarında uyuşmuşlarsa, ikinci derecedeki noktalar üzerinde durulmamış olsa bile, sözleşme kurulmuş sayılır. İkinci derecedeki noktalarda uyuşulamazsa hâkim, uyuşmazlığı işin özelliğine bakarak karara bağlar. Sözleşmelerin şekline ilişkin hükümler saklıdır. II. Öneri ve kabul 1. Süreli öneri
Kabul için süre belirleyerek bir sözleşme yapılmasını öneren, bu sürenin sona ermesine kadar önerisiyle bağlıdır. Kabul bu süre içinde kendisine ulaşmazsa; öneren, önerisiyle bağlılıktan kurtulur. 2. Süresiz öneri a. Hazır olanlar arasında
Sözleşmeden veya durumun gereğinden aksi anlaşılmadıkça, işçi yüklendiği işi bizzat yapmakla yükümlüdür. II. Özen ve sadakat borcu
İşçi, yüklendiği işi özenle yapmak ve işverenin haklı menfaatinin korunmasında sadakatle davranmak zorundadır. İşçi, işverene ait makineleri, araç ve gereçleri, teknik sistemleri, tesisleri ve taşıtları usulüne uygun olarak kullanmak ve bunlarla birlikte işin görülmesi için kendisine teslim edilmiş olan malzemeye özen göstermekle yükümlüdür. İşçi, hizmet ilişkisi devam ettiği sürece, sadakat borcuna aykırı olarak bir ücret karşılığında üçüncü kişiye hizmette bulunamaz ve özellikle kendi işvereni ile rekabete girişemez. İşçi, iş gördüğü sırada öğrendiği, özellikle üretim ve iş sırları gibi bilgileri, hizmet ilişkisinin devamı süresince kendi yararına kullanamaz veya başkalarına açıklayamaz. İşverenin haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğu ölçüde işçi, hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonra da sır saklamakla yükümlüdür. III. Teslim ve hesap verme borcu
İşçi, üstlendiği işin görülmesi sırasında üçüncü kişiden işveren için aldığı şeyleri ve özellikle paraları derhâl ona teslim etmek ve bunlar hakkında hesap vermekle yükümlüdür. İşçi, hizmetin ifasından dolayı elde ettiği şeyleri de derhâl işverene teslim etmekle yükümlüdür. IV. Fazla çalışma borcu
Fazla çalışma, ilgili kanunlarda belirlenen normal çalışma süresinin üzerinde ve işçinin rızasıyla yapılan çalışmadır. Ancak, normal süreden daha fazla çalışmayı gerektiren bir işin yerine getirilmesi zorunluluğu doğar, işçi bunu yapabilecek durumda bulunur ve aynı zamanda kaçınması da dürüstlük kurallarına aykırı olursa işçi, karşılığı verilmek koşuluyla, fazla çalışmayı yerine getirmekle yükümlüdür. Özel kanunlardaki hükümler saklıdır. V. Düzenlemelere ve talimata uyma borcu
Kabul için süre belirlenmeksizin hazır olan bir kişiye yapılan öneri hemen kabul edilmezse; öneren, önerisiyle bağlılıktan kurtulur. Telefon, bilgisayar gibi iletişim sağlayabilen araçlarla doğrudan iletişim sırasında yapılan öneri, hazır olanlar arasında yapılmış sayılır. b. Hazır olmayanlar arasında
Hizmet sözleşmesi, kanunda aksine bir hüküm olmadıkça özel bir şekle bağlı değildir. Bir kimse, durumun gereklerine göre ancak ücret karşılığında yapılabilecek bir işi belli bir zaman için görür ve bu iş de işveren tarafından kabul edilirse, aralarında hizmet sözleşmesi kurulmuş sayılır. Geçersizliği sonradan anlaşılan hizmet sözleşmesi, hizmet ilişkisi ortadan kaldırılıncaya kadar, geçerli bir hizmet sözleşmesinin bütün hüküm ve sonuçlarını doğurur. C. İşçinin borçları I. Bizzat çalışma borcu
İşveren, işin görülmesi ve işçilerin işyerindeki davranışlarıyla ilgili genel düzenlemeler yapabilir ve onlara özel talimat verebilir. İşçiler, bunlara dürüstlük kurallarının gerektirdiği ölçüde uymak zorundadırlar. VI. İşçinin sorumluluğu
Temsilci, yetkisinin sona ermiş olduğunu bilmediği sürece, temsil olunan veya halefleri, temsilcinin yapmış olduğu hukuki işlemlerin sonuçlarıyla bağlıdırlar. Bu kural, üçüncü kişilerin yetkinin sona ermiş olduğunu bildikleri durumlarda uygulanmaz. II. Yetkisiz temsil 1. Onama hâlinde
Borç, alışılmış iş saatlerinde ifa ve kabul edilir. IV. Sürenin uzatılması
Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir. C. Yenileme I. Genel olarak
Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, bir tarafın borcu kısmen imkânsızlaşır ve alacaklı kısmi ifaya razı olursa, karşı edim de o oranda ifa edilir. Alacaklının böyle bir ifaya razı olmaması veya karşı edimin bölünemeyen nitelikte olması durumunda, tam imkânsızlık hükümleri uygulanır. III. Aşırı ifa güçlüğü
Alacağın devrinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır. Alacağın devri sözü verme, şekle bağlı değildir. II. Yasal veya yargısal devir ve etkisi
Bazı hakların devrine özgü olarak kanunla konulmuş bulunan hükümler saklıdır. İKİNCİ AYIRIM Borcun Üstlenilmesi A. İç üstlenme sözleşmesi
Borca katılma, mevcut bir borca borçlunun yanında yer almak üzere, katılan ile alacaklı arasında yapılan ve katılanın, borçlu ile birlikte borçtan sorumlu olması sonucunu doğuran bir sözleşmedir. Borca katılan ile borçlu, alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olurlar. F. Malvarlığının veya işletmenin devralınması
Yerleşim yeri Türkiye’de olan alıcı, tarafı olduğu taksitle satış sözleşmesinden doğacak uyuşmazlıklar konusunda, yerleşim yerindeki mahkemenin yetkisinden önceden feragat edemeyeceği gibi, tahkim sözleşmesi de yapamaz. 7. Uygulama alanı
Alıcının tacir sıfatıyla hareket etmesi veya malın bir ticari işletmenin ihtiyacı için ya da meslekî amaçlarla satın alınması durumunda, 264 ilâ 271 inci maddeler uygulanmaz. III. Ortak hükümler
Taraflardan her biri, kira ilişkisinin devamını kendisi için çekilmez hâle getiren önemli sebeplerin varlığı durumunda, sözleşmeyi yasal fesih bildirim süresine uyarak her zaman feshedebilir. Hâkim, durum ve koşulları göz önünde tutarak, olağanüstü fesih bildiriminin parasal sonuçlarını karara bağlar. 2. Kiracının iflası
Kiracının ölmesi durumunda mirasçıları, yasal fesih bildirim süresine uyarak en yakın fesih dönemi sonu için sözleşmeyi feshedebilirler. G. Kiralananın geri verilmesi I. Genel olarak
İşçi, işverene kusuruyla verdiği her türlü zarardan sorumludur. Bu sorumluluğun belirlenmesinde; işin tehlikeli olup olmaması, uzmanlığı ve eğitimi gerektirip gerektirmemesi ile işçinin işveren tarafından bilinen veya bilinmesi gereken yetenek ve nitelikleri göz önünde tutulur. D. İşverenin borçları I. Ücret ödeme borcu 1. Ücret a. Genel olarak
İşveren, işçiye sözleşmede veya toplu iş sözleşmesinde belirlenen; sözleşmede hüküm bulunmayan hâllerde ise, asgari ücretten az olmamak üzere emsal ücreti ödemekle yükümlüdür. b. Fazla çalışma ücreti
İşveren, fazla çalışma için işçiye normal çalışma ücretini en az yüzde elli fazlasıyla ödemekle yükümlüdür. İşveren, işçinin rızasıyla fazla çalışma ücreti yerine, uygun bir zamanda fazla çalışmayla orantılı olarak izin verebilir. c. İşin sonucundan pay alma
İşsahibi, eserin tamamlanmasından önce yapılmış olan kısmın karşılığını ödemek ve yüklenicinin bütün zararlarını gidermek koşuluyla sözleşmeyi feshedebilir. IV. İşsahibi yüzünden ifanın imkânsızlaşması
Bir veya birkaç kişi, yayımcının belirlediği plana göre bir eser meydana getirmeyi üstlenirlerse, sadece sözleşmeyle kararlaştırılan ücrete hak kazanırlar. Bu durumda, sözleşme konusu mali haklar yayımcıya ait olur. DOKUZUNCU BÖLÜM Vekâlet İlişkileri BİRİNCİ AYIRIM Vekâlet Sözleşmesi A. Tanımı
Ücret, belirlenmemişse tarifeye, tarife yoksa teamüle göre ödenir. III. Simsarın haklarını kaybetmesi
İşsahibi yapılan işi uygun bulmuşsa, vekâlet hükümleri uygulanır. ONBİRİNCİ BÖLÜM Komisyon Sözleşmesi A. Alım veya satım komisyonculuğu I. Tanımı
Vekâlet verenin vekâleti geri aldığı haberi komisyoncuya ulaştığı anda, komisyoncunun işlemi kendisiyle yapma hakkı düşer. Ancak, bu haber kendisine ulaşmadan önce komisyoncu, işlemin yapıldığı bildirimini göndermişse, bu hüküm uygulanmaz. B. Diğer komisyon işleri
Saklanan, masrafları ve hasarı saklatana ait olmak üzere, korunması gereken yerde geri verilir. 3. Saklayanların sorumluluğu
Sözleşmeyle işçiye ücretle birlikte üretilenden, cirodan veya kârdan belli bir pay verilmesi kararlaştırılmışsa, hesap dönemi sonunda bu pay, yasal hükümler veya genellikle kabul edilmiş ticari esaslar göz önünde tutularak belirlenir. İşçiye belli bir pay verilmesi kararlaştırılan hâllerde, payın hesaplanmasında uyuşulamazsa işveren, işçiye veya onun yerine, birlikte kararlaştırdıkları ya da hâkimin atadığı bilirkişiye bilgi vermek ve bilginin dayanağını oluşturan işletmeyle ilgili defter ve belgeleri incelemesine sunmak; kârdan bir pay verilmesi kararlaştırılmışsa, işveren işçiye, istemi üzerine ayrıca yıl sonu kâr zarar cetvelini vermek zorundadır. d. Aracılık ücreti
İşveren, bayram, yılbaşı ve doğum günü gibi belirli günler dolayısıyla işçilerine özel ikramiye verebilir. Ancak, işçilerin ikramiyeyi istem hakları bu konuda anlaşmanın veya çalışma şartının ya da işverenin tek taraflı taahhüdünün varlığı hâlinde doğar. Hizmet sözleşmesi ikramiyenin verildiği dönemden önce sona ermişse, ikramiyenin çalıştığı süreye yansıyan bölümü ödenir. 2. Ücretin ödenmesi a. Ödeme süresi
Aksine âdet olmadıkça, işçiye ücreti her ayın sonunda ödenir. Ancak, hizmet sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesiyle daha kısa ödeme süreleri belirlenebilir. Daha kısa bir ödeme süresi kararlaştırılmamışsa veya aksine âdet yoksa, aracılık ücreti her ayın sonunda ödenir. Ancak, işlemlerin yapılması altı aydan daha uzun bir süre gerektirdiği takdirde, aracılık ücreti asıl ücrete ek olarak kararlaştırılmışsa, yazılı anlaşmayla ödeme daha ileri bir tarihe bırakılabilir. Asıl ücrete ek olarak üretilenden pay verilmesi öngörülen hâllerde, ürün payı belirlenir belirlenmez, cirodan veya kârdan pay verilmesi kararlaştırılan hâllerde ise payın, hesap dönemini izleyen en geç üç ay içinde belirlenerek ödenmesi şarttır. İşveren, işçiye zorunlu ihtiyacının ortaya çıkması hâlinde ve hakkaniyet gereği ödeyebilecek durumda ise, hizmetiyle orantılı olarak avans vermekle yükümlüdür. b. Ücretin korunması
İşveren, işgörme ediminin yerine getirilmesini kusuruyla engellerse veya edimi kabulde temerrüde düşerse, işçiye ücretini ödemekle yükümlü olup, işçiden bu edimini daha sonra yerine getirmesini isteyemez. Ancak, işçinin bu engelleme sebebiyle yapmaktan kurtulduğu giderler ile başka bir iş yaparak kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar ücretinden indirilir. b. İşçinin çalışmayı durdurması hâlinde
Uzun süreli bir hizmet ilişkisinde işçi, hastalık, askerlik veya kanundan doğan çalışma ve benzeri sebeplerle kusuru olmaksızın, iş gördüğü süreye oranla kısa bir süre için işgörme edimini ifa edemezse işveren, başka bir yolla karşılanmadığı takdirde, o süre için işçiye hakkaniyete uygun bir ücret ödemekle yükümlüdür. 4. Ücret alacağının haczi, devri ve rehnedilmesi
İşçi, sözleşme gereğince yalnız bir işveren için sadece parça başına veya götürü iş yapmayı üstlenmişse işveren, ona yeterli iş vermekle yükümlüdür. İşveren, kendi kusuru olmaksızın sözleşmede öngörülen parça başına veya götürü iş sağlayamayacak durumda bulunduğu veya işletme koşulları geçici olarak gerektirdiği takdirde işçiye, ücreti zaman esasına göre öder. Bu durumda, zamana göre ödenecek ücret, anlaşmada veya hizmet ya da toplu iş sözleşmesinde belirlenmemişse işveren, işçiye parça başına veya götürü olarak daha önce aldığı ortalama ücrete eşdeğer bir ücret ödemekle yükümlüdür. Parça başına veya götürü ya da zamana göre iş sağlayamayan işveren, en azından işgörme edimini kabulde temerrüt hükümleri uyarınca zamana göre işgörmede ödeyeceği ücreti ödemekle yükümlüdür. b. Birim ücreti
İşçilerin ücretinin dörtte birinden fazlası haczedilemez, başkasına devredilemez ve rehnedilemez. Ancak, işçinin bakmakla yükümlü olduğu aile bireyleri için hâkim tarafından takdir edilecek miktar, bu orana dâhil değildir. Nafaka alacaklılarının hakları saklıdır. Gelecekteki ücret alacaklarının devredilmesi veya rehnedilmesi geçersizdir. 5 2/7/2018 tarihli ve 700 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 190 ıncı maddesiyle bu fıkrada yer alan “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığından sorumlu Devlet Bakanlığı müştereken” ibaresi “Cumhurbaşkanlığı” şeklinde değiştirilmiştir. 5. Parça başına veya götürü iş a. İş verme
İşçi, sözleşme gereğince parça başına veya götürü olarak çalışmayı üstlendiği takdirde işveren, her işin başlamasından önce ona ödenecek birim ücretini bildirmekle yükümlüdür. Bu bildirimi yapmayan işveren, aynı veya benzer bir iş için belirlenmiş olan birim ücretini ödemekle yükümlüdür. II. İş araç ve malzemeleri
Aksine anlaşma veya yerel âdet yoksa, işveren işçiye bu iş için gerekli araçları ve malzemeyi sağlamakla yükümlüdür. İşçi işverenle anlaşarak kendi araç veya malzemesini işin görülmesine özgülerse, aksi anlaşmada kararlaştırılmadıkça veya yerel âdet bulunmadıkça işveren, bunun için işçiye uygun bir karşılık ödemekle yükümlüdür. III. Giderler 1. Genel olarak
İşçi, işin görülmesi için işverenle anlaşarak işverenin veya kendisinin sağladığı bir taşıma aracı kullanıyorsa, taşıtın işletilmesi ve bakımı için gerekli olağan giderler, hizmet için kullanıldığı ölçüde işverence karşılanır. İşçi işverenle anlaşarak, işin görülmesinde kendi motorlu aracını kullanıyorsa, işveren ayrıca bu araçla ilgili vergiyi, zorunlu mali sorumluluk sigortası primini ve aracın yıpranması karşılığında uygun bir tazminatı hizmet için kullanıldığı ölçüde işçiye ödemekle yükümlüdür. İşçi işverenle anlaşarak, hizmetin görülmesinde kendisine ait diğer taşıma araçlarını ve hayvanlarını kullanıyorsa işveren, bunların kullanma ve bakımı için gerekli olan olağan giderleri hizmet için kullanıldığı ölçüde karşılamakla yükümlüdür. 3. Giderlerin ödenmesi
İşçinin yapmış olduğu giderlerden doğan alacağı, daha kısa bir süre kararlaştırılmamışsa veya yerel âdet yoksa, her defasında ücretle birlikte ödenir. İşçi, sözleşmeden doğan borçlarını yerine getirmek için düzenli olarak masraf yapıyorsa, kendisine en az ayda bir olmak üzere belirli aralıklarla uygun bir avans verilir. IV. İşçinin kişiliğinin korunması 1. Genel olarak
İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür. İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir. 2. Ev düzeni içinde çalışmada
İşveren, işçiye ait kişisel verileri, ancak işçinin işe yatkınlığıyla ilgili veya hizmet sözleşmesinin ifası için zorunlu olduğu ölçüde kullanabilir. Özel kanun hükümleri saklıdır. V. Ceza koşulu ve ibra
Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir. İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur. İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün tazminat alacaklarına da uygulanır. VI. Tatil ve izinler 1. Hafta tatili ve iş arama izni
İşveren, işçiye her hafta, kural olarak pazar günü veya durum ve koşullar buna imkân vermezse, bir tam çalışma günü tatil vermekle yükümlüdür. İşveren, belirsiz süreli hizmet sözleşmesinin feshi hâlinde, bildirim süresi içinde işçiye ücretinde bir kesinti olmaksızın, günde iki saat iş arama izni vermekle yükümlüdür. İzin saatlerinin ve günlerinin belirlenmesinde, işyerinin ve işçinin haklı menfaatleri göz önünde tutulur. 2. Yıllık izin a. Süresi
İşveren, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yılda en az iki hafta ve onsekiz yaşından küçük işçiler ile elli yaşından büyük işçilere de en az üç hafta ücretli yıllık izin vermekle yükümlüdür. b. İndirimi
İşveren, işin görülmesinin gerektirdiği her türlü harcama ile işçiyi işyeri dışında çalıştırdığı takdirde, geçimi için zorunlu olan harcamaları da ödemekle yükümlüdür. Yazılı olarak yapılmış bir hizmet veya toplu iş sözleşmesinde, bizzat işçi tarafından karşılanması kararlaştırılan harcamaların, işçiye götürü biçimde günlük, haftalık veya aylık olarak ödenmesi öngörülebilir. Ancak bu ödeme, zorunlu harcamaları karşılayacak miktardan az olamaz. Zorunlu harcamaların kısmen veya tamamen işçi tarafından bizzat karşılanmasına ilişkin anlaşmalar geçersizdir. 2. Taşıma araçları
Yıllık ücretli izinler, kural olarak aralıksız biçimde verilir; ancak tarafların anlaşmasıyla ikiye bölünerek de kullanılabilir. İşveren, yıllık ücretli izin tarihlerini, işyerinin veya ev düzeninin menfaatleriyle bağdaştığı ölçüde, işçinin isteklerini göz önünde tutarak belirler. d. Ücreti
İşveren, yıllık ücretli iznini kullanan her işçiye, yıllık ücretli izin süresine ilişkin ücretini, ilgili işçinin izne başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans olarak vermekle yükümlüdür. İşçi, hizmet ilişkisi devam ettiği sürece, işverenden alacağı para ve başka menfaatler karşılığında yıllık ücretli izin hakkından feragat edemez. Hizmet sözleşmesinin herhangi bir sebeple sona ermesi hâlinde, işçinin hak kazanıp da kullanamadığı yıllık izin sürelerine ait ücreti, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden kendisine veya hak sahiplerine ödenir. Bu ücrete ilişkin zamanaşımı, hizmet sözleşmesinin sona erdiği tarihte işlemeye başlar. VII. Hizmet belgesi
İşveren, işçinin isteği üzerine her zaman, işin türünü ve süresini içeren bir hizmet belgesi vermekle yükümlüdür. İşçinin açıkça istemde bulunması hâlinde, hizmet belgesinde onun işgörmedeki becerisi ile tutum ve davranışları da belirtilir. Hizmet belgesinin zamanında verilmemesinden veya belgede doğru olmayan bilgiler bulunmasından zarar gören işçi veya işçiyi işe alan yeni işveren, eski işverenden tazminat isteyebilir. E. Sınaî ve fikrî mülkiyet hakkı
İşyerinin tamamı veya bir bölümü hukuki bir işlemle başkasına devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan hizmet sözleşmeleri, bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer. İşçinin hizmet süresine bağlı hakları bakımından, onun devreden işveren yanında işe başladığı tarih esas alınır. Yukarıdaki hükümlere göre devir hâlinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan, devreden ve devralan işveren müteselsilen sorumludurlar. Ancak, devreden işverenin bu yükümlülüklerden doğan sorumluluğu, devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır. II. Sözleşmenin devri
Hizmet sözleşmesi, ancak işçinin yazılı rızası alınmak suretiyle, sürekli olarak başka bir işverene devredilebilir. Devir işlemiyle, devralan, bütün hak ve borçları ile birlikte, hizmet sözleşmesinin işveren tarafı olur. Bu durumda, işçinin, hizmet süresine bağlı hakları bakımından, devreden işveren yanında işe başladığı tarih esas alınır. G. Sözleşmenin sona ermesi I. Belirli süreli sözleşmede
Belirli süreli hizmet sözleşmesi, aksi kararlaştırılmadıkça, fesih bildiriminde bulunulmasına gerek olmaksızın, sürenin bitiminde kendiliğinden sona erer. Belirli süreli sözleşme, süresinin bitiminden sonra örtülü olarak sürdürülüyorsa, belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür. Ancak, esaslı bir sebebin varlığı hâlinde, üst üste belirli süreli hizmet sözleşmesi kurulabilir. Taraflardan her biri, on yıldan uzun süreli hizmet sözleşmesini on yıl geçtikten sonra, altı aylık fesih bildirim süresine uyarak feshedebilir. Fesih, ancak bu süreyi izleyen aybaşında hüküm ifade eder. Sözleşmenin fesih bildirimiyle sona ereceği kararlaştırılmış ve iki taraf da fesih bildiriminde bulunmamışsa, sözleşme belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür. II. Belirsiz süreli sözleşmede 1. Genel olarak fesih hakkı
Taraflardan her birinin, belirsiz süreli sözleşmeyi fesih sürelerine uyarak feshetme hakkı vardır. 2. Fesih bildirim süresi a. Genel olarak
Taraflar, hizmet sözleşmesine iki ayı aşmamak koşuluyla deneme süresi koyabilirler. Deneme süresi konulmuşsa taraflar, bu süre içinde fesih süresine uymak zorunda olmaksızın, hizmet sözleşmesini tazminatsız feshedebilirler. İşçinin çalıştığı günler için ücret ve diğer hakları saklıdır. III. Feshe karşı koruma
Hizmet sözleşmesinin fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işveren, işçiye fesih bildirim süresine ait ücretin üç katı tutarında tazminat ödemekle yükümlüdür. IV. Derhâl fesih 1. Koşulları a. Haklı sebepler
Hizmet buluşları üzerinde işçinin ve işverenin hakları, bunların kazanılması ile diğer sınaî ve fikrî mülkiyet hakları konusunda özel kanun hükümleri uygulanır. F. Hizmet ilişkisinin devri I. İşyerinin tamamının veya bir bölümünün devri
Taraflardan her biri, haklı sebeplerle sözleşmeyi derhâl feshedebilir. Sözleşmeyi fesheden taraf, fesih sebebini yazılı olarak bildirmek zorundadır. Sözleşmeyi fesheden taraftan, dürüstlük kurallarına göre hizmet ilişkisini sürdürmesi beklenemeyen bütün durum ve koşullar, haklı sebep sayılır. b. İşverenin ödeme güçsüzlüğüne düşmesi
İşverenin ödeme güçsüzlüğüne düşmesi hâlinde işçi, sözleşmeden doğan hakları uygun bir süre içinde işveren tarafından güvenceye bağlanmazsa, sözleşmeyi derhâl feshedebilir. 2. Sonuçları a. Haklı sebeple fesihte
İşveren, haklı sebep olmaksızın hizmet sözleşmesini derhâl feshederse işçi, belirsiz süreli sözleşmelerde, fesih bildirim süresine; belirli süreli sözleşmelerde ise, sözleşme süresine uyulmaması durumunda, bu sürelere uyulmuş olsaydı kazanabileceği miktarı, tazminat olarak isteyebilir. Belirli süreli hizmet sözleşmesinde işçinin hizmet sözleşmesinin sona ermesi yüzünden tasarruf ettiği miktar ile başka bir işten elde ettiği veya bilerek elde etmekten kaçındığı gelir, tazminattan indirilir. Hâkim, bütün durum ve koşulları göz önünde tutarak, ayrıca miktarını serbestçe belirleyeceği bir tazminatın işçiye ödenmesine karar verebilir; ancak belirlenecek tazminat miktarı, işçinin altı aylık ücretinden fazla olamaz. c. İşçinin haksız olarak işe başlamaması veya işi bırakması
İşçi, haklı sebep olmaksızın işe başlamadığı veya aniden işi bıraktığı takdirde işveren, aylık ücretin dörtte birine eşit bir tazminat isteme hakkına sahiptir. İşverenin, ayrıca ek zararlarının giderilmesini isteme hakkı da vardır. İşveren zarara uğramamışsa veya uğradığı zarar işçinin aylık ücretinin dörtte birinden az ise, hâkim tazminatı indirebilir. Tazminat isteme hakkı takas yoluyla sona ermemişse işveren, işçinin işe başlamamasından veya işi bırakmasından başlayarak otuz gün içinde, dava veya takip yoluyla bu hakkını kullanmak zorundadır. Aksi takdirde, tazminat isteme hakkı düşer. V. İşçinin veya işverenin ölümü 1. İşçinin ölümü
Sözleşme, işçinin ölümüyle kendiliğinden sona erer. İşveren, işçinin sağ kalan eşine ve ergin olmayan çocuklarına, yoksa bakmakla yükümlü olduğu kişilere, ölüm gününden başlayarak bir aylık; hizmet ilişkisi beş yıldan uzun bir süre devam etmişse, iki aylık ücret tutarında bir ödeme yapmakla yükümlüdür. 2. İşverenin ölümü
Sözleşmenin sona ermesiyle, sözleşmeden doğan bütün borçlar muaccel olur. Muacceliyet anı, işçinin aracılığı suretiyle kurulan hukuki ilişkilerde üçüncü kişinin üstlendiği borç, hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonra tamamen veya kısmen ifa edilecekse altı aya; dönemsel edimler içeren ilişkilerde bir yıla; sigorta sözleşmelerinde veya ifası altı aydan uzun bir süreye yayılmış olan işlerde ise iki yıla kadar, yazılı bir anlaşmayla ertelenebilir. Üretilenden pay verilmesi öngörülen hâllerde ürün payı belirlenir belirlenmez, cirodan veya kârdan pay verilmesi kararlaştırılan hâllerde ise pay, hesap dönemini izleyen en geç üç ay sonunda muaccel olur. 2. Geri verme yükümlülüğü
Sözleşmenin sona ermesi durumunda, taraflardan her biri, diğerinden veya üçüncü bir kişiden diğerinin hesabına, hizmetle ilişkili olarak almış olduğu şeyleri geri vermekle yükümlüdür. İşçi, özellikle motorlu taşıtları ve trafik izin belgelerini, alacaklarından fazla olduğu ölçüde ücret ve masraf avanslarını geri vermekle yükümlüdür. Tarafların hapis hakları saklıdır. VII. Rekabet yasağı 1. Koşulları
Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir. Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir. 2. Sınırlandırılması
İşverenin ölümü hâlinde, yerini mirasçıları alır. Bu durumda işyerinin tamamının veya bir bölümünün devri ile gerçekleşen hizmet ilişkisinin devrine ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır. Hizmet sözleşmesi ağırlıklı olarak işverenin kişiliği dikkate alınmak suretiyle kurulmuşsa, onun ölümüyle kendiliğinden sona erer. Ancak, işçi sözleşmenin süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı zarar için, mirasçılardan hakkaniyete uygun bir tazminat isteminde bulunabilir. VI. Sözleşmenin sona ermesinin sonuçları 1. Borçların muaccel olması
Haklı fesih sebepleri, taraflardan birinin sözleşmeye uymamasından doğmuşsa o taraf, sebep olduğu zararı, hizmet ilişkisine dayanan bütün haklar göz önünde tutularak, tamamen gidermekle yükümlüdür. Diğer durumlarda hâkim, bütün durum ve koşulları göz önünde tutarak haklı sebeple feshin maddi sonuçlarını serbestçe değerlendirir. b. Haklı sebebe dayanmayan fesihte
Rekabet yasağına aykırı davranan işçi, bunun sonucu olarak işverenin uğradığı bütün zararları gidermekle yükümlüdür. Yasağa aykırı davranış bir ceza koşuluna bağlanmışsa ve sözleşmede aksine bir hüküm de yoksa, işçi öngörülen miktarı ödeyerek rekabet yasağına ilişkin borcundan kurtulabilir; ancak, işçi bu miktarı aşan zararı gidermek zorundadır. İşveren, ceza koşulu ve doğabilecek ek zararlarının ödenmesi dışında, sözleşmede yazılı olarak açıkça saklı tutması koşuluyla, kendisinin ihlal veya tehdit edilen menfaatlerinin önemi ile işçinin davranışı haklı gösteriyorsa, yasağa aykırı davranışa son verilmesini de isteyebilir. 4. Sona ermesi
Rekabet yasağı, işverenin bu yasağın sürdürülmesinde gerçek bir yararının olmadığı belirlenmişse sona erer. Sözleşme, haklı bir sebep olmaksızın işveren tarafından veya işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından feshedilirse, rekabet yasağı sona erer. İKİNCİ AYIRIM Pazarlamacılık Sözleşmesi A. Tanımı ve kurulması I. Tanımı
Pazarlamacılık sözleşmesi, pazarlamacının sürekli olarak, bir ticari işletme sahibi işveren hesabına ve işletmesinin dışında, her türlü işlemin yapılmasına aracılık etmeyi veya yazılı anlaşma varsa, bu anlaşmada belirtilen işlemleri yapmayı, işletme sahibi işverenin de buna karşılık ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. II. Kurulması
Pazarlamacılık sözleşmesi, sözleşmenin süresini, sona ermesini, pazarlamacının yetkilerini, ücret ve masrafların nasıl ödeneceğini, taraflardan birinin yerleşim yeri yabancı ülkede ise uygulanacak hukukun ve yetkili mahkemenin hangisi olduğunu içerir. Yukarıdaki fıkra uyarınca sözleşmede yer alması öngörülen hususlar taraflarca belirlenmemişse, kanun hükümleri ve alışılmış hizmet koşulları uygulanır. B. Pazarlamacının yükümlülük ve yetkileri I. Yükümlülükleri
Pazarlamacının, müşterilerin ödememelerinden veya diğer yükümlülüklerini ifa etmemelerinden sorumlu olacağına ya da alacağın tahsili için yapılacak masrafları tamamen veya kısmen karşılayacağına ilişkin anlaşmalar, kesin olarak hükümsüzdür. Pazarlamacı, kendi müşteri çevresiyle işlem yapıyorsa, müşterilerin borçlarını ifa etmemesi durumunda, işverenin her bir işlemde uğrayacağı zararın dörtte birini geçmemek üzere karşılamayı, uygun bir ek komisyon kararlaştırılması koşuluyla yazılı olarak üstlenebilir. Sigorta sözleşmelerinde aracılık yapan pazarlamacılar, bir primin tamamının veya bir kısmının ödenmemesi sebebiyle, bunun tahsili için dava veya icra takibi yoluna başvurulması durumunda, bu amaçla yapılacak masrafların en çok yarısını karşılayacaklarını, yazılı olarak üstlenebilirler. III. Yetkileri
Aksine yazılı anlaşma olmadıkça pazarlamacı, sadece işlemlere aracılık etmeye yetkilidir. Pazarlamacı, işlem yapmaya yetkili kılınmışsa yetkisi, bu işlerin icrası için gereken bütün olağan hukuki işlem ve fiilleri kapsar; özel yetki verilmedikçe müşterilerden tahsilat yapamaz ve ödeme günlerini değiştiremez. C. İşverenin özel yükümlülükleri I. Faaliyet alanı
Pazarlamacıya belirli bir pazarlama alanında veya belirli bir müşteri çevresinde faaliyette bulunma yetkisi verilmiş ve aksine yazılı anlaşma da yapılmamışsa işveren, başkalarına aynı alan veya çevrede faaliyette bulunma yetkisi veremez; ancak, kendisi üçüncü kişilerle işlem yapabilir. Sözleşmenin pazarlama alanı veya müşteri çevresine ilişkin hükmünün değiştirilmesini gerektiren bir sebep varsa işveren, söz konusu hükmü, sözleşmede fesih bildirim süresi öngörülmüş olsa bile, bu süreye uymadan tek taraflı olarak değiştirebilir; ancak, bu durumda pazarlamacının tazminat ve hizmet sözleşmesini haklı sebeple sona erdirme hakkı saklıdır. II. Ücret 1. Genel olarak
Pazarlamacı, belirli bir pazarlama alanı veya belirli bir müşteri çevresinde faaliyette bulunma yetkisi sadece kendisine verilmişse, kendisinin veya işverenin bu alan veya çevrede yaptığı bütün işlerde kararlaştırılmış ya da alışılmış olan komisyonun ödenmesini isteyebilir. Belirli bir pazarlama alanı veya belirli müşteri çevresinde faaliyette bulunma yetkisi pazarlamacıyla birlikte başkalarına da verilmişse pazarlamacıya, sadece kendisinin aracılık ettiği veya bizzat yaptığı işler için komisyon ödenir. Komisyonun muaccel olması anında, yapılan işin değeri henüz kesin olarak belirlenemiyorsa komisyon, önce alışılmış olan en az değeri üzerinden, geri kalanı ise, en geç işin yerine getirilmesinde ödenir. 3. Pazarlama faaliyetinin engellenmesi
Pazarlamacının pazarlama işlerini yürütmesi, kendi kusuru olmaksızın imkânsız hâle gelir ve sözleşme veya kanun gereği bu hâlde bile kendisine ücret ödenmesi gerekirse ücret, sabit ücrete ve komisyonun kaybı sebebiyle ödenebilecek uygun tazminata göre belirlenir. Ancak komisyon, ücretin beşte birinden az ise, komisyon kaybı sebebiyle tazminat ödenmeyeceği yazılı olarak kararlaştırılabilir. Pazarlamacı, pazarlama işlerini kendi kusuru olmaksızın yürütme imkânını bulamamasına karşın ücretinin tamamını almışsa, işverenin istemi üzerine, kendisinin yapabileceği ve kendisinden beklenebilecek işleri onun işletmesinde yapmakla yükümlüdür. III. Harcamalar
Pazarlamacı, aynı zamanda birden fazla işveren hesabına faaliyette bulunuyorsa, aksi yazılı şekilde kararlaştırılmadıkça, her işveren, pazarlamacının harcamalarına eşit olarak katılmakla yükümlüdür. Harcamaların tamamen veya kısmen sabit ücrete veya komisyona dâhil edilmesine ilişkin anlaşmalar kesin olarak hükümsüzdür. IV. Hapis hakkı
Komisyon, sabit ücretin en az beşte birini oluşturuyor ve önemli mevsimlik dalgalanmalardan etkileniyorsa işveren, bir önceki mevsimin sona ermesinden beri kendisiyle çalışmaya devam eden pazarlamacının sözleşmesini, yeni mevsim sırasında iki aylık fesih süresine uyarak feshedebilir. Aynı koşullar altında pazarlamacı da, kendisini bir önceki mevsim sonuna kadar çalıştırmış ve bundan sonra da çalıştırmaya devam eden işverene karşı, bir sonraki mevsimin başlamasına kadar olan dönemde, iki aylık fesih süresine uyarak sözleşmeyi feshedebilir. II. Özel sonuçlar
Sözleşmenin sona ermesi hâlinde, pazarlamacının bizzat yaptığı veya yapılmasına aracılık ettiği bütün işlemler ile kabul ve yerine getirme zamanına bakılmaksızın, sözleşmenin sona ermesine kadar işverene iletilen bütün siparişler için komisyon ödenir. Sözleşmenin sona ermesi hâlinde pazarlamacı, pazarlamacılık faaliyetinde bulunması için kendisine verilen örnek ve modelleri, fiyat tarifelerini, müşterilerle ilgili kayıtları ve diğer belgeleri işverene geri vermekle yükümlüdür. Ancak, pazarlamacının hapis hakkı saklıdır. ÜÇÜNCÜ AYIRIM Evde Hizmet Sözleşmesi A. Tanımı ve çalışma koşulları I. Tanımı
Evde hizmet sözleşmesi, işverenin verdiği işi, işçinin kendi evinde veya belirleyeceği başka bir yerde, bizzat veya aile bireyleriyle birlikte bir ücret karşılığında görmeyi üstlendiği sözleşmedir. II. Çalışma koşullarının bildirilmesi
İşveren, işçiye her yeni iş verişinde genel çalışma koşulları dışında kalan ve o işe özgü özellikleri bildirir; gerekiyorsa işçi tarafından sağlanacak malzemeyi, bu malzemenin sağlanması için kendisine ne miktarda ödemede bulunacağını ve iş için ödeyeceği ücreti de işçiye yazılı olarak bildirir. İşin verilmesinden önce malzeme için ödenecek bedel ve iş için ödenecek ücret yazıyla bildirilmemişse, bu işlerde uygulanan alışılmış bedel ve ücret ödenir. III. İşçinin özel borçları 1. İşin yapılması
Malzeme ve iş araçları işveren tarafından sağlanmışsa, işçi bunları gereken özeni göstererek kullanmak, bundan dolayı hesap vermek, ayrıca kalan malzeme ile iş araçlarını da işverene teslim etmekle yükümlüdür. İşçi işi görürken, kendisine teslim edilen malzemenin veya iş araçlarının bozuk olduğunu belirlerse, durumu hemen işverene bildirir ve işe devam etmeden önce, onun talimatını bekler. İşçi, kendisine teslim edilen malzeme veya iş araçlarını kendi kusuruyla kullanılmaz hâle getirirse, işverene karşı onun kullanılmaz hâle geldiği gündeki rayiç bedeli kadar sorumludur. IV. İşverenin özel borçları 1. Ürünün kabulü
İşveren, işçinin üreterek teslim ettiği ürünü inceler; varsa bulduğu ayıpları teslimden başlayarak bir hafta içinde işçiye bildirir. Süresinde bildirim yapılmamışsa, ürün mevcut durumuyla kabul edilmiş sayılır. 2. Ücret a. Ödenmesi
Yapılan işin ücreti, işçi, işveren tarafından aralıksız olarak çalıştırıldığı takdirde, onbeş günde bir veya işçinin rızasıyla ayda bir; aralıklı olarak çalıştırıldığı takdirde, ürünün her tesliminde ödenir. Her ücret ödenmesinde işçiye, bir hesap özeti verilir. Hesap özetinde, varsa kesintilerin miktarı ve sebebi de gösterilir. b. Çalışmanın engellenmesi hâlinde
İşçiyi aralıksız biçimde çalıştıran işveren, ürünü kabulde temerrüde düştüğü veya işçinin kişiliğinden kaynaklanan sebeplerle ve kusuru olmaksızın çalışma engellendiği takdirde, hizmet ediminin engellenmesi durumundaki ücret ödenmesine ilişkin hükümler gereğince, ona ücretini ödemekle yükümlüdür. Diğer durumlarda işveren, bu hükümlere göre ücret ödemekle yükümlü değildir. V. Sona ermesi
İşçiye deneme amacıyla bir iş verilmişse, aksi kararlaştırılmadıkça, sözleşme deneme süresi için kurulmuş sayılır. İşçi, işveren tarafından aralıksız olarak çalıştırıldığı takdirde, aksi kararlaştırılmadıkça, sözleşme belirsiz süreyle yapılmış sayılır; diğer durumlarda sözleşmenin belirli süreyle yapıldığı kabul edilir. B. Genel hükümlerin uygulanması
Pazarlamacılık ilişkisinden doğan muaccel alacaklar ile işverenin ödeme güçsüzlüğüne düşmesi durumunda, henüz muaccel olmayan alacakların güvence altına alınması için pazarlamacı, taşınırlar, kıymetli evrak ve tahsil yetkisine dayanarak müşterilerden almış olduğu paralar üzerinde hapis hakkına sahiptir. Pazarlamacı, araç ve taşıma belgelerini, fiyat tarifelerini, müşterilerle ilgili kayıtlar ile diğer belgeleri alıkoyamaz. D. Sona ermesi I. Özel fesih süresi
Pazarlamacılık sözleşmesine ve evde hizmet sözleşmesine ilişkin hüküm bulunmayan hâllerde, hizmet sözleşmesinin genel hükümleri uygulanır. YEDİNCİ BÖLÜM Eser Sözleşmesi A. Tanımı
Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. B. Hükümleri I. Yüklenicinin borçları 1. Genel olarak
Yüklenici, üstlendiği edimleri işsahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken meslekî ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır. Yüklenici, meydana getirilecek eseri doğrudan doğruya kendisi yapmak veya kendi yönetimi altında yaptırmakla yükümlüdür. Ancak, eserin meydana getirilmesinde yüklenicinin kişisel özellikleri önem taşımıyorsa, işi başkasına da yaptırabilir. Aksine âdet veya anlaşma olmadıkça yüklenici, eserin meydana getirilmesi için kullanılacak olan araç ve gereçleri kendisi sağlamak zorundadır. 2. Malzeme bakımından
Malzeme yüklenici tarafından sağlanmışsa yüklenici, bu malzemenin ayıplı olması yüzünden işsahibine karşı, satıcı gibi sorumludur. Malzeme işsahibi tarafından sağlanmışsa yüklenici, onları gereken özeni göstererek kullanmakla ve bundan dolayı hesap ve artanı geri vermekle yükümlüdür. Eser meydana getirilirken, işsahibinin sağladığı malzemenin veya eserin yapılması için gösterdiği yerin ayıplı olduğu anlaşılır veya eserin gereği gibi ya da zamanında meydana getirilmesini tehlikeye düşürecek başka bir durum ortaya çıkarsa, yüklenici bu durumu hemen işsahibine bildirmek zorundadır; bildirmezse bundan doğacak sonuçlardan sorumlu olur. 3. İşe başlama ve yürütme
İşsahibi, eserin tesliminden sonra, işlerin olağan akışına göre imkân bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve ayıpları varsa, bunu uygun bir süre içinde yükleniciye bildirmek zorundadır. Taraflardan her biri, giderini karşılayarak, eserin bilirkişi tarafından gözden geçirilmesini ve sonucun bir raporla belirlenmesini isteyebilir. b. İşsahibinin seçimlik hakları
Eserdeki ayıp sebebiyle yüklenicinin sorumlu olduğu hâllerde işsahibi, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir: 1. Eser işsahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aynı ölçüde aykırı olursa sözleşmeden dönme. 2. Eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim isteme. 3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere, eserin ücretsiz onarılmasını isteme. İşsahibinin genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. Eser, işsahibinin taşınmazı üzerinde yapılmış olup, sökülüp kaldırılması aşırı zarar doğuracaksa işsahibi, sözleşmeden dönme hakkını kullanamaz. c. İşsahibinin sorumluluğu
Eserin ayıplı olması, yüklenicinin açıkça yaptığı ihtara karşın, işsahibinin verdiği talimattan doğmuş bulunur veya herhangi bir sebeple işsahibine yüklenebilecek olursa işsahibi, eserin ayıplı olmasından doğan haklarını kullanamaz. d. Eserin kabulü
Yüklenici ayıplı bir eser meydana getirmişse, bu sebeple açılacak davalar, teslim tarihinden başlayarak, taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde iki yılın; taşınmaz yapılarda ise beş yılın ve yüklenicinin ağır kusuru varsa, ayıplı eserin niteliğine bakılmaksızın yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. II. İşsahibinin borçları 1. Bedelin muacceliyeti
İşsahibinin bedel ödeme borcu, eserin teslimi anında muaccel olur. Eserin parça parça teslim edilmesi kararlaştırılmış ve bedel parçalara göre belirlenmişse, her parçanın bedeli onun teslimi anında muaccel olur. 2. Bedel a. Götürü bedel
Bedel götürü olarak belirlenmişse yüklenici, eseri o bedelle meydana getirmekle yükümlüdür. Eser, öngörülenden fazla emek ve masrafı gerektirmiş olsa bile yüklenici, belirlenen bedelin artırılmasını isteyemez. Ancak, başlangıçta öngörülemeyen veya öngörülebilip de taraflarca göz önünde tutulmayan durumlar, taraflarca belirlenen götürü bedel ile eserin yapılmasına engel olur veya son derece güçleştirirse yüklenici, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı veya karşı taraftan beklenemediği takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Dürüstlük kurallarının gerektirdiği durumlarda yüklenici, ancak fesih hakkını kullanabilir. Eser, öngörülenden az emek ve masrafı gerektirmiş olsa bile işsahibi, belirlenen bedelin tamamını ödemekle yükümlüdür. b. Değere göre bedel
Eserin açıkça veya örtülü olarak kabulünden sonra, yüklenici her türlü sorumluluktan kurtulur; ancak, onun tarafından kasten gizlenen ve usulüne göre gözden geçirme sırasında fark edilemeyecek olan ayıplar için sorumluluğu devam eder. İşsahibi, gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, eseri kabul etmiş sayılır. Eserdeki ayıp sonradan ortaya çıkarsa işsahibi, gecikmeksizin durumu yükleniciye bildirmek zorundadır; bildirmezse eseri kabul etmiş sayılır. e. Zamanaşımı
Eserin bedeli önceden belirlenmemiş veya yaklaşık olarak belirlenmişse bedel, yapıldığı yer ve zamanda eserin değerine ve yüklenicinin giderine bakılarak belirlenir. C. Sözleşmenin sona ermesi I. Yaklaşık bedelin aşılması
Eser teslimden önce beklenmedik olay sonucu yok olursa işsahibi, eseri teslim almada temerrüde düşmedikçe yüklenici, yaptığı işin ücretini ve giderlerinin ödenmesini isteyemez. Bu durumda malzemeye gelen hasar, onu sağlayana ait olur. Eserin işsahibince verilen malzeme veya gösterilen arsanın ayıbı veya işsahibinin talimatına uygun yapılması yüzünden yok olması durumunda yüklenici, doğabilecek olumsuz sonuçları zamanında bildirmişse, yaptığı işin değerini ve bu değere girmeyen giderlerinin ödenmesini isteyebilir. İşsahibinin kusuru varsa, yüklenicinin ayrıca zararının giderilmesini de isteme hakkı vardır. III. Tazminat karşılığı fesih
Eserin tamamlanması, işsahibi ile ilgili beklenmedik olay dolayısıyla imkânsızlaşırsa yüklenici, yaptığı işin değerini ve bu değere girmeyen giderlerini isteyebilir. İfa imkânsızlığının ortaya çıkmasında işsahibi kusurluysa, yüklenicinin ayrıca tazminat isteme hakkı vardır. V. Yüklenicinin ölümü veya yeteneğini kaybetmesi
Yüklenicinin kişisel özellikleri göz önünde tutularak yapılmış olan sözleşme, onun ölümü veya kusuru olmaksızın eseri tamamlama yeteneğini kaybetmesi durumunda kendiliğinden sona erer. Bu durumda işsahibi, eserin tamamlanan kısmından yararlanabilecek ise, onu kabul etmek ve karşılığını vermekle yükümlüdür. SEKİZİNCİ BÖLÜM Yayım Sözleşmesi A. Tanımı
Yayım sözleşmesi, bir fikir ve sanat eseri sahibinin veya halefinin, o eseri yayımlanmak üzere yayımcıya bırakmayı, yayımcının da onu çoğaltarak yayımlamayı üstlendiği sözleşmedir. B. Şekli
Yayım sözleşmesinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır. C. Hükümleri I. Yayımlatma hakkının geçişi ve sorumluluk
Yayımlatan, sözleşmede kararlaştırılan süre sona ermedikçe veya süre belirlenmemişse kararlaştırılan baskı adedinin tükenmesi için alışılmış süre geçmedikçe, eserin tamamı veya bir bölümü üzerinde, yayımcının zararına olacak biçimde tasarrufta bulunamaz. Süreli yayınlarda yer alan kısa yazılar, yayımlatan tarafından her zaman, başka yerde de yayımlatılabilir. Yayımlatan, toplama bir eserin kendisine ait bölümlerini veya dergilerde çıkan uzun yazılarını, yayımın bitmesinden başlayarak üç ay geçmedikçe yeniden yayımlatamaz. III. Basım sayısı ve baskı adedinin belirlenmesi
Sözleşmede basım sayısı belirtilmemişse, yayımcının ancak bir basım yapma hakkı vardır. Taraflar, sözleşmenin süresini veya baskı adedini kararlaştırmak zorundadırlar. Sözleşmede yayımcıya belirli birkaç basım veya bütün yeni basımları yapma yetkisi verildiği hâllerde, yayımcı eserin baskı adedi tükenmiş iken yeni bir basım yapmayı ihmal ederse, yayımlatan yeni basım için yayımcıya uygun bir süre verir. Yayımcı, verilen süre içinde basımı gerçekleştirmezse; yayımlatan sözleşmeden cayabilir. IV. Çoğaltma ve dağıtım
Yayımcı, eseri hiçbir kısaltma, ekleme ve değişiklik yapmaksızın uygun biçimde çoğaltmakla yükümlüdür; ayrıca, satışın artırılması için gerekli tanıtım ve dağıtımı yapmak ve bu konuda her türlü önlemi almak zorundadır. Satış fiyatını, eserin satılmasını güçleştirmemek koşuluyla yayımcı belirler. V. Düzeltme ve iyileştirme
Bir eser sahibinin birden çok eserini ayrı ayrı yayımlama hakkı, yayımcıya bunların bir arada basılması yetkisini vermez. Aynı şekilde, eser sahibinin bütün eserlerini veya bunlardan yalnız bir türünü birarada yayımlama hakkı, yayımcıya bunlar içinden her birinin ayrı ayrı basıp yayma hakkını vermez. VII. Çeviri hakkı
Çeviri hakkının yayımcıya geçebilmesi, bunun sözleşmede açıkça belirtilmiş olmasına bağlıdır. VIII. Bedel isteme hakkı 1. Bedelin belirlenmesi
Yayımcının menfaatlerini zedelememek ve onun sorumluluğunu artırmamak koşuluyla, eser sahibi eserde düzeltme ve iyileştirme, halefleri ise ancak güncelleştirme yapabilir. Bu düzeltme ve iyileştirme gerektirdiği hâlde sözleşmede öngörülmemiş giderler, yayımlatan tarafından karşılanır. Yayımcı, eser sahibine eserini iyileştirme, haleflerine de güncelleştirme imkânı vermeden yeni bir basım yapamaz ve onu çoğaltamaz. VI. Birarada basım ve ayrı ayrı yayım
Sözleşmede aksi kararlaştırılmış olmadıkça yayımlatan, bedel ödenmesini isteyebilir. Bedel ödenmesi gereken hâllerde ödenecek miktar belli değilse bedel, hâkim tarafından belirlenir. Yayımcının birden fazla basım yapma hakkı varsa, ilk basım için kararlaştırılan bedel ve diğer koşulların, sonraki basımlar için de uygulanacağı kabul edilmiş sayılır. 2. Bedelin ödenme zamanı, satış hesapları ve bedelsiz alma hakkı
Bedel, eser bütün olarak yayımlanacaksa tamamının; cilt, fasikül, forma gibi bölümler hâlinde yayımlanacaksa, her bölümün basımından ve satışa hazır duruma getirilmesinden sonra ödenir. Taraflar, bedeli satış miktarına bağlamışlarsa yayımcı, satış hesaplarını tutmak, çıkarmak ve teamüle uygun ispat edici belgeleri hazırlamakla yükümlüdür. Aksi kararlaştırılmadıkça yayımlatanın, eserden, teamül uyarınca verilmesi gereken miktarda bedelsiz alma hakkı vardır. D. Sona ermesi I. Eserin yok olması
Eser, yayımcıya teslimden sonra beklenmedik hâl sonucu yok olsa bile, yayımcı bedeli ödemekle yükümlüdür. Eserin başka bir örneği kendisinde varsa, eser sahibinin bu örneği yayımcıya vermesi gerekir; başka bir örneği bulunmamakla birlikte, az bir çabayla yeniden meydana getirilebilecekse eser sahibi, eseri meydana getirerek teslim etmekle yükümlüdür. Eser sahibi her iki durumda da uygun bir karşılık isteyebilir. II. Basılanın yok olması
Eser sahibi eseri tamamlamadan önce ölür veya tamamlama yeteneğini yitirir ya da eseri tamamlaması kendi kusuru olmaksızın imkânsız duruma gelirse, sözleşme kendiliğinden sona erer. Ancak, sözleşmenin tamamı veya bir bölümünün yerine getirilmesi mümkün ve hakkaniyete uygun bulunursa hâkim, sözleşme ilişkisinin devam etmesine ve bunun için gereken değişikliklerin yapılmasına karar verebilir. Yayımcı iflas ederse yayımlatan, eseri başka bir yayımcıya verebilir; ancak, iflas anında henüz muaccel olmamış borcun yerine getirileceği konusunda güvence gösterilmişse, yayımlatan eseri başka bir yayımcıya veremez. E. Sipariş üzerine yayım sözleşmesi
Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Vekâlete ilişkin hükümler, niteliklerine uygun düştükleri ölçüde, bu Kanunda düzenlenmemiş olan işgörme sözleşmelerine de uygulanır. Sözleşme veya teamül varsa vekil, ücrete hak kazanır. B. Kurulması
Kendisine bir işin görülmesi önerilen kişi, bu işi görme konusunda resmî sıfata sahipse veya işin yapılması mesleğinin gereği ise ya da bu gibi işleri kabul edeceğini duyurmuşsa, bu öneri onun tarafından hemen reddedilmedikçe, vekâlet sözleşmesi kurulmuş sayılır. C. Hükümleri I. Vekâletin kapsamı
Vekil, vekâlet verenin açık talimatına uymakla yükümlüdür. Ancak, vekâlet verenden izin alma imkânı bulunmadığında, durumu bilseydi onun da izin vereceği açık olan hâllerde, vekil talimattan ayrılabilir. Bunun dışındaki durumlarda vekil, talimattan ayrılırsa, bundan doğan zararı karşılamadıkça işi görmüş olsa bile, vekâlet borcunu ifa etmiş olmaz. 2. Şahsen ifa, sadakat ve özen gösterme a. Genel olarak
Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır. b. İşin üçüncü kişiye gördürülmesi hâlinde
Vekil, yetkisi dışına çıkarak işi başkasına gördürdüğünde, onun fiilinden kendisi yapmış gibi sorumludur. Vekil başkasına vekâlet vermeye yetkili ise, sadece seçmede ve talimat vermede gerekli özeni göstermekle yükümlüdür. Vekâlet veren, her iki durumda da vekilin kendi yerine koyduğu kişiye karşı sahip olduğu hakları, doğrudan doğruya o kişiye karşı ileri sürebilir. 3. Hesap verme
Vekil, vekâlet verenin istemi üzerine yürüttüğü işin hesabını vermek ve vekâletle ilişkili olarak aldıklarını vekâlet verene vermekle yükümlüdür. Vekil, vekâlet verene tesliminde geciktiği paranın faizini de ödemekle yükümlüdür. 4. Edinilen hakların vekâlet verene geçişi
Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. Vekâlet, özellikle vekilin üstlendiği işin görülmesi için gerekli hukuki işlemlerin yapılması yetkisini de kapsar. Vekil, özel olarak yetkili kılınmadıkça dava açamaz, sulh olamaz, hakeme başvuramaz, iflas, iflasın ertelenmesi ve konkordato talep edemez, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, bağışlama yapamaz, kefil olamaz, taşınmazı devredemez ve bir hak ile sınırlandıramaz. II. Vekilin borçları 1. Talimata uygun ifa
Eserin tamamlanmış olan baskı adedinin tamamı veya bir bölümü, satışa sunulmadan önce beklenmedik hâl sonucu yok olursa yayımcı, yayımlatana ayrıca bir bedel ödemeksizin yok olan miktarı, gideri kendisine ait olmak üzere yeniden basabilir. Yayımcı, aşırı masraf gerektirmeksizin yok olanların yerine yenilerini koyabilecek ise, bunu yapmakla yükümlüdür. III. Kişisel sebeplerle sona ermesi
Vekâlet veren, vekâletin gereği gibi ifası için vekilin yaptığı giderleri ve verdiği avansları faiziyle birlikte ödemek ve yüklendiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür. Vekil, vekâletin ifası sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini vekâlet verenden isteyebilir. Ancak vekâlet veren, kusuru bulunmadığını ispat ederek bu sorumluluktan kurtulabilir. IV. Birlikte vekâlet verenlerin ve birlikte vekillerin sorumluluğu
Bir kişiye birlikte vekâlet verenler, vekile karşı müteselsil olarak sorumludurlar. Vekâleti birlikte üstlenenler, vekâletin ifasından müteselsil olarak sorumludurlar ve yetkilerini başkalarına devir hakları olmadıkça, vekâlet vereni, ancak birlikte yaptıkları fiil ve işlemleriyle borç altına sokabilirler. D. Sona ermesi I. Sebepleri 1. Tek taraflı sona erdirme
Vekâlet veren ve vekil, her zaman sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirebilir. Ancak, uygun olmayan zamanda sözleşmeyi sona erdiren taraf, diğerinin bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür. 2. Ölüm, ehliyetin kaybedilmesi ve iflas
Sözleşmeden veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça sözleşme, vekilin veya vekâlet verenin ölümü, ehliyetini kaybetmesi ya da iflası ile kendiliğinden sona ermiş olur. Bu hüküm, taraflardan birinin tüzel kişi olması durumunda, bu tüzel kişiliğin sona ermesinde de uygulanır. Vekâletin sona ermesi vekâlet verenin menfaatlerini tehlikeye düşürüyorsa, vekâlet veren veya mirasçısı ya da temsilcisi, işleri kendi başına görebilecek duruma gelinceye kadar, vekil veya mirasçısı ya da temsilcisi, vekâleti ifaya devam etmekle yükümlüdür. II. Hükümleri
Kredi mektubu, mektup gönderenin gönderilene bir üst sınır belirleyerek veya belirlemeksizin, kredi mektubundan yararlanacak belirli kişiye istemde bulunacağı miktarda para ve benzeri şeyleri verme konusundaki vekâletini içeren belgedir. Kredi mektubu, vekâlet sözleşmesi ve havale hükümlerine tabidir. Üst sınır belirlenmeksizin verilmiş olan kredi mektubunda mektuptan yararlanacak kişi, bu mektupla ilgili olanlar arasındaki ilişkiye açıkça uygun olmayan fazla bir istemde bulunursa mektup gönderilen, durumu gönderene bildirmek ve cevap alıncaya kadar ödemeyi ertelemek zorundadır. Kredi mektubuyla verilen vekâlet, ancak gönderilen tarafından belirli bir miktar için kabul edildiği takdirde geçerli olur. B. Kredi emri I. Tanımı ve şekli
Bir kimse kendi adına ve hesabına kredi emri verenin sorumluluğu altında bir üçüncü kişiye kredi açmak veya krediyi yenilemek için emir almış ve kabul etmişse, kredi emri verilen vekâletini aşmadıkça emri veren, kredi borcundan kefil gibi sorumlu olur. Ancak, kredi emri yazılı olmadıkça emri veren sorumlu olmaz. II. Kredi emrinden yararlananın ehliyetsizliği
Kredi emrini veren, kredi emrinden yararlananın ehliyetsizliğini ileri sürerek kredi emri verilene karşı sorumluluktan kurtulamaz. III. Kredi emri verilenin önel vermesi
Kredi emri verilen, kredi emrinden yararlanana kendiliğinden önel verir veya kendisine talimat verildiği hâlde kredi emrinden yararlanana başvurmayı ihmal ederse, kredi emri veren sorumluluktan kurtulur. IV. Taraflar arasındaki ilişki
Kredi emri veren ile kredi emrinden yararlanan arasındaki ilişkiye, kefil ile asıl borçlu arasındaki ilişkiyi düzenleyen hükümler uygulanır. ÜÇÜNCÜ AYIRIM Simsarlık Sözleşmesi A. Tanımı ve şekli
Simsar, ancak yaptığı faaliyet sonucunda sözleşme kurulursa ücrete hak kazanır. Simsarın faaliyeti sonucunda kurulan sözleşme geciktirici koşula bağlanmışsa ücret, koşulun gerçekleşmesi hâlinde ödenir. Simsarlık sözleşmesinde simsarın yapacağı giderlerin kendisine ödeneceği kararlaştırılmışsa, simsarın faaliyeti sözleşmenin kurulmasıyla sonuçlanmamış olsa bile giderleri ödenir. II. Ücretin belirlenmesi
Simsar, üstlendiği borcuna aykırı davranarak diğer tarafın menfaatine hareket eder veya dürüstlük kurallarına aykırı olarak diğer taraftan ücret sözü alırsa, ücrete ve yaptığı giderlere ilişkin haklarını kaybeder. IV. Evlenme simsarlığı
Evlenme simsarlığından doğan ücret hakkında dava açılamaz ve takip yapılamaz. V. Ücretten indirim
Sözleşmede aşırı bir ücret kararlaştırılmışsa, borçlunun istemi üzerine, bu ücret hâkim tarafından hakkaniyete uygun olarak indirilebilir. ONUNCU BÖLÜM Vekâletsiz İşgörme A. İşgörenin hak ve borçları I. İşin görülmesi
Vekâleti olmaksızın başkasının hesabına işgören, o işi sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak görmekle yükümlüdür. II. Sorumluluk
Simsarlık sözleşmesi, simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı sözleşmedir. Simsarlık sözleşmesine, kural olarak vekâlete ilişkin hükümler uygulanır. Taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz. B. Ücret I. Hak etme zamanı
Vekilin sözleşmenin sona erdiğini öğrenmeden önce yaptığı işlerden, vekâlet veren ya da mirasçıları sözleşme devam ediyormuş gibi sorumludur. İKİNCİ AYIRIM Kredi Mektubu ve Kredi Emri A. Kredi mektubu
İşgören, sözleşme ehliyetinden yoksunsa, yaptığı işlemden ancak zenginleştiği ölçüde veya iyiniyetli olmaksızın elinden çıkardığı zenginleşme miktarıyla sorumlu olur. Haksız fiillerden doğan daha kapsamlı sorumluluk saklıdır. B. İşsahibinin hak ve borçları I. İşin işsahibinin menfaatine yapılması hâlinde
İşsahibi, işin kendi menfaatine yapılması hâlinde, işgörenin, durumun gereğine göre zorunlu ve yararlı bulunan bütün masrafları faiziyle ödemek ve gördüğü iş dolayısıyla üstlendiği edimleri ifa etmek ve hâkimin takdir edeceği zararı gidermekle yükümlüdür. Bu hüküm, umulan sonuç gerçekleşmemiş olsa bile, işi yaparken gereken özeni göstermiş olan işgören hakkında da uygulanır. İşgören, yapmış olduğu giderleri alamadığı takdirde, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre ayırıp alma hakkına sahiptir. II. İşin işgörenin menfaatine yapılması hâlinde
İşsahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile, işgörmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir; ancak zenginleştiği ölçüde, işgörenin masraflarını ödemek ve giriştiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür. III. İşin işsahibi tarafından uygun bulunması hâlinde
Komisyoncu, yaptığı iş hakkında vekâlet vereni bilgilendirmek ve özellikle talimatının yerine getirildiğini kendisine hemen bildirmekle yükümlüdür. Vekâlet verenin talimatı olmadıkça komisyoncu, sözleşmenin konusunu oluşturan şeyleri sigorta ettirmekle yükümlü değildir. 2. Özen borcu
Satılmak üzere kendisine gönderilen eşya açıkça ayıplı ise komisyoncu, vekâlet verenin taşıyıcıya karşı haklarının korunması için gerekeni yapmak, zararı tespit ettirmek, olabildiğince eşyayı koruma altına almak ve durumdan vekâlet vereni hemen bilgilendirmekle yükümlüdür; aksi takdirde, her türlü ihmalinden doğan zarardan sorumlu olur. Satılmak üzere gönderilen eşya kısa sürede bozulabilecek nitelikte ise komisyoncu, vekâlet vereni hemen bilgilendirmek koşuluyla eşyayı satmakla yükümlüdür. 3. Vekâlet verenin belirlediği bedel
Vekâlet verenin belirlediği bedelin altında mal satan komisyoncu, malı satmasaydı vekâlet verenin daha fazla zarar göreceğini ve durumun yeniden talimat almaya elverişli bulunmadığını ispat etmedikçe, belirlenen bedel ile satış bedeli arasındaki farkı gidermekle yükümlüdür. Bunun dışında komisyoncu, kusuru varsa, talimatına aykırı davranmasından dolayı vekâlet verenin uğradığı diğer zararlardan da sorumludur. Vekâlet verenin belirlediği bedelin altında mal alan veya üstünde satan komisyoncu, bu işlemlerden doğan farkı alıkoyamaz. 4. Veresiye satma ve teslim almadan ödeme
Komisyoncu, vekâlet verenin izni olmaksızın malı veresiye satar veya malı teslim almadan bedelini öderse, bundan doğan zarara katlanmak zorundadır. Ancak, vekâlet veren yasaklamadıkça, malı satış yerindeki ticari teamüle göre veresiye de satabilir. 5. Komisyoncunun garantisi
Yetkisi olmaksızın veresiye mal satması dışında, komisyoncu işlemde bulunduğu borçluların ödememelerinden ve diğer borçlarını ifa etmemelerinden sorumlu olmaz. Ancak, komisyoncu açıkça garanti vermişse veya bulunduğu yerdeki ticari teamül gerektiriyorsa sorumlu olur. Garanti veren komisyoncunun bundan dolayı ayrıca ücret isteme hakkı vardır. III. Komisyoncunun hakları 1. Ödediği paralar ve yaptığı giderler
Komisyoncu, ücretinin ödenmesini kendisine verilen işi yapınca isteyebileceği gibi, işin yapılmaması vekâlet verene yükletilebilen bir sebepten kaynaklanması hâlinde de isteyebilir. Komisyoncu, başka sebeplerle işin yapılamaması durumunda, ancak emeğinin yerel âdete göre belirlenecek karşılığını isteyebilir. b. Kaybedilmesi
Komisyoncu, vekâlet verene karşı dürüstlük kurallarına aykırı davranır, özellikle ona satın aldığından fazla veya sattığından eksik bir bedel bildirirse, ücret alma hakkını kaybeder. Bedelin gerçekleşen bedelden farklı gösterilmesi durumunda vekâlet veren, komisyoncuyu gerçekleşen bedel üzerinden satılanın alıcısı veya satıcısı sayma hakkına sahiptir. 3. Hapis hakkı
Komisyoncunun, sattığı malın bedeli ve satın aldığı mal üzerinde hapis hakkı vardır. 4. Malın açık artırmayla satılması
Komisyoncu, vekâlet verenin yararı için yaptığı bütün giderleri ve ödediği paraları faiziyle birlikte isteyebilir. Komisyoncu, ardiye ve taşıma bedellerini vekâlet verenin hesabına geçirebilirse de, kendi çalışanlarının ücretlerini geçiremez. 2. Komisyon ücreti a. İsteme hakkı
Alım veya satım komisyonculuğu, komisyoncunun ücret karşılığında, kendi adına ve vekâlet verenin hesabına kıymetli evrak ve taşınırların alım veya satımını üstlendiği sözleşmedir. Bu bölümdeki hükümler saklı kalmak üzere, komisyon sözleşmelerine vekâlet hükümleri uygulanır. II. Komisyoncunun borçları 1. Bildirme ve sigortalama borcu
Komisyoncuya verilen malın satılamaması veya satış emrinden cayılması durumunda vekâlet veren, malı geri almakta ya da o malla ilgili başka işlem yapmakta aşırı ölçüde gecikirse komisyoncu, malı bulunduğu yer mahkemesinden karar alarak açık artırmayla sattırabilir. Ancak, mal borsada kayıtlıysa veya piyasa fiyatı varsa ya da yapılacak masrafa oranla değeri azsa, hâkim satışın başka bir yolla yapılmasına da karar verebilir. Malın bulunduğu yerde vekâlet veren ya da temsilcisi hazır bulunmazsa, satış kararı vekâlet veren dinlenmeksizin de verilebilir. Malın hızla değer kaybetmesi hâli dışında, artırmanın yer ve zamanının mahkemece vekâlet verene bildirilmesi zorunludur. 5. Komisyoncunun kendisiyle işlem yapması a. Bedel ve ücret
Komisyoncu, kendisinin doğrudan doğruya alıcı veya satıcı olabildiği durumlarda, sözleşmenin diğer tarafını göstermeksizin vekâletin yerine getirildiğini vekâlet verene bildirirse, işlemi kendisiyle yapmış sayılır. c. İşlemi kendisiyle yapma hakkının düşmesi
Malzemesi işsahibi tarafından verilmek üzere imal edilecek taşınırlar hakkındaki komisyon işleri, eşya mislî şeylerden olmasa da, alım ve satım komisyonculuğu hükmündedir. Alım ve satım komisyonculuğu sayılmayan işleri, ücret karşılığında kendi adına ve vekâlet verenin hesabına üstlenen alım ve satım komisyoncusu ile komisyon işlerini kendisine meslek edinmeyip arada bir üstlenen tacir hakkında da bu bölüm hükümleri uygulanır. Taşıma işleri komisyonculuğu hakkındaki özel hükümler saklıdır. ONİKİNCİ BÖLÜM Ticari Temsilciler, Ticari Vekiller ve Diğer Tacir Yardımcıları A. Ticari temsilci I. Tanımı ve yetki verilmesi
Ticari temsilci, işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir. İşletme sahibi, ticari temsilcilik yetkisi verildiğini ticaret siciline tescil ettirmek zorundadır; ancak ticari işletme sahibinin ticari temsilcinin fiillerinden sorumluluğu, tescilin yapılmış olmasına bağlı değildir. II. Temsil yetkisinin kapsamı
Temsil yetkisi, bir şubenin işleriyle sınırlandırılabilir. Temsil yetkisi, birden çok kişinin birlikte imza atmaları koşuluyla da sınırlandırılabilir. Bu durumda, diğerlerinin katılımı olmaksızın temsilcilerden birinin imza atmış olması, işletme sahibini bağlamaz. Temsil yetkisine ilişkin yukarıdaki sınırlamalar, ticaret siciline tescil edilmedikçe, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı hüküm doğurmaz. Temsil yetkisine ilişkin diğer sınırlamalar, tescil edilmiş olsalar bile, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. IV. Temsil yetkisinin sona ermesi
Temsil yetkisinin verildiği ticaret siciline tescil edilmemiş olsa bile, sona erdiği tescil edilir. Temsil yetkisinin sona erdiği ticaret siciline tescil ve ilan edilmediği sürece, bu yetki iyiniyetli üçüncü kişiler için geçerliliğini korur. B. Ticari vekil
Ticari vekil, bir ticari işletme sahibinin, kendisine ticari temsilcilik yetkisi vermeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir. Bu yetki, işletmenin alışılmış bütün işlemlerini kapsar. Ancak, ticari vekil açıkça yetkili kılınmadıkça, ödünç olarak para veya benzerlerini alamaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, dava açamaz ve açılmış davayı takip edemez. C. Diğer tacir yardımcıları
Ticari temsilci, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili sayılır. Ticari temsilci, açıkça yetkili kılınmadıkça, taşınmazları devredemez veya bir hak ile sınırlandıramaz. III. Temsil yetkisinin sınırlandırılması
Bir işletmenin bütün işlerini yöneten veya işletme sahibinin hizmetinde bulunan ticari temsilciler, ticari vekiller veya diğer tacir yardımcıları, işletme sahibinin izni olmaksızın, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak, kendilerinin ya da bir üçüncü kişinin hesabına işletmenin yaptığı türden bir iş yapamayacakları gibi, kendi hesaplarına bu tür işlemleri üçüncü kişilere de yaptıramazlar. Buna aykırı davranırlarsa işletme sahibi, aralarındaki hukuki ilişkiden doğan hakları saklı kalmak kaydıyla, uğradığı zararın giderilmesini isteyebileceği gibi, bunun yerine, ticari temsilcinin, ticari vekilin veya diğer tacir yardımcısının kendi hesabına yaptığı veya üçüncü kişilere yaptırdığı işlerin kendi hesabına yapılmış sayılmasını ve bu işler dolayısıyla aldıkları ücretin verilmesini veya aynı işlerden doğan alacağın devredilmesini isteyebilir. E. Ticari temsilcilerin, ticari vekillerin ve diğer tacir yardımcılarının yetkilerinin sona ermesi
İşletme sahibi, ticari temsilcilerin, ticari vekillerin ve diğer tacir yardımcılarının yetkilerini, aralarındaki hizmet, vekâlet, ortaklık ve benzeri sözleşmelerden doğan hakları saklı kalmak koşuluyla, her zaman geri alabilir. İşletme sahibinin fiil ehliyetini kaybetmesi veya ölümü, ticari temsilcilerin, ticari vekillerin ve diğer tacir yardımcılarının yetkisini sona erdirmez. ONÜÇÜNCÜ BÖLÜM Havale A. Tanımı
Havale, havale edenin, kendi hesabına, para, kıymetli evrak ya da diğer bir mislî eşyayı havale alıcısına vermek üzere havale ödeyicisini; bunları kendi adına kabul etmek üzere havale alıcısını yetkili kıldığı bir hukuki işlemdir. B. Hükümleri I. Havale eden ile havale alıcısı arasındaki ilişki
Havale ödeyicisi, çekince belirtmeksizin havaleyi kabul ettiğini havale alıcısına bildirirse, ifa ile yükümlü olur ve ona karşı, ancak aralarındaki ilişkiden veya havalenin içeriğinden doğan savunmaları ileri sürebilir; havale eden ile kendi arasındaki ilişkiden doğan savunmaları ileri süremez. Havale ödeyicisi, havale edene borçlu ise, borcu havale alıcısına ifa etmesi, havale edene yapacağı ifaya oranla daha fazla yük getirmiyorsa, borcu havale alıcısına ifa etmekle yükümlüdür. Bu durumda, havale eden ile aralarında aksi kararlaştırılmamışsa havale ödeyicisinin, ifadan önce havaleyi kabul ettiğini havale alıcısına açıklamasına gerek yoktur. III. İfa edilmeme hâlinde bildirim
Havale ödeyicisi, havale alıcısının istemesine karşın ifadan kaçınır veya havale konusunu ifa etmeyeceğini önceden açıklarsa havale alıcısı, durumu gecikmeksizin havale edene bildirmekle yükümlüdür; bildirmezse, bu yüzden havale edenin uğrayacağı zarardan sorumlu olur. C. Geri alma
Havale eden, havale alıcısına verdiği yetkiyi her zaman geri alabilir. Ancak, havale alıcısının yararına, özellikle onun alacağını elde etmesi amacıyla verdiği yetkiyi geri alamaz. Havale ödeyicisi, havale alıcısına havaleyi kabul ettiğini açıklamadığı sürece havale eden, ona verdiği yetkiyi geri alabilir. Havale edenin iflası hâlinde, henüz kabul edilmemiş olan havale kendiliğinden sona erer. D. Kıymetli evrak konusunda havale
Kıymetli evraka bağlanmış alacağın, hâmile ödenmesi amacıyla yapılan yazılı havaleler hakkında, bu bölüm hükümleri uygulanır. Bu durumda havale ödeyicisi karşısında her hamil, havale alıcısı sayılır. Buna karşılık, havale eden ile havale alıcısı arasındaki ilişkiye özgü haklar, sadece alacağı devreden ile devralan arasında doğmuş olur. Çekler ve poliçe benzeri havaleler hakkındaki özel hükümler saklıdır. ONDÖRDÜNCÜ BÖLÜM Saklama Sözleşmeleri A. Genel saklama sözleşmesi I. Tanımı
Saklatan, sözleşmenin ifasının zorunlu kıldığı bütün masrafları ödemekle yükümlüdür. Saklatan, kendi kusurundan ileri gelmediğini ispat etmedikçe, saklayanın saklamadan doğan zararlarını gidermekle yükümlüdür. III. Saklayanın borçları 1. Kullanım yasağı
Saklayan, saklatanın izni olmadıkça saklananı kullanamaz. Bu yasağa aykırı davranırsa, saklatana uygun bir kullanım bedeli ödemekle yükümlü olduğu gibi, kullanmamış olsaydı bile bu zararın doğacağını ispat etmedikçe, beklenmedik hâlden doğacak zararlardan da sorumlu olur. 2. Geri verme a. Genel olarak
Saklama sözleşmesinde bir süre belirlenmiş olsa bile saklayan, saklatanın her zaman ileri sürebileceği istemi üzerine, saklananı bütün çoğalmalarıyla birlikte geri vermekle yükümlüdür. Ancak saklatan, saklayanın belirlenen süreyi dikkate alarak yapmış olduğu masrafları ödemekle yükümlüdür. b. Özel durumlar
Saklayan, belirlenmiş olan sürenin sona ermesinden önce saklananı geri veremez. Ancak saklayan, öngörülemeyen durumlar dolayısıyla sözleşmenin devamı saklanan için tehlikeli veya kendisi için zararlı olursa, belirlenen sürenin sona ermesinden önce de geri verebilir. Süre belirlenmemişse, saklayan saklananı her zaman geri verebilir. Birden çok kişi bir şeyi saklanmak üzere verirse, sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça veya hepsinin rızası olmadıkça, saklayan saklananı onlardan birine geri vermekle sorumluluktan kurtulamaz. c. Geri verme yeri
Bir şeyi birlikte saklamak üzere alanlar, müteselsilen sorumlu olurlar. 4. Üçüncü kişilerin iddiaları
Birden çok kişi, haklarını korumak üzere, hukuki durumu çekişmeli veya belirsiz olan şeyi, bir güvenilirkişiye bırakırlarsa, bu kişi, saklatanların tamamının rızası veya hâkimin kararı olmadıkça, onu hiçbirine geri veremez. B. Mislî şeylerin saklanması
Saklayanın kendisine bırakılan parayı aynen geri vermek zorunda olmaksızın mislen geri vermesi açıkça veya örtülü olarak kararlaştırılmışsa, o paranın yararı ve hasarı kendisine ait olur. Paranın mühürsüz ve açık olarak bırakılmış olması, örtülü anlaşma sayılır. Saklayan, saklatan tarafından kendisine açıkça yetki verilmedikçe, saklanan diğer mislî eşya veya kıymetli evrak üzerinde tasarrufta bulunamaz. C. Ardiyeciye bırakma I. Senet çıkarma
Saklamak üzere ticari mal kabul ettiğini açıkça kamuya bildiren ardiyeci, saklatılan malı temsil eden senet çıkarmaya izin verilmesini, yetkili makamdan isteyebilir. II. Ardiyecinin saklama borcu
Ardiyeci, kendisine bırakılan malları bir komisyoncu gibi özenle saklamak ve mallarda ayrıca önlem alınmasını gerektiren bir değişiklik olursa, durumu imkân ölçüsünde saklatana bildirmekle yükümlüdür. Ardiyeci, saklatana, malların durumunu incelemesi ve örnek alması için, alışılmış iş zamanlarında; gerekli koruma önlemlerini alabilmesi için de her zaman izin vermek zorundadır. III. Bırakılan şeylerin karışması
Ardiyeci açıkça yetkili kılınmadıkça, aynı tür ve nitelikteki mislî şeyleri birbirine karıştıramaz. Yetkiye dayanılarak karıştırılan bu gibi şeyler üzerinde, saklatanlardan her biri, hakkıyla orantılı bir pay isteyebilir. Bu durumda ardiyeci, saklatanların birlikte hazır bulunmasına gerek olmaksızın saklatanlardan her birinin payını ayırabilir. IV. Ardiyecinin hakları
Ardiyeci, ticari malları, genel saklama sözleşmesinde olduğu gibi geri vermekle yükümlüdür. Ancak, saklayanın sözleşmede öngöremeyeceği sebeplerle, süresinden önce geri verme yetkisi bulunduğu durumlarda bile ardiyeci, kararlaştırılmış olan sürenin sonuna kadar malları korumak zorundadır. D. Konaklama yeri, garaj, otopark ve benzeri yerleri işletenlere bırakma I. Konaklama yeri işletenlerin sorumluluğu 1. Koşulları ve kapsamı
Otel, motel, pansiyon, tatil köyü gibi yerleri işletenler, konaklayanların getirdikleri eşyanın yok olması, zarara uğraması veya çalınmasından sorumludurlar. Ancak işletenler, zararın bizzat konaklayana veya onu ziyarete gelen ya da beraberinde veya hizmetinde bulunan kimseye yükletilebilecek kusurdan, mücbir sebepten ya da eşyanın niteliğinden doğduğunu ispat etmekle, bu sorumluluktan kurtulurlar. Bu sorumluluk, işletenlere veya çalışanlarına bir kusur yüklenmedikçe, konaklayanlardan her biri için, günlük konaklama ücretinin üç katını aşamaz. 2. Kıymetli eşya
Kıymetli eşya veya oldukça önemli miktarda para veya kıymetli evrak, işletene saklanması için bırakılmamışsa, işleten ancak kendisinin veya çalışanlarının kusuru hâlinde sorumlu olur. İşleten, bunları saklamak üzere almış veya almaktan kaçınmışsa, eşyanın tam değerinden sorumludur. Konaklayanın kendi yanında saklaması gereken eşya ile para ve benzeri şeyler hakkında, onun diğer eşyasına ilişkin sorumluluk kuralı uygulanır. 3. Sorumluluğun kalkması
Garaj, otopark ve benzeri yerleri işletenler, kendilerine bırakılan veya çalışanlarınca kabul edilen hayvan, at arabası, bunlara ait koşum ve benzeri eşya ile motorlu taşıt ve eklentilerinin yok olmasından, zarara uğramasından veya çalınmasından sorumludurlar. Ancak işletenler, zararın saklatan veya ziyaretçisi ya da beraberinde veya hizmetinde bulunan kimseye yükletilebilecek kusurdan, mücbir sebepten ya da eşyanın niteliğinden doğduğunu ispat etmekle, bu sorumluktan kurtulurlar. Ancak, garaj, otopark ve benzeri yerleri işletenlerin sorumluluğu, kendilerine veya çalışanlarına bir kusur yüklenmedikçe, saklananların her biri için alınan günlük saklama ücretinin on katını aşamaz. İşleten böyle bir sorumluluk üstlenmediğini veya sorumluluğu bu Kanunda gösterilmemiş olan bir koşula bağladığını, herhangi bir yolla ilan etse bile, sorumluluktan kurtulamaz. III. Hapis hakkı
İşletenler, kendilerine bırakılan veya konaklama yerlerine, garaj, otopark ve benzeri yerlere konulan eşya veya hayvanlar üzerinde, ücretlerini veya saklama giderlerinden doğan alacaklarını güvenceye almak için hapis hakkına sahiptirler. Kiraya verenin hapis hakkına ilişkin hükümler, kıyas yoluyla burada da uygulanır. ONBEŞİNCİ BÖLÜM Kefalet Sözleşmesi A. Tanımı
Konaklayan zararını öğrenir öğrenmez işletene bildirmezse, istem hakkını kaybeder. İşleten böyle bir sorumluluk üstlenmediğini veya sorumluluğu bu Kanunda gösterilmemiş olan bir koşula bağladığını, herhangi bir yolla ilan etse bile, sorumluluktan kurtulamaz. II. Garaj, otopark ve benzeri yerleri işletenlerin sorumluluğu
Bir üçüncü kişi, saklanan üzerinde ayni hak iddiasında bulunsa bile, saklanan haczedilmedikçe veya saklayana karşı istihkak davası açılmadıkça saklayan, onu saklatana geri vermekle yükümlüdür. Haciz konulması veya istihkak davası açılması hâlinde saklayan, durumu hemen saklatana bildirmek zorundadır. IV. Güvenilirkişiye bırakma
Kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir. B. Koşulları I. Asıl borç
Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır. Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilirler. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz. III. Eşin rızası
Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumlu olacağı miktarın artmasına veya adi kefaletin müteselsil kefalete dönüşmesine ya da kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde azalmasına sebep olmayan değişiklikler için eşin rızası gerekmez. (Ek fıkra: 28/3/2013-6455/77 md.) Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, 27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmaz. C. İçeriği I. Türlerine göre 1. Adi kefalet
Kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir. Alacak, teslime bağlı taşınır rehni veya alacak rehni ile güvenceye alınmışsa, rehnin paraya çevrilmesinden önce kefile başvurulamaz. Ancak, alacağın rehnin paraya çevrilmesi yoluyla tamamen karşılanamayacağının önceden hâkim tarafından belirlenmesi veya borçlunun iflas etmesi ya da konkordato mehli verilmesi hâllerinde, rehnin paraya çevrilmesinden önce de kefile başvurulabilir. 3. Birlikte kefalet
Alacaklıya, kefilin borcu için güvence veren kefile kefil, kefil ile birlikte, adi kefil gibi sorumludur. Rücua kefil, kefilin borçludan rücu alacağı için güvence veren kefildir. II. Ortak hükümler 1. Kefil ile alacaklı arasındaki ilişki a. Sorumluluğun kapsamı
Kefalet sözleşmesi, mevcut ve geçerli bir borç için yapılabilir. Ancak, gelecekte doğacak veya koşula bağlı bir borç için de, bu borç doğduğunda veya koşul gerçekleştiğinde hüküm ifade etmek üzere kefalet sözleşmesi kurulabilir. Yanılma veya ehliyetsizlik sebebiyle borçlunun sorumlu olmadığı bir borç için kişisel güvence veren kişi, yükümlülük altına girdiği sırada, sözleşmeyi sakatlayan eksikliği biliyorsa, kefaletle ilgili kanun hükümlerine göre sorumlu olur. Aynı kural, borçlu yönünden zamanaşımına uğramış bir borca kefil olan kişi hakkında da uygulanır. Kanundan aksi anlaşılmadıkça kefil, bu bölümde kendisine tanınan haklardan önceden feragat edemez. II. Şekil
Kefil, her durumda kefalet sözleşmesinde belirtilen azamî miktara kadar sorumludur. Aksi sözleşmede kararlaştırılmamışsa kefil, belirtilen azamî miktarla sınırlı olmak üzere, aşağıdakilerden sorumludur: 1. Asıl borç ile borçlunun kusur veya temerrüdünün yasal sonuçları. 2. Alacaklının, kefile, onun borcu ödeyerek yapılmalarını önleyebileceği uygun bir zaman önce bildirmesi koşuluyla, borçluya karşı yönelttiği takip ve davaların masrafları ile gerektiğinde rehinlerin kefile tesliminin ve rehin haklarının devrinin sebep olduğu masraflar. 3. İşlemiş bir yıllık ve işlemekte olan yıla ait akdî faizler ile gerektiğinde tahvil karşılığında ödünç verilen anaparanın işlemiş bir yıllık ve işlemekte olan yıla ait faizleri. Sözleşmede açıkça kararlaştırılmamışsa kefil, borçlunun sadece kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonraki borçlarından sorumludur. Kefilin, asıl borç ilişkisinin hükümsüz hâle gelmesinin sebep olduğu zarardan ve ceza koşulundan sorumlu olacağına ilişkin anlaşmalar kesin olarak hükümsüzdür. b. Kefilin takibi
Kefil, asıl borçluya veya mirasçılarına ait olan ve asıl borçlunun ödeme güçsüzlüğünden doğmayan bütün def’ileri alacaklıya karşı ileri sürme hakkına sahip olduğu gibi, bunları ileri sürmek zorundadır. Yanılma veya sözleşme yapma ehliyetsizliği ya da zamanaşımına uğramış bir borç sebebiyle borçlunun yükümlü olmadığı bir borca bilerek kefalet hâli bu hükmün dışındadır. Asıl borçlu kendisine ait olan bir def’iden vazgeçmiş olsa bile kefil, yine de bu def’iî alacaklıya karşı ileri sürebilir. Kefil, asıl borçluya ait def’ilerin varlığını bilmeksizin ödemede bulunursa, rücu hakkına sahip olur. Buna karşılık asıl borçlu, kefilin bu def’ileri bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat ederse kefil, bunlar ileri sürülmüş olsaydı ödemeden kurtulacağı ölçüde rücu hakkını kaybeder. Kumar veya bahisten doğan bir borca kefalette kefil, borcun bu niteliğini bilmiş olsa bile, asıl borçlunun sahip olduğu def’ileri ileri sürebilir. d. Özen gösterme, rehin ve borç senetlerinin teslimi
Alacaklı, kefalet sırasında var olan veya daha sonra asıl borçludan alacağın özel güvencesi olmak üzere elde ettiği rehin haklarını, güvenceyi ve rüçhan haklarını kefilin zararına olarak azaltırsa, zararın daha az olduğu alacaklı tarafından ispat edilmedikçe, kefilin sorumluluğu da buna uygun düşen bir miktarda azalır. Kefilin fazladan ödediği miktarın geri verilmesini isteme hakkı saklıdır. Çalışanlara kefalet hâlinde alacaklı, çalışanlar üzerinde yükümlü olduğu gözetimi ihmal eder veya kendisinden beklenebilen özeni göstermezse ve borç da bu sebeple doğmuş ya da bu özeni göstermesi hâlinde ulaşamayacağı ölçüde artmış olursa, bu borcu veya borcun artan kısmını kefilden isteyemez. Alacaklı, borcu ödeyen kefile haklarını kullanmasına yarayabilecek borç senetlerini teslim etmek ve gerekli bilgileri vermekle yükümlüdür. Alacaklı, kefalet sırasında var olan veya asıl borçlu tarafından alacak için sonradan sağlanan rehinleri ve diğer güvenceleri de kefile teslim etmek veya bunların devri için gerekli işlemleri yapmak zorundadır. Alacaklının, diğer alacakları sebebiyle sahip olduğu rehin ve hapis hakları, kefilin haklarından sıraca önce geldikleri ölçüde saklıdır. Alacaklı, haklı bir sebep olmaksızın yükümlülüklerini yerine getirmez, ağır kusuruyla mevcut belgeleri veya rehinleri ya da sorumlu olduğu diğer güvenceleri elinden çıkarırsa, kefil borcundan kurtulur. Bu durumda kefil, ödediğinin geri verilmesini ve varsa ek zararının giderilmesini isteyebilir. e. Ödemenin kabulünü isteme
1.2.3.1. Hukuk Devleti Kavramı Hukuk devleti anlayışı, tarihsel olarak sırasıyla mülk devleti ve polis devleti anlayışlarının ardından ortaya çıkmıştır. Kavramsal anlamda ilk olarak 18. yüzyılın sonu ile 19. yüzyılın başında Almanya’da ortaya atılmış olan “hukuk devletinin kurumsal olarak ortaya çıkışı Fransız Devrimi ile gerçekleşmiştir. Kapsayıcı bir tanımla “varlığının nedenini insanların huzur ve mutluluğunu sağlamakta bulan, amacı insan hak ve hürriyetlerini güvence altına almak ve bunları geliştirmek olan, yönetilenlerin haklarını aramalarının önündeki tüm kısıtlamaları kaldıran, demokratik, eşit ve adaletli bir düzen içerisinde otoriteyi insanların özgürlüğü lehine sınırlandıran, hukukla ve hukukun genel ilkeleriyle bağlı olan devlet” olarak tanımlayabileceğimiz hukuk devleti, esas olarak devletin yetkilerini hukuk çerçevesinde kullanmasını sağlamayı ve bunu gerçekleştirirken de her şart ve durumda insan haklarına saygılı olmayı gerektirir. Hukuk devleti, kişilerin güvenlik gereksinimlerine somut olarak getirdiği hukuk ilke ve kurumlarına karşılık gelir. Anayasamızın ikinci maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Anayasa Mahkemesi de bir kararında hukuk devletini, “ İnsan haklarına saygılı ve hakları koruyucu, adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmekte kendisini yükümlü gören, bütün eylem ve işlemleri yargı denetimine bağlı olan devlettir.” şeklinde tanımlamıştır. Bugün birçok anayasanın bir ilke olarak benimsediği hukuk devleti kavramı, demokrasinin ayrılmaz bir unsuru olarak kabul edilmiştir. Buna göre fertlerin vazgeçilmez, hiçbir şahıs ve kurum tarafından çiğnenemez, ihlal edilemez temel hak ve hürriyetleri vardır. Fertler gibi devlet de bütün faaliyetlerinde hukuka tabi olacak, gücüne dayanarak fertlerin hak ve hürriyetlerini ortadan kaldırmak yahut sınırlamak bir yana, bunları korumakla yükümlü bulunacaktır. Devletin hukuka tabi olması, hukuk karşısında fert ile eşit durumda bulunmasını ifade etmektedir. Bu ise ferdin, gerektiğinde devlete karşı da korunacağını göstermektedir. Hukuk Devleti Kavramının Tarihsel Gelişimi Hukuk devleti anlayışı birden ortaya çıkmamıştır. Orta Çağ’da "mülk devlet" anlayışı vardı. Daha sonra "polis devleti" ve "hazine teorisi" anlayışları ortaya çıktı. Şimdi bunlara bir göz atalım. Mülk Devlet Anlayışı Orta Çağ’da hâkim olan “mülk devlet” ( Patrimonialstaat, Etat patrimonial ) anlayışına göre devlet, kralın kişisel mülkü olarak kabul edilmekteydi. Feodal sistemde kral, ülkenin en büyük toprak sahibi durumundaydı. Ülke âdeta kralın çiftliği durumundaydı. Kralın ülke 11 üzerindeki yetkisi, mülkiyet hakkına benzetiliyordu. Keza kralın dışındaki yöneticiler olan feodal beylerin yetkileri de esas itibarıyla sahip oldukları toprak mülkiyetinden kaynaklanıyordu. Yani feodal beylerin sahip oldukları kamusal yetki ve ayrıcalıklar da mülkiyet esasına dayanıyordu.
Özetle, bu sistemde kamu gücüne sahip olanların ( kralın ve feodal beylerin ) yetkileri onların şahsi malı olarak görülüyordu. Keza, bu kamusal yetkiler, sözleşmeyle devredilebiliyor; miras yoluyla varislere de geçebiliyordu. Fotoğraf 1.4: Adalet Mülkün Temelidir Yazısı Böyle bir sistemde, yönetici olarak ne kralı ne de feodal beyleri sınırlandıran bir "idare hukuku" yoktu. Gerek kral gerekse feodal beylerin yetkileri, tabii hukuk doktriniyle sınırlandırılmaya çalışılıyordu. Kral ve feodal beylerin yetkileri, esas itibarıyla, birer mülkiyet hakkı olarak özel hukuka tabi idi. Bu anlamda kralı ve feodal beyleri, özel hukukun sınırlandırdığını söyleyebiliriz. Özellikle bu dönemde meşru olarak kazanılmış haklara (ki bu haklara jura quaesita deniyordu) saygı ilkesi vardı. Kral, başta feodal beylerin olmak üzere kimsenin kazanılmış haklarına (jura quaesita) dokunmamalıydı. Dolayısıyla feodal dönemde kralın iktidarının sınırsız olduğu, kralın hukuki kurallarla bağlı olmadığı söylenemez. Tersine kral hukuki kurallarla bağlıydı ve üstelik bağlı olduğu bu hukuk kendisi tarafından yaratılmamış olan "tabii hukuk" idi. Ancak zamanla kralın, bazı istisnai durumlarda kazanılmış haklara dokunabilmesine imkân veren üstün bir hakka (ki bu hakka jus eminens deniyordu) sahip olduğu kabul edildi. Başlangıçta istisnai nitelikte olan kralın sahip olduğu bu “jus eminens” zamanla yaygınlaştı ve hükümdarın bütün ülke üzerinde bir kamu gücü kullanmasına imkân veren genel bir hakkın temeli hâline geldi ve "polis devleti" anlayışına yaklaşılmış oldu. Polis Devleti Anlayışı "Hukuk devleti", "polis devleti" deyişinin karşıtı olarak kullanılmaktadır. O nedenle burada kısaca polis devleti anlayışını görmek gerekir. Polis devleti, "Kamunun refahı ve selameti için her türlü önlemi alabilen, bu amaçla kişilerin hak ve özgürlüklerine alabildiğine müdahale edebilen, onlara külfetler yükleyebilen ve fakat tüm bunları yaparken idaresi hukuka bağlı olmayan devlet” demektir. "Polis devleti" kavramı; 17'nci ve 18'inci yüzyıllarda Kara Avrupası ülkelerindeki, mutlakıyetçi rejimleri açıklamak için kullanılan ve ilk kez Almanya'da ortaya çıkmış bir kavramdır. Polis devleti anlayışı, tarihsel olarak feodal devlet devrinden mutlak hükümdarlık devrine geçişte ortaya çıkmıştır. 12 “Polis devleti” ifadesindeki “polis” kelimesi bugünkü gibi “kolluk (zabıta)” anlamında değil, kamunun refah ve selametini sağlamaya yönelik tüm devlet faaliyetleri anlamında kullanılıyordu. Devletin bu faaliyetleri yürütebilmek için sahip olduğu sınırsız ve denetimsiz güç ise “polis kudreti” olarak adlandırılmıştır. Bugün de idaresi hukuka bağlı olmayan, vatandaşlarına hukuki güvenlik sağlamayan devlet tipi için "polis devleti" tabiri kullanılmaktadır. Polis devleti anlayışında devlet, hukuka bağlı olmadığından devletin eylem ve işlemlerinin yargı tarafından denetlenmesi de söz konusu değildir. Hazine Teorisi
O hâlde devlet idaresi, hukuka aykırı eylem ve işlemleriyle kişilere zarar vermişse, bunları ödemekle yükümlüdür. İdare bu yükümlülüğünü kendiliğinden yerine getirmiyorsa, mahkemeler idareyi verdiği zararları tazmin etmeye mahkûm eder. 17
Hakları ihlal edilenlerin bu iddialarını dinletecek ve durumu düzeltecek mercilere başvurabilmeleri demektir. Etkili başvuruda bulunma hakkının anlatılabilmesi için öncelikle bazı kavramların açıklanması gerekir. Yetkili Makam Anayasa’nın 40. maddesi, temel hakları ihlal edilenlerin bu iddialarını dinletecek ve durumu düzeltecek mercilerin varlığını öngörmektedir. Anayasamızın 40. maddesine göre “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.” Burada sözü edilen makamların mutlaka yargı organları olması gerekmez. İhlal iddiasının götürüleceği merci, ihlali düzeltici ve uygulanma yeteneği olan bir karar alma yetkisine sahip bulunmalıdır. Başvuru hakkının idari ve yargısal olmak üzere iki kullanım biçimi vardır: İdari Başvuru Hukukumuzda idari başvuruya ilişkin genel ve özel nitelikli düzenlemeler bulunmaktadır. Anayasa madde 74 gereğince vatandaşlar ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancılar kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yazı ile başvurma hakkına sahiptir. İdari Yargı Usul Kanun madde 10’a göre ise ilgililer haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylem için idari makamlara başvurma hakkına sahiptirler. 20 Yargısal Başvuru Anayasamızın 36. maddesine göre “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davalı ve davacı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” Maddeden açıkça anlaşılacağı üzere bireylerin hak ihlalleri gerekçesiyle bir yargı yoluna başvurma hakları vardır. 1.3.1.3. Davanın Hakkaniyete Uygun Dinlenmesini İsteme Hakkı Bir suç ile itham edilen her şahıs, suçlu olduğu kanun tarafından ispatlanana kadar masum sayılır. Suçlanan şahsın, tarafsız bir mahkeme tarafından, davasının makul bir süre içerisinde hakkaniyete uygun ve aleni olarak dinlenmesini isteme hakkı vardır. Hüküm, açık olarak verilir; ancak toplumun düzenini, milli güvenliğe ve toplum ahlakına zarar verici fiilleri işleyenler için davanın selameti ya da taraf olanların güvenlikleri amacıyla mahkemenin lüzumlu görmesi halinde dava, kısmen veya tamamen basına ya da halka kapatılabilir. Her sanık, neyle suçlandığının mahiyeti ve sebebinden en kısa zamanda anladığı bir dille ve etraflı surette haberdar edilmek zorundadır. Müdafaasını hazırlamak için, gerekli zaman ve kolaylıklar kendisine sağlanır. Kendi kendini müdafaa etmek veya kendi seçeceği bir müdafinin veya eğer bir müdafi tayin için mali imkânlardan yoksun bulunuyorsa ve adaletin selameti gerektiriyor ise mahkeme tarafından tayin edilecek bir avukat tarafından savunulur. Sanık, duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya o lisanı konuşmadığı takdirde, bir tercümanın yardımından faydalanmak hakkına sahiptir. 1.3.1.4. Duruşmanın Aleniyeti
1.3.2.1. Hukukun Üstünlüğünün Bağlayıcılığı İlkesi Hukukun üstünlüğü ilkesi, devleti temsil eden kişi ve kurumların hukukun temeli olan “bireyin mal ve canını koruma” haricinde keyfice kural ve kanun yapıp bunları uygulamaya çalışmasının engellenmesi için ortaya konmuş bir prensiptir. Kısaca hukukun üstünlüğünün olduğu bir ülkede devlet, temel birey haklarını korumak dışında keyfî kurallar, uygulamalar ve yasaklar getiremez. Devletin bireylerin mal ve canlarını korurken yani adaleti tesis ederken göz önünde bulundurması gereken en önemli meseleler; uygulamalarda eşitlik, caydırıcılık ve mağdurların vicdanı açısından tatminidir. 23 Hukukun üstünlüğünde ise toplum; devletin vesayetinde olmadığından özgür, çoğulcu ve katılımcıdır, egemenliğin hem sahibi hem de tek kullanıcısıdır. Dolayısıyla egemenliğin “aidiyet” ve “kullanım” olarak ikiye ayrılması söz konusu değildir. Devlet, tüm kurumlarıyla topluma hizmet ettiği sürece meşru ve yetkilidir, diğer bir ifade ile medeni ve müreffeh bir topluluk tek amaç olup devlet bu amaca yönelik araçsal bir değere sahiptir. Toplum medeni ve özgür olduğundan yönlendirilmesi ve kendi adına kararlar almaktan feragat ettirilmesi olanaksızdır. Zira olaylar ve kavramlar toplum tarafından “devlet aklıyla” değil, “ortak akıl” kullanılarak değerlendirilmektedir. Devlete araçsal bir değer atfedildiğinden bu organizasyon üzerinde çok güçlü bir kamuoyu baskısı söz konusudur. Dolayısıyla devletin hukuku kullanarak toplum üzerinde vesayet kurma imkânı daha teşebbüs aşamasında imkânsız denilecek kadar azdır. 1.3.2.2. Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi Hukuk devleti olmanın, dolayısıyla adil yargılanma hakkının işlerliğini sağlamak açısından zorunlu bir ilke de suçta ve cezada kanunilik ilkesidir. Bireylerin özgürlük alanına en derin müdahalelerde bulunan ceza hukukunun siyasi güç tarafından kötüye kullanılmasını engelleyen en önemli ve vazgeçilemez güvence, şüphesiz suçta ve cezada kanunilik ilkesidir. Bu ilkenin içeriği ve sonuçları olarak kabul edilen suçları ve cezaları belirleyen kanun hükümlerinin ancak yasama organı tarafından yapılabilmesi, kanun hükümlerinin açık ve belirgin olması; kıyas yasağı, geçmişe uygulama yasağı, lehe kanunun geçmişe uygulanması ilkeleri de bu kapsamdadır. Bu ilkeler sayesinde toplumda yaşayan bireyler, neyin serbest olduğunu önceden öğrenebilmekte ve iradeleriyle yasağı veya serbest olanı seçebilmekte ve bunun sonuçlarına razı olmaktadır. "Kimse işlediği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz. Ceza ve ceza yerine geçen tedbirler ancak kanunla konur." denilmek suretiyle bu ilke gerek anayasamızda gerekse Ceza Kanunumuzda düzenlenmiştir. Sonuç olarak kanunda açıkça öngörülmemiş olan bir fiilden dolayı yargılama, adil yargılanma hakkına aykırılık oluşturacaktır. 1.3.2.3. Hak Arama Özgürlüğü
İktisadi ve teknik ilişkileri düzenleyen antlaşmalarla uluslararası bir antlaşmaya dayanan ya da yasanın verdiği yetkiye dayanarak yapılan antlaşmaların meclis tarafından uygun bulunması zorunluluğu yoktur. Bu gibi antlaşmalar, doğrudan doğruya yürütme organı tarafından yapılır ve yürürlüğe konur. Yürürlüğe konulmuş antlaşmalar yasa gücündedir. Bunların anayasaya aykırılığı ileri sürülemez ve iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. 36 Uluslararası Antlaşmalara; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Bern Sözleşmesi, Avrupa Sınır Ötesi Televizyon Sözleşmesi örnek olarak verilebilir. Kanun Kanun, yasama organı tarafından yazılı olarak çıkartılan genel, soyut, sürekli olan hukuk kurallarına verilen addır. Kanunlara örnek olarak Medenî Kanun, Ticaret Kanunu, Ceza Kanunu, Yargılama Kanunu, Soyadı Kanunu, Dernekler Kanunu, Tapu Kanunu, Toprak ve Tarım Reformu Kanunu vb. sayılabilir. Bir kanun, düşünülmesinden uygulamaya konulmasına kadar aşağıdaki aşamalardan geçer: Kanun önerileri, milletvekilleri tarafından kanun teklifi şeklinde meclise sunulur. İlgili komisyonlarda görüşülerek kabul edilen kanun önerileri Meclis Genel Kuruluna gönderilir. TBMM üye sayısının en az 1/3’ü (200) ile toplanır (toplantı yeter sayısı). TBMM toplam üye sayısı 600'dür. Genel Kurul”da kabul için en az meclis üye tam sayısının 1/4’ünün (150) evet oyu veya toplantıya katılanların salt çoğunluğunun (yarıdan bir fazla üye sayısının oyuyla sağlanan çoğunluk) evet oyu kullanması gerekir. Örneğin; 300 milletvekili ile toplanan mecliste toplantı yeter sayısı mevcuttur. Yapılan oylamada 154 kabul çıkmıştır. Yani alınan TBMM kararı yasaya uygundur. Ancak 200 milletvekili ile açılan birleşimde toplantı yeter sayısı mevcuttur. Yapılan oylamada 101 kabul çıkmıştır. En az 150 sayısını bulmadığı için anayasaya uygun değildir. Mecliste kabul edilen kanunlar, cumhurbaşkanına gönderilir. Cumhurbaşkanı, 15 günlük inceleme süresi içinde ya onay verir veya bir kez daha görüşülmek üzere meclise iade edebilir. Meclise iade edilen kanun, tekrar aynen kabul edilirse cumhurbaşkanı onaylamak zorundadır. Cumhurbaşkanının yeniden görüşülmek üzere meclise iade ettiği kanun değiştirilerek tekrar cumhurbaşkanına gönderilirse cumhurbaşkanı kanunu veto etme hakkına sahiptir. Cumhurbaşkanı tarafından onaylanan kanunlar, Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girer. Kanun yapma yetkisi TBMM’ye aittir. (AY. Madde 87) Kanun koyucu kanunun konusunu, anayasaya aykırı olmamak şartıyla, kendisi belirleyebilir. Kanunlar anayasaya aykırı olamazlar. Buna “Anayasanın üstünlüğü ilkesi” denir (AY. Madde 11). Kanunların anayasaya uygunluğunu Anayasa Mahkemesi denetlemektedir. 37 Kanun teklifleri önce Millet Meclisinin yetkili komisyonlarında görüşülür ve karara bağlanır. Komisyonlarda kabul edilen metin TBMM’nin Genel Kuruluna sunulur ve orada yapılan görüşmeden sonra son şeklini alır.
Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler. Hangi yönetmeliklerin Resmî Gazetede yayımlanacağı kanunda belirtilir. Cumhurbaşkanı, kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilir. Kamu kuruluşlarının yönetmelik çıkarması, düzenli yönetim ilkesinin bir gereğidir. Yönetmeliği bir bakanlık yapabileceği gibi birkaç bakanlık birlikte de yapabilir. Yönetmeliklere örnek olarak; Sınıf Geçme Yönetmeliği, Orta Dereceli Okulların Disiplin Yönetmeliği, Üniversitelere Kayıt Yönetmeliği, Evlendirme Yönetmeliği, Silahlı Kuvvetler İç Hizmet Yönetmeliği verilebilir. İçtihadı Birleştirme Kararları Yüksek mahkemelerin çeşitli daire, hatta aynı dairenin ya da genel kurul kararlarının arasında aynı konuda farklılıkların olması mümkündür. İşte bu konuda ortaya çıkan içtihat farklılıklarını gidermek ve istikrarı sağlamak için içtihadı birleştirme yoluna gidilir. Bu görev o yargı düzeninin en üst derecesinde bulunan yüksek mahkemelere düşmektedir. İçtihadı birleştirme kararları, yargı yerlerinin kararları ve uygulamaları açısından birliği sağlamaya yaramaktadır. İçtihadı birleştirme kararları; bir yasanın boşluğunu dolduran, içtihatta bir değişiklik oluncaya kadar uyulması zorunlu kaynaklardır. Bu kararlar Resmî Gazete’de yayımlanır. 1.4.3.2. Yazısız Kaynaklar (Örf ve Âdet Hukuku) Toplum tarafından sürekli bir şekilde uygulanmak suretiyle âdeta bir hukuk kuralı gibi benimsenmiş olan davranış biçimleridir. Bu hukuk dalına gelenek hukuku (teamül hukuku) 39 denildiği de görülür. Yazılı kaynakların aksine bir otoritenin iradesine dayanmaz. Halkın vicdanından doğar ve genel bir inanışın ürünüdür. Belirli olaylar karşısında toplum bireyleri tarafından sürekli olarak tekrarlanan aynı davranış biçimleri, daha sonra bunlara uyulmasının zorunlu olduğu şeklinde toplum içerisinde genel bir inanışın meydana gelmesine sebep olur. Böylece örf ve âdet hukuku oluşur. Örf ve âdet hukuku yazılı değildir. Toplumsal vicdanda yaşar. Bir geleneğin hukuk kuralı hâline gelebilmesi için üç şartın gerçekleşmesi gerekir; Süreklilik: Yani uzun bir süre uygulanması gereklidir. Genel inanç: Belli bir geleneğe uyulmasının zorunlu olduğu konusunda toplumda genel bir inancın doğmuş olması gereklidir. Devlet desteği: Bir geleneğin hukuk kuralı hâline gelebilmesi için "yaptırım" ile desteklenmesi gereklidir. Bu da genellikle yasalardaki yollamalarla mümkündür. Örneğin; Medeni Kanunun 1. maddesinde yer alan "hakkında kanuni bir hüküm bulunmayan meselede hâkim, örf ve âdete göre hükmeder." sözü genel yollamalardan biridir. Genel olarak gelenek hukuku ile yasalardaki boşluklar doldurulur ya da bir yasa hükmünün yorumunda kullanılır. Hakkında açık hüküm bulunan durumlarda gelenek hukukuna başvurulmaz.
Demokrasi, tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir tür yönetim biçimidir. Yunanca dimokratia (yardım·bilgi) (dimos, halk zümresi, ahali, yani kratos, iktidar) sözcüğünden türemiştir. Türkçeye, Fransızca démocratie sözcüğünden geçmiştir. Genellikle devlet yönetim biçimi olarak değerlendirilmesine rağmen; üniversiteler, işçi ve işveren organizasyonları ve bazı sivil kurum ve kuruluşlar da demokrasi ile yönetilebilir. Kuvvetler ayrılığı devlet organları olan yasama, yürütme ve yargı güçlerinin birbirinden ayrılmış oldukları bir devlet yönetim modelidir. Devletin her biri birbirinden ayrı ve bağımsız güçlerdeki kol ve sorumluluk alanlarına ayrıldığı ve böylece her bir güç ve kolun bir diğeri ile güç ve sorumluluk alanları bakımından bir çatışma yaşamadığı bir modeldir. Kuvvetler ayrılığı sistemi; yasama, yürütme ve yargı olarak tanımlanan kuvvetlerin değişik yollardan göreve gelen ve aralarında fren ve denge mekanizması bulunan farklı organlara verilmesi olarak tanımlanmıştır. Devletin yasama ve yargı dışındaki faaliyetleri yürütme işlevidir. Yasama, kural koymak; genel, sürekli, objektif, kişisel olmayan işlemler yapabilmektir. Yargı; yasama ve yürütme organından 'bağımsız ve tarafsız mahkemelerce görevlerin yerine getirilmesini ifade etmektedir. Yargıçların bağımsızlığı ise yasama ve yürütme organlarına bağlı olmadan anayasaya ve hukuka uygun olarak vicdani kanılarına göre hüküm vermelerini amaçlar. Yargı (Yargı erki olarak da bilinir.); egemenlik veya devlet adına hukuku yorumlayan ve ona başvuran mahkemeler düzenidir. Yargı ayrıca uyuşmazlıkların çözümü için bir işleyiş de sağlar. Kuvvetler ayrılığı öğretisi altında, yargı genellikle yasa çıkarmaz (Bu, bütün üyelerin hazır bulunduğu bir yüksek tabakada, yasamanın sorumluluğundadır.) ya da yasaları uygulamaz (Bu da yürütmenin sorumluluğundadır.). Daha çok yasaları yorumlar ve onları her hukuksal olayın gerçeklerine uygular. 54 Bu devlet erki sık sık "Yasalar önünde herkes eşittir." ilkesini sağlama almakla görevlendirilir. Genellikle bir son-başvuru mahkemesinden (Yüce divan ya da anayasa mahkemesi denir.) ve daha düşük mahkemelerden oluşur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 9. maddesi uyarınca “Yargı yetkisi, Türk milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.” Ancak, “5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanun” içinde yer alan bazı belirleyici hükümler haricinde tüm yargı teşkilatının görev ve yetkisini belirleyen kapsayıcı ve genel bir yasal düzenleme yapılmamıştır. Dolayısıyla, hangi durumda hangi mahkemenin yetkili olacağı çeşitli kanunlarda dağınık ve sistematikten uzak bir biçimde yer aldığından mevcut mevzuat konuya genel bir bakış sağlamaktan uzak bir görüntü sunmaktadır. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde mevcut olan yargı teşkilatı,
anlamda sosyal ve ekonomik haklar ve kişiye yargısal denetim imkânı veren hükümler bu anayasada yer almamıştır. 68 1961 ve 1982 anayasalarında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Batı Avrupa ülkeleri anayasalarının insan haklarıyla ilgili hükümleri esin kaynağı olmuştur. Ancak temel hak ve özgürlükler konusunda, 1982 Anayasası’nda 1961 Anayasası’na göre daha kapsamlı sınırlamalara gidilmiştir. Olağanüstü durumlarda temel hak ve özgürlükleri kısıtlamakla yetinilmemiş, bu hakların durdurulmasına da imkân sağlanmıştır. Olağanüstü durumlarda, temel hak ve özgürlüklerin ne şekilde sınırlandırılabileceği Olağanüstü Hal Yasası’nda yer almıştır. Önceden düzenleme yükümlülüğünün anayasada yer alması yargı denetimine imkân sağlamaktadır. 03.10.2001 tarihinde yapılan değişiklik ile Anayasa’nın 13’üncü maddesinin yeni şekli “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar anayasanın özüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmünü içermektedir. Ülkemizde 2000 yılında 81 il ve 850 ilçede "İnsan Hakları İl ve İlçe Kurulları" kurulmuştur. Bu kurullar, 23 Kasım 2003 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan yönetmelikle yeniden yapılandırılmış, kurullarda sivil toplumun temsili güçlendirilmiştir. Söz konusu kurullar, insan haklarının korunması ve geliştirilmesi için çalışmalar yapmaktadır. Kurullar, öncelikle idarenin uygulamalarında vatandaşlara empati ve nezaketle yaklaşılmasını sağlamakla ve insan hakları ihlallerinin önlenmesi için gerekli çalışmaları yapmakla yükümlüdür. Şahsen hak ihlaline uğrayan ya da tanık olan her birey, valilik veya kaymakamlık binasında bulunan insan hakları danışma ve başvuru masaları aracılığı ile bu kurullara başvuruda bulunabilir. İnsan haklarını insanın kendisi değil yasalar, eşit olarak hiçbir ayrım yapmadan koruyacaktır. Gerçekleştirilen kapsamlı anayasa değişiklikleri, çıkarılan yeni Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Medeni kanun gibi yasal düzenlemeler ve AB sürecinde hayata geçirilen uyum paketleri ile hukuk sistemi reforme edilirken insan hakları alanındaki idari kapasite de geliştirilmiştir. Anayasamızda 12 Eylül 2010 tarihli 5982 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru (doktrinde Anayasa Şikâyeti ifadesinin kullanıldığı da görülmüştür.) yolu açılmıştır. Bireysel başvuru yolu Anayasamızın 148. maddesinde; “Herkes, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.
o Sosyal güvenliğin sağlanması o İşsizliğin önlenmesi o Adaletli ücret dağılımı (Herkese eşit ücret vaat edilmediğine dikkat etmek gerekir.) o Milli gelirin adaletli dağıtımı o Vergilendirmede adaletin sağlanması o Toplu konut faaliyetlerinin desteklenmesi o Sağlıklı bir çevre ve konutun sağlanması o Sosyal kamusal haklar o Ailenin korunması o Topraksız çiftçiye toprak dağıtımı o Toprak mülkiyeti o Kamulaştırma o Planlama o Devletleştirme o Fırsat eşitliğinin sağlanması Sosyal devletin ana ögelerinden biri millî geliri artırmak; bunun için yatırım yapmak, sosyal adalet kuralları içinde kalkınmayı sağlamaktır. Sosyal devletin ana ögelerinden diğeri millî gelirin adaletli dağılımını sağlamaktır. Sosyal devletin bir başka ögesi özgürlüklerin 84 gerçekleşmesi için maddi imkân sağlamaktır. Bir diğer sosyal devlet ögesi ise bireyleri sosyal güvenliğe kavuşturmaktır. Fotoğraf 2.9:Yardımlaşma İnsan Haklarına Saygılı Devlet İlkesi Günümüzde insanların sahip oldukları temel haklar, çeşitli uluslararası antlaşma ve bildirilerde; örneğin Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde açıkça gösterilmiştir. Bu beyannamedeki ilkeler, günümüzde demokrasiye bağlı bütün toplumlarca tanınıp benimsenmiştir. Anayasamız, insanların insan olmaktan kaynaklanan temel hak ve hürriyetlerden faydalanacaklarını açıklamıştır. Anayasamızın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti “İnsan haklarına saygılı bir devlettir.” ifadesi yer almaktadır. Fotoğraf 2.10: BM ve İnsan haklarını temsil eden simgeler İnsan hakları kavramı, bütün insanlara tanınması gereken ideal hak ve hürriyetleri kapsamaktadır. İnsan haklarına, doktrinde “Temel Haklar” dendiği de görülür. Temel haklar, anayasamızın “kişinin hakları ve ödevleri” bölümünde düzenlenen koruyucu haklarla “sosyal ve iktisadi haklar” başlığını taşıyan bölümünde düzenlenen isteme hakları ve “siyasal haklar ve ödevler” başlığı altındaki bölümde düzenlenen katılma haklarından oluşmaktadır. Temel Hak ve Hürriyetlerin Kullanımını Durduran Haller: Savaş Seferberlik Olağanüstü hâl (OHAL) durumlarında temel hak ve özgürlükler kısmen veya tamamen durdurulabilir. 85 Durumun gerektirdiği ölçüde durdurulabilir. Durdurulurken milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilemez. Sınırlama ile durdurmanın farklı kavramlar olduğuna ve durdurmanın her zaman yapılamayacağına sadece olağan dışı yönetim durumlarında yapılabileceğine dikkat etmek gerekir. Eşitlik İlkesi Eşitlik ilkesi Anayasanın 10. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, “Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa ayrıcalık tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır.” ( AY. Madde 10 )
18 ve 19. yüzyılda özellikle kölelik karşıtı hareketler, demokrasi mücadelesi, özellikle demokratik katılım, genel oy ilkesi ve kadınların oy kullanma hakkı gibi alanlarda insan hakları mücadelesi yoğunlaşmıştır. 20. yüzyılın ilk yarısında Milletler Cemiyeti Dönemi’nde (1918-45) azınlıkların korunması, halkların kendi kaderini tayin etme hakkı ve yabancı hakları gibi haklar öne çıkmıştır. 1945’te Birleşmiş Milletler’ in (BM) kurulmasıyla insan hakları kurumsal olarak da dünya politikasına girmiştir. Zira BM Şartı’nın ilk maddesi, BM’nin dört görevi arasında insan haklarını geliştirmeyi de vurgulamaktadır. Daha sonra kurulan İnsan Hakları Komisyonu BM Genel Kurulu tarafından 10 Aralık 1948 tarihinde kabul edilen ve bağlayıcılığı olmayan Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nden günümüze onlarca metin, insanlığın hizmetine sunulmuştur.
Din kuralları, Allah tarafından konulmuş ve peygamberler aracılığı ile insanlara ulaştırılmış olan emir ve yasaklardan oluşur. Toplumsal ilişkileri düzenleyen din kuralları genellikle bütün dinlerde benzerlik gösterir. Örneğin, bütün dinlerde başkalarına kötülük etmek, yalan söylemek yasaklanmıştır. Dürüst olmak, yardımsever olmak ise emredilmiştir. Dinin hukuk üzerindeki etkisi laik devlet anlayışının benimsenmesiyle azalmıştır. Bizde ise Osmanlı Devleti’nin teokratik bir devlet olması sebebiyle dinin hukuk üzerindeki etkisi uzun süre devam etmiştir. Cumhuriyet Dönemi’nde laik devlete geçildikten sonra Şer-î Hukukun yerini “Medeni Hukuk” (1926) almıştır. 1924 Anayasasında devletin dininin İslâm olduğu ifade edilirken bu kural 1928 yılında Anayasa’dan çıkartılmıştır. Din kurallarının koyduğu emir ve yasaklara aykırı davranışta bulunan kişiler manevi yaptırımlarla karşılaşırlar. Bu ise günahkâr olma ve öbür dünyada Allah’ın öngörmüş olduğu manevi cezalar şeklinde ortaya çıkar. Örneğin; yoksullara yardım etmek, din kurallarının emirlerinden biridir. Ancak, yoksullara yardım etmeyen bir zengin için bu dinî kuralı yerine getirmemek maddi bir yaptırıma maruz kalmasına neden olmaz.
Ahlak kuralları da sosyal hayatta insanların birbirleriyle olan ilişkilerini düzenlemektedir. Toplumda bazı davranışlar "iyi”, bazıları "kötü" olarak nitelendirilir. Ahlak kuralları çoğu kez bu ayrımın bir sonucu olarak ortaya çıkar. 7 Ahlak, bir toplumda iyilik ve kötülük hakkında oluşan değer yargılarına göre yapılması ve yapılmaması gereken davranışlar bütününe denir. Bireyin kendisine karşı olan davranışlarını subjektif (kişisel) ahlak kuralları düzenler. Örneğin; yalan söylememek, ihanet etmemek vb. kişisel ahlak kurallarındandır. Bireyin topluma ve diğer bireylere karşı olan davranışlarını ise objektif (nesnel) sosyal ahlak kuralları düzenler. Yoksul durumda olan bir kimsenin yardımına koşmak, başkalarının canına, malına, namusuna göz dikmemek nesnel ahlak kuralları içinde yer alır. Ahlak kurallarının emir ve yasaklarına aykırı davrananların karşılaşacağı yaptırım da din kurallarında olduğu gibi manevidir. Yani toplum herhangi bir ahlak kuralını çiğnediğimizde bizi ayıplar, küçük görür. Ama bizi söz konusu bu kurala uymaya zorlayamaz veya maddi bir yaptırıma tabii tutulamaz. Dolayısıyla ahlak kurallarının yaptırımı kişiden kişiye değişir. Kişi bu kurallara, değer verdiği ölçüde uyar. Bunun için ahlak kuralları da toplum düzenini sağlama konusunda yetersiz kalmıştır.
Görgü kuralları, kişilerin diğer kişilerle karşılaştıkları zaman takınmaları gereken tavırları; konuşma, oturma, giyinme, yeme içme yöntemlerini; topluluklarda, bayramlarda, düğünlerde nasıl hareket edeceklerini gösterir. Bu kuralların tamamına görgü (muaşeret = nezaket) kuralları denir. Bu kurallar, toplum içinde kişilerin belli bir olayda hep aynı şekilde hareket etmeleri sonucunda doğmuştur. Dolayısıyla çoğunluğun benimsemiş olduğu bir davranışı biz de benimsemiş oluruz, aynı olayla karşılaştığımızda aynı şekilde davranırız. Örneğin; sokakta karşılaştığımız bir arkadaşımıza selam veririz, düğün ya da doğum gününe giderken hediye götürürüz, hastalanmış olan akraba ve arkadaşlarımızı ziyaret ederiz. Görgü kurallarının yaptırımı da manevidir. Toplum düzenini sağlamaya görgü kuralları katkı sağlamaktadır. Görgü kurallarının yaptırım gücü de kişiden kişiye değişir. Kişi için görgü kurallarının yaptırımı olan ayıplanma, kınanma ne kadar önemli ise bu kurallara o derece uyar. Ancak kişiler bu kurallara uymaya zorlanamaz.
Hukuk kuralları toplum içinde tutum ve davranışlarımızı düzenleyen ve uyulması devlet zoru ile sağlanan kurallardır. Örneğin; satılan malın alıcıya teslim edilmesi ve alıcı tarafından satış bedelinin ödenmesi, hırsızın, adam öldürenin cezalandırılması, kopya çeken öğrenciye sınav yönetmeliğinin uygulanması vb. konulardaki kurallar hukuk kuralı niteliğindedir. 8 Hukuk kurallarının ve hukuk kurumlarının oluşturduğu düzene ise "hukuk düzeni" denir. Toplumu düzenleyen kurallardan en önemlisi ve etkili olanı hukuk kurallarıdır. Hukuk kurallarının amacı; toplum hâlinde yaşayan insanların ilişkilerini düzenlemek, onların rahat, huzur, güven, barış, eşitlik ve özgürlüğünü sağlamak, yani toplum hayatının devamını mümkün kılmaktır. Bunun yanı sıra toplumun değişen ihtiyaçlarını karşılamak, adaleti gerçekleştirmek ve ideal hukuka (olması gereken hukuk) ulaşmak hukukun diğer amaçlarıdır. Hukuk kurallarını diğer toplumsal düzen kurallarından ayıran en önemli özellik manevi değil, maddi yaptırıma sahip olmasıdır. Hukuk kurallarının maddi yaptırıma sahip olması sebebiyle kişiler kendilerini bu kurallara uymak zorunda hissederler. Örneğin; aralarında alışveriş sözleşmesi yapmış olan taraflardan birisi mağdur olmuşsa (malı teslim alamamış ya da parasını alamamışsa) karşı tarafı mahkemeye vererek mağduriyetinin ortadan kaldırılmasını sağlayabilir. Mağdur olan taraf malı teslim alamamışsa, malını teslim alması sağlanır. Parasını alamamışsa borçludan borcu zorla alınarak, parasını alması sağlanır.
İnsanlar toplu olarak yaşarlar. Toplum hâlinde yaşayan insanların, toplum içinde uymaları gereken kurallara "toplumsal düzen kuralları" denir. Toplum düzenini sağlayan kurallar insanların toplum içerisinde uymaları gereken birtakım emir ya da yasakları kapsar. Emir, insanların uyması gereken kuralları; yasak ise insanların yapmaktan kaçınması gereken hâlleri gösterir. Emirlere “borcunu öde”, “herkese saygılı ol”, “iyi davran” şeklindeki kurallar örnek verilebilir. Yasaklara ise “yalan söyleme”, “suç işleme”, “ahlaksızlık yapma” şeklindeki kurallar örnek verilebilir. Bireyler yapmaları gerekenleri yapmamaları ve yapmamaları gerekenleri de yapmaları hâlinde yaptırım (müeyyide) denilen toplumsal tepkilerle karşılaşırlar. Toplum düzenini sağlayan kurallara uygun davranılmasında yaptırımın büyük bir rolü vardır. İnsanların, manevi yaptırımı olan din, ahlak, görgü kurallarına uymaları tamamen vicdani sorumluluklarına bırakılmıştır. Fotoğraf 1.2: Ankara Adalet Sarayı 6 Toplum düzenini sağlayan kurallar; din kuralları, ahlak kuralları, görgü kuralları ve hukuk kurallarıdır. Bu kuralların hepsinin kendine özgü yaptırımları mevcuttur. İnsanların bu kurallara uymaları ise her birinin yaptırım gücüne göre farklılık gösterir. Şekil 1.1: Toplum düzenini sağlayan kurallar
“Vatan hizmeti her Türk’ün hakkı ve ödevidir”(AY.Madde72). Bu hizmet genel anlamda, Türklerin yüzyıllar boyunca en büyük fedakârlık ve bağlılıkla yerine getirmeyi bir vatan borcu olarak benimsediği askerlik hizmetidir. Yeni anayasamızda askerlik hizmetine “vatan hizmeti” denilmiştir (AY. Madde 72 ). Fotoğraf 2.15: Türk askeri Anayasamızda, vatan hizmetinin silahlı kuvvetlerde veya kamu kesiminde görev yaparak yerine getirileceği belirtilmiştir. Vatan savunması için gerek barışta ve gerekse savaşta var olması gereken kuvvet, şüphesiz ordudur. Ordular, vatan için ölmeye hazır olan Türk gençleri ile kurulur. Türk gençliği geçmişte olduğu gibi günümüzde de bu şerefli görevi yerine getirirken canını bile seve seve vermekten asla çekinmemektedir.
"Hukuk" kavramı, Arapça "hak" kavramının çoğuludur. Hukuk, "Toplumu düzenleyen ve kamu gücü ile desteklenen kuralların bütünü" şeklinde tanımlanabilir. Hukukun amacı ise toplumun genel yararını yani bireylerin ve toplumun ortak iyiliğini sağlamaktır. Hukuk devleti, her türlü yönetim ve karar alma işlerini yasalara bağlı kalarak gerçekleştiren devlettir. Demokratik devletlerin tümü hukuk devletidir. Hukuk devletinde birey - birey ilişkisi veya birey - devlet ilişkisinde ortaya çıkan her türlü anlaşmazlık yasalara ve mahkemelere müracaat edilerek çözülür. Hukukun bu şekilde toplumun her alanında belirleyici olmasına “hukukun üstünlüğü” denir. Hukukun üstünlüğü, hukuk devletinin ve demokrasinin vazgeçilmez koşuludur. Hukuka dayalı bir yönetim biçimi olan demokrasilerde hak ve özgürlükler, görev ve sorumluluklar yasalar tarafından güvence altına alınır. Hukukta yer alan değişik yaklaşımlar hukuk kavramına birbirinden farklı anlamlar yüklemiştir. Bu yaklaşımlara burada değinilecektir.
Osmanlı Devleti’nde insan hakları, İslam hukuku kuralları çerçevesinde söz konusu olup yasal güvenceye kavuşturulması, 1839 tarihli Tanzimat Fermanı ile başlayan döneme rastlar. Tanzimat Fermanı ile cezaların kanuniliği ve “Yargılamasız ceza olmaz.” ilkeleri gibi kişi güvenliği bakımından önemli gelişmeler olmuştur. 1876 tarihinde I. Meşrutiyet’in ilanı ile yürürlüğe giren anayasada, insan hak ve özgürlükleri açısından Osmanlı yurttaşlarına yönelik olmak üzere soyut birtakım güvencelere yer verilmiştir. 1876 Anayasası’nda kişi hürriyetleri, kişi dokunulmazlığı, basın özgürlüğü, ticaret serbestliği, dilekçe hakkı, eğitim özgürlüğü, kanun önünde eşitlik, memuriyete girme hakkı, mülkiyet hakkı, konut dokunulmazlığı, tabii hâkim güvencesi, müsadere(zor alım), angarya ve para cezası yasağı, işkence (cerime) ve kötü muameleye maruz kalmama hakkı gibi haklar tanınmıştır.
Belli bir ülkede belli bir dönemde yürürlükte olan hukuk kurallarının tamamına “pozitif hukuk” denir. 9 Fotoğraf 1.3: Pozitif hukukun kaynakları Pozitif hukuk, mevzu hukuk ve örf - âdet hukuku şeklinde ikiye ayrılır. Pozitif hukuk, yazılı hukuk kurallarının yanı sıra yazılı olmayan hukuk kurallarını da kapsar. Bu görüşe göre Türk Hukuku denildiğinde; Türkiye’de yürürlükte olan yazılı ve yazısız bütün hukuk kuralları ifade edilmek istenir. Bu nedenle pozitif hukuka “yürürlükte olan hukuk” denildiği de görülür. Mevzu Hukuk (Konulmuş, vâz’edilmiş hukuk) Bir ülkede yetkili bir makam tarafından konulan ve yürürlükte olan yazılı hukuk kurallarına “mevzu hukuk” denir. Mevzu hukuk, pozitif hukuk kurallarının yazılı olan bölümünden oluşmaktadır. Anayasa, kanun, cumhurbaşkanlığı kararnamesi, uluslararası antlaşmalar, yönetmelik vb. mevzu hukukun kapsamını oluşturur. Yazılı hukuk kurallarının tamamına mevzuat denir. Yazısız Hukuk ( Örf ve âdet hukuku ) Bir ülkede yürürlükte olan pozitif hukukun yazılı olmayan kısmına örf ve âdet hukuku denir. Örf ve âdet hukuku bir toplumda benimsenen örf-âdetlerin hukuk kuralına dönüşmesiyle oluşur.
Yürürlükteki hukukun üstünde yer alan, olması gereken hukuka “doğal hukuk” denir. Doğal hukuka, “olması gereken hukuk” ya da “ideal hukuk” denildiği de görülür. Bu yaklaşıma göre doğal hukuk, toplumdan önce vardır. Bu nedenle toplumun koyduğu hukuk kuralları doğal hukuka uygun olmalıdır. Doğal hukuk her zamanda ve her mekânda geçerlidir. Toplum düzenini ve adaleti en iyi doğal hukuk kuralları sağlayabilir. Bu görüşe göre, akıl yoluyla doğal hukuk kurallarına ulaşılabilir. Yürürlükteki hukukun amacı mümkün olduğunca doğal hukuk kurallarına yaklaşmaktır. Denilebilir ki bir ülkenin hukuku doğal hukukun kurallarına ne kadar yakınsa o kadar adil ve değerlidir. Örneğin; doğal hukukun ilkelerinden biri herkesin hukuk 10 karşısında eşit olmasıdır. Bir ülkenin pozitif hukuku bu kuralı ne kadar benimsemişse o kadar değerli sayılır.
Polis devleti anlayışının egemen olduğu Almanya'da 18'inci yüzyılın ortalarında "hazine teorisi" geliştirilmiştir. Polis devleti anlayışı yönetilenlere herhangi bir hukuki güvence tanımazken, hazine teorisi yönetilenlere bazı hukuki güvenceler sağlamaktadır. "Hazine teorisi” idarenin faaliyetleri dolayısıyla hakları ihlal edilen kişilere, yargısal yönden mali karşılık elde etme imkânını tanımaktadır. Bu teoriye göre devletin hazinesi, hükümdarın dışındadır ve tamamen bağımsız bir özel hukuk tüzel kişisi kabul edilmektedir. Böylece, hukuk kurallarına bağlı olmayan ve yargı denetimine de tabi bulunmayan devlet ile özel hukuk hükümlerine tabi olan ve aleyhinde dava açılabilen hazine birbirinden ayrılıyordu. Örneğin; devlet, özel bir kişiye ait olan bir taşınmaza el koyabiliyor, onu işgal edebiliyor, kişiyi zorla çalıştırabiliyordu. Devletin bu tür eylem ve işlemlerinin hukuk kurallarına aykırılığını ileri sürmek yine mümkün değildi. Ancak devletin bu tür işlemleri ile hakları ihlal edilenler, özel hukuk hükümleri uyarınca hazine aleyhine dava açıp tazminat alabiliyorlardı. Bu durum Alman hukukunda "Katlan, ama tazminat iste." deyişiyle ifade edilmiştir. Böylece hazine teorisi yönetilenlere yargı yolu ile dolaylı da olsa belli bir mali güvence sağlayabilmiştir. Devlet ile devlet hazinesinin tek bir tüzel kişi olduğu düşüncesi benimsendikçe, hazine teorisi yavaş yavaş terk edilmiş, onun yerini yine ilk önce Almanya'da "hukuk devleti" teorisi almıştır. Daha sonra "hukuk devleti" kavramı Fransa'ya geçmiştir. Hukuk devleti tabiri daha çok Kara Avrupası ülkelerinde kullanılmaktadır. Anglo-Sakson (V. ve VI. yüzyılda Büyük Britanya'yı ele geçiren Cermen ırkından oymaklara verilen ad) ülkelerinde benzer şeyi ifade etmek için "hukukun hükümranlığı" tabiri kullanılmaktadır. 13 Hukuk Devletinin Şartları Hukuk devleti ilkesinin gerekleri veya varlık şartları nelerdir? Diğer bir ifadeyle, bir devletin ve devlet idaresinin hukuk devleti olarak nitelendirilebilmesi için hangi şartları taşıması gerekir? Bu gerekleri "hukuk devletinin genel şartları" ve "hukuk devletinin özel şartları" olarak ikiye ayırabiliriz. Hukuk devletinin genel şartları, devletin (yasama, yürütme ve yargı organlarının) hukuka bağlılığının; özel şartları ise idarenin hukuka bağlılığının şartlarıdır. Bu şartlar şu şekilde bir tablo hâlinde gösterilebilir: HUKUK DEVLETİNİN ŞARTLARI GENEL ŞARTLAR (Devletin Hukuka Bağlılığı) ÖZEL ŞARTLAR (İdarenin Hukuka Bağlılığı) 1.Yasama organı, hukuka bağlı olmalıdır. 2.Yargı organı, hukuka bağlı ve tarafsız olmalıdır. 3.Yürütme organı, hukuka bağlı olmalıdır. 1.İdare, yargısal denetime tabi olmalıdır. 2.Hâkimler, bağımsız ve teminatlı olmalıdır. 3.İdari faaliyetler, önceden bilinebilir olmalıdır. 4.Hukuki güvenlik ilkesi mevcut olmalıdır. 5.İdarenin mali sorumluluğu mevcut olmalıdır.
Tablo 1.1: Hukuk devletinin şartları Hukuk devleti; hukuka bağlı olan devlet demek olduğuna ve devlet de yasama, yürütme ve yargı organlarından oluştuğuna göre hukuk devletinin üç temel gereği vardır: Yasama organı hukuka bağlı olmalıdır. Yargı organı hukuka bağlı ve tarafsız olmalıdır. Yürütme organı hukuka bağlı olmalıdır. Yasama Organının Hukuka Bağlılığı Kanun yapma yetkisine sahip olan yasama organının, kanunla bağlı olması mümkün olmadığına göre yasama organının hukuka bağlı olmasından onun, anayasayla bağlı olması anlaşılır. Anayasamızın 11. maddesine göre, yasama organı da anayasayla bağlıdır ve kanunlar, anayasaya aykırı olamaz. O hâlde yasama organı, anayasaya aykırı kanun yapmamalıdır. Türkiye'de bu ilke Anayasa Mahkemesi tarafından müeyyidelendirilir. Buna göre yasama organının yaptığı bir kanun, anayasaya aykırı ise bu kanun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilir. Yargı Organının Hukuka Bağlılığı ve Tarafsızlığı Hukuk devleti, devletin hukuka bağlılığı ve tarafsızlığı anlamına geliyorsa yargı da devletin üç temel organından biriyse hukuk devletinin bir şartı da yargının hukuka bağlılığıdır ve tarafsızlığıdır. Yargısı hukuka bağlı ve tarafsız olmayan bir devlette vatandaşların kendilerini hukuki güvenlik içinde hissedebileceklerini söylemek elbette mümkün değildir. Anayasamız sadece yasama ve yürütme organlarının değil, yargı organının da hukuka bağlılığını açıkça öngörmüştür. Bir kere, yargı organlarının anayasayla bağlı oldukları açıktır. Çünkü Anayasamızın 11. maddesi, "Anayasa hükümleri, yargı organlarını bağlayan temel hukuk kurallarıdır." demektedir. Diğer yandan, Anayasa’nın 138. maddesine 14 göre, "Hâkimler anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak hüküm verirler." Mahkemeler baktıkları davaları, "yerindelik" açısından değil, "hukukilik" açısından değerlendirir. Ayrıca Anayasanın 9. maddesinde de belirtildiği üzere yargı yetkisini elinde bulunduran mahkemeler bu görevlerini yerine getirirken bağımsız ve tarafsız olmalıdır. Mahkemelerin baktıkları davalarda siyasal yerindelik açısından karar vermeleri durumunda, hukuk devleti ilkesi zedelenir. Yürütme Organının Hukuka Bağlılığı Bir devletin hukuk devleti olması için onun yürütme organının da hukuka bağlı olması gerekir. Türk hukuk düzeninde yürütme organının anayasa ile bağlı olduğu esası kabul edilmiştir. Anayasamızın 11. maddesine göre, anayasa hükümleri, yürütme organını ve idare makamlarını bağlayan temel hukuk kurallarıdır. O halde idare, anayasaya aykırı eylem ve işlem yapmamalıdır. Diğer yandan yürütme organı da kanunlarla bağlıdır. İdarenin "kanuna bağlılığı ilkesi" veya "kanuna saygı ilkesi", Anayasamızın 8. maddesinde, "Yürütme görevi ve yetkisi, kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir." denilerek kabul edilmiştir. Buna göre idare, sahip olduğu yetkileri kullanırken veya üstlendiği görevleri yerine getirirken kanunlara uygun davranmak zorundadır. Aynı şekilde idare, mevzuata uymak durumundadır.
Bu üç şart, hukuk devletinde idarenin hukuka bağlılığı için gerekli olan genel şartlardır. Bunlar olmadan idarenin hukuka bağlılığından zaten bahsedilemez. Bu üç gereklilik, idarenin hukuka bağlılığının ön şartlarıdır. Diğer bir ifadeyle; bir devlette idare, hukuka bağlı olsa bile yasama organı ve yargı organı hukuka bağlı değilse orada vatandaşların hukuki güvenlik içinde bulunmaları mümkün değildir. Hukuk Devletinin Özel Şartları İdarenin hukuka bağlılığının gerçekleşmesi için yukarıdaki genel şartların yanında, bazı özel şartların da gerçekleşmesi gerekir. Yani idare bakımından, hukuk devleti ilkesinin özel gerekleri de vardır. İdarenin anayasa, kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ve yönetmeliklere uymak zorunda olmasının müeyyidesi anayasamızda öngörülmüştür. Anayasamızın 125. maddesine göre, "İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır." yani idarenin yaptığı işlemler, uyması gereken üst kurallara uymuyorsa bunlara karşı dava açılabilir. Mahkemeler bu işlemleri iptal eder. Türkiye'de idarenin hukuka bağlılığı ilkesi bakımından yargı yoluna kapalı olan bazı istisna işlemleri söz konusudur. Bu işlemlere karşı yargı yolu kapalıdır. Dolayısıyla bunlar ülkemizde hukuk devletinin istisnalarını oluşturmaktadır. Bu işlemler şunlardır: Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma işlemleri. 15 Hâkimler ve Savcılar Kurulunun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz. (Anayasa, m.159) (Değişik: 12/9/2010-5982/22. madde). Olağanüstü hâl döneminde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri. Meclis tarafından kabul edilmiş, usulüne uygun olarak yürürlüğe girmiş milletlerarası antlaşmalar. Silahlı Kuvvetlerde verilen her türlü disiplin cezaları. İnkılap Kanunları. Yüksek Seçim Kurulu kararları. Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararları. Yüksek Hakem Kurulu kararları. Bu işlemler söz konusu olduğunda, idare yine hukuka uymalıdır; ancak bu durumlarda idarenin hukuka uyup uymadığının yargısal denetiminin yapılması mümkün değildir. Hâkimlerin Bağımsız ve Teminatlı Olması Yukarıda belirtildiği gibi hukuk devleti ilkesi, idarenin eylem ve işlemlerinin yargı organları tarafından denetlenmesini gerektirmektedir. Ancak bu denetimin sözde kalmaması için denetimi yapan mahkemelerin, idareden bağımsız olmaları gerekir. O hâlde hukuk devleti ilkesinin bir şartının da mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesi olduğunu söyleyebiliriz. Anayasamızın 138. maddesinin ikinci fıkrasına göre, "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.” (m. 138/2) Ayrıca Anayasamızın 139. maddesinde hâkimlerin görevlerini hiçbir şeyden çekinmeden yerine getirebilmeleri amacıyla "hâkimlik teminatı" nı kabul etmiştir.
Hâkim teminatı; hâkimin işlediği suç sebebiyle verilmiş bir mahkeme kararı, disiplin kurulu kararı ya da kendi rızası bulunmadıkça yerinin ve görevinin değiştirilmemesidir. Yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı sağlanmadan yargının bağımsızlığından söz etmek mümkün değildir. Görevini icra ederken “Ya başıma bir iş gelirse!” kaygısını taşıyan hâkimin vereceği karar tartışmalı olacağı gibi üst yargı makamlarının iş yükünü artıracak, adalet ya geç tecelli edecek ya da hiç tecelli edemeyecektir. İdari Faaliyetlerin Belirliliği İlkesi Hukuk devleti ilkesinin idare bakımından diğer bir gereği de “idari faaliyetlerinin belirliliği ilkesi" dir. Hukuk devletinde idarenin eylem ve işlemlerinin idare edilenler tarafından önceden tahmin edilebilir olması gerekir. İdare, takdir yetkisine sahip olduğu alanlarda dahi tam bir serbestîye sahip değildir. İdare bu yetkisini yönetmelik vb. genel kurallarla düzenlemek ve bu düzenlemelere uymak zorundadır. Buna "düzenli idare ilkesi" denir. 16 Hukuki Güvenlik İlkesi Bir hukuk devletinde, bireyler kendilerine uygulanacak hukuk kurallarının neler olduğunu önceden bilme ve kendi davranışlarını onlara göre ayarlayabilme imkânına sahip olmalıdır. Aksi takdirde bireyler kendilerini hukuk güvenliği içinde hissetmezler. Bugün hukuka uygun olarak yaptıkları bir faaliyet, yarın kabul edilen bir kanun veya düzenleyici işlem nedeniyle hukuka aykırı hâle gelebiliyorsa, bireylerin hukuk güvenliği sarsılır. O nedenle, idare hukukunda kural olarak, idari işlemlerin "geriye yürümezliği ilkesi" geçerlidir. Örneğin bireyler belli bir dönemde faaliyetleri için belli bir oranda vergi ödeyeceklerini önceden bilir ve ona göre bu faaliyeti yapıp yapmamaya karar verirler. Bu faaliyeti yaptıktan sonra, bu faaliyet dolayısıyla ödeyecekleri vergi oranı geçmişe yönelik artırılırsa, bireylerin hukuk güvenliği sarsılır. Belki bireyler, bu yeni oranda vergi ödeyeceklerini önceden bilselerdi, o faaliyette bulunmayabilirlerdi. Neticede idarenin geçmişe etkili işlemler yapabilme ihtimali, bireylerin hukuk güvenliğini sarsar. Bu güvenlik bir kere sarsılınca, bireyler "Ben bugün bu faaliyeti yapıyorum ama ya yarın bu faaliyetim dolayısıyla yüksek oranda vergilendirilirsem ne yaparım." diye endişe duyarlar. Bir hukuk devletinde idarenin, bireyleri böyle endişeli durumlara sokmaya hakkı yoktur. İdarenin Mali Sorumluluğu Hukuk devleti ilkesi, idarenin mali sorumluluğu ilkesini de gerektirir. Bir devlete “Hukuk devletidir.” diyebilmek için bu devletin idaresinin eylemleriyle kişilere verdiği zararları parasal olarak da karşılaması gerekir. Anayasamız bu ilkeyi açıkça kabul etmiştir. Anayasamızın 125. maddesinin son fıkrasına göre, "İdare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür"
Hak; hukuk düzeninin kişilere tanıdığı ve koruma altına aldığı yetkilerdir. Hakların konusu kişiler ve eşyadır. Hak sahipleri ise gerçek kişiler ve tüzel kişilerdir. Hak, hareket ve varlığın meşruiyet kaynağıdır. Örneğin; insan, yaşama hakkına dayanarak yaşamını sürdürür ya da düşünce özgürlüğü hakkına dayanarak düşünce izharında bulunur. İnsan, iradesi olan bir varlıktır. Bu irade herhangi bir şekilde sınırlandırılmadığı için bu kaynağa dayanarak her şeyi yapabilir. Ama bu şekilde davranırsa kaos oluşur ve düzen ihtiyacı ortaya çıkar. Düzen kuralların konulması ve uyulmasını sağlamak amacıyla, uyulmadığı takdirde müeyyidelendirilmesi ile oluşur. Bu kuralları devlet belirler. Devlet, bu kuralları belirlerken meşruiyet kaynağını, insanların ona düzeni sağlasın diye devrettiği haklardan alır. Yaşamın bir amacı kişinin kendini bulmasıdır. Kim olduğunu yaşamda kişinin kendisinin bulması için düşünmesi, araştırması, incelemesi, denemesi vb. davranışları ve olayları yaşaması, öğrenmesi, sorgulaması gerekir. Bu yüzden hak kavramı insanlar için gereklidir. Hak kavramı, hukuk düzeninin kişilere tanıdığı yetkilere ve kişilerin hukuk düzeni tarafından korunan menfaatlerine denir. Hukuk kelimesi de hak kelimesinden türetilmiştir. Hakları doğuran olaylar üç terimle açıklanabilir. Hukuki olay: Gerek insan iradesi gerekse irade dışında meydana gelen, hukuk düzeninin kendilerine hukuki sonuç bağladığı olaylardır. Örneğin; ölüm, ölen kişinin haklarını kaybetmesine sebep olurken mirasçılarına hak kazandırabilir. Hukuki fiil: Hukukun sonuç bağladığı insan davranışlarına denir. Hukuki olayın insan iradesi ile gerçekleşeni diyebiliriz. Örneğin; ikametgah. Hukuki işlem: Bir ya da birden fazla kişinin hukuki sonuç elde etmek üzere irade açıklamasında bulunmasıdır. Örneğin; evlenme. Hakların kazanılması kavramı bir hakkın kişiye bağlanması, bir hak ile kişi arasında bağlantı kurulmasını ifade eder. İki şekilde olur: Aslen kazanma: Kimseye ait olmayan bir hakkın bir kişi tarafından kazanılmasıdır. Nehirde tutulan balık, velâyet hakkı gibi. Devren kazanma: Hakkın hukuki işlemler ya da miras yoluyla bir kişiden başka bir kişiye geçmesidir. Hakların kazanılmasında geçerli olan ilke “iyi niyet” (subjektif iyi niyet)’tir. 18 İyi niyet (subjektif iyi niyet): Bir hakkın kazanılabilmesi için gerekli bir şartın yokluğunun ya da hakkın kazanılmasına engel bir sebebin varlığının haklı bir sebeple bilinmemesidir. Dürüstlük kuralı (objektif iyi niyet): Bir hak sahibinin hakkını kullanırken ya da borçlarını yerine getirirken iyi, doğru, dürüst, makul, mantıklı, orta zekâlı, aklı başında bir kimse gibi hareket etmesidir. Hakların Korunması, kural olarak devlet tarafından gerçekleştirilir. Buna hakların kamu gücü ile korunması denir. Ancak bazı durumlarda kişiler haklarını bizzat kendileri de korumak zorunda kalabilir.
Hukukta değişmez kural şudur: Yasaların dili olabildiğince açık, anlaşılır, sade ve özlü olmalı ki insanlar hak ve özgürlüklerinin sınırlarını ve nasıl kullanacaklarını yasalara bakarak kolaylıkla anlayabilsinler. Bu sebeple hukuk dili son derece önem arz eder. Hukukun kaynakları ifadesinden, hukuk kurallarını oluşturan ve geliştiren yol ve yöntemler anlaşılır. Bir toplumda hukuk kuralları çeşitli yollarla ortaya çıkar. Bazı kurallar kendiliğinden oluşur, bunlara "gelenek (örf ve âdet) hukuku" denilir. Bazıları ise yetkili kamu kuruluşları tarafından konulur, bunlara "yazılı hukuk" kaynakları denir. Bazı hukuk kuralları da yargıçların çalışmaları sonucunda oluşur, bunlara ise "içtihat hukuku" denir. Ayrıca bu kurallara, hukuk kurallarını eleştiren ve geliştiren öğreti (doktrin) de eklenebilir. Kaynakların bir kısmı "bağlayıcı" bir kısmı da "yardımcı" niteliktedir.
Dil Sözel dilde iletişim kurabilmek için ortak dil kullanmak gerekirken beden dili dünyanın her yerinde aynı etkide iletişim kurar. Dilin temel nitelikleri aşağıdaki gibi sıralanabilir: Dil bir iletişim kodu ve aktarım-anlatım aracıdır. Dil bir uzlaşmayı ifade eder. Dil evren hakkındaki düşünceleri simgeler. Dil bir dizgedir. Dil iletişim için kullanılır. Dil, İnsanlar arasında karşılıklı haberleşme aracı olarak kullanılan; duygu, düşünce ve isteklerin: ses, şekil ve anlam bakımından her toplumun kendi değer yargılarına göre biçimlenmiş ortak kurallarının yardımı ile başkalarına aktarılmasını sağlayan, seslerden örülü çok yönlü ve gelişmiş sistem olarak tanımlanır 25 Fotoğraf 1.5: Dile verilen önemi belirten bir görüntü Günlük Dil Günlük yaşayışta herkes tarafından kullanılan ve yazı dilinden az çok farklarla ayrılmış bulunan dildir. Konuşma ve Yazı Dili Bir dilin iki yönü vardır: Konuşma dili ve yazı dili. Konuşma dili, yazı dilinden farklı olarak çeşitli söyleyiş ve özellikleri taşıyan ve günlük hayatta pratik maksatla konuşmada kullanılan dildir. Yazı dili, bir ülkede konuşulan şive ya da ağızlar içinden yaygınlaşıp egemen olan ortak dilin yazışmalarda kullanılması, bilim ve sanat yapıtlarının bu ortak dille yazılması sonucu ortaya çıkan dildir. Hukuk dilinin temel özellikleri şunlardır: Açıklık ve sadelik. Bilimsel tutarlılık. Terim birliği. Kesinlik ve belirginlik. 26 Yasaların Dili Yasada kullanılan dil, kesin belirgin ve herkeste aynı düşünceyi bırakacak şekilde, ayrıca üslubu temiz ve zarif, kolay ve berrak olmalı ki okuyanda cazibeli bir intiba bırakmalıdır. İhbarname: Durum tespiti yapan bir hususu bildiren bir belgedir. İhtarname: Belli bir hususa yönelik talep ve bu talebin gereği belli bir süre içinde yerine getirilmediğinde de buna bir hukuki sonuç bağlanma uyarısında bulunan bir belgedir. Beyanname: Bir kimsenin resmi bir kuruluşa herhangi bir durumu bildirmek için yaptığı yazılı bildirimdir. Taahhütname: Kişinin kendi ad ve hesabına, bir gerçek kişi veya tüzel kişiye karşı, sözleşmeli ya da sözleşmesiz olarak bir işin yapılmasını veya bir şeyin teslimini üstlendiğini gösterir belge. Mukavelename: Bir hukuki ilişkinin taraflarının bu ilişkiyi yazılı hale getirmesi, yazılı sözleşme, kavileşmenin yazılı biçimidir. Diğer belge türleri akit sözleşme, poliçe ve faturadır. Hukuk dilinde bazı terimlerin eski karşılıkları: Anayasa : teşkilat-ı esasiye Savcı : müddeiumumi Yasa : kanun Kamu : amme Yargılama : muhakeme Tüzük : nizamname (Anayasamızda yapılan değişiklik ile bu kavram mevzuatımızdan çıkarılmıştır) Özgürlük : hürriyet Gerekçe : esbab-ı mucibe Tüzel kişilik : hükmi şahsiyet Yargıç : hakim Duruşma : celse Yasama : teşri Bilirkişi : ehlivukuf Tanık : şahit Yürütme : icra Sorumluluk : mesuliyet Sözleşme : akit Taşınır : menkul Taşınmaz : gayrimenkul 27 Kovuşturma : takibat Tutuklama : mevkufiyet Zamanaşımı : müruruzaman Erteleme : tecil
Daha fazlası için UYAP Bilişim Sistemleri Hukuki terimler sözlüğüne bakabilirsiniz.
Meşru savunma (TCK 25/1): Bir kimsenin gerek kendi şahsına gerekse bir başkasına ait bir hakka yönelik yapılan hukuka aykırı ve hâlen devam eden bir saldırıyı önlemek için yaptığı ölçülü karşı saldırıya meşru savunma denir. Zaruret hâli (ıztırar): Kendisini veya başkasını bilerek sebebiyet vermediği zarardan veya derhâl oluşabilecek tehlikeden kurtarmak için başkalarının mallarına zarar vermektir. Kuvvet kullanma: Hakkın kaybolma tehlikesi mevcutken ve o anda hükümet güçlerine başvurmanın imkânsız olması durumunda bir kimsenin hakkını bizzat kuvvete başvurarak korumasıdır. Hukukun hak sahibi saydığı varlıklar, biri gerçek kişi diğeri tüzel kişi olarak iki gruba ayrılır: Gerçek kişiler insanlardır. Medeni Kanun’un 28. maddesine göre, ”Kişilik çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu andan başlar ve ölümle sona erer.” Böylece yasa, kişiliğin kazanılması için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi koşulunu aramıştır: Sağ ve tam olarak doğmak. Sağ doğum, çocuğun ana rahminden canlı olarak ayrılmasını, tam doğum ise ana rahmi dışında bağımsız bir varlık kazanmasını ifade eder. Tüzel kişiler ise hukukun hak sahibi saydığı insan veya mal topluluklarıdır. Tüzel kişiler de kendi içinde dernekler ve vakıflar olarak ikiye ayrılır. Belli bir amacı gerçekleştirmek üzere kurulmuş ve bağımsız bir kişiliğe sahip, hak ve borçlara ehil olma iktidarı hukuk düzeni tarafından tanınmış kişi ve mal topluluklarına tüzel kişi (hükmi şahıs) denir Kişi olabilmenin şartları tam doğum ve sağ doğumdur. 19 1.3.1.1. Adil Yargılanma Hakkı Kavramı Temelinde ahlaki bir kavram olarak adalet; herkese kendisine düşeni verme, hakkı yerine getirme olarak ifade edilmektedir. Toplumda düzeni sağlamayı amaçlayan hukuk açısından adil yargılanma hakkı, hukukun temel düşüncesidir. Bu çerçevede hukukun adaleti gerçekleştirmeye yönelen bir düzen olduğu kabul edilerek yasal adaletten söz edilmektedir. Ancak bu durumda da yasaların tam ve doğru olarak uygulanmasının her zaman adaleti gerçekleştirip gerçekleştiremediği sorusu gündeme gelmektedir. Diğer bir deyişle yasalara şeklen uygun davranmakla acaba adalet gerçekleşebilir mi? Çağdaş anlayışa göre birey, kendisine tanınan ve sınırlanabilen hatta gerektiğinde kaldırılabilen hakların objesi olmaktan çıkmış, gerçek ve somut olarak kullanılabilir insan hakları olarak etkili güvencelere sahip hâle gelmiştir. Devlet ya da siyasi güç ise bireyin insan haklarına geçerlik sağlamakla görevli, yükümlü varlıklar olarak kabul edilmiştir. Bugün gelinen noktada sadece yasalara şeklen uygun davranmakla, adil yargılanma hakkının gerçekleşebileceği kabul edilmemekte; bu hakkın gerçekten işlerliğini sağlayacak gerek anayasal gerek uluslararası sözleşmelerle kabul edilen etkili güvencelerin tanınmış olması gerektiği belirtilmektedir. 1.3.1.2. Bir Yargı Yerine Başvurma Hakkı
Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz. Bireysel başvuruya ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.” biçiminde ifade edilmiştir. Böylelikle insan hak ve özgürlüklerinin korunmasında hukuk devleti ilkesi yolunda önemli bir adım atılmıştır. 69 Fotoğraf 2.3: İnsan hakları kurul amblemi
Sened-i İttifak (1808) Osmanlı devlet sistemi mutlak monarşi idi. Osmanlı’da anayasal gelişimin ilk adımını oluşturan Sened-i İttifak, padişah II. Mahmut ile ayan temsilcileri arasında yapılmıştır. Belgeyi sadrazam Alemdar Mustafa Paşa hazırlamıştır. Uzlaşma belgesidir. Sened-i İttifak, İngiliz demokrasisinin temelini oluşturan 1215 tarihli Magna Carta belgesine benzetilmektedir. Ayanlara çeşitli ayrıcalıklar verilmiştir. Merkezi hükümet zayıflamıştır (Osmanlı’da padişahın yetkilerini kısıtlayan ilk belgedir.). Tanzimat Fermanı (1839) Padişah Abdülmecit Dönemi’nde ilan edilen bu ferman Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa tarafından hazırlanmıştır. 74 Fermanın ilan edilme amacı; Osmanlı Devleti’nin bünyesindeki bütün ulusları eşit hâle getirerek Avrupa devletlerinin Osmanlı’nın içişlerine karışmalarını engellemek ve Osmanlı’yı çöküşten kurtarmaktır. Fotoğraf 2.4: Tanzimat fermanı Islahat Fermanı (1856) Bu ferman da Padişah Abdülmecit Dönemi’nde ilan edilmiştir. Fermanın ilan edilme amaçları; Kırım Savaşı sonrasında yapılacak olan Paris Barış Konferansı’nda İngiltere ve Fransa’nın desteğini almak (Batılı devletlerin baskısı). Avrupa devletlerinin ve özellikle Rusya’nın Osmanlı’nın içişlerine karışarak azınlıkları kışkırtmasını önlemek. Osmanlı’yı çöküşten kurtarmak. Tanzimat Fermanı’nın eksiklerini tamamlamak. 1876 Kanun-i Esasi (I. Meşrutiyet) Genç Osmanlıların etkisiyle II. Abdülhamit Dönemi’nde ilan edilmiştir. Osmanlı Devleti’nin ilk ve tek anayasasıdır. Kanun-i Esasi ile Osmanlı Devleti ilk kez Meşrutiyet yönetimine geçmiş ve ilk kez rejim değişikliği yaşamıştır. Meclis-i Umumi adında parlamento kurulmuş ve iki meclisten oluşmuştur. 75 1921 Anayasası (Teşkilat-ı Esasiye) Son Osmanlı Mebusan Meclisi, Müdafaa-i Hukukçuların etkisiyle Misak-ı Milli’yi kabul etti. Mebusan Meclisi, İngilizlerin İstanbul’u işgaliyle kapandıktan sonra yeni bir devletin habercisi olan TBMM 23 Nisan 1920’de açıldı. Kurucu bir meclistir. TBMM, 20 Ocak 1921’de yeni Türk devletinin ilk anayasası olan Teşkilat-ı Esasiye’yi (1921 Anayasası) kabul etmiştir. Çok kısa bir anayasadır (24 madde). Tarihimizin tek yumuşak anayasasıdır. Değiştirilmesi yasak olan hiçbir madde yoktur. Milli egemenlik ilk kez temel ilke olarak kabul edilmiştir. Meclis hükümeti sistemini benimsemiştir. TBMM, TBMM hükümeti sıfatıyla görev yapmıştır (güçler birliği). Bakanlar, meclis tarafından seçilir ve meclis bakanları her zaman değiştirir. Seçimler 2 yılda bir yapılır; seçme yaşı 18’dir. Yasama ve yürütme gücü TBMM’nin elindedir (güçler birliği). Yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili herhangi bir hüküm getirmemiştir. İl ve Nahiyelerde yerinden yönetim ilkesi (mahalli idareler) ilk kez kabul edilmiştir. Anayasalarımız içinde anayasanın değiştirilme yöntemiyle ilgili düzenleme olmayan tek anayasadır. Teşkilat-ı Esasiye (1921 Anayasası), 1876 tarihli Kanun-i Esasi’yi resmi olarak yürürlükten kaldırmamıştır.
Mahkemelerde duruşmalar (yargılama) aleni (açık) olarak yapılır; yani duruşmalar herkese (kamuya, halka) açıktır (Anayasa madde 141,1 Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 6; HUMK madde 149; karşı. CMK madde 182 vd.). Duruşmaların herkese açık olması, halkın adalete olan güvenini artırır. Alenilik aynı zamanda hâkimlerin daha dikkatli görev yapmalarını sağlar. Yargıtay'daki duruşmalar (m.438) da kural olarak alenidir. Alenilik yalnız duruşmalar bakımındandır. Hükmün müzakeresi (görüşülmesi) aleni olmayıp gizlidir. Fakat hüküm aleni (açık) olmalıdır (Madde 382). Duruşmanın herkese açık olması, herkesin duruşma salonuna girmek imkânının bulunmasıdır. Yoksa duruşma salonu kapısının açık bırakılması demek değildir. 21 Yargılamanın aleni yapıldığı, duruşma tutanağında gösterilmelidir. Duruşmanın bazı hâllerde kapalı (gizli) yapılması mümkündür. Kapalı duruşmalar hakkında Ceza Muhakemesi Kanunu Hükümleri (CMK m. 184 – 187) hukuk davalarında da uygulanır. (HUMK m. 149, IV). Genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına mahkeme karar verebilir. Bu kararda mahkemenin gizli yapılmasını gerektiren gerekçelerin gösterilmesi, açık duruşmada açıklanması ve tutanağa geçirilmesi gerekir. Yukarıdaki açıklamalar duruşmanın herkes için olan açıklığı hakkındadır. Taraflar için duruşma daima açıktır. Taraflar (ve vekilleri) her duruşmada hazır bulunabilir, tutanak suretlerini isteyebilir ve dosyayı inceleyebilir. Fakat hâkim, tanıkların daha açık ve serbest olarak bildiklerini söyleyebilmeleri için tanıkların dinlenmesinde tarafların bulunmamasına karar verebilir. Aleniyet Kavramı Yargılamanın “şeffaf” olması, demokratik toplumun unsurlarından olan “adil yargılanma ilkesinin” gereğidir. Olması gereken nitelikte aleni olmayan bir yargılama, adil sayılamaz. Yargılamanın ilke olarak kamuya açık olması, adil yargılanma hakkı açısından dava tarafları için güvence oluşturduğu oranda, kamuoyunun yargıya güvenini de artırır. Yargılamanın aleniliği prensibinin ihlali, hukuki veya fiili konumun veya sürecin dışına çıkarılmakla söz konusu olabilir. Duruşmanın yeri, yapıldığı zaman ve içeriği hakkında bilgilere ulaşılabiliyor ise “duruşma alenidir” denilebilir. Mahkeme aleniyet ilkesini iki aşamalı inceler. Bunlar; Duruşmanın aleni olması, Kararın aleni olmasıdır. 1.3.1.5. Makul Sürede Yargılanma Hakkı Mahkeme, makul bir sürede yargılamayı tamamlamış ve karar vermiş olmalıdır. Bu güvence, İnsan Hakları Mahkemesi önünde en çok ileri sürülen hak olup birçok kararda bu hakkın ihlal edildiği tespit edilmekte ve ülkemiz tazminatlara mahkûm edilmektedir. Bu konuda İnsan Hakları Mahkemesi'ne ancak yargılamaya katılan kimseler başvurabilir. 1.3.1.6. Masumiyet Karinesi
Daha geniş ve üst bir kavram olan "adil yargılanma hakkı" ile bütünleşerek, onun zorunlu bir unsuru hâline gelen suçsuzluk karinesi, sanığın mahkûmiyet hükmü kesinleşinceye kadar suçlu sayılmamasını, lekelenmemesini ifade eder. 22 Sanıklık, kendine özgü bir statü olarak kabul edilmiştir. Sanık, ne masum ne de suçludur. Sanığa karşı muhtemel suçlu gibi davranılmamasını amaçlayan suçsuzluk karinesinin, birbirlerini tamamlayan iki önemli unsuru bulunmaktadır: Birincisi sanık şüpheden yararlanır ilkesidir. Diğeri ise sanığın susma hakkıdır. Bu iki önemli unsur ile tamamlanan suçsuzluk karinesinin sonucu ise iddiayı makul şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatın suçlayan iddiacıya ait bulunması, kural olarak sanığın suçsuzluğunu ispata yükümlü olmamasıdır. Sanığın suçluluğunu iddia eden taraf, suçluluğu ispatlayamadığında sanık şüpheden yararlanacak ve davası beraatla sonuçlanacaktır. Diğer bir deyişle sanığın suçluluğunu iddia eden makamın, bunu belirleyecek bütün suç unsurlarını ispat etmekle yükümlü olması ve kural olarak, sanığın suçsuzluğunu ispat etmekle yükümlü tutulmaması gerekir. Ancak gerek ülkemiz mevzuatında gerekse yabancı mevzuatta, bu ilkeyi ihlal eder şekilde sanığa, suçsuzluğunu ispat yükümlülüğünün getirildiği veya bazı fiili durumların varlığı hâlinde, suçun maddi unsurlarının gerçekleştiğini kabul eden düzenlemelere yer verildiği görülmektedir. Suçsuzluk karinesi dolayısıyla sanığın suçsuzluğunu ispat etmekle yükümlü tutulamayacağı ilkesini ihlal eden diğer bir düzenlemeye de 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 4. maddesinde rastlamaktayız: Buna göre bu kanun kapsamı içinde olup da mal bildiriminde bulunmakla yükümlü olanlar, sahibi oldukları malların kanuna ve genel ahlaka uygun olarak sağlandığını ispatla yükümlü tutulmuşlardır; ispatlayamazlarsa otomatik olarak kanunun koyduğu karine gereğince suçlu sayılacaklardır. AİHM kararlarına göre suçsuzluk karinesi gereği, her ne kadar "İddiayı ispat, iddia edene düşer." ise de makul sınırlar içinde kalmak ve sanığın savunma hakkını ihlal etmemek şartıyla bazı durumlarda kanunen fiili veya hukuki sorumluluk karinesi kabulü suçsuzluk karinesi ilkesine aykırı düşmemektedir. Hâkimin, sanığı şüpheden yararlandırmak hususunda mutlak takdir yetkisinin bulunduğu, mücbir sebebin sorumluluğu kaldıracağının kabul edildiği hâllerde makul sınırlar aşılmış olmayacaktır. Ancak bu durumda da sorumluluk karinesinin somut olaydaki şekliyle genelde adil yargılanma hakkı, özelde suçsuzluk ile bağdaşır biçimde uygulanıp uygulanmadığına bakmak gerekir.
Adil yargılanma hakkından söz edebilmek için öncelikle mahkemeye (yargı yerine) başvurma hakkının sağlanmış olması gerekmektedir. Suçlanan kişinin kendisine yöneltilen suçlamanın bir mahkeme tarafından karara bağlanmasını talep etme hakkı anlamında mahkemeye başvurma hakkının tanınması, esasında hukuk devleti olmanın bir gereğidir. Mahkemeye başvurma hakkının işlerliğini sağlamak için başvurulan yargı makamının tam yargısal yetkiye sahip olması, diğer bir deyişle dava konusu olayı hem fiil hem de hukuk açısından inceleyip davanın esası açısından karar verme yetkisine sahip bulunması gerekmektedir. Ancak bu hak; mutlak, sınırsız bir hak olarak kabul edilmemektedir. AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) kararlarında özellikle söz konusu hakkın kötüye kullanılmasını önlemek için devletler tarafından gerekli tedbirlerin alınabileceği; ancak bu hakkın kullanımına getirilen sınırlamaların amaca uygun ve amaçla orantılı olması, hakkın özüne dokunmaması gerektiği, devletlerin bu konudaki takdir yetkisinin Strasbourg organlarının denetimi altında olduğu belirtilmiştir. Ayrıca kişinin hak aramasını sağlamak için mahkemeye başvurma olanağının gerçekten ve etkili biçimde olması için (kâğıt üstünde, 24 teorik olarak kalmaması) gerekli tedbirlerin alınması ve mahkemeye başvurma yolunu haksız olarak tıkayan engellerin ortadan kaldırılması gerektiği vurgulanmıştır.
Hukukun esas kaynakları üçe ayrılır. Bunlar; yazılı kaynaklar, yazısız kaynaklar ve yardımcı kaynaklardır. Şekil 1.2: Hukukun esas kaynakları 1.4.3.1. Yazılı Kaynaklar Hukuk kurallarının yazılı biçimde yer almış olduğu metinler, hukukun yazılı kaynaklarını oluşturur. Bunlar en başta anayasa olmak üzere; kanun, uluslararası antlaşmalar, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, yönetmelik olarak sıralanabilir. Yazılı kaynaklar arasında belli bir sıralama vardır. Buna normlar (kurallar) hiyerarşisi (sıra düzeni) denir. Burada sayılan kurallardan hiçbiri kendisinden üstte yer alan kurala aykırı olamaz. Örneğin; yasalar anayasaya aykırı olamaz. Şekil 1.3: Toplum düzenini sağlayan yazılı kurallar 34 Anayasa Anayasa; devletin şeklini, yapısını, organlarının görev ve yetkilerini, bunların birbirleriyle olan ilişkilerini bireylerin temel hak ve özgürlüklerini düzenleyen kuralların tümüdür. Anayasa terimi ilk kez 17 Eylül 1787 tarihli Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nda kullanılmıştır. O zamandan bu yana devlet yönetimi ile ilgili ana kuralları bir belgede toplamak ve bu belgeye de anayasa adını vermek bir gelenek olmuştur. Ülkemizde yazılı anayasa kurallarının kaynağını 1876 tarihli I.Meşrutiyet’in ilanına kadar götürmek mümkündür. Bunu 1908 tarihli II. Meşrutiyet izlemektedir. Cumhuriyet Dönemi’nin ilk anayasası 1921 tarihlidir. 1924 tarihinde Teşkilat-ı Esasiye Kanunu çıkartılmıştır. Daha sonra 1961 ve 1982 anayasaları çıkartılmıştır. 1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sı 12 Eylül 1980 harekatından sonra Danışma Meclisi’nce hazırlanmış, Millî Güvenlik Konseyi tarafından ise son şekli verilmiştir. Anayasa metni, 7 Kasım 1982’de halk oylamasına sunularak yüzde 91 oyla kabul edilmiştir. 1982 Anayasası 18 Ekim 1982’de 2709 sayılı kanun olarak kabul edilmiştir. 1982 Anayasası devletin şekli, Cumhuriyetin nitelikleri, yasama, yürütme, yargı organlarının görevleri, kişilere tanınan temel hak ve hürriyetler gibi konuları kapsamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası “Başlangıç” kısmı ile birlikte yedi kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısım “Genel Esaslar”, ikinci kısım “Temel Haklar ve Ödevler, üçüncü kısım “Cumhuriyet’in Temel Organları”, dördüncü kısım “Mali ve Ekonomik Hükümler”, beşinci kısım “Çeşitli Hükümler, altıncı kısım “Geçici Hükümler”, yedinci kısım “Son Hükümler” başlığını taşımaktadır.
en az üçte birinin yazılı önerisine ve bu önerinin de meclisin üye tam sayısının beşte üç çoğunluğu ile gizli oyla kabul edilmesine bağlıdır. Cumhurbaşkanı, meclisin kabul ettiği anayasa değişikliğini bir kez daha görüşülmek üzere meclise geri gönderebilir. Meclis, geri gönderilen kanunu üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile aynen kabul ederse Cumhurbaşkanı bu kanunu halkoyuna sunabilir. Halkoyuna sunulan anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların yürürlüğe girmesi için halkoylamasında kullanılan geçerli oyların yarısından çoğunun kabul oyu alması gerekir. TBMM, yapacağı seçimler dahil bütün işlerinde üye tam sayısının en az üçte biri ile toplanır. TBMM, anayasada başkaca bir hüküm yoksa toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir (Salt çoğunluk: bir topluluğun tam sayısının yarıdan bir fazlasıdır. Bir oylamada 35 üye tam sayısının yarıdan bir fazlasıdır.) Ancak karar yeter sayısı hiçbir şekilde üye tam sayısının dörtte birinin bir fazlasından az olamaz. TBMM anayasa değişikliği, genel-özel af ilanı, cumhurbaşkanının yüce divana sevk edilmesi kararına ilişkin nitelikli çoğunluklar (üye tam sayısının 3/5’i, 2/3’ü, 3/4’ü gibi) kararını verir. Anayasaya uygunluk denetimi, Anayasa Mahkemesi tarafından yapılır. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin bu denetimi yapması için ya iptal davası açılması ya da itiraz (def‟i) yolunun kullanılması gerekir. Anayasa Mahkemesi kendiliğinden bu denetimi yapamaz. Anayasaya aykırılığın itiraz (def‟i) yolu ile ileri sürülmesi ise görülen bir dava sırasında uygulanacak yasanın anayasaya aykırılığının ileri sürülmesidir. Davaya bakan mahkeme, iddiayı ciddi görürse Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır (md.152). Anayasa Mahkemesi’nin bu yolla kendisine gönderilen işin esasına girerek verdiği ret kararından sonra on yıl geçmedikçe aynı yasa hükmünün anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamayacaktır (madde.152/IV). Anayasaya aykırı görülerek iptal edilen bir hüküm gerekçeli kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Ancak Anayasa Mahkemesi, iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, bir yılı aşamaz. Anayasa Mahkemesi kararları, hiçbir şekilde geriye yürümez. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, anayasa maddelerinin kolay değiştirilemez niteliği nedeniyle sert bir anayasa olarak kabul edilmektedir. Uluslararası Antlaşmalar Usulüne uygun olarak yürürlüğe konulan uluslararası antlaşmalar yasa gücündedir. Yönetim görevlerini yürütürken bunlara uymak zorundadır. Uluslararası antlaşmalar cumhurbaşkanı tarafından onaylanır. Ancak cumhurbaşkanının bir antlaşmayı onaylayabilmesi için TBMM’nin antlaşmayı bir yasa ile uygun bulması gerekir (AY. Madde 90). Cumhurbaşkanı, meclisin uygun bulduğu antlaşmayı onaylayıp onaylamamakta serbesttir.
TBMM tarafından kabul edilen kanunun tamamlanabilmesi için cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak Resmî Gazete’de yayımlanması gerekir. Kanunlar, Resmî Gazete’de yayımlanır. Kanunların ne zaman yürürlüğe gireceği genellikle kanun metninde açıklanır. Ancak böyle bir açıklama yoksa kanun Resmî Gazete’de yayımını izleyen kırk beş gün sonra yürürlüğe girer. Her kanunun adı ve numarası vardır. Fotoğraf 1.9: TBMM’deki komisyon çalışmalarından bir görüntü Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri Cumhurbaşkanının, yürütme yetkisine ilişkin konularda çıkardığı düzenleyici işlemlere Cumhurbaşkanlığı kararnamesi denir. Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir. Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin teşkilatı ve görevleri Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenir Olağanüstü hallerde Cumhurbaşkanı, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda, yukarda belirtilen sınırlamalara tabi olmaksızın Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Kanun hükmündeki bu kararnameler Resmî Gazetede yayımlanır, aynı gün Meclis onayına sunulur. Savaş ve mücbir sebeplerle Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplanamaması hâli hariç olmak üzere; olağanüstü hal sırasında çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnameleri üç ay 38 içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülür ve karara bağlanır. Aksi halde olağanüstü hallerde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi kendiliğinden yürürlükten kalkar. Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler ve bireysel başvuruları karara bağlar. Ancak, olağanüstü hallerde ve savaş hallerinde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz. Kararnameler ve yönetmelikler, yayımdan sonraki bir tarih belirlenmemişse, Resmî Gazetede yayımlandıkları gün yürürlüğe girer. Yönetmelikler
Yazılı hukuk kurallarının gelişmesiyle, gelenek hukuku eski önemini yitirmiştir. Örneğin; ortakçılık bir kimsenin başkasının inek, keçi, koyun gibi bir hayvanına bakarak ürününe ortak olmasını ifade eden bir örf ve âdet hukuku kuralıdır. Yarıcılık ise kendi toprağını ekip biçemeyen bir kimsenin, ürünün yarısını vermek şartıyla toprağını başkasına ektirip biçtirmesiyle ilgiyi bir örf ve âdet hukuku kuralıdır. Önceleri gelenek hukuku içinde yer alan bu iki gelenek hukuku kuralı günümüzde yazılı hukuk kuralına dönüşmüştür. Fotoğraf 1.10: Batı ülkelerinde kullanılan karar simgesi 40 1.4.3.3. Yardımcı Kaynaklar Uyulması zorunlu olmayan hukuk kaynaklarına yardımcı hukuk kaynakları denir. Yardımcı hukuk kaynaklarının bağlayıcılıkları yoktur. Bunlara öğreti (doktrin) ve bazı yargı kararları (içtihat) girmektedir. İçtihat Hukuku (Mahkeme Kararları) Hukukun önemli kaynaklarından biri de yargı kararlarıdır. Hukuka aykırı davranıldığında, hukuk kurallarına uyulmadığında, haksızlığın giderilebilmesi için mahkemelere gerek vardır. Mahkemeler hangi eylemlerin hukuka uygun hangi eylemlerin ise hukuka aykırı olduğu konusunda karar verir. Mahkemelerin vermiş olduğu bu kararlardan hukuk kaynağı olarak yararlanılabilir. Mahkemelerin vermiş olduğu kararlardan çıkarılan hukuka "içtihat hukuku" denilir. Mahkemelerin ellerindeki davaları sonuçlandırması gerekir. Hâkim önüne gelmiş olan bir medeni hukuk anlaşmazlığını çözmek üzere önce yazılı kaynaklarda dava ile ilgili bir hüküm olup olmadığını araştırır. Yazılı kaynaklarda herhangi bir hüküm olmadığı durumda örf ve âdet hukukundan anlaşmazlığı çözmeye yarayacak bir hukuk kuralı araştırır. Burada da anlaşmazlığı çözmeye yarayacak bir kural bulamazsa “Bu anlaşmazlıkla ilgili bir hukuk kuralı yoktur.” diyerek anlaşmazlığı sonuca bağlar. Kanun, hâkime bu gibi durumda anlaşmazlığı çözmeye yarayacak bir kural koyma yetkisini tanımıştır. Hâkim bu yetkiye dayanarak anlaşmazlığı bir sonuca bağlar. Hâkim, “Gerek yazılı gerekse örfî hukuk kaynaklarında bu konuda herhangi bir kural olmadığından ben bu anlaşmazlığı çözümleyemeyeceğim.” demek hakkına sahip değildir. Mahkemeler davalara karar vermeye çalışırken yasaları da yorumlamak, anlamlarını araştırmak durumunda kalırlar. Böylece mahkemeler davaları çözümlerken, hukuk kaynaklarının oluşumuna da katkıda bulunurlar. Yargıtay’ın daire kararlarının ve hatta genel kurul kararlarının hâkimleri bağlayıcı niteliği olmamasına karşılık, "içtihadı birleştirme kararları" nın bağlayıcı niteliği vardır, içtihadı birleştirme kararları Yargıtay’da "İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu" (Büyük Genel Kurul ve Küçük Genel Kurullar) tarafından verilir ve Resmî Gazete’de yayımlanır. İçtihadı birleştirme yoluna, Yargıtay’ın iki dairesinin kararları veya bir dairesinin çeşitli tarihlerde verdiği kararlar arasında bir aykırılık bulunduğu yahut yerleşmiş bir içtihadın değiştirilmesine gerek duyulduğu zamanlar başvurulur. Öğreti (Doktrin)
Doktrin, hukuk bilginlerinin hukuki sorunlarla ilgili olarak açıkladıkları görüşlerini ifade eder. Buna "bilimsel içtihat" da denir. Hukukçular, yürürlükteki hukuku inceleyip açıkladıkları ve yorumladıkları gibi olması gereken hukuku da önerebilirler. Hâkimler doktrine uymak zorunda değildir. Ancak istiyorlarsa karışık bir problemi kendileri çözmek yerine, bu konuda bilim adamlarının önerdikleri çözümden yararlanabilir. 41 Öğreti, hukuk kurallarını ve yargı kararlarını eleştirerek hukukun oluşmasına ve gelişmesine yardımda bulunur. Böylece öğreti, hem yasama organının çalışmalarına, hem de uyuşmazlıkları gideren mahkemelere yardımcı olur. Öğretide belirtilen görüşlerin, bulunan çözüm yollarının yargıcı bağlayıcı bir yönü olmamakla birlikte öğretinin, yargı kararlarındaki rolü büyüktür. Medeni Kanun'un birinci maddesi yargıca, kararlarını verirken öğretiden yararlanmasını önermektedir. Öğreti, hukuk alanındaki etkisini, yasama organının çalışmalarında da gösterir. Yasama organı, öğretinin görüş ve önerilerinden yararlanır. Bütün bu yönleri ile öğreti, hukukun önemli bir yardımcı kaynağıdır. Medeni Kanun da öğretinin hukuka kaynak olabileceğini açıkça kabul etmiştir.
Şekil 1.4: Hukukun dalları 42 1.4.4.1. Özel Hukuk ve Dalları Şekil 1.5: Özel hukukun dalları Özel hukuk, kişilerin birbirleriyle olan ilişkilerini, kamu gücü olmaksızın düzenleyen kurallardır. Özel hukukta bireyler arasındaki ilişkiler eşitlik ve irade özgürlüğü ilkelerine uygun olarak düzenlenmiştir. Özel hukukta bir kişi diğer kişiye emredemez. Özel hukuk kendi arasında; “Medeni Hukuk, Borç Hukuku, Ticaret Hukuku ve Devletler Özel Hukuku” diye dört temel bölüme ayrılmıştır. Medeni Hukuk Medeni hukuk, özel hukukun en önemli ve en geniş dalıdır. Kişiliğin kazanılmasından sona ermesine kadar geçen zaman içinde, bir kişinin ticari ilişkileri dışında kalan özel ilişkilerini içine alan hukuk dalıdır. Medeni hukuk; kişi, aile, miras, eşya ve borç ilişkilerini düzenler. Kişinin doğumu, ana-babasının velayeti altında büyümesi, reşit olması, bir yerde oturması, nişanlanması, evlenmesi, eşiyle ilişkileri, araba, ev sahibi olması, kişinin ölmesi hep medeni hukuk ilişkisidir. Nihayet kişinin medeni hukuk ile bağlantısı öldükten sonra bile bir süre devam eder. Mirasının nasıl ve kimler arasında paylaşılacağı yine Medeni hukukun konusuna girer. 43 Fotoğraf 1.11: Medeni hukuku simgeleyen görsel Türkiye’de medeni hukuk kuralları önce 1926 tarihli Türk Medeni Kanunu ile düzenlenmişti. Daha sonra bu kanunun yerine 22 Kasım 2001 tarihinde yeni bir Türk Medeni Kanunu kabul edildi. Kişiler Hukuku Kişilik hakları ile ilgilenen hukuk dalıdır. Hukukta hak ve borç altına girebilen varlıklara “kişi” denir. Kişiler, gerçek kişiler ve tüzel kişiler olarak ikiye ayrılır. Gerçek kişiler sadece insanlardan ibarettir. Belli bir gayeyi gerçekleştirmek için bir kısım insanların bir araya gelip faaliyetlerini ve bir kısım mallarını bu gayeye tahsis etmeleriyle ortaya çıkan ve kendisini meydana getiren kişilerden ayrı ve bağımsız oldukları kabul edilen varlıklara tüzel kişi denir. Aile Hukuku Aile Hukuku, kişinin içinde bulunduğu ve aile denen topluluğun üyeleri ile olan ilişkilerini düzenleyen medeni hukuk dalıdır. Resim 1.12: Aile hukuku 44 Miras Hukuku Miras hukuku, bir gerçek kişinin ölümünden sonra para ile ölçülebilen bütün hak ve borçlarının, yani terekesinin kimlere ve nasıl geçeceğini düzenleyen hukuk kurallarından oluşan Medeni Hukuk dalıdır. Mirasçı : Ölen kimsenin mirasının geçtiği gerçek ve tüzel kişidir. Muris : Mirası bırakan kişidir. Miras : Murisin bıraktığı mirasa konu olan bütün hak ve borçların toplamıdır. Fotoğraf 1.13: Miras hukukunda mal paylaşımı Eşya Hukuku Eşya hukuku, kişilerin bir eşya üzerindeki hâkimiyet ve tasarruflarının nitelik ve türlerini, onların bu hâkimiyet dolayısıyla diğer şahıslarla olan ilişkilerini düzenleyen hukuk dalıdır. Borçlar Hukuku Borç ilişkisi iki taraf arasında mevcut olup bir şeyin verilmesini, yapılmasını veya yapılmamasını öngören bağ şeklinde tanımlanır. Bu ilişkinin taraflarından birisine alacaklı, diğerine borçlu denir.
Sözleşmelere, borç ilişkilerinin doğumuna, borçların ödenmesine veya ödenmemesinin sonuçlarına, borç ilişkilerinin son bulmasına, bu ilişkilerin türlerine, alacağa ve alacağın devrine ait hükümler ile yaşantıda en çok rastlanan (alım- satım, kira vb.)çeşitli akitleri düzenleyen hükümlerdir. Fotoğraf 1.14: Borç hukuku temsili resim 45 Ticaret Hukuku Kişiler arasındaki ticari ilişkiler ticaret hukuku tarafından düzenlenir. Önceleri ticaret hukuku, borçlar hukuku içinde yer alıyordu. Ticaret hukuku, borçlar hukukuyla çok yakından ilişkilidir. Borçlar hukuku kişilerin ticari nitelikte olmayan borç ilişkilerini düzenlediği hâlde, ticaret hukuku aynı ilişkilerin “ticari” nitelikte olanlarını düzenler. Ticaret hayatının olağanüstü genişlemesi ticaret hukukunu bağımsız bir hukuk dalı hâline getirmiştir. Ülkemizde de ticari ilişkileri düzenleyen ayrı bir Ticaret Kanunu çıkartılmıştır. Ancak yine de Ticaret Kanunu, Medeni Kanunun bir parçası sayılmıştır. Ticaret hukukunda; ticari işlemler, ortaklıklar, kıymetli kâğıt, deniz ticareti, sigorta gibi konular yer alır. Kendi içinde; “Ticari İşletme Hukuku, Şirketler Hukuku, Kıymetli Evrak Hukuku, Deniz Ticareti Hukuku ve Sigorta Hukuku” bölümlerine ayrılmaktadır. Resim 1.15: Ticaret hukuku Devletler Özel Hukuku Farklı devletlere mensup olan yani farklı uyrukta olan kişiler arasındaki özel hukuk ilişkilerinde hangi devletin kanunlarının uygulanacağını, bu ilişkilerden doğan anlaşmazlıkların hangi devletin yargı organı tarafından çözümleneceğini gösteren hukuk dalıdır. Devletler Özel Hukukunun düzenlediği ilişkilerin kapsamına daima bir yabancı unsur dâhil olmaktadır. Bu yabancı unsur ya şahıstır ya da yerdir. Örneğin, bir Türk ile bir Fransız’ın evlenmeleri, Alman Avusturyalı karı kocanın Amerika'da boşanmaları, İtalyan bir karı kocanın Türkiye'de boşanmaları gibi. Bu özel hukuk ilişkilerinin, hangi ülkenin kanunlarınca çözümleneceğini ve bu ilişkilerden doğan davaların hangi devletin mahkemelerince görüleceğini açıklayan sorunlar Devletler Özel Hukukunun kapsamına girmektedir. 1.4.4.2. Kamu Hukuku ve Dalları Şekil 1.6: Kamu hukukunun dalları 46 Kamu hukuku; bir devletin, egemenliğin sahibi olarak ülkesi üzerinde yaşayan kişiler ve diğer devletlerle olan bütün ilişkilerini düzenleyen hukuka denir. Kamu hukukunda, özel hukuktan farklı olarak taraflar arasında bir eşitsizlik görülür. Yani devlet özellikle kişilerle girdiği ilişkilerinde üstün konuma sahiptir. Buyurma yetkisini elinde bulundurur. Örneğin; bir kamu kuruluşu, mal sahibi istemese bile bir taşınmazı kamulaştırma yoluyla zorla elde edebilir. Kamu hukukunda taraflardan birisi ya da her ikisi kamu kuruluşu olabilir. Kamu hukuku da kendi arasında; “Anayasa Hukuku, İdare Hukuku, Ceza Hukuku, Yargılama Hukuku, Devletler Hukuku, Genel Kamu Hukuku, Mali Hukuk” olarak ayrılır. Anayasa Hukuku
Devletin şeklini, yapısını, temel organlarını, bunların görev ve yetkilerini organlar arasındaki ilişkileri, kişilerin temel hak ve özgürlüklerini inceleyen hukuk kurallarının tamamını kapsar. Ayrıca siyasi partiler, siyasi rejimler, baskı grupları gibi konular da “Anayasa Hukuku” kapsamında ele alınır. Anayasa hukukumuzun kaynağını 1982'de kabul edilen “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası" oluşturur. Yönetim (İdare) Hukuku Devlet yönetiminin örgütlenme ve işleyişini, kişilerin yönetim ile olan ilişki ve uyuşmazlıklarını ve kamu hizmetlerinin görülmesini düzenleyen ve inceleyen hukuk dalıdır. İdare hukukunun belli başlı konularını; idari örgütlenme, idari personel, idari işlemler ve idarenin denetimi konuları oluşturur. Ceza Hukuku Ceza hukuku, suç oluşturan fiil ve davranışların neler olduğunu; bu fiilleri işleyenlere hangi cezaların uygulanacağını gösteren hukuk kurallarını inceleyen Kamu Hukuku dalıdır. Ceza Hukukunun başta gelen kaynağını 26.09.2004 tarihli 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu oluşturur. Resim 1.16: Ceza hukukunda müeyyide 47 Yargılama (Usul) Hukuku Mahkemelerin adalet dağıtırken izleyecekleri yöntemleri düzenleyen bir hukuk dalıdır. Bu hukuk dalı; “Ceza Yargılama Hukuku, Medeni Yargılama Hukuku ve İdari Yargılama Hukuku” diye alt bölümlere ayrılır. Ceza yargılama hukuku, ceza davalarında; medeni yargılama hukuku, hukuk davalarında; idari yargılama hukuku, idari davalarda uygulanır. Fotoğraf 1.17: Adaletin simgesi terazi ve tokmak Medeni Yargılama Hukukunun ana kaynağı, Hukuk Mahkemeleri Usulü Kanunu; Ceza Yargılama Hukukunun ana kaynağı, Ceza Mahkemeleri Usulü Kanunu; İdari Yargılama Hukukunun ana kaynağı ise İdari Yargılama Usulü Kanunu’dur. İcra ve İflas Hukuku (Cebri İcra Hukuku) Alacaklılara, borcunu kendi isteği ile ödemeyen borçlulardan alacaklarını tahsil edebilmeleri için kamu yardımı isteme hakkı tanınmıştır. Alacaklının alacağını devlet yardımı ile elde etmesini sağlayan kuralların tamamına “İcra ve İflas Hukuku” denir. Alacaklı alacağını elde edebilmek için ya icra ya da iflas dairelerine başvurur. Böylece haciz ya da iflas yoluyla alacağına kavuşur. Hacizde borçlunun borcunu karşılayabilecek kadar mal varlığına el konulurken, iflasta borçlunun bütün mal varlığına el konularak alacaklılar arasında paylaştırılır. Resim 1.18: İcra yollarından birini ifade eden karikatür 48 Devletler Hukuku Devletlerin ve uluslararası kuruluşların birbiriyle olan ilişkilerini düzenler. Aynı zamanda bağımsız devletler yanında bağımsızlıkları sınırlı devletlerin ya da devlet sayılamayan toplulukların ilişkilerini de bu hukuk dalı düzenlemektedir. Bu hukuka "Devletler Genel Hukuku" ya da "Uluslararası Hukuk" denildiği de görülür. Devletler hukukunun başlıca kaynakları şunlardır: uluslararası antlaşmalar, uluslararası gelenek kuralları, hukukun genel ilkeleri. Genel Kamu Hukuku
Bu hukuk dalı soyut olarak devletin oluşumunu, devlet otoritesinin kaynağını, bireylerin özgürlüklerini; hukuki, felsefi ve sosyolojik açılardan inceler. Bundan dolayı bu hukuk dalına "Devlet Hukuku" da denir. Genel kamu hukuku pozitif hukuk kuralları ile uğraşmaktan çok devlet ve kamu özgürlükleri kavramlarını açıklamaya çalışır. Mali Hukuk Devletin kamu gelirlerini nasıl elde ettiğini ve nasıl kullandığını, nerelere, ne biçimde harcadığını gösteren kuralların tamamı mali hukukun alanına girer. Mali hukukun çalışma alanı kamu gelirleri ve kamu giderleridir. Bu nedenle vergi hukuku, mali hukuk içinde önemli bir yere sahiptir. Kamu gelirlerinin en önemli kaynağı vergilerdir. Vergi hukuku, mali hukuktan ayrılmaya başlamıştır. Vergi hukukunun en önemli kavramlarından birisi bütçedir. Bütçeye göre vergiler toplanabilecek, harcamalar yapılabilecektir. Vergide genellik ilkesi, herkesin vergi vermesi gerektiğini ifade ederken vergide adalet ilkesi ise vatandaşlardan gelir düzeyine göre vergi alınması gereğini ifade eder. 1.4.3.3. Karma Hukuk ve Dalları Şekil 1.7: Karma hukukun dallar 49 Bazı hukuk dalları ise hem özel hukukun hem de kamu hukukunun özelliklerini taşımaktadır. Örneğin, iş hukuku önceleri bir özel hukuk dalı iken giderek kamu hukuku niteliğini kazanmıştır. Ağır bastıkları yanları dikkate alınarak bu tür hukuk kuralları kamu ya da özel hukuk içinde ele alınabileceği gibi, karma hukuk adı altında ayrıca da incelenebilir. Fikir Hukuku Fikir ve sanat eserlerini üreten, bilim ve fen alanında buluşları olan kişilerin yapıtları ve buluşları üzerindeki haklarını düzenleyen hukuk kurallarına “Fikir Hukuku” denir. Bilim, edebiyat, müzik, güzel sanatlar, sinema ile ilgili yapıtlar, bilim ve fen alanındaki buluşlar; ticaret unvanları ve markalar fikir hukuku içinde ele alınan konulardır. Fotoğraf 1.19: Fikir hukuku İş Hukuku İş hukuku hizmet ilişkilerini düzenleyen bir hukuk dalıdır. Hem kamu hem de özel sektördeki işçi ve işveren ilişkileri, birer özel hukuk ilişkisidir. Ancak günümüzde iş hukukunda asıl olan "işçi haklarının korunması" olduğundan, devlet işçi haklarına müdahale etme ihtiyacı duymuştur. Bunun sonucunda da iş hukuku, özel hukuk alanından kamu hukuku alanına doğru kaymıştır. İş hukuku, işçilerin haklarının işverenlere karşı korunması ihtiyacından doğmuştur. Örneğin; toplu iş sözleşmesi, grev ve lokavt gibi konular iş hukukunu ilgilendiren konulardır. Fotoğraf 1.20: İş Hukuku 50 Hava Hukuku Havacılık faaliyetlerinin ortaya çıkardığı ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarına hava hukuku denilir. Hava hukuku hem kişiler arasındaki hem kişilerle devlet arasındaki hem de devletlerarasındaki ilişkileri düzenler. Toprak Hukuku Toprak Hukuku, tarım topraklarının hukuki durumlarını, dağıtımlarını ve işletilmelerini düzenleyen hukuk dalıdır. Banka Hukuku
Banka hukukunun konusu, banka işletmesi ve bu işletmenin hukuki ilişkileridir. Banka hukuku, kapitalizmin gelişmesinden sonra ortaya çıkmıştır. Bankacılık faaliyetleri önceleri ticaret hukukunun kapsamında yer alırken, günümüzde yaygınlaşan bankacılık faaliyetleri nedeniyle bağımsız bir hukuk dalı tarafından incelenmeye başlamıştır. 1.4.4.Türkiye’nin Yönetim Yapısı Devletin ana yönetsel yapısını oluşturan kuruluşlara , “genel yönetim kuruluşları” ya da “merkezi yönetim” denir. Devletin genel yönetim kuruluşları kendi arasında ikiye ayrılır. Bunlardan biri “merkez örgütü”, diğeri “taşra örgütü” dür. Merkez Örgütü Genel yönetimin merkez örgütü; Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı Yardımcıları, Bakanlıklar ve Merkezdeki Yardımcı Kuruluşları içine alır. Taşra Örgütü Genel yönetimin taşra örgütü de iki grupta toplanır. Bunlardan biri “mülki yönetim kademeleri” denen il, ilçe ve bucak yönetimleri, diğeri ise birkaç ili içine alan “ bölge yönetimleri” dir. Genel yönetimin taşra örgütünün mülki yönetim bölümleri İl İdare Kanunu tarafından düzenlenmiştir. Buna göre; ülke illere, iller ilçelere, ilçeler bucaklara ayrılmıştır. Her birinin başında, genel yönetimin bir görevlisi olan “mülki idare amiri” bulunur. İl yönetiminin başında valiler, ilçe yönetiminin başında kaymakamlar, bucak yönetiminin başında bucak müdürü bulunur. Genel yönetimin bölge yönetimlerine DSİ, Karayolları Bölge Müdürlüğü örnek olarak verilebilir.
Hukuk kurallarına uyulmaması halinde uygulanan zorlayıcı nitelikteki devlet gücüne yaptırım adı verilmektedir ve maddi yaptırım bir hukuk kuralı özelliği olarak diğer sosyal düzen kurallarından farklılık göstermektedir. 51 Yaptırım hukuk kurallarına uyulması yönünde bir eğilim yaratır. Yani bir hukuk kuralına uymakla yükümlü olduğunu ve uymadığı takdirde belli bir yaptırımla muhatap kalacağını bilen birey söz konusu kurala uymak yönünde bir eğilim gösterir. Bu bakımdan yaptırım, hukuk kurallarının sosyal hayatı düzenleme işlevi açısından meşru bir caydırıcılık rolü oynar. Yaptırım, hukuk kuralları ile oluşturulmak istenen düzenin güvencesidir. Toplumsal düzen, yaptırımların caydırıcılık işlevi sayesinde gerçeklik kazanır. Yaptırım, zedelenen kamu düzenini ve toplum vicdanını eski hâline getirir, hukuk kurallarının ihlal edilmesiyle zarara uğrayan kamu düzeni ve rahatsız olan toplum vicdanı uygulanan yaptırımlar sayesinde tekrar eski düzenine kavuşur ve toplum vicdanı rahatlatılır. Yaptırımın işlevi kamu gücü desteğiyle “öç alma değil”, toplumsal barış, güven ve insan haklarının gerçekleştirilmesi ve korunması bakımından başlıca görevi yerine getirmektir.
Kişisel Öç Aşaması Bu aşamada hukuk kurallarının ihlali hâlinde, ihlal edene verilecek tepkinin türü ve kapsamını belirleme yetkisi, ihlalden zarar gören kişiye (mağdur) ve onun yakınlarına tanınmıştır. Burada yaptırımın nesnel ölçütlerinin olmaması ve ayrıca ihlal edenin yakınlarına da kullanılabilmesi, büyük haksızlıklara yol açmakta ve toplumda önemli huzursuzluklar doğurmaktaydı. Ayrıca, kişisel öç saldırıların zincirleme olarak devam etmesi gibi sakıncayı da beraberinde getirmekteydi. Bu durum ise öç almayı sonraki kuşaklara da taşımakta ve sonu gelmez bir kavgaya yol açmaktaydı. Kısas Aşaması Bu aşamada kuralın ihlaliyle bir kimseye zarar verilmesi durumunda, zarara uğrayan, zarar veren kişiye karşı aynı ölçüde zarar verme yaptırımını uygulama hakkına sahiptir. Kısaca, “dişe diş, göze göz” ilkesi uygulanmaktadır. Hakem – Uzlaşma Aşaması Bu aşamada, kuralın ihlalinden dolayı zarara uğrayan ile kuralı ihlal eden arasında varılacak bir uzlaşma ile belirli bir para veya malın ödenmesi yaptırım olarak kabul edilmiştir. Eğer taraflar aralarında anlaşamazlarsa bir hakeme başvuracaklardır. Hakemler toplumda saygı gören, sözü dinlenen kişilerden seçilirdi. Ancak bireylerin anlaşması da hakemin belirlenebilmesi de her zaman çok kolay olmuyordu. Ayrıca hakemlerin kararlarının yerine getirilmesinde sorunlar yaşanıyor, tarafsızlıkları tartışma konusu oluyordu. 52 Modern yargılama yöntemi Uzun bir süreçten sonra yaptırım uygulama yetkisi doğrudan devlete geçmiştir. Bugün yaptırım hukuk tarafından önceden belirlenen esaslar ve usuller dahilinde yargı organlarınca belirlenir ve yetkili organlarca yerine getirilir.
Hukukun yaptırımları şunlardır: Ceza Cebri icra Tazminat Hükümsüzlük/Yokluk Geçersizlik Ceza: Hukuk kurallarından bazılarının koymuş oldukları emir ve yasaklara aykırı davranışta bulunan kimselerin karşılaşacakları tepki cezadır. Bir hukuki yaptırım olarak cezanın çeşitli türleri vardır. Örneğin; hapis ve adli para cezaları gibi özgürlüğü bağlayıcı cezalar. Ölüm cezası: Ölüm cezasının alanı 2002 yılında ”savaş, savaş tehdidi ve terör suçları” olarak daraltılmıştır. 2004 yılında imzalanan ”ölüm cezasının her koşulda kaldırılmasına ilişkin 13 no’lu protokol” , 2006 yılında onaylanma işlemleri tamamlanmış ve yürürlüğe konulmuştur. Ülkemizde artık ölüm cezası yoktur. Hapis cezası: Ömür boyu hapis cezası (müebbet) ve süreli hapis cezası şu anda ülkemizde uygulanan hapis cezalarıdır. Disiplin cezası: Belirli statüdeki kişilerin çarptırılabileceği ceza türüdür. (öğretmen, öğrenci, memur vs.) Disiplin cezaları uyarma, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve devlet memurluğundan çıkarma gibi cezalardan oluşur. Kamu haklarından men cezası: Memur olamama, seçme ve seçilme hakkını kullanamama gibi yaptırım türleridir. Adli Para Cezası Cebri icra: Bir kimseyi hukuk kuralının emrini yerine getirmeye zorlama biçiminde olur. Borcunu kendi rızası ile yerine getirmeyen borçlunun devletin yetkili organları aracılığıyla borcunu zorla yerine getirmesi anlamına gelir. Buna göre, borcunu kendi rızası ile ifa etmeyen borçlunun bu davranışı üzerine; alacaklı devletin bu konuda yetkili organlarına (mahkemelere ve icra dairelerine) başvurarak alacağına bu organların devreye girmesi yoluyla ulaşır. Cebri icrayı ancak devlet gücü uygulayabilir. Tazminat: Bir kimse hukuka aykırı bir fiille bir başkasına zarar verecek olursa, bu zararı ödemekle (tazmin etmekle) yükümlü olur. Kişinin sahip olduğu 53 haklarda kendi iradesi dışında bir eksilme meydana geldiği zaman, bu eksilmeye ‘zarar’ denir. Bu eksiklik mal varlığında meydana gelirse ‘maddi zarar’, kişi varlığında meydana gelirse, ‘manevi zarar’ olarak isimlendirilir. Meydana gelen eksikliğin giderilmesi için eksilmeye neden olan kişi ya da kişilerin yerine getirmek zorunda oldukları davranışa ‘tazminat’ denmektedir. Maddi zararın giderilmesi için istenen tazminata ‘maddi tazminat’, manevi zararın giderilmesi için istenen tazminata ‘manevi tazminat’ denir. Hükümsüzlük/yokluk: Yokluk, yapılmak istenen bir hukuki işlemin hukuk düzeni tarafından yok sayılmasıdır. Hukuki işlemlerin hukuk düzeninin öngördüğü belli kurucu unsurları taşıması gerekir. Kurucu unsurları içermeyen bir sözleşme yok sayılır. (Örneğin; resmi evlendirme memuru önünde yapılmayan evlilik sözleşmesi yok sayılır.).
Adli yargı mahkemeleri (ilk derece, ara derece, yüksek mahkeme) İdari yargı mahkemeleri (İlk derece, ara derece, yüksek mahkeme) Sayıştay (mali denetim) Anayasa mahkemesi (anayasal denetim) olmak üzere düzenlenmiştir.
İnsan hakları; Kişiseldir. Evrenseldir. Dokunulmazdır. Devredilmezdir. Kişisellik-Bireysellik Özgür bir birey olan insanın bu özelliği nedeniyle onur ve saygınlığı, akıl ve vicdanıyla kimseye bağımlı olmadan bu haklarını kullanılabilme özelliğini ifade eder. Özgür insan, herkesten bağımsız olarak iradesini açıklayabilir, serbestçe davranabilir. "Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz. Fikirler, şiddetle, top ve tüfekle öldürülemez." M. Kemal ATATÜRK 61 Evrensellik Ülke, renk, ırk, din ve dil farkı gözetilmeksizin dünya üzerindeki bütün insanları kuşatan haklar bütünüdür. İnsan hakları; içerik, zaman ve yer bakımından değişmez özelliklere, değerlere dayanmaktadır. İnsan hakları hukukça korunmamış ve herhangi bir yaptırıma bağlanmamış olsa da değerini kaybetmez. Evrensel olması nedeniyle yazılı hukukun üzerinde yer alır, onu tamamlayıcı işlevi vardır. Fotoğraf 2. 1: İnsan haklarının evrenselliği Dokunulmazlık İnsan hakları doğal hukuktan kaynaklandığı için dokunulmazdır. İnsanın insana hükmetmesi, onu ezmesi insan onuruna yakışmayan ve kabul edilemeyecek bir davranıştır. Bu tür ayırımların yapıldığı toplumlarda kavga, çatışma, isyan eksik olmamıştır. İnsanlar arasında hak, eşitlik, adalet, özgürlük düşüncesi yaygınlaştıkça bu konuyla ilgili mücadeleler de artmıştır. Devredilmezlik Temelinde insan onuru bulunduğu ve kişiliğe bağlı olduğu için insan hakları devredilemez. Bu haklardan vazgeçilemez veya haklar bir sözleşmeye konu olamaz. İnsan hakları, insan olmanın kazandırdığı haklardır; başkası tarafından verilen bir söze ya da teminata bağlı olarak ya da satın alarak elde ettiğimiz haklar değildir. "Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre malik olmak, seçtiği dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetlerine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz." M. Kemal ATATÜRK 62
İnsan hakları; devletlerin, kültürlerin, coğrafyaların çizdiği sınırların ötesinde kabul gören vazgeçilmez bir değerler sistemi olarak çağdaş dünya düzeninin temelini oluşturmaktadır. Aslında pek çok büyük teknolojik atılımlar, sosyo-kültürel dönüşümler yanında kitle imha silahları, küresel ısınma gibi kâbusları da beraberinde getiren modern çağın insanlığa sunduğu belki de en paha biçilmez kazanç, insan haklarının evrensel bir değere dönüşmesi olmuştur. Günümüzde insan haklarının, modernleşmenin içinde taşıdığı tehlikelere karşı ahlaki ve hukuki bir sigorta görevi yaparak toplumsal düzenleri korumakta olduğu söylenebilir. Büyük bir hız ve kararlılıkla gelişmiş ülkeler arasına girme aşamasında bulunan ülkemiz, insanlığın ortak değeri olan insan hakları alanında “sessiz bir devrim”i gerçekleştirmektedir. Tüm insanlığın ortak birikimiyle oluşan evrensel değerleri, bireylerin yaşamına tam manası ile yansıtabilmenin amaçlandığı bu “sessiz devrim”i başarıya ulaştırmak için insan hakları alanında belli bir “zihinsel dönüşüm” ile birlikte yasal ve kurumsal anlamda bir “yeniden yapılanma” gerekmektedir. Dolayısıyla ülkemizde insan hakları alanında gerçekleştirilen çalışmalar da bu iki eksen üzerinde gelişmektedir. Günümüzün insan hakları değerlerinin lafzına değilse de ruhuna her zaman sahip olan bu topraklarda, pek çok farklı din, mezhep ve etnik kökenden topluluğun yüzyıllarca barış içinde yaşayabilmesini sağlayan bir iklim vardır. Bu iklim, insan hakları ile ulaşılması arzu edilen hedefler için ideal bir bilgi ve düşünce zemininin varlığı anlamına gelir. Bu açıdan bakıldığında, insan haklarının “ithal bir kavram” değil, medeniyetimizin “yitik bir malı” olduğunu belirtmek gerekmektedir. İnsan hakları konusundaki “zihinsel dönüşüm” de esas olarak insanımızın fikir ve gönül dünyasında zaten mevcut bulunan değerleri, evrensel dil ve içerikle bütünleştirmeyi sağlayacaktır. Bunun için öncelikle gerekli olan ise insan hakları ile ilgili kavramsal ve teorik çerçeveyi doğru biçimde bilgi dağarcıklarına yerleştirebilmektir. Bu doğrultuda gerek kamu gerekse sivil toplum kuruluşları ve akademik çevrelerde yürütülen çalışmalar giderek yoğunluk kazanmaktadır. İnsan hakları alanındaki bu “sessiz devrim”in yasal ve idari yapılanma cephesinde ise son dönemde reform niteliğinde birçok düzenleme yapılmış ve yeni mekanizmalar hayata geçirilmiştir. Gerçekleştirilen kapsamlı anayasa değişiklikleri, çıkarılan yeni Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Medeni Kanun gibi yasal düzenlemeler ve AB sürecinde hayata geçirilen uyum paketleri ile hukuk sistemi reforme edilirken insan hakları alanındaki idari kapasite de geliştirilmiştir. Bu bağlamda Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanlığı kurulmuştur. 63 Fotoğraf 2.2: İnsan hakları
İnsanlık tarihi kadar eski olan insan hakları mücadelesi dört evreden oluşur. Birinci kuşak haklar (klasik- kişisel, siyasal haklar) İkinci kuşak haklar ( ekonomik, sosyal ve siyasal haklar) Üçüncü kuşak haklar Dördüncü kuşak haklar Birinci Kuşak İnsan Hakları Klasik haklar olarak da adlandırılan birinci kuşak hakların özelliği, bireyi korumaya yönelik (negatif statü hakları) haklar olmasıdır. Devlet, düzenleme yaparak özgürlüklerin kullanılmasını kolaylaştırır ama sınırlandıramaz. Geleneksel haklar, iktidarın/devletin yetkilerinin sınırlandırılmasını amaçlar. İktidar karşısında ve diğer kişiler karşısında bireyin güvenliğini ve özerkliğini sağlayan haklardır. Kişilere, devletin ve diğer bireylerin karışamayacağı özel alanlar yaratırlar. Kişileri devlete karşı korur. Devletin kişilerin özel alanına girmeme karışmama yükümlülüğü vardır. Özgürlüklerin kurallarla sınırlandırılması istisnadır. 17-18.yy düşünürlerince dile getirilmiş; Amerikan ve Fransız devrimleriyle büyük ölçüde uygulamaya geçmiştir. Birinci kuşak haklar, şöyle sıralanabilir: Yaşama akkı Kişi özgürlüğü ve güvenliği Düşünce ve ifade özgürlüğü İnanç ve ibadet özgürlüğü Adil yargılanma hakkı Mülkiyet hakkı 64 Ayırımcılık yasağı Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı Dernek kurma hakkı Çalışma özgürlüğü Seçme ve seçilme hakkı Kamu hizmetlerine girme hakkı Kişi dokunulmazlığı Can ve mal güvenliğinin sağlanması Özel yaşamın gizliliği Angarya yasağı Zorla çalıştırma yasağı İşkence, onur kırıcı ve diğer zalimane davranış yasağı Bu haklar somut biçimde, ABD’nin 1776 tarihli İnsan Hakları Bildirisi ile Büyük Fransız Devrimi’nden sonra açıklanan 1791 tarihli İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’nde ve İngiltere’de yayımlanan Haklar Beyannamesi’nde yer almaktadır. Bunlar insanın toprağa bağlı kölelikten (serflikten) kurtularak vatandaş olmasını öngören haklardır. Tüm insanların doğuştan özgür ve eşit olduğu savlarına karşın, somut olarak kimi kesimler dışlanmıştır. Örneğin: kadınlar, siyasal hakların kapsamı dışında tutulmuştur. İşçi sınıfının sosyal hakları, özellikle toplu sosyal hakları 1789 bildirgesinde yer almıyor, tersine yasaklanıyordu. İkinci Kuşak İnsan Hakları Sanayi Devrimi sonrasında İngiltere’de işçi sınıfının mücadelesiyle ortaya çıkan ekonomik, sosyal ve kültürel haklardır. Bu hakların büyük çoğunluğu devlete bir hizmet sunma görevi veren ve devlet müdahalesini gerektiren haklardır. Buradan hareketle ortaya çıkan sosyal hakların uluslararası düzeyde tanındığı ilk belge İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’dir. İkinci kuşak haklar, başlıca şöyle sıralanabilir: Sosyal güvenlik hakkı Çalışma, adil gelir ve sendika kurma, sendikaya üye olma/üyelikten çıkma hakkı Dinlenme hakkı Eğitim hakkı Kültürel yaşama katılma hakkı Sağlık, beslenme ve konut hakkı Grev ve toplu sözleşme hakkı Kültürel yaşama katılabilme hakkı Sosyal adaleti sağlama Sosyal eşitsizlikleri giderme
Kişisel hürriyet, insanın kendi serbest iradesiyle yapacağı seçime ve vereceği karara göre, hiçbir engel ve sınır tanımaksızın hareket edebilme imkânı olarak tanımlanabilirse de toplum içinde yaşayan ve yaşamak zorunluluğunda olan insanın en geniş anlamdaki bu tür kişisel hürriyete sahip olması düşünülemez, beklenemez. Vatandaşlar kişisel hürriyetlerini kullanırken devlet gücünü zayıf düşürmemeye özen ve dikkat göstermelidir. Kişisel hakların kullanılmasını sağlayacak ortamı oluşturmak ve sürdürmek devletin görevidir. Yani kişilerin hürriyeti devletin güvencesi altındadır. Devletin zayıf düşmesi kişinin temel hak ve hürriyetlerinin korunmasını da tehlikeye düşürecektir. Hürriyetler kanunla sınırlanabilir, keyfi olarak sınırlanmamalıdır. Ancak kamu iyiliği amacıyla hürriyetlerin bir kısmından vazgeçilebilir. Kişisel hürriyetler hem toplum için hem de kişiler için değerli ve kutsaldır. Toplum içinde kişisel hürriyetin bir ölçüde sınırlanması zorunludur. Kişisel hürriyete devlet faaliyetini zayıflatacak derecede genişlik tanınamaz. Çünkü güçsüz bir devlet kargaşaya neden olacağından kişisel hürriyetlerin daha fazla zarar görmesine neden olabilir. Bu konudaki en akılcı yol kişisel hürriyetlerin kanunun uygun gördüğü durumlarda ve kanunla kısıtlanmasıdır.
65 Asgari ücret Bilim hakkı Üçüncü Kuşak İnsan Hakları İkinci Dünya Savaşı sonrasında gelişmiştir. Bilimsel ve teknolojik ilerlemelerin yarattığı sorunların sonucudur. Dayanışma hakları da denilen üçüncü kuşak haklar, belli bir topluluk hâlinde yaşam anlayışını yansıtır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında teknolojinin gelişmesiyle birlikte kontrolsüz bir şekilde yapılan büyük sanayi tesisleri, insanın sağlıklı yaşama alanını daraltmıştır. Yeni uluslararası ekonomik düzende bağımsızlıklarını kazanan devletler, insanca yaşayabilmek için ortaklaşa hareket etmişlerdir. İnsanın sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı gündeme gelmiştir. Birinci ve ikinci kuşak haklardan farklı niteliktedir. Hem bireylere hem de toplumun tümüne aittir. Kişilerin, kurumların ve devletin ortak çabası gerekir. Üçüncü kuşak haklar başlıca şöyle sıralanabilir: Barış hakkı Çevre hakkı Halkların kendi kaderini tayin (self-determinasyon) hakkı Gelişme hakkı Haberleşme hakkı Herkesin insanlığın ortak mal varlığından yararlanma hakkı Savaş suçlarına karşı, insanlığa ve barışa karşı suçlarla mücadele hakkı Şiddet ve terörizme karşı korunma hakkı Üçüncü kuşak hakların oluşum süreci henüz tamamlanmamıştır. Dayanışma haklarını doğuran nedenlerin başında, bilimsel ve teknik ilerlemenin yarattığı sorunlar gelmektedir. Çevre kirliliğinin korkunç boyutlara ulaşması, nükleer silahların tüm insanlığı yok edebilecek bir savaş tehlikesine yol açması, ülkeler ya da bölgeler arasında çok büyük gelişme farklarının bulunması akla ilk gelen ciddi sorunlardır. Dördüncü Kuşak Haklar 20. yüzyıl sonundan itibaren özellikle bilişim ve biyoloji-tıp teknolojilerinde yaşanan ilerlemelerle insanlık bilimsel alanda yeni bir boyuta girmiştir. Ancak; insan ve insanlık için birçok olumlu yönü bulunan bu gelişim sürecinin kontrol altında tutulabilmesinde zorluklar yaşanmakta, yeni suç türleri (bilişim suçları, genetik hırsızlık vb.) ortaya çıkmakta, ceza mevzuatları bu suç türleriyle mücadele doğrultusunda güncelleştirilmektedir. Temel haklarını öğren, kullan ve koru ! 66 İnsan haklarının sonu gelmeyecek sürekli gelişen, farklı boyutlar kazanarak yenilenmekte olan bir insanlık ideali olduğunun bir göstergesi olan 4. kuşak insan hakları; farklı zeminlerdeki tartışmalar ile daha somut hukuksal yapılanmalara kavuşacak ve insanlığın gelişimine yön verecektir.
İnsan Haklarının Tarihsel Gelişimi İnsan hakları tarihi; din, kültür, ahlak, felsefe ve hukuki gelişmeleri içerir. Tarih boyunca hak ve özgürlük fikri olagelmiştir. Fakat bunların insan hakları olarak kabul edilip edilmeyeceği tartışma konusudur. Bireyin haklarını konu edinen ilk yazılı belge Hammurabi kanunlarıdır. Zira, bu kanunlar dönemi itibari ile adil yargılanma ve mülkiyet hakkı konusunda çok modern düzenlemeler içermektedir. Bu kanunlar bireyi keyfi sorgu ve cezalandırmaktan koruyordu. Eski Yunan medeniyetinde de haklar bugünkü gibi olmasa da tartışılmıştır. Aristo özel mülkiyet ve demokratik katılım gibi modern insan haklarında önemli bir yer tutan bir takım haklardan bahsetmektedir. Eski Yunan şehir devletlerinde, insan hakları doğal hukuktan sadır olan doğal haklar ile eş tutulmuştur. İran Pers imparatorlarından Büyük Kiros, modern haklarla örtüşen birtakım düzenlemeleri içeren Kiros Silindirini yayınlamıştır. Büyük Kiros'un bildirisi, temelde Babilli kölelerin serbest ve özgür olması gerektiğinden bahsettiği için kimi uzmanlar onu ilk insan hakları belgesi olarak da kabul etmektedir. Daha yakınlara gelindiğinde İslam dünyasının insan haklarına büyük katkısı görülmektedir. Medine ve ona bağlı yerlerde bulunan Müslüman, Yahudi, putperest ve diğer bütün toplulukların haklarını garanti altına alan 622 tarihli Medine Sözleşmesi ya da Vesikası kimi uzmanlara göre de ilk anayasa örneğidir. Aynı şekilde bütün insanların eşitliğini vurgulayan ve kadın haklarından bahseden 632 tarihli Veda Hutbesi de insan haklarına kaynaklık eden çok önemli tarihi bir belge olarak kabul edilmektedir. 1215 tarihli Magna Carta ya da Büyük Özgürlük Sözleşmesi de bugünkü insan haklarının kaynakları arasında değerlendirilmektedir. Modern İnsan Haklarının felsefi arka planı 17. yy liberal aydınlanmacılığı ve rasyonalizmine dayanır. John Locke modern insan haklarının kurucu babası olarak kabul edilmektedir. J.Locke’den sonra doğal haklar felsefesini yeterince somut bulmayan T. Hobbes pozitif hukuk ile hakları geliştirmiştir. 67 İngiltere’de 1689 devriminden sonra geliştirilen Yurttaş Hakları Beyannamesi, bugünkülere benzer temel hak ve özgürlükleri belirlerken, beyanname dili ve içeriği üzerinde J. Locke’un etkisi görülmektedir. Aynı şekilde 1776 ABD Bağımsızlık Bildirgesi’nde de aynı liberal ve dini söylem bulunmaktadır. Bildirge’ye göre, “Bütün insanlar eşit yaratılmıştır, yaratıcı tarafından kendilerine bahşedilen devredilemez hakları vardır. Bunlardan bazıları yaşama hakkı, özgürlük ve mutluluğu arama hakkıdır” ve bu gerçeklerin meşruiyeti kendiliğindendir. 1789 tarihli Fransa İhtilali sonrasında ilan edilen İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinde de benzer bir anlayış görülmektedir.
Anayasamız, temel hak ve hürriyetlerin ancak yasa ile sınırlanabileceği kuralını getirmiştir. Temel hak ve özgürlükler, anayasada açıklık olan hallerde ve anayasanın öngördüğü ölçüde sınırlandırılabilir. 70 Anayasamızın 13. maddesi ile genel ve özel iki türlü sınırlama öngörülmüştür. Genel sınırlama sebepleri; temel hak ve hürriyetlerin, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün millî egemenliğin, cumhuriyetin, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlakın ve genel sağlığın korunması amacıyla yapılacağı belirtilmiştir. Özel sınırlamanın ise anayasanın ilgili maddelerinde öngörülen özel sebeplerle, anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak yapılacağı ifade edilmektedir. Anayasada 2001 yılında yapılan değişiklikle, genel ve özel sınırlamalar kaldırılmış ve temel hak ve hürriyetlerin, “özlerine dokunulmaksızın” anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği ve sınırlamaların anayasanın özüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. 1961 Anayasasında yer almış olan temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasının hakkın “özüne dokunulmadan” yapılması kuralı, 2001 yılında yeniden anayasamızda yer almıştır.
Anayasamızda temel hak ve hürriyetlerin korunmasına ilişkin kurallar şu şekilde sıralanabilir: Anayasa, hak arama hürriyeti adı altında, herkese yargı yeri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkı tanımıştır (AY. Madde 36 ). Anayasa, dilekçe hakkı tanıyarak, kişilere dilek ve şikâyetlerini yetkili makamlara ve meclise yapabilme yolunu getirmiştir (AY. Madde 74 ). Anayasa, bir yandan hiç kimsenin “tabi olduğu mahkemeden” başka bir merci önüne çıkarılmayacağını, diğer yandan da aynı sonucu doğuran “yargı yetkisine” sahip “olağanüstü merciler” kurulamayacağını öngörmüştür (AY. Madde 37 ). Temel hak ve hürriyetlerin korunmasında önemli olan hususlardan biri de suç ve cezaların yasallığı (Kanunda suç olarak tanımlanmayan bir fiilin suç sayılamayacağı ve kanunca belirlenmeyen bir cezanın verilemeyeceği), suçsuzluk varsayımı (Bir kişinin suçu ispat oluncaya kadar suçsuz olarak kabul edilir. ), ceza sorumluluğunun kişiselliği (Cezayı ancak suç oluşturan fiili işleyen kişi çeker. ) vb. kurallardır ( AY. Madde 38 ). 71
2.3.2.1. Evrensel Düzeyde Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması İnsan haklarını evrensel düzeyde koruyan uluslararası antlaşmaların ilki 26. 6. 1945 tarihli ‘‘Birleşmiş Milletler Antlaşması’’dır. Bu antlaşmada, insan haklarına ve temel hürriyetlere inanç, saygı ve bağlılık açıklanmıştır. Toplumsal ilerleme ve daha iyi yaşam standartlarını gerçekleştirme temel hedef olarak benimsenmiştir. ‘‘İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’’ 10. 12. 1948’de kabul edilmiştir. Bildiride, İnsan hakları alanındaki gelişmeye uygun olarak hem klasik haklara ( kişisel ve siyasal haklar ) hem de sosyal ve ekonomik haklara geniş ölçüde yer verilmiştir. Fakat bu bildiri taraf olan ülkelere hiçbir hukuki yükümlülük getirmemiştir. Daha sonra insan hakları alanında kabul edilen antlaşmaların, katılan devletlere hukuki yükümlülükler getirmesine, bağlayıcı olmasına dikkat edilmiştir. 1966’da kabul edilen iki antlaşma bağlayıcı niteliktedir. Bunlardan ilki, klasik hakları ve temel hürriyetleri kapsayan ve bunları daha etraflı bir şekilde düzenleyen “ Kişisel ve Siyasal Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme”dir. Diğer sözleşme ise sosyal ve ekonomik hakları içeren “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme”dir. Katılan devletlerin tek yükümlülüğü, kendi ülkelerinde aldıkları tedbirleri ve bu alanda kaydedilen gelişmeleri ekonomik ve sosyal konseye bildirmektir. Türkiye her iki sözleşmeyi de 2000 yılında imzalamıştır. Birleşmiş Milletler bünyesinde, insan haklarının değişik yönlerine ilişkin başka bildiri ve sözleşmeler de imzalanmıştır. Bunları; “soykırım suçunun önlenmesine ve cezalandırılmasına ilişkin sözleşme”, “kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına ilişkin sözleşme”, “çocuk hakları sözleşmesi”, “işkenceye ve diğer zalimane, gayriinsani veya küçültücü muameleye ve cezaya karşı sözleşme”, “ her türlü ırk ayrımının ortadan kaldırılmasına ilişkin uluslararası sözleşme” şeklinde sıralayabiliriz. 2.3.2.2. Bölgesel Düzeyde Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması ‘‘Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’’ Avrupa Konseyi üyelerince 1950’de kabul edilmiştir. Sözleşme kapsamı ve öngördüğü koruma mekanizması açısından özel bir önem taşımaktadır. Türkiye sözleşmeyi 1954’te onaylamıştır. Sözleşmede kişi hakları ile siyasal haklara yer verilmiş, sosyal ve ekonomik haklara ise yer verilmemiştir. Sözleşme hukuki açıdan bağlayıcıdır. Sözleşmedeki hakların uygulamada sağlanıp sağlanmadığı etkili bir yargı denetimine tabi tutulmaktadır. Sözleşmenin yargı organı, ‘‘Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’’dir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel olarak ya da devlet başvurusu yoluyla başvurulabilir. 72 Bu sözleşme ile kişiler, taraf devletin vatandaşı olup olmadıklarına bakılmaksızın, sözleşmede yer alan bir hakkın ihlal edildiğini ve bunun mağdurları olduklarını ileri sürerek ilgili devleti şikâyet edebileceklerdir.
“Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi” bölgesel nitelikli olmakla birlikte etkisi açısından bakıldığında bu boyutu aşmaktadır. 1981 yılında ise ‘‘Afrika İnsan ve Halklar Hakları Şartı’’ kabul edilmiştir. Afrika şartı, kıtanın tarihsel ve sosyolojik özellikleri çerçevesinde; barış ve kalkınma gibi haklara yer veren, birey yerine grup üstünlüğünü esas alan bir metindir. İnsan haklarına saygı gösterilmesini sağlamaya yönelik bir başka önemli adım ise, 1975’te Helsinki’de “Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK) Sonuç Belgesi’nin imzalanmasıdır. Taraf devletler, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı gösterilmesini; Avrupa güvenliğinin ve iş birliğinin sağlanması sürecindeki ortak ilkeler arasında kabul etmektedir. Bu konuda gerekli çabayı göstereceklerini ve uluslararası sözleşmelerdeki yükümlülükleri yerine getireceklerini vurgulamaktadırlar. İnsan haklarının bölgesel düzeyde korunması amacıyla gerçekleştirilen başka bir girişim ‘‘Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’’dır. 2000 yılında Nice Zirvesi’nde kabul edilen şartta; kişisel haklar, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar, dayanışma hakları ve vatandaşlık hakları düzenlenmektedir.
Anayasa hukuku: Devletin temel kuruluş ve organlarını, bu organların görev ve yetkilerini ve bunların birbiriyle olan ilişkisini, ayrıca kişilerin temel hak ve hürriyetlerini düzenleyen kamu hukuku dalıdır. Tablo 2.1: Anayasa Türleri 73 Yazılı anayasa: Yetkili bir organ tarafından devletle ilgili temel konuların bir belge içinde düzenlenmesidir. Yazısız anayasa: Toplum içinde uzunca bir süre kesintisiz olarak tekrarlanan ve bağlayıcı olduğuna inanılan uygulamalardan oluşan anayasadır (İngiltere ve Hindistan). Sert anayasa: Değiştirilemeyecek maddeleri olan ve değiştirilebilen maddelerinin de değiştirilme usulünün zor olduğu anayasalardır (1924, 1961 anayasaları sert olmakla birlikte, en sert anayasamız 1982 Anayasası’dır.). Yumuşak anayasa: Değiştirilemeyecek maddesi olmayan ve normal kanunlar gibi kolay değiştirilebilen anayasalardır (1921 Anayasası tek yumuşak anayasamızdır.). Kazuistik anayasa: Geniş, ayrıntılı ve uzun düzenlemeler içeren anayasalardır. Her durumun kuralla çözülmesine dayalı ayrıntıcı anayasalardır. (1982 Anayasası en kazuistik anayasamızdır) Çerçeve anayasa: Sadece genel ilkeleri ortaya koyup, bunların uygulama biçimlerini ve detayları kanunlara bırakma amacı güden anayasalara denir (1921 Anayasası). Dünyanın ilk anayasası, 1787 tarihli ABD Anayasası’dır. Ancak bugünkü modern anayasacılığın temeli 1789 Fransız İhtilali’yle başlayan düşünce akımlarıyla ortaya çıkmıştır.
Fotoğraf 2.5: 1921 Anayasasını yapan ilk meclis 76 1924 Anayasası II. TBMM hükümeti tarafından yapılmıştır. 6 bölüm olup, 105 maddeden meydana gelmektedir. Meclis hükümeti sistemi ile parlamenter sistem arasında karma (kuvvetler birliği, görevler ayrılığı) bir sistem özelliği içerir. Buna karma sistem ya da hükümet sistemi denir. Yasama ve yürütme güçleri TBMM'de toplanır (Meclis Hükümeti sistemi). Ancak, meclis yürütme yetkisini cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu eliyle kullanır (Parlamenter sistem). 1927’de yargı yetkisinin bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından kullanılacağı karara bağlanmıştır (ilk kez). Hükümet politikalarından “hükümetin meclise karşı kolektif sorumluluğu” ilkesi benimsenmiştir (Bu durum parlamenter sistemlerin ayırıcı bir özelliğidir.). 1924 Anayasası ilk sert anayasamızdır. Sadece devletin yönetim şeklinin cumhuriyet olduğunu belirten maddesi değiştirilemez. Kanunların anayasaya aykırı olamayacağı belirtilmiş ancak bunu denetleyecek kurum olan Anayasa Mahkemesi’ne yer verilmemiştir. 1924 Anayasası’nda 1928 yılında yapılan değişiklikle “Devletin dini İslam’dır.” ibaresi çıkarılmıştır. Bu nedenle milletvekili ve cumhurbaşkanlığı yemini de değiştirilmiştir. Kadınlara; 1930’da belediye, 1933’te muhtarlık seçimlerine katılma hakkı, 1934’te de milletvekili seçme ve seçilme hakkı verilmiştir. Seçme yaşı 18, seçilme yaşı 30’dur. Ancak 5 Aralık 1934’te seçmen yaşı 18’den 22’ye çıkarılmıştır. 1924 Anayasası’nda 1937 yılında yapılan değişiklikle diğer Atatürk ilkeleriyle birlikte “laiklik” ilkesi anayasaya girmiştir. Milletvekili seçimleri 4 yılda bir yapılır. Seçimler çift derecelidir; çoğunluk sistemi benimsenmiştir. 1961 Anayasası 27 Mayıs 1960 Askerî İhtilali sonucunda oluşturulan Kurucu Meclis (Milli Birlik Komitesi (askeri kanat) ve Temsilciler Meclisi (sivil kanat)) tarafından hazırlanıp, halkoyuna sunularak kabul edilmiştir (ilk kez). Kurucu Meclis tarafından hazırlanan anayasalarımız; 1921 Anayasası,
Sivil kanat, halk tarafından seçilmemiştir. Kanunların anayasaya uygunluğunu denetlemek amacıyla ilk kez Anayasa Mahkemesi kurulmuştur. Böylece anayasanın üstünlüğü ilkesi tam olarak gerçekleşmiştir. 77 Kuvvetler ayrılığı ilkesi benimsenmiştir. Yumuşak ve dengeli ayrım ile ilk kez parlamenter sisteme geçilmiştir. Kanuni yargıç güvencesi getirilmiştir (Hiç kimse kanunda yazılı olan mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.). Yüksek Hâkimler Kurulu kurulmuştur (Hâkimlerin özlük haklarını düzenler.). Devlet Planlama Teşkilatı, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Yüksek Seçim Kurulu, Uyuşmazlık Mahkemesi ilk defa bu anayasa ile kurulmuştur. Anayasal bir kuruluş olarak Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur. Milli Güvenlik Kurulu kurulmuştur. Yasama organı, Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu olarak ikiye ayrılmıştır (İki yapılı bir yasama organı mevcuttur.). Sert ve kazuistik bir anayasadır. Özerk statüye sahip kamu kuruluşları ilk kez yaratılmıştır (TRT, üniversite gibi). 1924 Anayasası’nın “çoğunlukçu” anlayışına karşı farklı kesimlerin ve çok partinin temsilini amaçlayan “çoğulcu” toplum yapısı benimsenmiştir. Seçimler tek derecelidir, nispi temsil sistemi benimsenmiştir. Fotoğraf 2.6: 1982 Anayasası kitapçığı 1982 Anayasası
kurucu meclis (Milli Güvenlik Konseyi (askeri kanat) ve Danışma Meclisi (sivil kanat)) tarafından hazırlanmış ve halkoyuna sunularak kabul edilmiştir (referanduma sunulan ikinci anayasa). Hazırlanmasında siyasi partilerin herhangi bir katkısı olmamıştır.
edilemeyen maddelere daha fazla yer verilmiştir (Anayasanın ilk üç maddesi). 1982 Anayasası çok ayrıntılı ve uzun (kazuistik) bir anayasadır (177 madde ve 16 geçici maddeden oluşur.). Anayasa değişikliklerinde 1961 Anayasası’nda olmayan bir “Onay” safhası eklenmiştir. Cumhurbaşkanına, onaylamadığı anayasa değişikliği ile ilgili kanunları “halkoyuna” sunma yetkisi ilk kez getirilmiştir
Milletvekili sayısı 550 den 600 e çıkarılmıştır. TBMM üyeleri ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin birlikte ve 5 yılda bir yapılması kabul edilmiştir. Seçilme yaşı 25’ten 18 e indirilmiştir. Cumhurbaşkanı seçilme yeterliliği; kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim yapmış, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip, Türk vatandaşları arasından, doğrudan halk tarafından ve en fazla iki defa seçilecektir şeklinde değiştirilmiştir. Mevzuatımızdaki “Tüzük ve Kanun Hükmünde Kararname” kavramları kaldırılarak cumhurbaşkanına, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarma yetkisi verilmiştir (Bu madde 16 Nisan 2017 tarih ve 6771 sayılı kanun gereğince birlikte yapılan ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda seçilen cumhurbaşkanının göreve başladığı tarihten itibaren yürürlüğe girmiştir.) Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu hususuna düzenleme getirilerek ‘’Cumhurbaşkanı hakkında, bir suç işlediği iddiasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilir.’’ maddesi anayasamıza eklenmiştir. Cumhurbaşkanı yardımcıları, cumhurbaşkanına vekalet ve bakanlarla ilgili düzenleme getirilmiştir. Disiplin mahkemeleri dışında askeri mahkemelerin kurulamayacağı, Ancak savaş hâlinde asker kişilerin görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli askeri mahkemelerin kurulabileceği maddesi anayasamıza eklenmiştir. Yürütme yetkisi ve görevi, cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir hükmü ‘’ Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.’’ şeklinde düzenlenmiştir. 79
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının temel ilkeleri başlangıç kısmı ile birinci kısımdan anlaşılabilir. Anayasamız “Cumhuriyetinin nitelikleri” başlığı altında “Türkiye Cumhuriyeti; toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir” şeklindeki açıklamasıyla Türkiye Cumhuriyeti anayasasının temel ilkelerini saymıştır ( Anayasa madde 2 ). Şekil 2.1: Türk anayasasının temel ilkeleri Atatürk Milliyetçiliğine Bağlı Devlet İlkesi Kurtuluş Savaşı ile birlikte Türk milliyetçiliği; ırkçı olmayan, ölçülü, barışçıl, insancıl ve Misak-ı Milli sınırları içinde kalan bir ideoloji (düşünce bilimi) olarak gelişmiştir. Atatürk milliyetçiliği “sübjektif millet” anlayışını benimsemiştir. Atatürk milliyetçiliği olarak da anılan Türk milliyetçiliği; bütün fertlerini, kederde, kıvanç ve tasada ortak, bölünmez bir bütün hâlinde, millî şuur ve ülküler etrafında toplayan bir düşünce biçimidir. Aynı zamanda milletimizi dünya milletler ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak millî birlik ruhu içinde daima yüceltmeyi amaçlayan bir harekettir. Atatürk milliyetçiliği; ırk, din, dil ayırımı yapılmaksızın, Türk vatan ve milletinin bölünmez bir bütün olduğu, Türk Devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin Türk sayılacağı inancına dayanır. Demokratik Devlet İlkesi Demokratik devlet, halkın devlet yönetimine katılması esasına dayanan devlet demektir. Bu ilke doğrultusunda devleti yönetecek organlar millet tarafından doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak seçilerek iş başına gelecekler ve çeşitli siyasal partiler çeşitli siyasi, görüş ve eğilimleri temsil etme yetkisine sahip olacaklardır (Anayasa. madde. 68/ 2 ). Bu nedenle anayasa, siyasal partileri siyasal hayatın vazgeçilmez unsuru olarak kabul etmiştir. Vatandaşların kanun çerçevesinde seçme ve seçilme haklarına sahip olmaları; seçimlerin serbest, eşit, tek dereceli, genel ve gizli oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre yapılması da demokratik devlet ilkesinin gereğidir (Anayasa Madde 67). 80 Demokratik devletin temel unsurları şunlardır; Siyasi karar organlarının genel oya dayanan serbest seçimlerle oluşması , Yönetimde milli egemenlik ilkesinin olması, Demokratik bir biçimde örgütlenmiş olan siyasi partiler arasında eşit şartlarda yürütülen iktidar yarışının bulunması, Vatandaşların tümüne temel hakların tanınması ve bu hakların güvence altına alınması, Çok partili siyasi hayatın olması, 1982 Anayasası’na göre seçimler ve halk oylamaları serbest oy, genel oy, eşit oy, gizli oy, tek dereceli seçim, açık sayım ve döküm esaslarına göre yargı denetimi ve gözetimi altında yapılır. Fotoğraf 2.7: Karar ve ceza simgeleri Hukuk Devleti İlkesi Hukuk devleti, devletin bütün eylem ve işlemlerinin hukuk kurallarına dayandığı ve vatandaşların da hukuki güvenlik içinde olduğu bir sistemdir.
Hukuk devleti, vatandaşların temel hak ve ödevlerinin güvenceye bağlandığı, yasaların anayasaya uygun olduğu ve bunun denetlendiği, herkesin tabi olduğu kuralların aynı olduğu, yönetimin hukuka uygun davrandığı devlettir. Hukuk devletinin sağlanabilmesi için bazı şartların gerçekleşmesi gerekir. Bu şartlardan ilki, ‘‘yürütmenin yargısal denetimidir.’’. Kişi hak ve hürriyetleri tarih boyunca yürütme organı tarafından ihlal edilmiştir. Yürütme işlemlerinin keyfîlikten kurtarılabilmesi için yürütme işlemlerinin yargısal denetimi şarttır. Hukuk Devleti’nin Gerekleri o Temel hak ve hürriyetlerin güvence altında olması. o Kanunların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimi. o Kanuni idare ilkesi (devlet idaresinin yasalara dayanması). o Kuvvetler ayrılığının benimsenmesi. o Devlet faaliyetlerinin belirli ve düzenli olması. 81 o İdarenin (yasama, yürütme) işlem ve eylemlerinin yargı yoluna açık olması. o Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı. o Mahkemelerin (yargının) bağımsızlığı ve tarafsızlığı. o Kanuni hâkim güvencesi (kanuni yargı yolu ilkesi). o Hukukun genel ilkelerine bağlılık. o İdarenin mali sorumluluğu (devlet idaresinin vatandaşlara verdiği zararı karşılaması). o Yasaların herkes için geçerli (genel) olması ve herkese eşit uygulanması. o Adil yargılanma hakkının olması. Fotoğraf 2.8: Hukuk devletlerinin yargı yerleri mahkemeler Hukuk devletinin sağlanabilmesi için gerekli diğer şartlar ise ‘‘Yasama işlemlerinin yargısal denetimi yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığıdır.’’. Anayasa, yasaların anayasaya uygunluğunu denetlemek için Anayasa Mahkemesine yer vermiştir. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ise yargı organlarının yasama ve yürütme organları karşısında bağımsız olması ve karar verirken kimseden emir almamasıdır. Anayasaya baktığımızda yürütmenin her türlü eylem ve işlemlerinin yargısal denetime açık olduğunu, temel hak ve özgürlüklerin ve bunların hangi durumlarda sınırlandırılabileceğinin anayasada yer aldığını, yasaların anayasaya uygunluğunu denetleyen Anayasa Mahkemesinin var olduğunu yargının bağımsız ve tarafsız olduğunu görürüz. (A.Y. Madde 12-138-146). Laik Devlet İlkesi Laiklik, 1924 Anayasası’nda 1937 yılında yapılan değişiklikle ilk kez anayasada yerini almıştır. Laiklik ilkesinin, din hürriyeti ve din ve devlet işlerinin ayrılığı olmak üzere iki boyutu bulunmaktadır. Din hürriyeti, inanç ve ibadet hürriyetlerini kapsamaktadır. İnanç hürriyeti, herkesin dilediği inanç ve hürriyete sahip olabileceğini ya da hiçbir dini inanca sahip olmayabileceğini ifade eder. İbadet hürriyeti ise kişinin, inandığı dinin gereklerini yani ibadet, ayin ve törenlerini serbestçe yapabilmesidir. 82 Anayasamızda, inanç hürriyeti hiçbir sınırlamaya tabi olmaksızın kişilere tanınmıştır.
Anayasamızın 24. maddesinin birinci fıkrasına göre, “ Herkes vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir”. Anayasamız, ibadet hürriyetinin, Anayasa’nın 14’üncü maddesinde sayılan, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik cumhuriyeti ortadan kaldırma amaçlarıyla kötüye kullanılmasını yasaklamıştır. Laikliğin din ve devlet işlerinin ayrılığını belirten ikinci boyutu ise din kurumlarının devlet görevlerini, devlet kurumlarının da dini görevleri yerine getiremeyeceğini, bunların birbirlerinden ayrı olacağını ifade etmektedir. Laik bir sistemde devlet bütün din mensuplarına eşit davranır. Laik sistemde resmî bir devlet dini olmaz. Devlet kurumları din kurumlarını etkileyemeyeceği gibi, din kurumları da devlet kurumlarını etkileyemez. Laik bir toplumda devlet işleri dinî bir temele oturtulamaz. Nihayet laik sistemlerde din kurumlarıyla devlet kurumlarının ayrılmış olması gerekir. Fakat “laiklik” dinsizlik demek değildir. Bu nedenledir ki devletin dinî inanç ve ibadetlere karışmaması, onları engellememesi ve engel olmaya çalışanları önlemesi de gerekir. Kısaca belirtmek gerekirse Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel ilkelerinden biri olan laiklik: Din ve mezhep ayrımı yapmayan, Resmî bir dini bulunmayan, Din kuralları ile yönetilmeyen, Din hizmetlerini de bir kamu hizmeti olarak kabul eden, Devlet ve hukuk kurallarını din kurallarından arındıran bir devlet düzenidir. Sosyal Devlet İlkesi Sosyal devlet, fertlerin sosyal durumlarıyla ilgilenen, onlara asgari bir hayat düzeyi sağlamayı, sosyal adalet ve sosyal güvenliği gerçekleştirmeyi ödev sayan devlettir. Sosyal devlet, devletin sosyal barışı ve sosyal adaleti sağlamak amacıyla sosyal ve ekonomik hayata aktif olarak müdahalesini gerekli gören bir anlayıştır. Sosyal devletin en belirgin özellikleri; kişiyi ekonomik hayatta yalnız bırakmaması, ekonomik hayata müdahale etmesi, herkes için insanlık onuruna yaraşır bir hayat seviyesi sağlamaya yönelik bir devlet biçimi olmasıdır. Sosyal devlet; sosyal adaleti gerçekleştirmek, bireyin ve toplumun refahını sağlamak ve sosyal güvenliği oluşturmak amaçlarını taşır. 83 Resim 2.2: Sosyal devleti temsil eden bir karikatür Sosyal Devletin Amaçları o Emek – sermaye dengesini korumak ve geliştirmek o Çalışanların insanca yaşamasını sağlayacak bir ücret elde etmelerini sağlamak o Sosyal güvenliği sağlamak o İşsizliği önlemek o Fırsat eşitliğini sağlamak o Millî gelirin adaletli bir şekilde dağıtılmasını sağlamak 1982 Anayasası’na Göre Sosyal Devletin Gerekleri:
2010 yılında Anayasamızın 10. maddesinde yapılan değişiklikle “Eşitlerin Eşitliği İlkesi”ne vurgu yapılmış ve özel olarak korunması gereken kesimler için alınacak tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı olamayacağı belirtilerek pozitif ayrımcılığa anayasal boyut kazandırılmıştır. Buna göre “Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılamaz.” denilmiştir. Fotoğraf 2.11: Dünya kardeşliği Kuvvetler Ayrılığı İlkesi Hukuk devleti olabilmek için kuvvetler ayrılığı ilkesinin uygulanması yani yasama, yürütme ve yargı organlarının birbirinden ayrılması gerekmektedir. Son yüzyılda devlet içindeki güçlerin bir elde toplanmasını önleme eğilimi gelişmiştir. Çünkü devlet içindeki güçlerin, özellikle yargı gücü ile yürütme görevinin ya da yasama ile yürütmenin bir elde toplanması, hukuk devletinin varlığını tehlikeye düşürebilir. Yasama ve yürütme => Tamamen ayrılmışsa Başkanlık sistemi (ABD) Yasama ve yürütme => Yumuşak ve dengeli ayrılmışsa Parlamenter sistem (1961 ve 1982 anayasaları) Anayasamız kuvvetler ayırımı ilkesini benimsemiştir. Anayasamızda kuvvetler ayırımı ilkesi “devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli devlet 86 yetkilerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir iş bölümü ve iş birliği” şeklinde ifade edilmektedir. Üstünlük ise anayasa ve kanunlarda mevcuttur. “Anayasanın üstünlüğü ilkesi” ne göre Anayasa daima diğer kanunların üstünde yer alır. Anayasanın üstünlüğü ilkesi kanunların ve diğer hukuk kurallarının anayasaya aykırı olamayacağı anlamına da gelir.
İnsan hakları; dil, din, ırk, cinsiyet, ekonomik ve sosyal durum gibi hiçbir ayrım yapılmaksızın bütün insanların yalnızca insan olmaları nedeniyle sahip oldukları haklardır. Bu haklar bireye devlet tarafından bağışlanmış değildir. Devletin görevi, bu hakları korumak ve güvence altına almaktır. İnsan hakları kavramı, çok kapsamlıdır. Bütün insanlara tanınması gereken ideal hak ve hürriyetleri de içine alır. Anayasamız, insan haklarını “Temel Haklar ve Ödevler” başlığı altında düzenlemiştir. Anayasamız bir yandan “herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez, temel hak ve hürriyetlere” sahip olduğunu belirterek özgürlük anlayışını ortaya koymuştur. Diğer yandan ise anayasamız “kişinin temel hak ve hürriyetlerini; sosyal, hukuk devleti ve adalet ilkeleri ile bağdaşmayacak şekilde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmayı, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı” devletin görevlerinden sayarak temel haklar ve hürriyetler konusunda özgürleştirme anlayışını benimsemiştir. Anayasa, temel hak ve hürriyetleri, hakların niteliklerine göre, üç grupta düzenlemiştir. Bunlar: “Kişinin hakları ve ödevleri (koruyucu, olumsuz statü hakları)”,“sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler (isteme, olumlu statü hakları)”, “siyasi haklar ve ödevler ( katılma, aktif statü hakları)”dir. 2.4.4.1. Kişinin Hakları ( Koruyucu, Olumsuz Statü Hakları) ve Ödevleri Kişileri topluma ve devlete karşı koruyan hak ve özgürlüklere “koruyucu haklar” veya “olumsuz statü hakları” denilmektedir. Bu haklar, anayasada “kişinin hakları ve ödevleri” başlığı altında düzenlenmiştir. Bu hakların gerçekleşmesi için devletin bu haklara karışmaması (olumsuz bir tutum içinde olması) gerekir. Anayasamızda, kişinin hakları bölümünde ele alınan koruyucu hakların (olumsuz statü hakları) neler olduğunu inceleyelim: Kişi Dokunulmazlığı Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir (AY.Madde17). 87 Zorla Çalıştırma Yasağı: Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır (AY. Mad.18). Fotoğraf 2.12: Kızılay yardımları Kişi Hürriyeti Herkes, kişi hürriyetine ve güvenliğine sahiptir (AY. Madde19). Özel Hayatın Gizliliği ve Korunması Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Kanunun gösterdiği hâller dışında, hiç kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz (AY. Madde 20 ). 2010 yılında anayasamızda yapılan değişiklikle Anayasamızın 20. maddesinde düzenlemeye gidilerek idarenin işleyişinde şeffaflığın sağlanması için kişisel verilerin amacına uygun kullanılması ve kişinin rızası koşulu getirilmiştir. Buna göre;
“Herkes kendisi ile ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak, kişinin kendisi ile ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenme durumlarını da kapsar. Kişisel veriler ancak kanunda görülen hâllerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.” Böylece yukarıdaki metinde sağlanan anayasal güvenceler ile fişlemenin son bulması amaçlanmıştır. Konut Dokunulmazlığı Hiç kimsenin konutuna dokunulamaz. Kanunun açıkça gösterdiği hâllerde, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla 88 yetkili kılınan mercinin emri bulunmadıkça kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve eşyasına el konulamaz (AY. Madde 21). Haberleşme Hürriyeti Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır (AY.Madde 22). Yerleşme ve Seyahat Hürriyeti Anayasamızın 23. maddesine göre herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir. 2010 yılı anayasa değişiklikleri öncesinde bazı durumlarda kanunların verdiği yetki çerçevesinde idari makamlar tarafından yurt dışına çıkışlara bazı sınırlamalar getirilebilmekte idi. 2010 yılında anayasamızda yapılan değişiklikle vatandaşların yurt dışına çıkışları idarenin keyfiyetine bırakılmaktan çıkarılmıştır. Yurt dışına çıkışın sınırlandırılmasının ancak bir soruşturma ve kovuşturma nedeniyle mahkemece yapılabileceği belirtilmiştir. Din ve Vicdan Hürriyeti Herkes vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.14. madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz (AY. Madde 24). Düşünce ve Kanaat Hürriyeti Herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebeple olursa olsun düşünce kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz (AY.Madde.25). Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermemek serbestliğini de kapsar ( AY. Madde 26). Bilim ve Sanat Hürriyeti Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir (AY.Madde27). Basın Hürriyeti Basın hürdür. Sansür edilemez. Basımevi kurmak, izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz. Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır (AY.Madde 28). 89 Süreli ve Süresiz Yayın Hakkı Süreli ve süresiz yayın önceden izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz (AY. Mad.29). Basın Araçlarının Korunması
Kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve eklentileri ile basın araçlarına, suç aleti olduğu gerekçesiyle el konulamaz ve zoralım uygulanamaz veya işletilmekten alıkonulamaz (AY. Madde 30). Kamu tüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme araçlarından yararlanma hakkı: Kişiler ve siyasal partiler, kamu tüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme ve yayım araçlarından yararlanma hakkına sahiptir (AY. Madde 31). Düzeltme ve Cevap Hakkı Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hâllerinde tanınır ve kanunla düzenlenir (AY. Madde 32). Dernek Kurma Hürriyeti Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir. Hiç kimse bir derneğe üye olmaya ve dernekte üye kalmaya zorlanamaz (AY. Madde 33). Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Hakkı Herkes önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir (AY. Madde 34). Mülkiyet Hakkı Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir (AY. Madde 35). Hak Arama Hürriyeti Herkes, meşru araç ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma hakkı ile adil yargılanma hakkına sahiptir (AY. Madde 36). 90 Kanuni Hâkim Güvencesi Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz (AY. Madde 37) Suç ve Cezalara İlişkin Esaslar Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz. Kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz (AY. Madde 38). İspat Hakkı Kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı, bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret davalarında sanık, isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir (AY. Madde 39). Temel Hakların Korunması Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir (AY. Madde 40). 2.4.4.2. Sosyal ve Ekonomik Haklar ( İsteme, Olumlu Statü Hakları) Kişilerin toplumdan ve devletten isteyebilecekleri haklara, “isteme hakları” veya olumlu statü hakları” denilmektedir. Bu çeşit haklar anayasanın “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” başlığı altında yer almaktadır. İsteme hakları devletten olumlu bir davranış, bir hizmet ve yardım isteme imkânlarını tanıyan haklardır. Devletin bu hakların sağlanması için hareketsiz kalması değil, aksine olumlu faaliyetlerde bulunması gerekir. Anayasamızda” Sosyal ve Ekonomik Haklar bölümü” nde ele alınan isteme haklarının (olumlu statü hakları) neler olduğunu inceleyelim: Ailenin Korunması
Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar ( AY.Madde 41). 2010 yılında anayasamızda yapılan değişiklikle devletin her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirler alması hükmü Anayasamızın 41. maddesine ilave edilmiştir. 91 Resim 2.3: Aile Eğitim ve Öğrenim Hakkı Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz (AY. Madde 42). Kıyılardan Yararlanma Kıyılarla sahil şeritlerinin kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartları kanunla düzenlenir (AY. Madde 43). Toprak Mülkiyeti Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini korumak ve geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemek ve topraksız olan veya yeterli toprağı bulunmayan çiftçilikle uğraşan köylüye toprak sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri alır (AY. Madde 44). Tarım, Hayvancılık ve Bu üretim Dallarında Çalışanların Korunması Devlet, tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak amacıyla tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır (AY. Mad.45). Kamulaştırma Devlet ve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği hâllerde, karşılıklarını peşin ödemek şartıyla özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idari irtifaklar kurmaya yetkilidir (AY. Madde 46). Devletleştirme Kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüsler, kamu yararının zorunlu kıldığı hâllerde devletleştirilebilir (AY. Madde 47). 92 Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir (Ay. Madde 48). Çalışma Hakkı Çalışma herkesin hakkı ve ödevidir (Ay. Madde 49). Çalışma Şartları ve Dinlenme Hakkı Kimse yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. Dinlenmek, çalışanların hakkıdır (AY. Madde 50). Sendika Kurma Hakkı İşçiler ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma hakkına sahiptir. (AY. Mad. 51) 2010 yılında anayasamızda yapılan değişiklikle 51. maddenin 4. fıkrası kaldırılmış (Bir kimse aynı zamanda aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olamaz.) ve bir kimsenin aynı zamanda aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olabilmesinin yolu açılarak sendika özgürlüğü ve örgütlenme hakkı üzerindeki engeller kaldırılmıştır. Toplu İş Sözleşmesi Hakkı
İşçiler ve işverenler, karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek amacıyla toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahiptir. (AY. Madde 53) Grev Hakkı ve Lokavt Hakkı Grev: İşçilerin topluca çalışmamak suretiyle iş yerinde faaliyeti tamamen durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak veyahut bir kuruluşun aynı amaçla topluca çalışmamaları için verdiği karara uyarak işi bırakmalarıdır. Lokavt: Greve çıkan işçileri işverenin topluca işten uzaklaştırmasıdır. Lokavt işçilerin işten çıkarılması değil, işveren tarafından çalıştırılmamasıdır. Lokavt süresince işçilerin iş sözleşmeleri askıda kalır. Anayasamızın 64. maddesine göre işveren ile işçiler arasında toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında, uyuşmazlık çıkması hâlinde işçiler grev hakkına sahiptirler. Bu hakkın kullanılmasının ve işverenin lokavta başvurmasının usul ve şartları ile kapsam ve istisnaları kanunla düzenlenmiştir. 93 Ücrette Adalet Sağlanması Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır (AY. Madde 55). Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin Korunması Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirliliğini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir (AY. Madde 56). Konut Hakkı Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır, ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler ( AY. Madde 57). Gençliğin Korunması Devlet; İstiklal ve cumhuriyetimizin emanet edildiği gençlerin pozitif ilimin ışığında, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda ve devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmayı amaç edinen görüşlere karşı yetişme ve gelişmelerini sağlayıcı tedbirleri alır (AY. Madde 58). Sporun Geliştirilmesi Devlet, her yaştaki Türk vatandaşlarının beden ve ruh sağlığını geliştirecek tedbirleri alır; sporun kitlelere yayılmasını teşvik eder (AY. Madde 59). Sosyal Güvenlik Hakkı Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar (AY. Madde 60). Sosyal Güvenlik Bakımından Özel Olarak Korunması Gerekenler Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle malul ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar (AY. Madde 61). Yabancı Ülkelerde Çalışan Türk Vatandaşları Devlet yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gereken tedbirleri alır (AY. Madde 62 ). 94 Tarih, Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması Devlet; tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar (AY. Madde 63).
Sanatın ve Sanatçının Korunması Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur (AY. Madde 64). Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda, anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir (AY. Madde 65). 2.4.4.3. Siyasi Haklar ( Katılma, Aktif Statü Hakları ) Kişinin devlet yönetimine katılmasını sağlayan haklara, “Katılma Hakları” ya da “Aktif Statü Hakları” denilmektedir. Bu haklar anayasanın “Siyasi Haklar ve Ödevler” bölümünde düzenlenmiştir. Katılma haklarından devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan kişiler yararlanmaktadır. Anayasamızda Siyasal Haklar bölümünde ele alınan “Katılma Hakları” nın (Aktif Statü Hakları) neler olduğunu inceleyelim: Türk Vatandaşlığı Anayasamızın 66. maddesine göre Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür. Türk olmak kan bağı ile değil vatandaşlık bağı ile tanımlanmıştır. Seçme, Seçilme ve Siyasi Faaliyette Bulunma Hakları Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak; seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halk oylamasına katılma hakkına sahiptir (AY. Madde 67). Parti Kurma, Partilere Girme ve Partilerden Çıkma Vatandaşlar siyasi parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve partilerden ayrılma hakkına sahiptir. Parti üyesi olabilmek için 18 yaşını doldurmuş olmak gerekir (AY. Madde 68). Siyasi Partilerin Uyacakları Esaslar Siyasi partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur. Bu ilkelerin uygulanması kanunla düzenlenir (AY. Madde 69 ). 95 Kamu Hizmetlerine Girme Hakkı Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayrım gözetilemez (AY. Madde 70). Mal Bildirimi Kamu hizmetine girenlerin mal bildiriminde bulunmaları ve bu bildirimlerin tekrarlanma süreleri kanunla düzenlenir (AY. Madde 71). Dilekçe Hakkı Vatandaşlar ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancılar, kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazılı başvurma hakkına sahiptir (AY. Madde 74). Kamu Yönetiminde şeffaflığın sağlanması amacıyla 2003 yılında yürürlüğe giren 4982 sayılı “Bilgi Edinme Hakkı Kanunu” çerçevesinde demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarının önü açılmıştır. 2010 yılında yapılan anayasa değişiklikleri ile bu hak anayasal güvence altına alınarak “Kişilerin Bilgi Edinme ve Kamu Denetçisine (Ombudsman) Başvurmaları”nın önü açılmıştır.
Ombudsman, meclis tarafından halkın şikâyetlerini dinleyip çözümlere ulaştırmak üzere seçilmiş kimseye denilmektedir. Türkçe karşılığı olarak” kamu denetçisi, arabulucu, kamu hakemi” gibi tanımlar kullanılmaktadır. Ombudsman kamu hizmetlerinin yürütülüşündeki adaletsizlikler hakkında, konudan etkilenenlerden şikâyetleri almak, bu konularda araştırmalar yapmak ve sorunları çözmekle görevlendirilmiş, bağımsız bir kamu otoritesidir. Resim 2.4: Dilekçe hakkını tasvir eden bir resim
Anayasamız temel hak ve hürriyetlerin korunması, kullanılabilmesi imkânlarının hazırlanması bakımlarından devlete çeşitli ödevler yüklemiştir. Devlet, temel hak ve 96 özgürlüklerin sağlanması konusunda kendi üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmekle beraber Türk vatandaşlarına da bu konuda çeşitli ödevler yüklemiştir. Türk vatandaşlarına düşen görev, bu ödevleri gereği gibi ve zamanında yerine getirmektir. Devletten beklediğimiz sorumlulukların yerine getirebilmesi için bizim de bu ödevlerimizi yerine getirmemiz kaçınılmazdır.
Vatandaşların devletten beklediği hizmetler ve devletin kendiliğinden yapması gereken pek çok görev ve sorumlulukları vardır. Devletin bu görevlerini yapabilmesi için çeşitli gelir kaynaklarına ihtiyacı vardır. Devletin gelir kaynaklarından en önemlilerinden birisi de vergilerdir. Fotoğraf 2.13: Para Vergi ödevi: Vatandaşın vergi ödeyerek kamu giderlerinin karşılanmasına katılmasıdır. Vergi ödevi, temel vatandaşlık görevlerinden biri olarak anayasamızda belirtilmiştir. “ Herkes kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür” denilmektedir ( AY. Madde 73 ). Fotoğraf 2.14: Yazar kasa “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.”(AY. Madde 73 ) Her vatandaşın kanunla belirtilmiş vergi borcunu, eksiksiz ve zamanında ödemesi devletin yükümlü olduğu çeşitli kamu hizmetlerinin gerektiği gibi yerine getirilmesi, belediye hizmetlerinin yürütülmesi, millî amaçların gerçekleştirilebilmesi bakımından büyük önem taşır. Vergi vermekten kaçınan vatandaş, kamu hizmetlerini aksatabilecek bir harekette bulunduğunu, Türk devletine ve milletine karşı olan görevlerini yerine getirmekte ağır kusur işlediğini bilmelidir. 97 Başkalarına olan özel borçların yerine getirilmemesi nasıl ki dürüstlükle bağdaşmayan bir davranış ise vergi borcunu gerektiği gibi ödememek de dürüstlüğe uymayan, öteki vatandaşların haklarının çiğnenmesine yol açan bir harekettir.
Oy kullanma siyasal haklar içinde yer alan bir vatandaşlık hakkı ve ödevidir. Anayasamızın 67. maddesi “Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halk oylamasına katılma hakkına sahiptir.” diyerek oy kullanma hakkına işaret etmektedir. Anayasamızda, on sekiz yaşını dolduran her Türk vatandaşının seçme ve halk oylamasına katılma haklarına sahip olduğu belirtilmektedir. Anayasamıza göre seçimler ve halk oylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre yargı yönetim ve denetimi altında yapılır. Ayrıca anayasamızda, yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarının oy hakkını kullanabilmeleri amacıyla kanun tarafından uygulanabilir tedbirlerin belirleneceği de ifade edilerek oy kullanma şartlarının düzenlenmesinde gösterilen titizlik ortaya konulmuştur. 98 Anayasamıza göre oy kullanma hakkı kanunla düzenlenir. Anayasamızda oy kullanamayacak kişiler; silah altında bulunan er ve erbaşlar ile askeri öğrenciler, taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler şeklinde belirtilmektedir. Oy kullanma, kanunun belirttiği koşullara sahip olan her Türk vatandaşının yerine getirmesi gereken bir hak ve ödev olup oy kullanmanın terk edilmesi vatandaşlık ödevinin yerine getirilmemesi demektir. Bu ülkenin bir bireyi olarak seçim dönemlerinde kendi görüşümüzü ortaya koymak amacıyla oy kullanırız. Oy kullanma hakkını terk eden vatandaşlara çeşitli yaptırımlar uygulanır.
karar verirken mahkeme tarafından göz önünde tutulması gereken hususlardan değildir? I. Üyelerin atanma biçimi II. Görev süreleri III. Dış baskılara karşı korunaklı olmaları IV. Tek başına karar verme V. Teminat verme A) I, II, III B) Yalnız V C) IV, V D) I, III, V E) II, IV
110 KAYNAKÇA http://www.anayasa.gov.tr/Hakkinda/Gorevler/ http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.6085.pdf http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.6100.pdf. Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Kitapçığı ( 1982 Anayasası) 5435 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu HSYK 30.04.2014 tarih ve 87742275-010.0121-2014 sayılı 3 Nolu Yönerge. Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün 02.02.2006 tarih ve B.03.0.PER.0.00.00.01/5159 sayılı yazısı. www.megep.meb.gov.tr (03.12.2015/ 11:30) www.adalet.gov.tr (03.12.2015/ 13:35) KAYNAKÇA